 |
12
Eylül'ün 20. yılı... |
| 12 ve 13 Eylül 2000 tarihlerinde
yayınlanan gazetelerde yer alan haber ve yorumlar... |
CUMHURİYET
GAZETESİ - 12 EYLÜL 2000
Darbenin bilançosu
İstanbul Haber Servisi -
TBMM kapatıldı, anayasa ortadan kaldırıldı, siyasi partilerin kapısına
kilit vuruldu ve mallarına el konuldu.
* 650 bin kişi gözaltına
alındı.
**1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
**Açılan 210 bin davada 230
bin kişi yargılandı.
**7 bin kişi için idam cezası
istendi.
**517 kişiye idam cezası
verildi.
**Haklarında idam cezası
verilenlerden 50'si asıldı (18 sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu,
1'i Asala militanı).
**İdamları istenen 259 kişinin
dosyası Meclis'e gönderildi.
**71 bin kişi TCK'nin 141,
142 ve 163. maddelerinden yargılandı.
**98 bin 404 kişi ''örgüt
üyesi olmak'' suçundan yargılandı.
**388 bin kişiye pasaport
verilmedi.
**30 bin kişi ''sakıncalı''
olduğu için işten atıldı.
**14 bin kişi yurttaşlıktan
çıkarıldı.
**30 bin kişi ''siyasi mülteci''
olarak yurtdışına gitti.
**300 kişi kuşkulu bir şekilde
öldü.
**171 kişinin ''işkenceden
öldüğü'' belgelendi.
**937 film ''sakıncalı''
bulunduğu için yasaklandı.
**23 bin 677 derneğin faaliyeti
durduruldu.
**3 bin 854 öğretmen, üniversitede
görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
**400 gazeteci için toplam
4 bin yıl hapis cezası istendi.
**Gazetecilere 3 bin 315
yıl 6 ay hapis cezası verildi.
**31 gazeteci cezaevine girdi.
**300 gazeteci saldırıya
uğradı.
**3 gazeteci silahla öldürüldü.
**Gazeteler 300 gün yayın
yapamadı.
**13 büyük gazete için 303
dava açıldı.
**39 ton gazete ve dergi
imha edildi.
**Cezaevlerinde toplam 299
kişi yaşamını yitirdi.
**144 kişi kuşkulu bir şekilde
öldü.
**14 kişi açlık grevinde
öldü.
**16 kişi ''kaçarken'' vuruldu.
**95 kişi ''çatışmada'' öldü.
**73 kişiye ''doğal ölüm
raporu'' verildi.
**43 kişinin ''intihar ettiği''
bildirildi.
20. YILDÖNÜMÜ
12 Eylül rejimi sürüyor
* İHD Genel Başkanı Hüsnü
Öndül, 12 Eylül darbesinin yurttaşın devlet için olduğu anlayışını yerleştirdiğini
vurgularken ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras, Türkiye'nin 21. yüzyıla 12 Eylül'ün
gölgesinde girdiğini öne sürdü. Ercan Karakaş ise 12 Eylül'le gelen yasakların
sürmesinin Türk siyasetinin ve özellikle de Türk sağının ayıbı olduğunu
söyledi.
İSTANBUL/ANKARA (Cumhuriyet)
- İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Hüsnü Öndül , 12 Eylül darbesinin
yurttaşın devlet için olduğu anlayışını yerleştirdiğini vurgularken ÖDP
Genel Başkanı Ufuk Uras , Türkiye'nin 21. yüzyıla 12 Eylül'ün gölgesinde
girdiğini öne sürdü. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Ali Balkız
, ''kara dönem'' olarak nitelediği 12 Eylül'ün unutulmamasını istedi. CHP
Meclisi üyesi Ercan Karakaş , 12 Eylül'le gelen yasakların sürmesinin Türk
siyasetinin ve özellikle de Türk sağının ayıbı olduğunu söyledi.
ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras,
yaptığı yazılı açıklamada, 12 Eylül'ün rejim üzerindeki olumsuz etkilerini
anlattı. ''Rejimin şimdi onarmaya çalıştığı defoları aslında o dönemin
ürünüdür'' diyen Uras, 12 Eylül'ün etkilerini şöyle sıraladı: ''12 Eylül
ile birlikte sola karşı desteklenen Türk-İslam sentezcisi kadrolar devlet
içine yerleştirildi. 12 Eylül'ün yasakçı kafası Kürt sorununu asayiş sorununa
indirgedi, anadili yasak ilan etti ve onbinlerce insanın ölümüne yol açan
süreci başlattı. 12 Eylül, sermaye yanlısı tutumuyla, yeni liberal ekonomi
politikaları ile ülkeyi emeğiyle geçinenler açısından cehenneme çevirdi.
Sendikal haklar, sosyal
haklar tahrip edildi. 12
Eylül askeri otoriteyi, yürütmeye, yargıya ve siyasete müdahale edici,
talimat verici bir konuma, sivil otoritenin üstüne yükseltti.
RTÜK'ü medyanın başına musallat
eden 12 Eylül rejimidir.'' Türkiye'nin 21. yüzyıla 12 Eylül rejiminin gölgesinde
girdiğini belirten Uras, ''12 Eylül'ün militarist kurumlarını, zihniyetini,
yasalarını ve anayasasını değiştirmeden Türkiye'nin devasa sorunlarını
aşamayacağız'' dedi. 12 Eylül'ün etkilerini 'kâbus' olarak nitelendiren
Uras, bu kâbustan kurtulmanın yolunun da uzaktan kumandalı siyaset tarzını
değiştirmekten, köklü bir anayasa ve yargı reformu yapmaktan geçtiğini
kaydetti.
İnsan Hakları Derneği Genel
Başkanı Hüsnü Öndül, bir yazılı açıklama yaparak, derneklerinin hazırladığı
insan hakları ihlalleri bilançosundan örnekler verdi. Bilançoya göre, 7
bin kişi için idam istendiği, 517 kişiye ölüm cezasının verildiği, 650
bin kişinin gözaltına alındığı, 1 milyon 683 bin kişinin fişlendiği, açılan
210 bin davada 230 bin kişinin yargılandığı, 388 bin kişiye pasaport verilmediği,
7 bin 233 devlet görevlisinin bölgelerinin dışına sürüldüğü, 300 gazetecinin
saldırıya uğradığı, 49 ton gazete, dergi ve kitabın sakıncalı olduğu gerekçesiyle
imha edildiği belirlendi.
Öndül, 12 Eylül rejimi sonrası
Türkiye'nin Türk-İslam sentezi anlayışı ile yeniden yapılandırıldığını,
bu yeniden yapılanmada Aydınlar Ocağı'nın 1979 yılı tezlerinin sisteme
damgasını vurduğunu belirtti.
Öndül, 12 Eylül'le birlikte
kutsal devlet anlayışının yerleştirildiğini belirterek bireyin, yurttaşın
hakları ve özgürlüklerinin kutsal devlet anlayışına kurban edildiğini,
yurttaşın devlet için var olduğu anlayışının sisteme yerleştirildiğini
söyledi. Balkız ise yaptığı yazılı açıklamada, 12 Eylül'ün Türkiye demokrasisi
üzerinde bıraktığı kara lekenin bugüne kadar aşılamadığını belirterek ''12
Eylül'ün bıraktığı ceberrut rejim anlayışı halen egemenliğini sürdürmektedir''
dedi. Balkız, Türkiye'nin, 12 Eylül'ün getirdiği anayasa, siyasi partiler
yasası, YÖK ve DGM'lerle yönetilmeye devam ettiğini belirterek bir kez
daha askeri müdahale
yaşamaması için 12 Eylül'ün
getirdiği olumsuzlukları unutmaması ve 12 Eylül anlayışını yaratanlarla
hesaplaşması gerektiğini söyledi.
