Bu oturumda yapılan konuşmalar TBMM Tutanaklarına şöyle yansıdı:
(31 Aralık 1930)
REİS - Başvekâletten bir tezkere geldi, okunacaktır.
B. M. M. YÜKSEK REİSLİĞİNE
Teşkilatı Esasiye Kanununun 86 ncı maddesinde Vatan ve Cumhuriyet Aleyhinde
kuvvetli ve fi’lî teşebbüsat vukuunu müeyyit kat’î emarat görüldükte İcra
Vekilleri Heyeti müddeti bir ayı tecavüz etmemek üzere umumî veya mevziî
idarei örfiye ilân edebilir, denilmiş olmasına ve Menemen’de 23.XII. 1930
tarihinde irtikâp edilen cürmün hazırlık tahkikatında bu cürmün Cumhuriyet
aleyhinde şümullü bir tertip olduğu hakkında kat’î emareler görülmüş bulunmasına
binaen Menemen kazası ile Manisa ve Balıkesir merkez kazalarında 1 Kânunusani
1931 tarihinden itibaren bir ay müddetle idarei örfiye ilân olunmasına
İcra Vekilleri Heyetinin 31.XII.1930 tarihli içtimaında karar verilmiştir.
Keyfiyeti Büyük Meclisin tasdikına arzeylerim efendim
Başvekil
İsmet
AĞAOĞLU AHMET B. (Kars) - Sual için değil, Hükümet tarafından
bir teklif vardır. O teklif hakkında arzedeceğim.
REİS - Suale verilen cevabı sahibi sual kâfi görmüştür. Şimdi
idarei örfiye talebi hakkındaki tezkere okundu. O tezkere hakkında Başvekil
Paşa Hazretlerinin sözüne itirazınız varsa buyurunuz söyleyiniz.
AĞAOĞLU AHMET B. (Kars) - Efendim; beyanatın hakkında söyliyeceğim,
mutlaka itiraz olması lâzım değildi.
(Sual bitmiştir sesleri)
KAMİL B. (İzmir) - Usul hakkında söyliyeceğim, Reis Paşa Hazretlerinin
buyurdukları gibi sual vaki olmuştur ve suale de cevap verilmiştir. Sual
sahibi de izahatı kâfi görmüştür, nizamname sarihtir. Reis Paşa Hazretlerinin
ifade buyurdukları veçhile mesele tamamdır.
REİS - Efendim, Ahmet B. idarei örfiye talebi hakkında söz söyliyecektir.
Sual ve cevap hakkında değil.
AĞAOĞLU AHMET B. (Kars) - Mesele basittir. Bir talep tezkeresi
gelmiştir. Bu tezkere hakkında meb’uslar kendi fikirlerini beyan etmekte
serbesttirler (Gürültüler). Müsaade buyurunuz efendim, rica ederim.
Muhterem arkadaşlar, asıl mevzua geçmeden evvel İsmet Paşa Hazretlerinin
burada vaki olan izahatından mütevellit hissiyatımın beyanına müsaade buyurunuz.
Ben bu beyanatı büyük bir meftuniyetle ve derin bir hürmetle dinledim,
önünde derin bir meftuniyetle eğilir ve hürmetimi beyan ederim.
Paşa Hazretlerinin buyurduklarını bendeniz iki kelime ile telhis ettim.
Paşa Hazretlerinin dedikleri şudur: Vatandaşların hürriyetleri temin
edilecek, azgınlar, bunu bilmiyenler ezilecektir. İşte hür, serbest, müstakil
bir devletin kurulması ve inkişafı için hakikaten gayet metin, gayet velût
bir düsturdur. Ve bu düsturdan; memlekette cereyan eden gayri müsait ve
gayri muvafık havalar içinde millete hitaben bahsetmek; hakikaten büyük
bir devlet adamının şiarıdır.
Bunu; derin ve büyük bir hürmet ve meftuniyetle kaydeder ve önünde hürmetle
eğilirim. Bu gün efkârı umumiyenin, herkesin az çok ifrata doğru yürüdüğü
bir zamanda vatandaşların hürriyetlerine riayet olunacak, vatandaşların
hürriyeti muhafaza edilecek, yalnız azgınların başı ezilecek, yolundaki
söz memleket mes’uliyetini ve cumhuriyetin müdafaasını eline alıp müdafaa
eden bir recülü devlete lâyik bir sözdür. Ayni zamanda matbuata karşı,
itiraf ederim, matbuatın bütün taşkınlıklarına rağmen fazla bir tedbir,
fevkalade bir tedbir alınamıyacağını beyan buyurmaları... (Gürültüler).
