 |
12
Eylül'ün 20. yılı... |
| 12 ve 13 Eylül 2000 tarihlerinde
yayınlanan gazetelerde yer alan haber ve yorumlar... |
CUMHURİYET GAZETESİ
- 12 EYLÜL 2000
GÜNDEM
- MUSTAFA BALBAY
78'liler...
Bir önceki kuşaktan devraldıkları
''dünyayı değiştirme'' ülküsünün başına, ''ne pahasına olursa olsun'' u
eklemişlerdi.
Türkiye'nin, dünyanın bütün
sorunlarını kendi gençlik dilimleri içinde çözmekti hedefleri. Yapılabilirdi,
devrim zaten çok yakındı.
Çok yakında olmasına karşın
kimi sorunların çözümü için devrimi de beklememek gerekirdi. Örneğin, halkın
barınma hakkı... Büyük kentlerin etrafındaki boş alanlarda yüzlerce, binlerce
gecekondu inşa ettiler. Özverilerinde sınır yoktu. Gereksinimi olan yurttaşları
bir gecede tamamlanmış konutlara yerleştirdiler. Bu yolla oluşturdukları
kimi semtlere ''Bir Mayıs'' adını verdiler. Yıllar sonra bu semtlerin radikal
İslamın oy deposu olacağını nasıl hesaplayabilirlerdi ki!
Hakkını arayan işçilere destek,
başlıca amaçlarıydı. Her türlü işçi hareketinde en önde onlar vardı. Üst
kuşaklar haykırıyordu:
''Gençlik gözbebeğimiz!''
Ölüm sözcüğünün başına ''hoş
geldi, safa geldi'' yi koymuşlardı. Bu yolda ölüm, ölümsüzlüktü. Yaş ortalaması
21, tam 5 bin genç canını verdi. Arkadan gelen, önde düşenden daha hızlı
koşmalıydı. Ölümler bilinci derinleştiriyordu.
Okumak çok gerekli bir şey
değildi. Eylem zamanıydı. Bir an önce devrime ulaşmalı, bütün zenginliklerden
tüm halkın yararlanacağı bir düzen kurmalı, sonra okumalıydı. Üstelik,
burjuvazinin eğitim sistemi kendine göreydi, devrimciler bundan etkilenmemeliydi.
Yol yakındı, ama çataldı;
ya silahla ya yığınsallaşıp barışçı yolla... Silahı seçenler ötekilere
''pasif'' dediler, anca giderlerdi. İkinci yolu seçenler de onlara, ''maceracı''
dediler, halkla bütünleşemezlerdi...
Başlıca ortak özellikleri,
biraz çoğalınca bölünmekti...
Aşkı az sonra, devrimin ardından
yaşamak gerekirdi. ''Çıplak'' deyince akla ilk gelen ''çıplak mavzer''
olmalıydı. Üniversite kampusunda karşı cinsin elini tutmak, halka ihanetle
eşanlamlıydı.
Bir de onların tümüyle karşısında
olanlar vardı. ''Ya tam susturacağız ya kan kusturacağız'' sloganlarıyla
üzerlerine yürüdüler. O gençler de yaptıklarının büyük bir vatan sevgisinin
göstergesi olduğuna inanıyorlardı. Bu ülkeyi devrimcilerden temizlemek,
kaçınılmaz görevdi...
Dünyayı saran soğuk savaş
dalgasının Türkiye'deki yansıması, çok kanlı, çok kamplı, çok acılıydı...
Ödenen bedel...
Ve 12 Eylül geldi. Gelmek
için biraz bekledi. Tam olgunlaşmadan olmazdı.
12 Eylül günü kanı durdurdular,
13 Eylül günü ülkeyi yeniden biçimlendirmeye koyuldular.
Gençliğe haddini bildirmek,
bir sonraki kuşağı da şimdiden yönlendirmek gerekiyordu. Madem ki bu gençler,
teröre bulaşıyorlar, haktı, eşitlikti olmadık şeylerden söz ediyorlar,
o zaman yeni kuşakların buna bulaşmaması için yeni bir yöntem bulunmalıydı.
''Din'' dediler, ''bu gençler dine yönelsin, o zaman başka şeye yönelmezler...''
Bu yolda yürürken 70'li yılların
gençliğine de iyi bir ders vermek gerekiyordu:
650 bin gözaltı, 1 milyon
680 bin fişleme, 388 bin kişiye pasaport yasağı, 210 bin dava, 7 bin ölüm
cezası istemi, 517 ölüm cezası, 50 infaz...
23 bin kişiye 0-1 yıl hapis,
10 bin 700 kişiye 1-5 yıl, 6 bin 100 kişiye 5-10 yıl, 2 bin 390 kişiye
10-20 yıl, 939 kişiye 20 yılın üzerinde, 630 kişiye ömür boyu hapis...
Bugün hâlâ 25 bin kişi 12
Eylül döneminde giydiği hüküm nedeniyle kamu hizmetinden yasaklı...
12 Eylül'ün öncesi ve sonrası
kuşkusuz toplumun bütün kesimlerini etkiledi. Gelişmelerin doğrudan hedefi
gençlikse, yaşamının bütün dilimlerini etkileyecek biçimde yara aldı. O
dönemin gençleri bugün, ''78'liler Vakfı'' adı altında bir araya gelmeye
çalışıyorlar.
Kan verenleri çok, kahramanları
yok olan bu kuşak yitik mi?
Ölümü göze alabilen bir kuşak,
yitik olamaz.
Bu kuşağın deneyimleri bütün
yönleriyle yeni kuşaklara aktarılmalı. Aktarılmalı ki; toplumun en özverili
kesimi gençlik, her şeyi yaşam geçtikten sonra öğrenmesin...
12 Eylül Belgeleri
(25
EYLÜL 2000)
  |