12 Eylül darbesini ve anlayışını
değerlendiren Ercan Karakaş, 12 Eylül Anayasası'nın, temel yasalarının
ve YÖK gibi kurumların yerini koruduklarını belirterek o günlerde hüküm
giyen 21 bin gencin siyaset yasağının sürmesinin kabul edilemeyeceğini
vurguladı. Merkez sağ partilerin, darbenin sonuçlarına karşı olduklarını
ve iktidar olunca bunları kaldıracaklarını açıkladıklarını anımsatan Karakaş,
''Fakat iktidar olduklarında bu konuda ciddi ve ısrarlı çaba göstermediler''
dedi. Sağ uçtaki partilerin ise demokrasi gibi bir sorunlarının olmadığını
savunan Karakaş, AB'ye üyelik sürecinde, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne
dayalı bir demokrasi olmadan, Türkiye'nin sorunlarını çözemeyeceğini ifade
etti.
ÖDP olarak bugün saat 19.15'te,
Kadıköy'deki Karaköy İskelesi önünde 12 Eylül'le ilgili kitlesel bir açıklama
yapacaklarını söyleyen ÖDP Genel Sekreteri Sinan Tutal da Türkiye'nin hâlâ
kanlı darbe anayasasıyla yönetildiğini ifade ederek ''Binlerce insanı işkenceden
geçiren, tutuklayan, idam eden 12 Eylül cuntacıları hâlâ yargı önüne çıkarılmadılar''
dedi.
Tutal, darbenin üzerinden
neredeyse 20 yıl geçtiğini anımsatarak yasalardaki düzenlemeye göre 20
yıllık zamanaşımı süresinin dolmak üzere olduğuna dikkat çekti. TGC Başkanı
Nail Güreli ise bugün Cağaloğlu'ndaki TGC binasında 12 Eylül rejimini ve
yeni yayın döneminden beklentilerini değerlendireceğini açıkladı.
İzleri hâlâ anayasada
* Türkiye'de haklar ve
özgürlüklerin askıya alındığı 12 Eylül darbesi döneminin izleri yıllar
boyunca silinmedi. Askeri yönetimin yaptığı anayasa henüz değiştirilemedi.
Hemen hemen her siyasetçi tarafından eleştirilen ve değiştirilmesi gerektiği
vurgulanan anayasanın darbeciler ve onların uygulamalarını yargıdan koruyan
geçici 15. maddesine ilişkin tartışmalar da sürüyor.
ANKARA (Cumhuriyet Bürosu)
- 12 Eylül 1980'de yapılan askeri darbe, Türk demokrasisinin hedef olduğu
en ağır bunalımlardan biri olarak tarihe geçti.
Türkiye'de haklar ve özgürlüklerin
askıya alındığı darbe döneminin izleri yıllar boyunca silinmedi. Askeri
yönetimin yaptığı anayasa henüz değiştirilemedi.
Terör eylemleri ve sokak
çatışmalarının yoğunlaşmasının ardından 1980'lerin başından itibaren Türkiye'de
askerlerin darbe yapabileceği yolunda görüşler sık sık dillendirildi.
Dönemin Genelkurmay Başkanı
Orgeneral Kenan Evren , hükümete yaptığı uyarılarda bunun işaretini zaman
zaman verdi. TSK komuta kademesi, dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk
'e gönderdiği ''muhtıra'' niteliğindeki mektupta, terörün bitirilmesi uyarısında
bulunarak darbe yapabileceklerine ilişkin örtülü imada bulundu.
Dönemin Genelkurmay Başkanı
Orgeneral Evren, harekât gününü 11 Temmuz olarak belirledi. 3 Temmuz'da
CHP hükümetinin düşürülmesi için verilen gensoru ve 10 Temmuz'da Paris'te
Türkiye'nin borçlarının ertelenmesinin gündeme gelmesi, darbe tarihinin
saptanmasında etkili oldu.
11 Temmuz harekât emri, özel
kuryelerle bütün Türkiye'de ordu, kolordu ve bölge komutanlıklarına dağıtıldı.
Ancak 3 Temmuz günü Demirel hükümeti güvenoyu aldı. Bunun üzerine Genelkurmay
Başkanı Evren, kuvvet komutanlarını toplayarak darbeden vazgeçildiğini
açıkladı. Böylece darbenin tarihi ertelendi.
11 Eylül'de Bakanlar Kurulu
öğle saatlerinde toplandı. Askerler, akşam saatlerinde TRT Genel Müdürü
Doğan Kasaroğlu ve yardımcılarını Genelkurmay'a çağırarak radyo ve televizyonların
saat 04.00'te hazır hale getirilmesini istediler.
Darbe Türkiye'ye duyurulduktan
sonra ilk bildiri yayımlandı.
Bildiride, siyasilerin uzlaşmaktan
kaçınan tutumu ve terör, darbenin gerekçesi olarak gösterildi. Milli Güvenlik
Konseyi bildirisinin altında, Konsey Başkanı ve Genelkurmay Başkanı Kenan
Evren, üyeler Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer , Kara Kuvvetleri
Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin , Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya,
Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun 'un imzası yer aldı.
Darbenin ardından dönemin
AP lideri Süleyman Demirel ve CHP lideri Bülent Ecevit 'in de aralarında
bulunduğu 2'si BTP'li, 7'si CHP'li, 7'si AP'li olmak üzere toplam 16 siyasetçi
Zincirbozan'a gönderilerek tecrit edildi.
MHP lideri Alparslan Türkeş
bir süre kaçtı, ancak daha sonra teslim oldu. 12 Eylül darbesinin ardından
oluşturulan Danışma Meclisi'nin hazırladığı anayasa, 1982 yılında referanduma
sunuldu. Anayasayı eleştirmek yasaktı; tartışmalı bir referandum sonucu,
anayasa yüzde 92'ye yakın bir oy oranıyla kabul edildi.
Anayasanın kabulü Kenan Evren'in
de devlet başkanı olması demekti. Evren, 1989 yılına kadar Türkiye'nin
7. Cumhurbaşkanı olarak görev yaptı.
Hemen hemen her siyasetçi
tarafından eleştirilen ve değiştirilmesi gerektiği vurgulanan anayasanın
darbeciler ve onların uygulamalarını yargıdan koruyan geçici 15. maddesine
ilişkin tartışmalar da sürüyor. Söz konusu maddenin kaldırılması, yine
TBMM'de bulunan bütün partilerin vaatleri arasında yer alıyor.
Eskişehir Demokrasi Platformu
'Suskunluklar sona ermeli'
*Eskişehir Demokrasi Platformu
adına dönem sözcüsü Dr. Osman Elbek, 12 Eylül'ün dayattığı yeni dünya düzeninin
''küreselleşme'' ve ''özelleştirme'' adı altında uygulamaya koyduğu yeni
liberal politikalar için gereken istikrar ortamını sağlamayı amaçladığını
vurguladı.
İstanbul Haber Servisi -
Eskişehir Demokrasi Platformu adına dönem sözcüsü Dr. Osman Elbek, düşüncenin
suç olmamasını, insanların gözaltında kaybolmamalarını, yargısız infazların
olmamasını, şeriatın ve ırkçılığın hüküm sürmemesini isteyenler için bugünün
''milat'' olduğunu belirterek suskunlukların bitmesini istedi.
Dr. Osman Elbek yaptığı yazılı
açıklamada, 12 Eylül'ün dayattığı yeni dünya düzeninin ''küreselleşme''
ve ''özelleştirme'' adı altında uygulamaya koyduğu yeni liberal politikalar
için gereken istikrar ortamını sağlamayı amaçladığını vurguladı.
Artık hiçbir şeyin değiştirilemeyeceği
biçiminde empoze edilen düşüncenin yıkılması gerektiğini ifade eden Elbek,
''Her şeyin değişebileceğine olan inancın ve mücadelenin yükseltilebilmesi
için yıllar içinde oluşturduğumuz birikimimizle, aklı, bilimi ve toplumun
çıkarlarını temel alan evrensel ilkelerin yol göstericiliğinde, özgürlükçü,
barışçı, eşitlikçi, emekten ve tüm dünya halklarının dayanışmasından yana
bir anlayışı yirmi birinci yüzyıla taşımalıyız'' dedi.