Müsaade buyurunuz, bendeniz anladığımı söylüyorum. Siz de anladığınızı
gelip burada söylersiniz, bendeniz öyle anladım ve ona göre beyanı fikir
ediyorum. Başka türlü anlamışsanız gelir beni tenvir edersiniz.
YAHYA GALİP B. - Rica ederim, aslı üzere kalsın, tefsir etmeyiniz.
AĞAOĞLU AHMET B. (Devamla) - Matbuata karşı dahi alınmış olan
bu vaziyet Hükümet başında bulunanların cumhuriyet esaslarına her hangi
bir vaziyette riayet edeceklerine derin bir zâmin ve kefildir. (Ona şüphe
mi var sesleri). Şüphem yoktu. Fakat beyefendiler, ben dinliyordum, zatı
âliniz ve diğerlerinden burada matbuat hakkında çok şedit tedbirler tavsiye
edenler vardı. Buna rağmen Başvekilin gelip mes’uliyeti üzerine alması
ve matbuat hürriyetini tahdit etmiyeceğini söylemesi büyük bir fazilettir
ve bizim için büyük bir teminattır (Gürültüler). Ben bunu buradan söylemeği
bir vazife biliyorum.
Bunları kaydettikten sonra efendiler, Menemen’de vaki olan hadise yalnız
Türkiye’yi değil insan namını taşıyan her hangi bir varlığı, tabiatile
kalbinin ta âmâkından müteessir etmiştir ve bu faciaya karşı maşerî vicdan
isyan etmiştir, isyan etmiş olan maşerî vicdan teminat İstiyor, isyan etmiş
olan maşerî vicdan bu facianın mukabilini istiyor, âmillerinin tecziye
edilmesini istiyor. Hükümet te bu münasebetle tedbirler ittihaz etmiştir.
Hiç şüphe etmiyorum ki bu hususta aramızda fark, ihtilâf olabilsin, hepimiz
müttehiden teklif olunan kanunu vicdanen tasvip edeceğiz (Gürültüler).
YAHYA GALİP B. (Kırşehir) - Biz zaten müttehidiz.
AĞAOĞLU AHMET B. (Kars) - Korkma azizim. Sözden korkma. Bırakın
söyliyeyim. Başvekil Paşa Hazretleri kadar mütehammil olunuz.
YAHYA GALİP B. (Kırşehir) - Haddimiz mi efendim, herkes noksanını
haddini bilmeli Ahmet Bey!
AĞAOĞLU AHMET B. (Devamla) - Evet Hükümet lâzım gelen tedbirleri
ittihaz etmiştir. Fakat idari ve mihanikî tedbirler bu gibi meselelerde
kâfi midir? Bendeniz Hükümetin haricinde bu işle alâkadar olan ve bu işin
ve bu facianın bertaraf edilmesi yolunda çalışmak vazifesile mükellef olan
diğer bir amilin mevcut olduğunu biliyorum. O amil de, o unsur da nihayet
vazifesinin başına koşmalıdır. Efendiler Malûmu Âlinizdir ki Başvekil Paşa
Hazretlerinin buyurdukları gibi; yüz elli senedenberi bu Türk milleti medeniyete
kavuşmak için kendisini izmihlâlden kurtarmak ve medeniyetin feyizleri
sayesinde inkişaf edebilmek için medeniyet şehrabına kendisini atmıştır.
Fakat seciyesi ayni mahiyette, ayni hamurdan yapılmış bir takım heyûlalar
onun karşısına çıkmaktadır. Selimi Salisten beri, Mahmudu Sanineden beri
gelip giden bütün derviş Vahdetileri, Kabakçı Mustafalar, bu günkü Şeyh
Memetler hep ayni mahiyette, ayni hamurdan yapılmış insanlardır.
YAHYA GALİP B. (Kırşehir) - Hiç birisi Türk değildir. Türkleri
tenzih ederim.
AĞAOĞLU AHMET B. (Kars) - Türk mü, gayri Türk mü nedir, bilmem;
fakat memlekette bu gibi adamlar vardır. O kadar var ki bir Türk zabitini
öldürmek faciası, bir Türk şehrinde yapılmıştır. Bunu kimse inkar edemez.
YAHYA GALİP (Kırşehir) - Allah bin kere lanet etsin.
