 |
12
Eylül'ün 20. yılı... |
| 12 ve 13 Eylül 2000 tarihlerinde
yayınlanan gazetelerde yer alan haber ve yorumlar... |
SABAH
GAZETESİ - 12 EYLÜL 2000
12
Eylül dönemi artık geride kaldı
Ecevit, 12 Eylül günlerinin
artık geride kaldığını ve bayram ya da matem gibi anmak istemediğini söyledi
Başbakan Bülent Ecevit, 12
Eylül'ün bir matem, ya da bir bayram gibi anmak istemediğini söyledi. 12
Eylül 1980'de anamuhalefet partisi lideri olan Bülent Ecevit, darbe günü
Trabzon'a gitmek için hazırlık yapıyordu ama bunun yerine Hamzakoy'a mecburi
bir ziyaret yapmak zorunda kalmıştı. Ecevit, SABAH'ın 12 Eylül 1980 müdahalesi
üzerine sorularına "12 Eylül geride kaldı" yanıtını veren Ecevit şöyle
konuştu:
TARTIŞMAYA GİRMEDİM
"Ben 12 Eylül tartışmasına
da dikkat etmişsinizdir yıllardır hiç girmiyorum. Çünkü 12 Eylül devam
ederken tepkimi göstermiştim. 12 Eylül geride kaldı artık. 12 Eylül'den
sonra meydana gelen gelişmeler doğrudan 12 Eylül'e bağlanamaz, çünkü dünyada
çok büyük değişiklikler oldu.
DÜNYA DÜZENİ DEĞİŞTİ
İki kutuplu dünya sona erdi.
İdeolojik karşıtlıklar çok yumuşadı. Globalleşme süreci başladı. Avrupa
Birliği süreci başladı. Bütün bunların Türkiye'nin iç ve dış politikalarında
önemli etkileri oldu. Bütün bunlar olmasaydı 12 Eylül'ün sonucu ne olurdu?
Bu çok teorik bir inceleme olur. Yani 12 Eylül'ü bir matem, ya bir bayram
olarak anmak içimden gelmiyor."
Nereden
nereye
Bugün, Türkiye tarihinin
dönüm noktalarından biri olan 12 Eylül 1980 darbesinin 20'nci yıldönümü.
O gün hakim, savcı ya da serbest meslek sahibi olanlar, bugün devletin,
hükümetin, yargının, ordunun başındalar
CUMHURBAŞKANI AHMET NECDET
SEZER
39 yaşında gelecek vaat
eden genç bir hukukçuydu 12 Eylül 1980 darbesi yapıldığı gün Yargıtay tetkik
hakimi olarak görev yapıyordu. 20 yıl sonra bugün, başarılı bir hukuk kariyerinden
sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanı.
BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT
55 yaşındaydı. Anamuhalefet
partisi lideri olarak 12 Eylül sabahı parti toplantısı için Trabzon'a gitmek
üzere hazırlıklarını tamamlamıştı ve Oran'daki evindeydi. Darbeden sonra
siyaset yasağı getirildi. 1987'den sonra yeniden siyasete dönebildi.
TBMM BAŞKANI YILDIRIM
AKBULUT
45 yaşındaydı. Erzincan'da
serbest avukatlık yapıyordu. 1983'te ANAP kurulduktan sonra Turgut Özal,
Erzincan'ı Akbulut'a teslim etti. Erzincan il örgütünü kurdu.
GENEL KURMAY BAŞKANI HÜSEYİN
KIVRIKOĞLU
46 yaşındaydı. 1980 Ağustos'unda
toplanan Yüksek Askeri Şura kararıyla tuğgeneralliğe terfi etti ve NATO
SHAPE Harekat Başkanlığı Harekat Merkez Amirliği görevine atandı. 12 Eylül
sırasında Belçika'nın Mons kentinde bu görevde bulunuyordu. Görevi 1983'e
kadar sürdü.