Elbek, Demokrasi Platformu
örgütlerinin, 12 Eylül darbesinin neden olduğu ''vahşeti'' ve ''insanlık
suçunu'' kuru kuruya kınayarak geçmeyeceğine dikkat çekti. Türkiye'de yaşayan
her yurttaşın eşit, özgür, evrensel insan ilkelerine bağlı olarak hayatını
sürdürmesinin doğru olduğuna inananlara seslenen Elbek, sözlerine şöyle
devam etti:
''Bu ülkede düşüncesinin
suç olmamasını, insanların gözaltında kaybolmamalarını, yargısız infazların
olmamasını, şeriatın ve ırkçılığın hüküm sürmemesini isteyen birileri varsa
ve bu birileri bugüne kadar susmuşlarsa, bugün onlar için milat olsun.
Aşsınlar suskunluklarını.''
Eğit-Der Genel Başkanı Mustafa Gazalcı
, yaraların sarılamadığını söyledi
İlk darbe öğretim birliğine
12 Eylül 1980 darbesi ülkemizde
birçok alanı olumsuz etkilediği gibi eğitimi, eğitim işini yapan öğretmeni
ve eğitimin temeli olan öğrencileri de derinden yaraladı. Yıllar geçmesine
karşın bu yaralar sarılamadı, tam tersine kangren oldu.
12 Eylül'de ilk darbe öğretim
birliğine vuruldu. Cumhuriyetin kurulmasından hemen sonra 3 Mart 1924 tarihinde
temeli atılan Öğretim Birliği (Tevhid-i Tedrisat) Yasası, 12 Eylül Anayasası'nın
24. maddesi ile zorunlu din dersleri konularak delindi. Öğretim Birliği
Yasası, laik cumhuriyetin temeliydi.
İmam-hatipler arttırıldı
12 Eylül döneminde imam-hatip
liseleri, eklentileri (şubeleri) ve öğrenci sayısı arttırıldı. 1983 tarihinde
imam-hatip lisesi çıkışlılara, üniversitelerin her bölümüne girme hakkı
tanınmasıyla, din eğitimi almış kişiler devletin tüm kurum ve kuruluşlarında
görev aldı ve yönetici oldular.
Ezberci eğitim, dersaneler
ve paralı eğitim bu dönemde yaygınlaştı.
Üniversitede kıyım
Üniversite harçları, eğitime
katkı payları 1983 yılında yürürlüğe girdi. YÖK kurularak üniversitelerin
özerkliği ve bilimsel gelişmesi, vakıf üniversiteleri de kurularak devlet
üniversitelerinin gelişmesi engellendi. Birçok yurtsever öğretim üyesi
üniversiteden uzaklaştırıldı.
12 Eylül döneminde eğitime
ayrılan pay azaldı. Eğitim yatırımları düştü. Örneğin devlet bütçesinden
ilköğretime ayrılan yatırım ödeneği 1963'te yüzde 2.1 iken 1980'de yüzde
0.82'ye, 1981'de yüzde 0.71 olarak gerçekleşmiş, her yöntem eğitimin niteliği
düşmüştür. 12 Eylül anlayışının bir darbesi de eğitim işini yapan öğretmene
oldu. Birçok yurtsever öğretmen suçlu gibi görüldü. Binlercesi 1402 sayılı
yasayla (Sıkıyönetim Yasası) işinden, yerinden edildi. 200 bin üyeli en
büyük öğretmen örgütü TÖB-DER yöneticileri haksız yere tutuklandı, yıllarca
hapis yatırıldı. Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi, 84 TÖB-DER yöneticisini
5 ile 8 yıla mahkûm ederek, derneğin mallarını hazineye devretti. Aradan
8 yıl geçtikten sonra, 24 Nisan 1989 tarihinde Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi,
örgütün genel başkanının da içinde bulunduğu 19 yöneticisini akladı; buna
karşın, bu hukuk skandalı bugün de düzeltilmedi, TÖB-DER malları öğretmenlere
geri verilmedi. Öğretmenlerin sandığı İLKSAN tüzüğü değiştirildi. Yönetimi
öğretmenlerden alınarak, sandık, yolsuzlukların batağına sürüklendi. 12
Eylül döneminde öğretmenlere çok düşük ücret verildi. İkinci iş yapan öğretmen
sayısı arttı. Toplumda saygınlıkları azaldı. Öğretmenlik bir meslek olmaktan
çıkarıldı.
