 |
12
Eylül'ün 20. yılı... |
| 12 ve 13 Eylül 2000 tarihlerinde
yayınlanan gazetelerde yer alan haber ve yorumlar... |
CUMHURİYET GAZETESİ
- 12 EYLÜL 2000
ARAYIŞ
- TOKTAMIŞ ATEŞ
20 Yıl Geçmiş...
12 Eylül 1980'in üzerinden
tam 20 yıl geçti. İnsan gözünü geriye çevirdiğinde; biraz şaşırıyor, biraz
kızıyor, biraz da hüzünleniyor. Nerelerden nerelere geldik ve nerelere
doğru gidiyoruz...
Geçen günlerde, değişik televizyon
kanallarından geldiler ve 12 Eylül'le ilgili söyleşiler yaptılar. Gelen
muhabir ve kameramanlara baktım. En kabası 30-35 yaşlarındaydı. 12 Eylül
1980'le ilgili olarak; hemen hiçbir şey anımsamıyor, bilmiyorlardı. Nereden
bilsinler ki? Hele 12 Eylül öncesindeki hain tuzaklar hakkında hiç fikirleri
yoktu. Nereden olsun?..
1950 yılında ilkokula başlamıştım.
Atatürk öleli henüz 12 yıl olmuştu. Ve Atatürk'ün ölümü benim için tarihte
yaşanan çok acı bir olaydı. Gene aynı yıl, cumhuriyet ilan edileli 27 yıl
olmuştu. Ve bu da doğrusu benim için, uzak tarihte yaşanan mutlu bir olaydı...
Bugün karşımda oturan öğrencilerden
hemen hiçbiri 12 Eylül 1980'de dünyaya gelmemişlerdi. Belki bir bölümü
o tarihte iki-üç yaşlarındaydı. Ne hatırlasınlar ve nasıl hatırlasınlar?
****
12 Eylül, uluslararası bir
planın son noktasıydı. Bu planın nerede yapıldığı konusunda; kesin, diyebileceğim
bir düşüncem var.
Fakat bu hain planı bize
neden ''reva gördükleri'' konusunda kuşkuluyum. Türkiye'nin, ABD ve diğer
bazı Avrupa devletlerine rağmen Kıbrıs Barış Harekâtı'nın ikinci aşamasını
gerçekleştirmesi, bu planın hazırlanmasına neden olabileceği gibi, ABD'nin
Ortadoğu politikalarındaki kimi önemli ayrıntılar da bu planın bir parçası
olabilir.
Fakat önemli ölçüde kendi
kaynaklarıyla ayakta durmaya çabalayan ve bir şeyler başarır gibi görünen
Türkiye; 1975'ten itibaren bir kan gölüne çevrilmiş ve nihayet 24 Ocak
1980 ''Ekonomik Tedbirleri'' ve bunu izleyen 12 Eylül darbesiyle, tümüyle
''dışa bağımlı'' ve ''köleleştirilmek'' istenen bir ülkeye dönüştürülmüştür.
12 Eylül'le ilgili yazılanlara
bakıyorum. Bir kısmı düpedüz ve alçakça yalan. Ama hangi birini düzelteceksiniz,
nasıl düzelteceksiniz? Ve o günleri hiç hatırlamayan gençlerimiz, o yalanlara
ister istemez inanıyor. ''Bu işler böyleymiş...'' diyorlar.
12 Eylül'ün provası özelliğini
taşıyan 12 Mart 1971 darbesinin kumandanlarından biri, neden bu hareketi
yaptıklarını soran bir gazeteciye, ''Sosyal gelişme, ekonomik gelişmenin
önüne geçince mecbur kaldık'' gibisinden bir açıklama yapmıştı. Söylediğinin
ne derecede bilincindeydi bilemiyorum, ama işi çok doğru özetlemişti.
Gerçekten, 1970'lerde, daha
doğrusu 1960'ların sonlarında toplumsal gelişme çok hızlanmıştı. Toplumsal
gelişmenin hızlanması demek, yeni ''taleplerin'' ortaya çıkması ve dile
getirilmesi demektir. Ve o günlerin Türkiye'sinin ekonomisi, demokrasi
içinde ve demokrasinin kurallarına uygun olarak dile getirilen bu talepleri
karşılayacak durumda değildi.
Dengeli bir gelir dağılımı
ve katılımlı bir özveri ile Türkiye ''bir yerlere'' gelebilirdi. Fakat
doymak bilmeyen egemen sınıflar, ''paylaşmak'' yerine ''ezmeyi'' yeğlediler.
Böyle durumlarda, ''bahane'' çok kolay yaratılır ve bu kez de yaratıldı.
****
12 Mart, ''özgürlükçü'' 1961
Anayasası'nı epeyce ''budadı'' . Fakat o günlerin Demirel' i başta olmak
üzere, daha sonra ''Milliyetçi Cephe'' hükümetlerini kuracak olan muhafazakâr
siyasetçilerimiz, ''Bu anayasa ile ülke idare edilmez'' diye ''ağlaşmayı''
sürdürdüler. Oyunun garip bir görüntüsü olarak, tam istedikleri gibi bir
anayasa olan 1982 Anayasası hazırlanırken bir kısmı içerdeydi, bir kısmının
da siyaset yasağı vardı...
1975 sonrası Türkiyesi tam
bir cehennem idi. ''Türkiye'yi Moskova'ya satmak isteyenlere karşı mücadele
ettikleri'' yalanını bugün bile utanmadan dile getiren devlet destekli
bir ülkücü kadro ile, bir bölümüne hâlâ akıl erdirmekte zorlandığım ve
kuşkulandığım, fakat tümü itibarıyla ''yurtsever'' bir sol kadro arasında
müthiş bir mücadele sürdürüldü.
Amaç, ''sokak hâkimiyetini
sola kaptırmamak'' idi. Ve bu nedenle 1. MC'de, Meclis'te iki temsilcisi
olan Türkeş' e üç bakanlık verilmişti. Ve o günlerin katillerinin ve katil
zanlılarının bir bölümü, bugün TBMM'de milletvekili olarak oturuyor (Doğrusu
egemen güçler, kendilerine iyi hizmet edenleri ödüllendiriyor).
****
Fakat tüm baskılara karşın
toplumsal gelişme sürüyor, bilinçlenen kitleler taleplerini demokratik
yollardan (biraz zorlasalar bile) dile getiriyorlardı. Ancak 24 Ocak ekonomik
tedbirlerini demokrasi içinde yaşama geçirmek mümkün değildi. O günlerde
bunu en yüksek sesle dile getiren ve halkı ''tribünden sahaya davet ederek''
demokrasiye sahip çıkmaya çağıran da bugünkü başbakanımız Sayın Bülent
Ecevit idi. Bunu, günümüzdeki gençlere nasıl anlatır, nasıl inandırıcı
olabiliriz?..
Ve 12 Eylül'e böyle gelindi.
En doğru lafı, bir ABD'li subay söylemişti: ''Bizim çocuklar başardılar...''
12 Eylül
Belgeleri
(25
EYLÜL 2000)
  |