 |
12
Eylül'ün 20. yılı... |
| 12 ve 13 Eylül 2000 tarihlerinde
yayınlanan gazetelerde yer alan haber ve yorumlar... |
CUMHURİYET GAZETESİ
- 12 EYLÜL 2000
DÜNYADA
BUGÜN - ALİ SİRMEN
12 Eylül
20 yıl önce, 12 Eylül sabahı
Türkiye bir kez daha darbeyle uyandı.
Kimse şaşırmamıştı.
12 Mart 1971'den 12 Eylül
1980'e kadar nefes nefese geçen 19.5 yıl boyunca Türkiye ne siyasi istikrarı
yakalayabilmişti, ne toplumsal barışı, ne de ekonomik dengeyi.
Siyasi iradenin aczinin doğurduğu
boşluğu birilerinin dolduracağı kesindi ve nitekim öyle oldu da.
Türk Silahlı Kuvvetleri adına
hareket ettiklerini söyleyen 12 Eylül'cüleri, darbeyi yaptıkları için kınayıp
eleştirmek abes olur.
Unutmamak gerekir ki, 12
Eylül'ün tek sorumlusu onlar değillerdi. Darbedeki sivil sorumluluk da,
en iyimser deyişle en az askeri sorumluluk kadardı.
11 Eylül koşullarının, 12
Eylül sonuçlarını doğurması, 12 Eylül'ün 11 Eylül'ü izlemesi kadar doğaldır.
Ama iktidara el koyanlar,
özellikle liderleri bilinçli olmasa ve kulağına fısıldananları yerine getirmiş
olsa da, ülke içinde cumhuriyet tarihinin en büyük yıkımlarından birine
yol açtılar.
****
12 Eylül'ü yapanların kişiliklerinde,
vatan hainliğini, demokrasi düşmanlığını, işkenceci sadistliğini aramak,
tıpkı onların yaptığı gibi doğru tanılara varmamızı engelleyip bizi yanlışın
çıkmazlarına yöneltir.
Onlar her yerde düşman ve
hain arayarak yola çıkarken yanlış bir tanıdan hareket ediyor, Türkiye'nin
asıl sorunlarını göremiyor ve politik ekolojik dengeyi altüst ederek, sosyal
yapıya büyük bir darbe indiriyor, aynı zamanda gerçek tehlikenin karşısındaki
bütün rakipleri saf dışı bırakarak, ona arka çıkarak daha da büyümesine
neden oluyorlardı.
Ama içlerinden, sonra büyükelçi
olan birini hariç tutarsanız, o gün iktidarın dizginlerini ellerine almış
bulunan kadronun çapı bütün bunları bilinçli olarak yapmalarına elverecek
düzeyde değildi.
12 Eylül'ün lideri Kenan
Evren , toplumu içinde bulunduğundan daha beter çıkmazlara yöneltecek,
büyük değişimlerin bilinçli faili olacak yapıda bir kişi değildi.
Emeği düşman gören, Türkiye'yi
mevhum bir komünizm tehlikesinden kurtarmakta olduğunu sanan, kahvede iki
dübeş ile bir düşeş arasında, televizyona göz atıp bilmediği konularda,
''Bunları asmayalım da besleyelim mi'' türünden fikirler beyan eden kerizlerle,
aynı dili kullanmayı bilen Evren müthiş bir kerizmatik güç kazanıyordu.
O kerizmayı karizmayla karıştırıyor,
kerizmanın kendisini sürüklediği yöne toplumu da götürüyordu.
Yoksa öyle kötü bir adam
değildi Evren.
***
Türkiye'deki gerçek irtica
tehlikesini görememiş olan Evren ve kadrosu, aydınlarla, üniversitelerle,
basınla, siyasal partilerle, sendikalarla ters düştükçe, irticanın kucağına
doğru savrulmaktaydı.
Evren ve kadrosunun yaptıklarını,
Necmettin Erbakan rüyasında görmeye bile cüret edemezdi o zamanlar.
Türkiye'de Evren'den başka
kimse, asıl amacı şeriatı yaymak olan Rabıta örgütüne, devletin yabancı
ülkelerdeki din görevlilerinin maaşını ödettirme sorumluluğu altına böylesine
korkusuzca giremezdi.
Uğur Mumcu 'nun çok önceden
gözler önüne serdiği, ''tarikat-ticaret-siyaset'' üçgenini kavramamış olan
12 Eylül'cüler, Türkiye'nin bugün yaşadığı en büyük tehlikenin beslenmesine
büyük katkıda bulundular.
Ne gariptir ki, onlara en
büyük tepki içinden çıktıkları ocaktan geldi.
Gerçekten ardında halk desteği
ve kamuoyunun haklı kaygısı bulunun 28 Şubat, aslında 12 Eylül'ün doğurduğu
sonuçlara karşı geliştirilmiş bir süreç değil midir?
12 Eylül Belgeleri
(25
EYLÜL 2000)
  |