FP GENEL BAŞKANI RECAİ
KUTAN
Malatya Milletvekili ve
MSP'nin teşkilattan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı idi. 12 Eylül günü
başka parlamenterlerle birlikte Ankara'daki Ordu Dil Okulu'nda "gözetim
altına" alındı.
BAŞBAKAN YARDIMCISI DEVLET
BAHÇELİ
32 yaşındaydı. Şimdi Gazi
Üniversitesi'ne bağlı olan, o zamanki adıyla İktisadi ve Ticari İlimler
Akadamesi'nde asistanlık yapıyordu.
DYP GENEL BAŞKANI TANSU
ÇİLLER
34 yaşındaydı. Darbeden
birkaç ay önce ikinci çocuğunun doğumunun ardından Amerika'dan Türkiye'ye
dönmüştü ve 12 Eylül'de Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesiydi.
ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANI
MUSTAFA BUMİN
40 yaşındaydı. Danıştay
Cumhuriyet Savcılığı kadrosunda, tetkik hakimliği yapıyordu.
MALİYE BAKANI SÜMER ORAL
42 yaşındaydı. Görev başındaki
zamanın Demirel hükümetinde Sosyal Güvenlik Bakanıydı. Oral o gün ve bugün
bakan olan tek kişi.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI
VURAL SAVAŞ
42 yaşında idi. Yargıtay
Ceza Genel Kurulu kadrosunda tetkik hakimi idi.
YARGITAY BAŞKANI SAMİ
SELÇUK
43 yaşındaydı. Demokrasi
yanlısı görüşleriyle tanınan Selçuk o zaman Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
emrinde savcı olarak görev yapıyordu.
Saçma
sapan iddialar
Türkeş'in sağ kolu Rıza
Müftüoğlu 12 Eylül dönemini "Copların Askerleri" adlı kitapta anlattı.
Kitaptaki iddialar arasındaki Türkeş'in Evren'e suikast planladığı kimse
tarafından doğrulanmadı
Geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz
MHP lideri merhum Alpaslan Türkeş'in sağ kolu ve MHP eski Genel Başkan
Yardımcısı Rıza Müftüoğlu, 12 Eylül'ün 20'nci yıl dönümünde kaleme aldığı
"Copların Askerleri" adlı kitabında suskunluğunu bozdu. Müftüoğlu'nun kitabında
şok iddialar yer aldı.
12 Eylül döneminde açılan
MHP ve ülkücü kuruluşlar davasında yargılanan ve bir süre Mamak Cezaevinde
tutuklu kalan Rıza Müftüoğlu, bu dönemi anlattığı kitabında dönemin Genelkurmay
ve Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Kenan Evren'in ülkücüler tarafından öldürülmek
istendiğini açıkladı. Türkeş'in Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki taraftarları
tarafından hazırlanan Evren'e suikast planının Müftüoğlu şöyle anlattı:
TÜRKEŞ'İN PAROLASI
"Ordudaki taraftarlarımızdan
birkaç kişi biraraya gelerek, bir durum değerlendirmesi yapmışlar. Türkeş'in
ve ülkücülerin karşı karşıya oldukları haksız durumu ortadan kaldırmak
gerektiğine karar vermişler. Ancak normal yollarla bunun mümkün olmayacağını,
bunun için Genelkurmayı basmayı ve Evren'i öldürmeyi düşünmüşler."
Rıza Müftüoğlu kitabında
12 Eylül darbesinin yapılacağından bilgi sahibi olan ve 3 gün Ankara'da
saklanan MHP Lideri Türkeş'in isteyerek değil, mecbur bırakıldığı için
teslim olduğunu ileri sürdü. Türkeş'in "Hasta Hastaneye yatmak istiyor"
parolası ile teslim olmak istediğini askerlere kendisi aracılığı ile iletildiğini
yazan Müftüoğlu kitabında şu bilgilere yer verdi:
"Türkeş ortalıkta yoktu.
Birgün şirket merkezinde otururken bir telefon geldi. Telefondaki kişi
Türkeş'in gençlik müşavirlerinden biri idi. 'Hasta hastaneye yatmak istiyor.
Senin tanıdığın doktora bir sor. Yatsın mı hastanaye?' diye sordu. 'Yani
teslim olsun mu demek istiyorsun' dedim. 'Evet' dedi. Aramam gerekeni telefonla
aradım. İhtilalden sonra Genelkurmayı ilk kez arıyordum... Türkeş teslim
mi oldu. Yoksa teslim olmaya mecbur mu edildi. Kanaatim odur ki Türkeş
mecbur edilmişti. Evet"
NASIL SAKLANDI?
Müftüoğlu, kitabında Türkeş'in
saklandığı 3 gün boyunca 12 Eylül Harekatı'na karşı saldırıya geçmek için
hazırlıklar yapmak için zemin yokladığını iddia etti. Müftüoğlu'nun bu
iddiası da kitapta şöyle ifade edildi: "İhtilallerin görünmeyen gücünü
ve herkesi tesir sahasına alan tılsımı bozmak hesapta olmayan bir iki eylemle
gerçekleştirilebilirdi. Fakat ne İncek'teki çiftlik kullanılabilmiş ne
de Sivas'tan getirilecek gençler. Ne de ordudaki taraftarlar.
12 Eylül'e yaklaşan günlerde
ve sonrasında MHP Lideri Türkeş'in bir cunta faaliyeti içinde olup olmadığı
sıkça tartışıldı. Kitapta bu soruya da yanıt buldu: "1980 öncesinde 7 cuntanın
varlığından bahsediliyordu. Bu cuntaların biri de Türkeş cuntası idi. Ama
sözde bu cuntanın başı 12 Eylül'den birkaç gün önce cuntasını satmıştı.
Sonra bunun karşılığını almış olacak. Emekli olduktan sonra bir kurumu
ona teslim etmişlerdi"
Necdet PEKMEZCİ
Neden
20 yıl sonra yazdım
80'inde
çıplak kadın resmi yapıp, eserini seyredenlerin bu ihtilal tablolarını
da seyretmelerini ve vicdanlarıyla başbaşa kalmalarını istedim
Rıza Müftüoğlu, anılarını
yazma gerekçesini "yaşadıklarımızın kayda geçmesini istedi" sözleri ile
açıkladı. Müftüoğlu Copların Askerleri adını verdiği kitabının önsözünde
12 Eylül döneminde yaşadığı olayları ve anılarını kaleme almasını şöyle
açıkladı:
FACİALAR UNUTULMASIN
"Bu kitabı yazdım. Çünkü
ben, zulmedenler hiç olmazsa kamu vicdanında hüküm giysinler istedim. Bu
uygulamaları bilmeyenler, yaşamayanlar da o dönemi bilsin ve yargılasın
istedim. 80'inde çıplak kadın resmi yapıp karşısında bu eserini seyredenlerin
bu ihtilal tablolarını da seyretmelerini ve vicdanları ile bir dakika dahi
olsa başbaşa kalmalarını istedim.
DÜŞÜNSÜNLER
İlkokul çağındaki çocuklarınızın
önünde tel örgülerin arkasında, hazır olda, copların gölgesinde, komutla
"Türk'üm, Doğruyum, Çalışkanım, Büyüklerimi Saymak, Küçüklerimi Sevmek"
diye başlayan andı yüksek sesle okumanın ne demek olduğunu düşünülmesini
istedim."
Müftüoğlu sözlerini şöyle
tamamladı: Copların Askerleri adlı kitabımı bu ihtilalin facialarının unutulmaması
için yazdım. Bilinsin ve düşünülsün istedim."
12 Eylül Belgeleri
(12
EYLÜL 2000)
  |