Türkiye'de yaşanan olaylar...

 
 Ana Sayfalar
 BELGENET 
 ARŞİV
 BELGELER 
.İlgili Sayfalar
İÇİNDEKİLER
12 Eylül'ün 20. yılı...
12 ve 13 Eylül 2000 tarihlerinde yayınlanan gazetelerde yer alan haber ve yorumlar...

CUMHURİYET GAZETESİ - 12 EYLÜL 2000 

AYDIN ENGİN 

20 yıldır, 12 Eylül çölünde 

12 Eylül günü doğanlar bugün 20 yaşında. Onlar artık yetişkin. Onlar seçmen. Ülke sorunları üstüne görüş üretebilecek, etkinlik gösterebilecek en ''delikanlı'' yaştalar. 12 Eylül onlar için bulanık bir kavram. O ''kara'' sabah bir anı bile değil. TRT spikerinin tonsuz, vurgusuz sesinden ''...önemli kavşakların tanklar tarafından tutulduğu ve bütün yurtta durumun sakin olduğu bildiriliyor'' haberini duymadılar. Pek çoğunun anababasının gece bir otomobil gürültüsü duyunca irkilerek uyandıklarından, ışığı yakmadan perde aralığından sokağı gözlediklerinden haberleri bile olmadı. Fısıltıyla konuşulan günlerdi. O günlerin, onların belli belirsiz bebeklik anılarında bile yeri yok. 12 Eylül çölünde büyüdüler. Belki bir çölde doğup büyüdüklerinin de ayırdında değiller. 

Çok huzursuz, allak bullak bir toplumun kan gölleri içinde yüzerken, bir sabah tank sesiyle uyandığını ve umutlar yeşertebilecek bir ülkenin inanılmaz bir hunharlıkla bir çöle dönüştürüldüğünü fark bile etmeden büyüdüler. Kandan çöle geçildi. Anabalalar her iki acıyı da bir çığlık gibi yaşadılar. Onlar yalnızca çölü tanıdılar. Yaşamın bütün alanlarını saran çöl iklimi, onlar için adeta doğal çevre. Sendikaların boğulmuş, yüzbinlerce aydının bedensel ve ruhsal olarak sakatlanmış; o güne dek önem taşıyan bütün değerlerin tırpanlanmış, silinmiş olduğunun belki farkında bile değiller. Anayasal düzen denince, 1982'de gelmiş geçmiş en ahlak dışı halk oylaması ile kabul edilen bir anayasanın çizdiği bunaltıcı sınırları biliyorlar. Hukukun devlet yönetiminde bir baş belası, bir ayakbağı olduğu yargısının egemen olduğu zehirli bir siyasal havayı soluyarak büyüdüler. YÖK'süz, özerk bir akademik dünya olduğunu, olabileceğini bilmeden dershane cenderelerinden geçip ÖSS'lere, ÖSYS'lere katıldılar. Daha iyiye, daha değerliye, daha nitelikliye ulaşma yarışı yerine puan tutturma denen zavallı bir hedefe kilitlendiler. Çevrelerini kavramaya başladıklarında imam-hatip okullarının her yerde pıtrak gibi var olduğu bir eğitim sistemiyle karşılaştılar. Birileri ''sola karşı İslam'' aygıtına başvurmanın bir 12 Eylül politikası olduğunu anlatmadıysa, bugün ''imam hatipleştirilmiş'' eğitim sisteminin yarattığı köktendinci saldırı karşısında yurttaş tepkileri vermekte zorlanıyorlar. Üretmeden yaşama, parayla para kazanma onlara bir ayıp değil, bir erdem, bir marifet olarak belletildi. Genç yaşta ''Dövizden al over-night faize yatır, ordan çık repoya gel'' öğretildi onlara. Alın terini, karınca çalışkanlığını küçümsemeleri bundan. Örgütlü olmanın ne tadını tattılar, ne gücünü ölçtüler. Siyasette partilere, çalışırken sendikalara, okuldayken öğrenci derneklerine uzak ve ilgisiz durmaları bundan. Medya denince siyah-beyaz TRT ve plazalara saklanmamış gazetelerden oluşan bir dünyayı hiç tanımadılar. O yüzden üçüncü sayfasında kan, şiddet, sonuncu sayfasında kadın eti ticareti, köşelerinde ihale takipçiliği yapılan gazeteler, onların bilincini kanatmıyor; televoleleri görsel medyanın ''olmazsa olmazları'' sanıyorlar. 

Kültür dünyasının bilgi, akıl, bilinç sarmalında yükselişine değil, içeriğini ve anlamını pek de bilmeden tanıştıkları ''postmodern'' denen bir düşünsel dünyanın aklı umursamayan, bilimi küçümseyen, inanç adı altında hurafelere bile yeşil ışık yakan sefil sığlığında kulaç atmak, onları tedirgin etmiyor. Yaşamın bütün alanlarında bir çölde yaşıyorlar. Üstelik 20 yıl önce ekilen zehirli tohumlar boy attı, dikenli çalılara dönüştüler ve her yanımızı kanatıyorlar. Başladığımız bu yazı dizisinde, yaşamın bütün alanlarındaki çölleşmenin tanıklıklarını bulacaksınız. Çölü tanımadan çölü aşamayız. Bu dizi bu amaçla üretilmiş küçük bir katkıdan ibaret. 

12 Eylül Belgeleri 


(25 EYLÜL 2000) 
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş