Başbakan İsmet Paşa'nın (İnönü), Denizli Milletvekili Mazhar Müfit (Kansu) ve 43 arkadaşının verdiği soru
önergesi dolayısıyla yaptığı konuşma şöyle:
(1 Ocak 1931)
BAŞVEKİL İSMET PAŞA (Malatya) - Kânunuevvelin 23 üncü günü Menemen’de
hadise vukua geliyor. Bu hadise hakkında aldığımız ilk raporlar; dökülen
kanlar için bize şiddetli bir teessür ve vak’anın mahiyeti itibarile üç
dört betbahtın devlet kanunlarına karşı çılgınca hareketi ve derhal cezalarını
görmeleri fikri uyandırdı. Müteakip raporlar Kublay Beyin yaralandıktan
ve dermansız düşdükten sonra şerirler tarafından tecavüze uğradığını -eleminizi
tahrik etmiyeyim, tafsilâtını hepimizin bildiği tarzda- vahşiyane muamele
gördüğünü bildirdi. Ayni zamanda nazarı dikkatimizi celbetmiş olan şey,
hadisede hazır bulunan halkın ilk raporlara göre kayıtsız ve hissiz bir
halde seyirci kalmasıdır. Bu kadar malûmat bile eşkıyanın dolgunluğunu,
husumetlerindeki vahşetin havsalanın almıyacağı derecede köklü olduğunu
sonra etrafta bulunan kalabalığın, seyircilerin anlaşılmaz bir haleti ruhiye
içinde şaşkın - lehlerine tefsir etmek için - şaşkın bir halde bulunduklarını
bize telkin ediyordu. Fakat meselenin bu kadarı da ehemmiyetle nazarı dikkatimizi
celbetmek için kâfi idi. Bundan sonra aldığımız rapor, hadise hakkında
bildiğimiz tafsilâttan bir kısmını verir ki seyredenlerden bir kısmının
tasvipkâr bir haleti ruhiye gösterdiklerini ilâve ediyordu. O zaman bir
kaç noktai nazardan hadise bütün intibahımızı açmış, bütün nazarlarımızı
kendi üzerine celbetmiş bir hale geldi. Kanuna karşı hareket karşısında
son kuvvet olmak üzere celbolunan bir asker müfrezesinin başında bulunan
21 - 22 yaşında bir çocuk, hiç vazifesi olmadığı halde, bilâkis kendisini
celbeden ihtiyaç ve kendisinin esas san’atı derhal silâhını kullanmağı
emrettiği halde onun asaleti, toplnmış olan vatandaşları kan dökmeden nasihatla,
ihtarla yola getirmek gayretine sevketmiştir. Bu asaletin 21 - 22 yaşında
bir gence karşı hazırladığı muamele hiç bir suretle kabul tefsir ve tevil
görünmüyordu.
Hepimiz ailelerimizde yetişdirdiğimlz çocuklardan bir kurban vermiş
olduk. Hepimiz bu kurbanda vatan için büyük ümitlerle yetiştirilen genç
ve kahraman zabitlerden vatandaş elile feda edilmiş bir şehit (vaziyeti)
gördük. Bir taraftan teessür ve teellüm, zaptolunmaz bir halde iken, diğer
taraftarı da Devlet memuru ve Büyük Millet Meclisi karşısında mes’ul adamlar
sıfatile, hadisenin mahiyet ve hakikatını tetkik etmek mecburiyetinde bulunduk.
Bir muhit ne kadar zehirlenmiş olmak lâzımdır ki insanlar temiz tefekkür
ve muhakeme kabiliyetinden bu kadar aşağı dereceye düşsünler. Hikâyesine
tahammül edemediğimiz manzaraların filen vukuunu bu kadar soğuk kanlılıkla
seyredebilsinler.
Sonra Devletin müsellâh kuvvetleri hadiseye çağırılmışken, bu kuvvetlerin
ellerindeki silâhın hiç şüphe götürmez kudretlerine, muhakkak işletilmesine
karşı bu kadar meydan okur bir haleti ruhiye gösterebilsinler!
Müddei umumî derhal işe vaziyet etti. İlk temaslardan az zaman zarfında,
hakikaten adliyenin gayret ve dirayetile, bir çok hakikatlar meydana çıktı.
İlk çıkan hakikatlar hadiseyi ika eden çetenin on gündenberi böyle mehdilik
fikrini etrafa yaydıklarını, husumet saçtıklarını, sonra uğradıkları bazı
köylerde silâhlandıklarını, müzaheret gördüklerini ve Menemen Şehrini daha
evvel keşfederek tertiple girdiklerini gösterdi. Kezalik tahkikat, bu hadisenin
filen ikama on gün evvel başlanmış olduğunu ve fevran üç dört kişi
tarafından deruhde edilmiş bir teşebbüs olmayıp daha evvel Manisa’da iki
üç aydanberi bir takım içtimalar neticesinde kararlaştırılmış, büyük şehirler
arasında gidişler, gelişlerle tanzim olunmuş, sonra bizzat Menemen Şehri
içinden bu çetenin geleceğini bilen ve onlar gelince kendilerine müzaheret
için bir takım esbap hazırladıklarını söyliyen adamlarla çerçevelenmiş
bulunduğunu ifade etti. İlk tahkikat bu şekli verince o halde mesele şümullü
bir tertibin harekete geçmesi suretinde telâkki olunmak tabii idi. Yine
görüldü ki adli tahkikatla tesbit olunan bu tertibin hareket safhasında
öne sürülen müddeası din davası idi. Yani yüzlerce senedenberi dini siyasete
alet ittihaz eden bütün hareketlerin bir tekerrürü görülüyordu. Elbette
bunu tertip edenlerin din perdesi arkasında takip ettikleri bir takım maksatları
vardı. Bu maksatlardan bir kısmını belki bizzat hareket edenler, cinayet
yapanlar ve bu uğurda canlarını verenler biliyordu, bir kısım maksadı belki
onlar da bilmiyorlardı. Hadise hakkında bu gün bildiklerimiz sureti umumiyede
bundan ibarettir.
Hal için ve ati için alınacak tedbirleri tayin etmek üzere hadiseyi
muhtelif cephelerden dikkatli olarak mütalea etmek zarureti vardır. Bir
defa hale taallûk eden tedbirler için karar vermekte, Hükümet kendisini
kat’i vazifeler karşısında gördü.
Teşkilâtı esasiye; vatan ve Cumhuriyet aleyhinde fiili teşebbüs vukuunu
müeyyit kat’i emareler görüldüğü vakit Hükümete bir ay müddetle idarei
örfiye ilân edebilmek salâhiyetini veriyor.
Biz ayni cürümlerden dolayı Adliyenin meseleyi takip ve intaç etmesinde
bir tereddüde düşmedik. Bilakis Adliyenin ilk günlerde vaziyet edip te
meselenin hakikatını meydana çıkarmak için gösterdiği kifayet ve dirayet
hakikaten itminan verecek bir surettedir. Yüksek bir iktidar ile meseleyi
nihayetine kadar Adliyenin takip etmesinde hiç bir mani yoktur. Meselenin
hususiyeti şu noktadadır ki bir defa hadisenin bütün memlekette husule
getirdiği elem ve teessür, sonra davayı süratle intaç etmek için görülen
ihtiyaç usulde daha seri bir hattı hareketin ihtiyar edilmesini istilzam
ediyordu. Ondan sonra askerî ve mülkî bir çok muhatapları olan meselenin
bir mahkemede rüyet olunmasındaki hususiyet; davayı sür’atle intaç etmek
için ayrıca bir âmil olarak nazarı dikkate alınmak lâzım idi. Sonra bilhassa,
gizli tertipler ve uzun zamandanberi yapılan müzakereler neticesinde böyle
bir hareket tezahur edince evvelemirde bu tertiplerin cereyan etmiş olduğu
tahmin olunabilecek yerlerde gizli hareketleri faaliyetten derhal ıskat
etmek lâzım geliyordu. Tertip Menemen’de bu suretle tezahur edip akamete
uğrayınca diğer tarafların ne suretle işlediği, henüz tahkikatla meydana
çıkmamıştır.
Binaenaleyh kat’i ve müstacel tedbir ile muhtemel tertibin heyeti mecmuasını
derhal atalete irca etmek mecburiyeti vardır. Bu mülâhaza teşkilâtı esasiyenin
verdiği salâhiyetin tatbiki ile üç kazada ldarei örfiye ilânını zarurî
bir hale soktu. İdarei örfiyeyi Büyük Meclisin tasdikına arzettik. Bunun
üzerine divanı harbi örfi (sefer) ahkâmını tatbik edeceği cihetle bittabi
usullerde çok sür’at temin olunacaktır. Hadisenin müstacel tedbirlerini
böylece arzettikten sonra şimdi meseleyi muhtelif cephelerinden mütalea
etmeği vazife addediyorum.
Meselenin dini siyasete alet ittihaz eden safhasına nazarı dikkatimizi
tevcih etmeliyiz. Bu safha biraz evvel dediğim gibi yüzlerce seneden beri
tekerrür eden safhaların aynidir. Cumhuriyetin bidayetten beri takip ettiği,
Devlet işlerini din işlerinden ayırmak hattı hareketi, ihtimal ki bundan
beş, sekiz sene evvel, din aleyhine bir hattı hareket gibi isnat ve ifsadata
mahal verebilirdi. Çünkü bu isnadatı asılsız olduğunu gösterecek en mühim
ve en mukni âmil, yani zaman, henüz geçmemişti. Evvelâ bu propagandayı
yapıyorlardı. Fakat dünya işlerinden din işleri ayrıldıktan sonra seneler
geçti ve vatandaşların itikadat ve vicdaniyetinde aharın her hangi bir
müdahalesi, memnuiyeti ve tasarrufu olmadığı sabit oldu.
Siyasette aranılan şey bir takım adamların ve bilhassa politikacıların
dini ahar fertlerin hürriyeti aleyhine ve Devletin kanunları aleyhine bir
vasıtai taarruz olarak kullanmamalarıdır. Memnu olan şey budur. Hâdisede
görüyoruz ki cehaletleri -bir kısmın cehaleti - olabilir. Bir kısmının
bilerek tasmimlerile ve cümlesi din elden gidiyor behanesile bu adamlar
müteariz bir istikamete sevkolunuyorlar. Bu hareketler Devlet ve Cumhuriyet
aleyhine men tecavüz ve kast mahiyetindedir.
Dinle dünya işlerinin ayrılması meselesinin ruhu buradadır. Lâyik idarede
herkes itikat ve vicdaniyetinde her türlü maniadan ve memnuiyetten âzadedir.
Ancak vatandaşlar bunu siyaset vasıtası ittihaz ederek aharı icbar için
veya Devletin idaresinde müessir olmak için kullanamazlar. İtikat ve vicdaniyatta
bu izahatı verirken ilâve etmeliyim ki kanunen memnu olan hareketlerin
ihtiyarı ve memnu teşekküllerin faaliyeti kanuna karşı tecavüz ve cürümdür.
Meselâ tekkelerin seddi kanunen tekarrür etmiş bir vaziyettir.
Bunların gizli olarak çalışması ve vatandaşları bir takım istikametlere
sevketmeleri kendilerinin mesuliyetlerini muciptir.
Senelerdenberi bu hakikatler kemalile, fi’lî ve amelî olarak anlaşıldıktan
sonra, Menemen gibi memleketin gerek umran ve bilhassa irfan itibarile
ileri olan bir mıntakasında bu teşekküller nasıl işleyebiliyor? İnsana
hüzün veren şey budur. Sonra teşekküller mücadeleye sevkettikleri adamları
ne derece vahşet ika edebilecek düşük ve aşağı bir seviyeye ilka edebiliyorlar,
maksatları neden bu kadar mel’unanedir! Buraları insana intibah ile mülâhaza
telkin eden noktalardır. Bir çok defa Büyük Mecliste ve efkârı umumiye
karşısında bu meseleler münakaşa olunmuştur. Sureti umumiyede bilinen şey
budur ki bu memlekette cereyan eden hava devlet kuvvetleri örselenebilir,
örselenmiştir gibi bir vaziyet ika ederse, müfsitler baş kaldırmak için
bu havayı müsait buluyorlar. Onun için kanunlar devlet otoritesini, devlet
kanunları ve kuvvetlerini her halü kârda masun ve muhterem tutmak için
bir çok tedabir derpiş etmişlerdir. Menemen hadisesinde mücrim ve mürettiplerin,
maksatları için bu derece cesurane hareket ikaına kendilerinde kuvvet hissetmeleri
devlet kuvvetlerinde ve Hükümet işlemesinde bir nevi zaiflık görüldüğünün
farzolunduğunu reddetmek müşküldür. Hakikaten böyle bir hava ve böyle bir
manayi müfsitler ve fesat müstaitleri ahvalden çıkarmış olabilirler.