AĞAOĞLU AHMET B. (Kars) - Bunu kim yapmıştır? Tabiatile Türk
değilse de Türk tabiiyetinde bulunan ve Türk Hükümetine iştirak etmiş olan
insanlardır. Bunlar mütemadiyen böyle Türkün önüne çıkmışlar ve mütemadiyen
bu hususta Türkün inkişafına mani olmak istemişlerdir ve mütemadî hareketleri
neticesinde Türkü bir kat daha zaafa uğratmışlardır. Fakat bu günkü hadisenin
diğer bir alâmeti daha vardır ki o alet üzerinde bütün arkadaşlarım ve
Başvekil Paşa Hazretleri de tevakkuf ettiler. Bunun üzerinde bir daha durulması,
tevakkuf edilmesi lazımdır. O da bu faciayı görüp te lakayt ve seyirci
kalan halkın haleti ruhiyesidir. Hakikaten bu, o kadar feci bir haleti
ruhiyedir ki ve o kadar adi bir şeydir ki insan bunu duyduğu zaman şahsen
mahcup bir vaziyette kalıyor, yerin dibine girmek istiyor.
Çünkü biz hepimiz bu memleketin adamıyız, bu memleketin içinde, bir
şehrinde adam boğazlanıyor. O da kim? Zabit, muallim, yani memleketin maddi
ve manevi inkişafı vazifesini üzerine alan bir genç, o kadar izdihamın
ortasında boğazlanıyor. Yirmi dakika boğazı kesiliyor da müdahale edilmiyor.
Hatta tasvipkâr olanlar bile çıkıyor. Efendiler; sormak lâzım gelen asil
bu hadisedir. Halkta, kütlei nasta mevcudiyeti bu gün keşfedilen bu haleti
ruhiyenin karşısında, ben kendi nefsime, kendimi çok küçülmüş bir vaziyette
gördüm ve bu kütle mes’uliyetinin manevi mes’uliyetin bir kısmının da bana
geldiğini hissettim.
ALİ B. (Rize) - Elbette, elbette.
AĞAOĞLU AHMET B. (Kars) - Sen de varsın burada, sen de varsın.
Ben kendimi misal gösterdim, sen de bundan istifade mi edeceksin? Ben burada
senden çok vazifemi ifa etmişim, bunu bilmelisin, binaenaleyh ben kendimi
misal olarak gösteriyorum ve diyorum ki bu memleketin münevver zümresi
mütefekkiri, muharriri, muallimi, âlimi, gazetecisi, hulâsa bir memleketin
münevver denilen kısmı vazifesini ifa etmemiştir ve etmemektedir. Bu noktai
nazardan diyorum ki ben mes’ulüm, yoksa bu işte ben senden çok temizim,
müberrayım. Efendiler, Cumhuriyet, inkılâp baştan başa bir dindir, bir
imandır (Ona şüphe yok sesleri). Bu dinin, bu imanın bir kitabı olacaktı,
bir ibadeti olacaktı, dahileri olacaktı, müminleri olacaktı, Cumhuriyetin
faziletlerini, fikirlerini cemaat arasında geceli gündüzlü çalışarak neşrü
tamim edecek, bu cahil cemaati yürütecek adamlar olacaktı. İşte bu sahadaki
vazifelerimizi görmedik. Bu sahada mes’uliyetimiz vardır. Evet, mes’uliyetimiz
bu sahadadır. Bunu eğer biz burada ve o mübarek şehidin ruhu önünde itiraf
eder ve günahımızı itiraf ettikten sonra da teyakkuza, intibaha gelirsek
ve Cumhuriyet ve lâyıklık imanına karşı her münevver kendi üzerine terettüp
eden vazifeyi ifa ederse Mazhar Müfit Beye derim ki o gencin o yüksek adamın
kanı hedere gitmemiştir. Binaenaleyh Devletin, Hükümetin aldığı kararlarla
beraber Hükümetin yanı başında bu memleketin münevver aksamına büyük ve
hatta Hükümet vazifesinden daha büyük bir vazife terettüp ediyor. O vazife
de durmadan çalışmaktır ve eğer biz hakiki Cumhuriyetçiler isek ve eğer
biz Cumhuriyetin memlekette yaşamasını arzu ediyorsak, eğer biz mütemadiyen
karşımıza çıkan o menhus ruhun yok olmasını istiyorsak biz o inkılâbı yapan
insanlar, geceyi gündüze katarak ve kendi vezaifi hususiyemizi unutarak
bilâ âram ve hasbetenlillâh çalışacağız, eğer biz bunu yaparsak ve bu suretle
Hükümetin yardımına koşarsak, Hükümetin tedbirleri müsmir olur. Yoksa bu
tedbirler mihanikidir, idaridir. Öteki devin kırk başı var, kırk bin başı
var. Bu başların birini kesersek öteki çıkar, asıl mesele devi, o menhus
ruhu öldürmektir. Bunu öldürecek Hükümet değildir, muallimdir, muharrirdir,
şairdir, mütefekkirdir, ediptir.
REFİK B. (Konya) - Bravo, bravo.
AĞAOĞLU AHMET B. (Kars) - Bendeniz bunu söylüyorum.
YAHYA GALİP B. (Kırşehir) - Muhalifleri de unutmayınız.
AĞAOĞLU AHMET B. (Kars) - Muhalifler bu ruhu öldürmek için çalışıyorlar
(Gürültüler).
ALİ SAİP B. (Urfa) - Muhterem arkadaşlar, Ahmet Beyefendi vazifemizi
yapmadık, yapmıyoruz, hepimiz mes’ulüz dediği için söz almak mecburiyetinde
kaldık.
Efendiler, hadise çıkan Menemen’de Ahmet Bey, bundan üç ay evvel seyahat
etmişti. Hadise çıkan yerlerde o şehidin kafasına takılan bayrak onları
istikbal etmişti. Ben istedim ki Ahmet Bey kürsüye çıktığı zaman; efendiler,
bu teşkilât yapılırken etrafımıza toplananlar, bizi bayrakla karşılayanlar
mürteciler imiş, bize çok eyi yaptınız. Çok eyi bir teşkilât yaptık. Cumhuriyeti
muhafaza edeceğiz diyen adamlar, meğerse kana susamış vatandaşların
kanını içmek istiyormuş.
Binaenaleyh bu kürsüye geliyorum, sizden af diliyorum, beni affedin
deselerdi kendisinin elini öpecektim.
AĞAOĞLU AHMET B. (Kars) - Senden mi af dileyeceğim?
ALİ SAİP B.(Urfa) - Hayır benden değil, milletten af dileyeceksin!
Efendiler; Ahmet Bey, yalnız matbuat hürriyetine dokunulmıyacağı için
Baş Vekil Paşaya teşekkür etti. Efendiler; matbuat hürriyeti diyoruz, rica
ederim, müsaade ederseniz size ufak bir hikâye arzedeyim, ondan sonra maruzatıma
devam edeyim: Çoğunuz bilirsiniz, ata sözlerdir:
Bir muhtarla bir bekçi kavga etmişler, muhtar bekçiyi dövmüş, muhtarın
düşmanları bekçiyi teşvik etmişler, git Hükümete müracaat et, hakkını iste
demişler. Bekçi arzuhalciye gelmiş, bana bir arzuhal yaz demiş, arzuhalci
ne o demiş? Muhtar beni dövdü, tokat attı, arzuhalı kaça yazarsın demiş,
arzuhalci beş kuruştan yüz kuruşa kadar arzuhal yazarım demiş, öyle ise
bana yüz kuruşluk bir arzuhal yaz demiş.
AĞAOĞLU AHMET B. (Kars) - Arap hikayesi mi?
ALİ SAİP B. (Urfa) - Hayır bu sizin hikayenizdir (Handeler).
Arzuhalci arzuhali okuyunca bekçi ağlamaya başlıyarak; vah, vah demek bana
zulüm etmişlerde haberim yokmuş, demiş.
Efendiler bu günkü gazetelerin vaziyeti budur. Beş kuruşa Milliyet satılır,
beş kuruşa Vakit, Akşam, Cumhuriyet satılır. Rejimi kuvvetlendiren bu gazeteler
beş kuruşa satılır, Hakimiyet okunmaz, fakat işitiriz ki filan yerde Yarin
gazetesini kapışmışlar, yüz kuruşa satılmış. Bunun akibeti budur. 31 Martı
bunlar çıkardılar, mütarekede İstiklâl harbinde aleyhimize kuvvet sevkedenler
bunlardır.
Şeyh Sait isyanı çıkaranlar bunlardır. Bu günkü Derviş Memed’i de bunlar
çıkardılar. Binaenaleyh Efendiler asıl bunlara çare bulmak lâzımdır, yoksa
Ahmet Beyin dediği gibi bunlara dokunulmadığı için teşekkür ederim demek
doğru bir şey değildir.
Muhterem arkadaşlar; ben hürriyeti matbuatın düşmanı değilim, gazetecilerin
düşmanı değilim. Gazeteciler, rejimi müdafaa eden insanlar, bizim dilimizdir,
kafamızdır, dimağımızdır, rejimi müdafaa ediyorlar. Asil benim düşmanlığın,
rejimi yıkmak istiyen hain gazetecileredir (Bravo sesleri) (Alkışlar).
AĞAOĞLU AHMET B. (Kars) - Aferin...
REİS - Efendim, başka söz istiyen yoktur. Hükümetin Menemen,
Manisa ve Balıkesir merkez kazalarında idarei örfiye ilânı hakkındaki tezkeresini
reyinize arzediyorum. Kabul edenler... Etmiyenler... Müttefikan kabul edilmiştir.
|