12 Eylül anlayışının bir
darbesi de eğitimin temeli olan öğrenciye yapıldı. Öğrenci gençliği de
potansiyel suçlu gibi görüldü, siyaset ve örgütlenme hakkı ellerinden alındı.
İlerici, demokrat gençler okullarından atıldı. 12 Eylül yönetimi laik eğitime,
yurtsever öğretmene ve ilerici öğrenciye karşıydı. Sözde Atatürkçülük yaparak,
Atatürk devrimlerini ve yapıtlarını yıprattılar.
Atatürk 'ün Halkevleri etkinliği
durduruldu, yöneticileri mahkemeye verildi. TDK ve TTK devlet dairesi durumuna
sokuldu. Öztürkçe sözcükler yasaklandı. Onbinlerce kitap yakıldı ve toplatıldı.
Kitap, suç aracı olan silahlarla birlikte gösterildi. 12 Eylül cuntasının,
özetle laik eğitimde, öğretmende, öğrencide açtığı yaralar bugün de kanıyor.
12 Eylül cuntası, hem eğitimi, hem eğitimin temel öğesi olan öğrenci ve
öğretmeni suçladı, yargıladı, hapse attı. Anayasaya zorunlu din derslerini
koyarak Atatürk'ün Öğretim Birliği Yasası'nı bozdu. Atatürkçülük söylemini
kullanarak Atatürkçülük düşüncesine aykırı zorunlu din derslerini okullarda
okuttu. Anaokullarından başlayan şeriatçı eğitim kurumlarının yaygınlaşmasını
özendirdi.
Milli Eğitim Bakanlığı ve
kurumlarında Atatürkçülük dışlanarak Türk-İslam Sentezi ideolojisi, kadrolaşma
ve ders kitapları yoluyla egemen kılındı. Kitabı düşman bildi, toplattı
ve yaktı. Öğretmen ve öğrenciyi potansiyel bir suçlu gibi gördü. Paralı
eğitimi özendirdi, vakıf üniversitelerine olanak sağlayarak devlet üniversitelerinin
gelişmesini engelledi. Öğretmen ve öğrenci örgütlerini dağıttı.
Eğitimde 12 Eylül izleri
- Din dersleri zorunlu hale
getirildi, imam- hatiplerin sayısı arttırıldı, Öğretim Birliği Yasası delindi.
- Üniversite özerkliğine
darbe vuruldu. Öğretmenlerin örgütü TÖB-DER kapatıldı, yöneticileri gözaltına
alıpın sorgulandı, yüzlercesi görevlerinden uzaklaştırıldı.
- YÖK getirildi, 1402 sayılı
Sıkıyönetim Kanunu'yla çok sayıda ilerici bilim adamı üniversitelerdeki
görevlerinden uzaklaştırıldı, eğitimin kalitesi düştü, bilimsel araştırmalar
geriledi.
- Milli Eğitim ve Üniversitelerde
gerçekleştirilen ırkçı-şeriatçı kadrolaşmayla Türk-İslam sentezci anlayış
egemen kılındı.
- Sorgulayıcı araştırıcı
eğitim modeli yerine, ezberci model dayatıldı.
- Öğrenciye potansiyel suçlu
gözüyle bakıldı, demokratik katılımı önlendi, tepki gösterenler polisle
karşı karşıya bırakıldı.
12 Eylül Belgeleri
(13
EYLÜL 2000)
  |