Arkadaşlar; böyle mevzuları mütalea ve teşrih ederken, lehinde ve aleyhinde
olan amillere temas etmek ne kadar nazik olduğunu bilirim. Fakat mevzuun
ne kadar nezaketi olsa, yine ona temas etmeliyiz. Bilhassa mevkii iktidarda
olanların gerek parti ve gerek Hükümet itibarile, icraatını tenkit etmek
yolunda açılan cereyan, diğer bir takım adamlara artık Hükümetin yerinden
kalkamıyacak kadar zaif olduğu kanaatini vermektedir. Fakat mevkii iktidarda
olanlar Devlet kuvvetleri zaifliyor ve bir takım zararlar ve fesatlar çıkıyor
diye tenkit olunmıyacaklar mı? Ne yaparlarsa, ne söylerlerse lâyuhtî mi
sayılacaklar? Böyle bir zihniyet, böyle bir hattı hareket, şüphe yoktur
ki, lâakal fesadın vereceği neticeleri ve zararları verecektir (Bravo sesleri).
Şu halde mesele, memleketin içtimai bünyesinde, iki kutbun ortasını
bulabilmektir. Öteden beri, hiç olmazsa otuz seneden beri, hallolunmıyan
sır da budur. Memleketin tahammülü yoktur şekli altında her türlü tahdidatı
ve setleri koymak için bir esbabı mucibe bulabiliriz. Fakat bu esbabı mucibe
diğer taraftan lâyüsel bir vaziyeti en nihayet ihdas etmeğe müstaittir.
Benim görüşüme göre mesele bir içtimaî mesele, bir çok nazariyatı olmakla
beraber, hakikatı halde amelî bir meseledir.
Amelî tecrübe ve idman meselesi ve amelî terbiye meselesidir. Bizim
çektiğimiz sıkıntı nedir? Muhalefet havasında, tenkidatta, muhalif neşriyatta
memleketin ve Devlet otoritesinin çektiği sıkıntı, memleket alınganlığının
suiistimal edilmesidir. Nasıl mevkii iktidar sahibi memleketin tahammülü
yoktur vesilesini siper ittihaz ederek kendisini lâyuhtî mevkiinde göstermeğe
istidatlı ise fırsat ve imkanı bulunca tenkit etmek vaziyetini takınmış
olan adam da bütün şahsiyetleri, Devletin bütün kanun ve kuvvetlerini ayak
altına almak için hiç bir hudut tanımamaktadır (Doğru sesleri, bravo sesleri).
Nazik olan nokta, şahıslara taallûk eden her hangi bir terbiye icabını
gözden uzaklaştıran cesaret, basit tabirile namus ticareti, Devlete taallûk
eden nokta ise mevkii iktidarda bulunan bir adamı veya adamları çürütmek
için gösterilen arzunun, Devletin bizzat kudretlerini ve bütün kanunların
ehemmiyetsiz, itibar hakkından mahrum bir seviyeye düşürmek için
gösterilen fartı gayret haline gelmesidir. Bunun ortası nasıl bulunacak?
Bunun ortası, bir defa, zamanla ve tecrübe ile bulunacak ve bu zaman ile
tecrübe esnasında kanunları hakkile işletmekte bulunacak; yani bir vatandaş
her hangi bir meseleyi tenkit ederken ve her hangi bir meselede Devleti
muhatap tutarak o hususta fikirlerini söylerken hangi hududa kadar kendisi
memlekete zararı olmıyan bir çerçeve içinde kalabilir, bunu kendisine bir
taraftan tecavüz ettiği zaman kanunlar, diğer taraftan da hâdiseler gösterecektir.
