 |
12
Eylül'ün 20. yılı... |
| 12 ve 13 Eylül 2000 tarihlerinde
yayınlanan gazetelerde yer alan haber ve yorumlar... |
AKŞAM
GAZETESİ - 12 EYLÜL 2000
Evren Paşa'yı vuracaklardı
1980
sonrası Türkeş yanlısı bazı subayların, Genelkurmay'ı basıp, Evren'i öldürmeyi
planladıkları ortaya çıktı
Mhp eski Genel Başkan Yardımcısı
Rıza Müftüoğlu'na göre, olay şöyle gelişti: 'Ordudaki taraftarlarımızdan
birkaç kişi, bir araya gelerek, durumu değerlendirmişler. Genelkurmay'ı
basmayı ve Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Kenan Evren'i öldürmeyi düşünmüşler.'
Evren'in plana tepkisi
Müftüoğlu, yakında yayınlanacak
kitabında, planın hemen duyulduğunu ve Evren'in 'Eğer bize karşı bir hareket
olursa, cezaevlerindekilerin hepsinin öldürülmesi için peşinen talimat
verdim' dediğini açıkladı.
Cuntasını satan lider
12 Eylül 1980 öncesi, orduda
7 'cunta' vardı. Bu cuntalardan biri de 'Türkeş Cuntası'ydı. Ama, lideri
12 Eylül'den birkaç gün önce cuntasını satmıştı.
BAKIŞ - EMİN PAZARCI
Genelkurmay basılıp, Evren
öldürülecekti!
12 Eylül 1980'de Türkiye
tank sesleriyle uyandı. Silahlı Kuvvetler yönetime el koydu.
Aradan, tam 20 yıl geçti.
12 Eylül 1980 müdahalesi
ile ilgili çok değerlendirme yapıldı. İhtilalin 'perde arkasında' yaşananlar,
birer birer ortaya çıkarıldı.
Ama, hala 'gizli' kalmış
noktalar var.
Bunlardan biri de ordudaki
'Türkeş yanlısı' subayların 'Genelkurmay'ı basma' planları.
Olay, tam 19 yıl hiç gündeme
gelmedi.
İlk olarak, ihtilalin 20.
yıldönümünde açıklandı:
- Genelkurmay basılacak,
Kenan Evren öldürülecekti!
* * *
Harekat planları hazırdı.
İhtilalin olduğu gece, siyasi parti liderleri tek tek gözaltına alınmışlardı.
Bir tek MHP Lideri Alparslan
Türkeş hariç.
Türkeş, birkaç gün bekledi.
Ardından kendisi teslim oldu.
O dönemde, 'Türkeş teslim
olsun mu, olmasın mı?' diye araştırma yapanlardan biri de Rıza Müftüoğlu'ydu.
Ama, Türkeş'in teslim olmasının ardından O da yakalandı. Mamak Cezaevi'ne
konuldu. Ardından, MHP Genel Başkan Yardımcısı oldu. Milletvekili seçildi.
Türkeş, vefat edene kadar da hiç yanından ayrılmadı.
Müftüoğlu, ihtilalin 20.
yıldönümünde bir kitap hazırladı. Kitabın adı: Copların Askerleri.
Yakında piyasaya çıkacak.
Kitap, yıllardır saklanan
pek çok sırla dolu.
. . . . . . . . . .
O dönemde, Alparslan Türkeş
adına kimlerle irtibata geçilmişti?
Müftüoğlu, önce Genelkurmay
İstihbaratı'ndan bir Binbaşı'nın (Kitapta ismi verilmeyen bu binbaşı Ferruh
Sezgin) evine gitti.
Sordu:
- Türkeş teslim olmalı mı?
Binbaşı tek başına karar
veremedi. Birlikte Etlik'teki bir askeri lojmana gittiler. Halen orduda
olan bir albaya sordular:
- Türkeş teslim olmalı mı?
Albay şaşırdı. 'Dün gece
gerekli temaslar sağlandı' dedi:
- Şu sıralar teslim oluyordur.
Ardından, Müftüoğlu ve İstihbarat
Binbaşısı bir değerlendirme yaptılar. Müftüoğlu, o değerlendirmeyi, bugün
şöyle aktarıyor:
'Genelkurmay istihbarat subayı
binbaşıdan anladığım kadarıyla bizimkiler ve bize yakın olanların hepsi,
ihtilalin oluş biçiminde kaybolmuş ve bu oluşuma teslim olmuşlardı. Emir
komuta zinciri içinde yapılan ihtilal, bütün cuntaları ve özellikle de
bizimkileri tesirsiz hale getirmeyi başarmıştı. Ancak, bizim cuntanın dışındakiler,
üst komutaya yakın olmayı temin etmiş, bu da bizlerin ezilmesiyle birlikte,
bunlara yakın olanları korumayı sağlamıştı. Kanaatim o ki, Türkeş teslim
olmadı. Teslim olmaya mecbur edildi.'
. . . . . . . . . .
Neydi, Müftüoğlu'nun bahsettiği
cuntalar?
Kitapta, Müftüoğlu'nun verdiği
bilgi ilginç:
'1980 öncesinde 7 cuntanın
varlığından bahsediliyordu. Bu cuntalardan biri de Türkeş cuntasıydı. Ama,
sözde bu cuntanın başı, 12 Eylül'den birkaç gün önce cuntasını satmıştı.
Sonra, bunun karşılığı olacak, emekli olunca bir kurumu O'na teslim etmişlerdi.'
Peki, kimdi bu cuntanın başı?
Kitapta adı yok.
Müftüoğlu'na sordum, adını
verdi:
- Suat İlhan.
Kitapta yazılmıyor. Ama,
Müftüoğlu'nun iddialarına bakılırsa, Alparslan Türkeş oyuna getirilmişti.
* * *
Gelelim, 19 yıldır saklanan
büyük sıra...
1981 yılında, Müftüoğlu ve
pek çok MHP'li Mamak Askeri Cezaevi'ndeydiler.
Bir gün, askerler koğuştan
içeri girdiler. Önlerine geleni dövmeye başladılar. Koğuştan ayrılıp, yarım
saat geçmeden tekrar geliyorlardı. Bir defasında koğuştan ayrılan askerlerden
biri bağırmıştı:
- Hepiniz vatan hainisiniz!
İçerdekiler, bu olağanüstü
durum ve 'vatan haini' sözlerinin ne anlama geldiğini çözemediler. Sebebi,
bir müddet sonra ortaya çıktı.
Çıktı, ama tam 19 yıl saklandı.
İhtilalin 20. yıldönümünde Müftüoğlu'nun kitabında açıklandı:
'Ordudaki taraftarlarımızdan
birkaç kişi biraraya gelerek, bir durum değerlendirmesi yapmışlar. Türkeş'in
ve ülkücülerin karşı karşıya kaldıkları bu haksız durumu ortadan kaldırmak
gerektiğine karar vermişler. Ancak, normal yollarla bunun mümkün olmayacağını,
bunun için Genelkurmay'ı basmayı, Evren'i öldürmeyi düşünmüşler.
Ancak, düşünceden ileri gitmeyen
bu eylem planı duyulmuş. Evren o sıralarda bir açıklama yapmış: Eğer bize
karşı bir hareket olursa, cezaevlerindekilerin hepsinin öldürülmesi için
peşinen talimat verdim.'
. . . . . . . . . .
Aradan 19 yıl geçse de Müftüoğlu'nun
verdiği bu bilgiler son derece önemli.
Hem tarihe ışık tutacak.
Hem de çok tartışılacak!
Geriye Anayasa
kaldı
Dönemin Genelkurmay Başkanı
Kenan Evren önderliğinde gerçekleştirilen 12 Eylül 1980 askeri müdahalesi
20'nci yılına girdi. İhtilalin pek çok kurumu aradan geçen zamanda ya yıprandı
ya da tarihe karıştı. Geriye ise dönem dönem düzenlemeye tabi tutulan,
ancak hala eleştirilere hedef olan 1982 Anayasası kaldı.
12 Eylül günü zamanın
Genelkurmay Başkanı Evren'in TRT aracılığıyla duyurduğu askeri müdahale
Türkiye'de genel bir rahatlama havası yaratmıştı. Bunun ardından Bülent
Ulusu başbakanlığındaki ara rejim ise 1982 yılında büyük bir oranla kabul
edilen Anayasa ile normalleşme sürecine girmişti. Milli Güvenlik Konseyi'nin
başında Devlet Başkanı sıfatıyla bulunan Evren de Türkiye Cumhuriyetinin
7'nci Cumhurbaşkanı seçilmiş, normalleşme sürecinde de söz sahibi olmuştu.
1980 ihtilalinin ardından
demokrasiye geçiş süreci yaşandı.
Siyasette yeni yüzler
Bu süreç yaşanırken
Türk siyasetinin eski ve vazgeçilmez birçok aktörü sahnenin dışında kaldı.
Emekli Orgeneral Turgut Sunalp MDP'yi, Necdet Calp HP'yi, Bülent Ulusu
Hükümeti'nin Başbakanlık Müsteşarı ve 24 Ocak ekonomik kararlarının mimarı
Turgut Özal da ANAP'ı kurarak, 1983 yılındaki genel seçime katıldı. HP'nin
birçok adayı Milli Güvenlik Konseyi tarafından veto edilirken, 'Asker partisi
ya da Horoz Partisi' olarak adlandırılan MDP'nin seçimi kazanmasına kesin
gözüyle bakılıyordu.
ANAP dönemi
Ancak beklenen olmadı
ve ANAP Türkiye tarihinde Demokrat Parti'nin ilk iktidarında aldığı oydan
sonra, en büyük oranı yakalayarak iktidar oldu.
Bugün sözü edilen partilerden
sadece ANAP varlığını sürdürüyor. Ancak ANAP da kurucu genel başkanını
Köşk'e uğurlamasından sonra kabuk değiştirdi. Özal'ın dört eğilimi birleştirdiğini
söylediği ANAP'ın, bugünkü görüntüsünün kuruluş yıllarından çok farklı
olduğu genel bir kabul görüyor. 1980 yılında siyasetten el çektirilip çeşitli
sürelerle ve yerlerde ceza çeken siyasiler de, 6 Eylül 1987 yılında Özal'ın
aldığı referandum kararıyla siyaset sahnesine geri döndü. Bu dönüş çok
küçük bir oy farkıyla sağlandığı için Özal referandum günü akşam üstü saatlerinde
erken seçim ilan etti ve ikinci Özal hükümetini kurdu. İhtilalin sahne
dışına ittiği liderler de bu referandumla tekrar siyaset arenasına döndü.
Ancak ihtilalden bu güne kalan tek somut miras, hala tartışma konusu olan
ve Özal döneminde bazı maddelerinde rötuş yapılan 1982 Anayasası. Anayasa,
bugün son derece sert eleştirilere hedef olsa da, 12 Eylül'ün mantığının
yaşatıldığı bir belge olarak kurumları ve maddeleriyle yaşamına devam ediyor.
Bu Anayasa ile birlikte yine çok tartışılan YÖK, RTÜK, DGM ve MGK da varlığını
sürdürüyor.
İnanç UYSAL
Kenan Evren 'sessizliği'
seçti
Yedinci Cumhurbaşkanı Kenan
Evren, 12 Eylül darbesinin 20'nci yıldönümünde sessiz kalmayı tercih etti.
Marmaris'teki yazlığından
dün sabah erken saatlerde ayrılan Kenan Evren, basından gelen görüşme isteklerinin
tümüne olumsuz yanıt verdi. Korumalarına, 'Bu yıl darbe ile ilgili soruları
yanıtlamayacağım' diyen Evren Paşa, dün tüm gününü dostlarına ayırdı. Marmaris
ve çevre ilçeleri dolaşan Evren'in, dostluğunu sürdürdüğü emekli askerlerle
görüştüğü öğrenildi. Evren Paşa'nın bu ziyaretleri, 'Paşa 20 yıl sonra
anılarını tazeliyor' diye yorumlandı. Öte yandan, Evren'in kısa süre önce
bir gazeteye 12 Eylül darbesi ile ilgili para karşılığında açıklamalar
yaptığı, aldığı parayı da öğrencilerin eğitim faaliyetlerinde kullanacağı
ileri sürüldü. Bu arada İzmir Barosu'na üye bir grup avukat, 12 Eylül dönemiyle
ilgili olarak, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı kanalıyla Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Zaman aşımının dolmasına 1 gün
kala suç duyurusunda bulunan avukat Arif Ali Cangı, dönemin Genelkurmay
Başkanı Orgeneral Evren ve diğer kuvvet komutanlarının 'Türkiye Cumhuriyeti
hükümetini zorla düşürmek ve görevlerinden zorla men etmek' suretiyle TCK'nın
147. maddesindeki suçu işlediklerini öne sürdü.
Osman BAŞTUĞ
12 Eylül Belgeleri
(13
EYLÜL 2000)
  |