Temenni edelim ki bu dersleri mümkün olduğu süratle almış olalım ve bu
husustaki taşkınlıklardan memleket mümkün olduğu kadar az zarar görsün,
çünkü her hâdiseden muvafık ve muhalif bir ders çıkarmazsak ve hâdiselerin
verdiği derslere karşı gözlerimizi kaparsak, kanunî maniaları, içtimai
maniaları daima tartmazsak kendimizi mes’uliyete ilka edecek ve hesaba
çekecek bir çok hâdiseler karşısında kalabiliriz. Bu noktai nazardan Hükümet
neşriyat hususunda derhal alınacak bir tedbir düşünmedi. Bilakis hâdisenin
verdiği derslerden vatandaşların, hepimizin esaslı olarak istifa edeceğimizi
ümit ediyoruz. Bilhassa ümit ediyoruz ki namus ticareti, şantaj ve Devlet
otoritelerini kasteden neşriyat ve hava, adlî takibatla vatandaşlara hangi
hudutlar dahilinde hareket etmek lâzım geldiğini filî ve amelî olarak öğretmiş
olacaktır.
Adlî takibat bu öğretmekte ne kadar muvaffak olursa içtimai nizamın
ahengini o kadar çok muhafaza etmiş olur. Hâdisede pek ehemmiyetli olan
diğer bir noktayı da nazarı dikkatinize arzetmek isterim. O da dahilde
olan her hangi bir mesele karşısında nihayet bir askeri müfrezeye, orduya
müracaat olunduktan sonra bile vatandaşların kayıtsız kalmalarıdır.
Bunun sebebini size arzedebilirim. Başlıca sebep, dahil meselelerde
sık, sık ordunun müdahalesine ihtiyaç gösterilmesidir. Yani; mülki, idari
makamlarımız henüz ellerindeki bütün kuvvetleri kullanmadan orduya müracaat
ediyor.
İkincisi; Askeri müfreze, vazifesinden hariç bir takım müdahalelere
sevkolunuyor. Askeri müfreze, bir sivil veya bir jandarma müfrezesi değildir.
Askeri müfreze bir yere gelince onun kumandanı taşkınlık gösteren kalabalık
karşısında ne suretle hitap edileceğini, onların nasıl ikna edileceğini
düşünmemelidir. Onları ikna etmek imkanları kendi san’at ve ihtisası haricindedir.
Dahilî hadisede askeri müfreze gelinceye kadar bütün bu tertibat, vatandaşlar
arasında halledilmiş olmak lâzımdır. Demek ki mülki idare ikna edecek,
ihtar edecek, tenbih edecek, sivil kuvvetleri ve jandarma kuvvetleri kullanılacak
bunların hepsine karşı gelmiş olan mütecaviz nihayet mülki idarenin silâhile
yola getirilmiyecek te Askerin silâh kuvvetle kanuna itaata icbar olunacak.
İşte ancak o zaman asker gelirse vazife gayet basittir, acıdır, fakat basittir.
Binaenaleyh asker dahil hadiselerde ancak bu hudut dahilinde kullanılabilir.
Bu suretle bir çok hadiseler vehamet peyda etmeden hallolunabilir. Vehamet
peyda eden hadiseler asker geldiği zaman onun müdahalesi ile ihtilâta meydan
vermeden hallolunur. Bu mevzuun muhtelif kanunlarımızdaki temaslarını mezcedip
Büyük Meclise ayrıca bir kanun lâyihası takdim etmek istiyoruz. Dahil hadiselerde
askeri müfrezeler ne gibi ahvalde celbolunur? Ve celp olunduğu zaman karşılıklı
vazifeler nelerden ibarettir. Bunu gerek vatandaşlar ve gerek bizzat askeri
müfrezeler sarahatle bileceklerdir. Asıl olan şudur. Dahilî hadiselere
askerin müdahalesini davet etmekten son hadde kadar içtinap eylemek lâzımdır.
(Bravo sesleri). Bir diğer ihtiyaç yine nazarı dikkati celbetmiştir. O
da böyle fevkalâde hadiseler olunca Adliye bir takım usullerini intisar
ederek hususi bir hattı hareket takip edebilmelidir. Bunu da ayrıca tetkik
ettiriyoruz. Tabiî elimizde bulunan hadise için değil geniş zamanda sükûnetle
mütalea olunarak atide, sureti daimede Adliyenin elinde medarı tatbik olacak
bir hüccet bulunsun diye.
İşte arkadaşlar;
Menemen hâdisesi münasebetile Hükûmetin hal için ve ati için vaziyeti
nasıl mütalea ettiğini arzetmiş oldum.
Temennimiz; memlekette bu tarzda gizli tertipler kuran, facialar ikaına,
Cumhuriyet aleyhine suikast ikaına teşebbüs edenlerin mahkeme karşısında
seri bir surette adalet icabını nefsinde tecrübe etmelerini görmektir.
Diğer taraftan memleketin heyeti umumiyesinin bu hâdise münasebetile intibahı
uyanmış ve gerek hattı hareketimizde gerek kanunlarımızda gerek içtimai
münasebetlerde mevcut eksiklikleri meydana çıkarmış olsun. Bunların islahında
müsbet neticeler alabilelim. Şehit Kubilây, ailelerimiz içerisinde, hatıralarımızda,
Cumhuriyet için başlı başına hizmet etmiş bir fedakâr olarak yaşıyacaktır.
Ordunun verdiği bu aziz kurbanın bize ilham ettiği vazifeleri hepimiz dikkatle
yerine getirmeliyiz (Alkışlar).
MAZHAR MÜFİT B. (Denizli) - Arkadaşlar, Menemen hâdisesi hakkında
vukubulan sualimize Başvekil Paşa Hazretlerinin verdikleri cevaptan, beyanat
ve izahatından menemen hâdisesinin ne suretle zuhur ve nasıl idare edildiğini
ve tahkikatın neticesine ıttıla ettik. Vak’anın zuhurunda gösterdiği şekle
nazaran biz bunun şümullü ve mürettep olduğuna kani idik. Başvekil Paşa
Hazretlerinin beyanatları da bu kanaatimizi teyit etti. Şu halde efendiler,
vak’anın şekil ve ârâzına göre bunun fevkalâde vakayi meyanına ithali lâzım
gelir.
Fevkalâde ahvalde tabii ve normal zamanlar için yapılan kavanin acaba
kâfi midir, değil midir? Eğer arkadaşlarım, tabii zamanlar için yapılan
kanunlar bütün vakayi ve hadisatta, fevkalâde ahvalde de kafi gelseydi,
vazu kanun, eksen devletlerde kendi esasI kanunlarında ve bizim de teşkilâtı
esasiyemizde olduğu gibi fevkalâde vekayi için bir idarei örfiye ve fevkalâde
mahkemeler tesisi lüzumunu hissederek kaydetmezdi, demek oluyor ki, fevkalâde
vekayi için behemehal fevkalâde kavanine ihtiyaç vardır. Neden efendiler?
Bazı böyle fevkalâde vekayi ve ceraim vardır ki onların mütecasirleri,
onların şefleri, onu idare eden eller seri olarak derhal ve fakat adiIâne
olmak şartile tahkik edilip te cezaya çarptırılması lâzımdır ki ibreti
umumiye temin olunabilsin.
Efendiler, görüyorsunuz ki bu vak’ada yalnız dört beş serseri bir kaç
esrarkeşin ferdi ve şahsi hareketi değildir. Başvekil Paşanın beyanatından
anladık ki üç aydan beri Manisada bu hususta içtimalar oluyor, büyük şehirler
arasında gelip gitmeler yapılıyor, tertibat alınıyor; mahalli vak’a olarak
Menemen kasabası tesbit ediliyor, orası ile muhabere ediliyor.
Efendiler; şu halde bu üç ay zarfında cereyan eden bu ahval ve vekayii
anlıyacak olan idarei mülkiyemiz nerede idi? Bunun valisi, polisi, zabıtası,
jandarma kumandanı yok mu idi? Bu meselede Hükümeti merkeziye ne kadar
sür’at ve dirayet göstermişse ve biz onlara ne kadar şükrana borçlu isek
maalesef mahalli memurlarından da vazifelerini yapmadığından tekâsül ve
ihmallerinden dolayı haklarında bittahkik kanunun hükmünü talep etmek te
o kadar hakkı sarihimizdir.
Efendiler; idarei mülkiye ve bilhassa zabıtanın en büyük mahareti ve
liyakati fi’lin vukuundan sonra faili tutmak değil, maharet, o fi’lin vukuundan
evvel lâzım gelen vazifeyi yaparak o fl’le meydan vermemektir. Zabıtai
maniayı mükemmel işletmektir (Bravo sesleri).
İdarei mülkiyede güç ve mühim olan nokta budur (Bravo sesleri). Diyorum
ki fevkalâde vekayi için fevkalâde kanun ister ve fevkalâde tabiri için
de hiç bir zaman ve bilhassa bu vakayı için hiç bir zaman hatırımdan terör
veyahut istiklâl mahkemeleri geçmemiştir.
Paşa Hazretlerinin beyanatından memnuniyetle anladım ki hal için ve
istikbal için bazı tedbirler ittihazı lâzımdır. Hal için ittihaz olunan
tedbirler arasında idarei örfiye vardır. Bu lâzımdır.
İdarei örfiye seferberlik kavaidine nazaran seferberlik usulü muhakemesi
cereyan edecektir ki bu da benim izah ettiğim sürati temin edecektir, bu
nokta şayanı teşekkürdür. Fakat istikbal için düşünmek te lâzımdır. Yani
ileride bu gibi vekayi zuhur edecek olursa hadisatın derhal izalesi için
memurini adliyenin ve alâkadar memurların; şu veya bu tedbiri mi ittihaz
edelim? Şöyle veya böyle mi yapalım? Gibi mütalealar, müzakerelerle vakit
zıyaına iş’ar ve istiş’ara mahal kalmamak üzere şimdiden bu husus için
de bir kanunun mevcudiyeti lâzımdır.
Efendiler; bu kanuna, bendenizin kanaatimce en ziyade kurtulacak şeyler
muhakeme usulüne teallûk eden şeylerdir. Çünkü bu ve emsali cürümler hakkında
yine kanunu cezadaki cezalar kâfi ve vafidir. Binaenaleyh benim ceza kanunu
için hiç bir itirazım yoktur. Fakat bu gibi fevkalâde ahval için muhakeme
usullerimizde bazı esasat vardır ki ahvali adiyede o merasime riayet olunmak
ne kadar lâzım ise ahvali fevkalâde için de o merasimden sarfınazar edilmek
te o kadar lâzımdır. Meselâ bizim bir Hiyaneti Vataniye kanunumuz vardır.
Onun ceza kısmı tamamen ceza kanununa girmiştir. Fakat onun hususi muhakeme
usulleri vardır. Meselâ o kanunun dördüncü, beşinci, altıncı, yedinci maddeleri
çok mühimdir. Bu maddeler muhakeme usulüne teallûk ediyordu.
Bu gün istikbal için o maddelerden istifade edilmelidir. Onlar da şu
idi:
Meselâ; mercii muhakeme neresidir? Burada ekseriya ihtilâf ve salâhiyet
meselesi zuhur edebilir. Salâhiyet meselesile uğraşmamak için ya fi’lin
vaki olduğu yerdir ve yahut maznunun tevkif edildiği yer mercii muhakemedir.
Bunu kabul etmiştik, bu gibi ceraim esbabı için mehakim tarafından behemehal
muvakkat tevkif müzekkeresi verilir ve tevkif edilir ve muhakemesi mevkufen
icra edilir. Bunu kabul etmek lâzımdır ve yine bu kanunun bir maddesinde
diyordu ki celp ve davet gibi merasim yoktur, mahkeme doğrudan doğruya
maznunu, mücrimi ihzar eder. Bunu da kabul etmek lâzımdır ve yine bu kanunun
usule teallûk eden bir maddesinde diyordu ki muhakeme nihayet bir mazerete
müstenit olmazsa yirmi günde intaç edilir. Bunların hükümleri B. M. Meclisinin
tasdikına iktiran etmek şartile derhal icra olunur. Artık hükmü lâhikin
temyizi yoktur, kat’idir. İstikbal için olacak kanun için, bu usullerin
kabulu kâfi gelir. Böyle bir kanun tanzim edilirse muhakeme usulünde sürat
temin edilir.
Adliye memurlarımızın eline verecek olursak usul ahvali mümasilede idarei
örfiyeye lûzum bile kalmaz zannındayım. Bu hal ve istikbalde bu gibi vakayi
hakkında yapılacak tedbirlerdir. Fakat acaba esaslı bir tedbir, son bir
tedbir daha var mıdır? Evet vardır. Bu çıbanları çıkartan bir bünye, bir
vücut vardır. Bu çıbanların çaresini bulduk, fakat esas olan bünye marazının
tedavisi bu günün, yarının meselesi değildir. Tedavisi senelere muhtaçtır.
Meselâ bunda talim ve terbiye kısmı var, bunda propaganda kısmı var, neşriyat
kısmı vardır ki bunlara Hükümetimiz zaten ehemmiyet vermiştir ve bir kat
daha sarfi mesai edeceğinde şüphe yoktur. Binaenaleyh Hükümetimizin bu
günkü tedbirlerine bendeniz kat’iyen taraftarım ve tasvip ederim. Heyeti
Celileniz de zannederim buna iştirak ederler. (Hay hay sesleri). Bu meselede
calibi nazarı dikkat bir nokta var; bilirsiniz ki Türkün bir an’anesi,
bir şiarı vardır. Sokakta iki kişi kavga ederse tavassut eder ve ayırır,
bu mutavassıtlann çoğu kanını akıtır ve hatta ölenler de vardır. Fakat
bu ahvali mümasilede hâlâ yine kanını akıtacak adamlar, yani mutavassıtlar
vardır.
Fakat maalesef Menemen vak’asında bu an’ane ve Türkün şiarı nerede kaldı
bilmiyorum. Göz önünde yirmi iki yaşında bir zabit vekili, bir genç ordunun
bir cüz’ü ifayı vazifeye gidiyor, vuruluyor. Bununla da iktifa etmiyorlar.
Yirmi dakika uğraşarak kör bir bıçakla muhterem şehidin başını göğdesinden
ayırıyorlar. Bunun karşısında binlerce halk lâl olup kalmışlar. Belki korkmuşlardır
diyelim ve bir an için bunu kabul etmiş olalım. Fakat efendiler, o avazei
takdis ve tahsin ve o alkışlar ne demektir? Bunu insanın havsalası almıyor
ve bundan anlıyorum ki Cumhuriyet, inkılâba ne kadar gayızları varsa bu
feci ve hunrizane hareketlerile muhterem ordumuza karşı kin ve gayızları
o derece hainanedir. Bu kara kuvvet ve mel’un kuvvet bilmelidir ki bizde
yeni bir vatan temin eden bu ordu daima cumhuriyetin ve inkılâbın nigâhbanıdır
ve daima olacaktır (Alkışlar).
Efendiler; tasti etmeyim. Muhterem şehit Kubilay’ın ruhu müsterih olsun,
onun ideali, onun mefküresı olan Cumhuriyet ve inkılâbını kimse tevakkuf
ettiremez. O daima yürüyecektir ve daima yürüyecektir (Alkışlar). Çünkü
efendiler, Kubilay gibi içinde binlerce kişi bulunan ve daima o kara yılanın
gırtlağına sarılacak ve daima ezecek ve zehrini saçamıyacak bir hale sokacak
bir gençlik vardır.
Bütün vatandaşlar müsterih olsun ki Cumhuriyet rejimi ve inkılâp, bu,
tevkif edilemez, yürüyecektir, efendiler (Yaşa sesleri, bravo sesleri ve
alkışlar).
REİS - Efendim; Başvekil Paşa Hazretleri suale cevap verdiler.
Sual sahibi de bunu kâfi görüyor. Bu münasebetle Başvekil Paşa Hazretleri
idarei örfiye ilânı hakkındaki esbabı da izah buyurmuşlardır.
AĞAOĞLU AHMET B. (Kars) - Paşam bendeniz de söz isterim.
REİS - Mesele sual ve cevaptan ibarettir.
|