Tutanaklardan yargılamanın ilk günü...:
(15 Ocak 1931)
Ceza muhakemeleri usulü kanununun 135 inci maddesi mucibince maznunlara
isnat olunan suçların mahiyet ve mevzuu makamı riyasetten izah olunduktan
sonra ilk evvela sorguya çekilen maznunlardan Mehmet Emin’e ika ettikleri
hadisenin mahiyetini anlatması lüzumu ihtar olundu.
Merkum Mehmet Emin, ifadesinde, Mehdi’nin iki fikre sahip olduğunu anladım.
Birisi kendisine Mehdi süsü veren maktul Mehmed’in yanına iltihak ettiğimiz
zaman bu adamın tarzı hareket ve icraatından kendisinin iki fikre hizmet
ettiğini anlıyorum. Noktai nazarına göre merkumun bir fikri, bizleri, kendi
emeline ram edip, bizim akidelerimizi zehirlemek, yani dervişlik yaptırmak
ve esrar içirmek suretile bizi fikren tesmim etmek, biri de merkumun dini
ve tekke ve şeyhliğini iade etmek hülyasile Cumhuriyet’e karşı suikast
eylediğine zahip oluyorduk. Menemen hadisesine tekaddüm eden zamana kadar
bu adamın yanında bulundukça merkumun bütün ahval ve harekâtından edindiğim
malûmata göre merkum Mehdi Mehmet, menfi vaziyet ve hareketlerinde Menemen’de
bulunan Şeyh Saffet Efendiye istinat ve mumaileyhten ilham aldığını anlıyordum.
Hatta Mehdinin Şeyh Saffet’e istinat ettiğini de herkes bilir. Bizi mecnun
gibi bir hale sokan Mehdi, kendi nezdinde bulunduğumuz müddetçe, bize,
daima, Allah bana görünüyor. Hazreti Allah kullarına çok zikretmeği emrediyor.
Siz de çok zikrediniz, böylelikle naili meram olursunuz. Tarikatın mercii
Hazreti Peygamberdir. Resulûllah Efendimiz böylece zikir ve tevhide riayet
etmiş ve böylece Allah’ın habibi olmak şerefine müyesser olmuştur, gibi
bir takım sözler söyler dururdu. Beni nakşıbendi tarikine intisap ettirmeğe
âmil olan bu Mehdi ile beraber bulunurken, Manisa vaizlerinden Hafız Ahmet,
Hacı Hilmi, Şeyh Hakkı, Hoca Saffet’in vaizlerinde bulunuyorduk. Bunlar
mevizlelerinde dalına nakşî tarikatın ihyası için daima zikreylemeği tavsiye
eylerdi. Hatta bunlardan Hacı Hilmi, namazı müteakip cemaate zikrettirir.
Ve Hafız Ahmet te böylece vaiz esnasında “fezküruni ezkürükümküm” gibi
ayetler okuyarak, bu suretle, mumaileyh te çok zikretmeği tavsiye eder
dururdu.
Bu defa Mehdi, kendisinin Hafız Ahmet’le mübahase ettikleri bir sırada
Hafız Ahmet’ten, kıyamet günlerinde bir mehdinin çıkacağı herkesçe malûmdur.
Bu mehdi beni Adem midir, yoksa gaipten mi zuhur edecektir. Sormuş, o da
bütün peygamberânın beni Adem’den geldiğine göre mehdinin de Adem evladından
olması lâzım geleceğini söylediğini ve bunun üzerine, kendisinin, Hafız
Ahmed’e işte o mehdi benim dediğini ve bundan böyle mehdiliği ilân edeceğini
söylemesi üzerine, Hafız Ahmette sen bu işi yapabilir misin dediğinde yaparım
demiş ve bu vaziyette Hafız Ahmet te Mehdi Mehmed’in elini öpüp, bu adam
hakikaten evliyadır. Siz de buna itikat ediniz diyor. Ve Mehdi’ye dokunmayın
suretinde tavsiyede bulunuyor. Bunu gerek Mehdi ve gerekse merkumun dervişi
furuncu Ahmet hikâye eyledi. Biz de böylece iğfal edildik. Ve bu maceralara
kapıldık. Mehdi Mehmetle müritleri Ramazan, Tatlıcı Hüseyin, Nalıncı Hasan,
Küçük Hasan ve ben ve daha bazı müritlerle beraber Çırak Mustafa’nın kahvesinde
toplanıyor. Ve orada zikrederek, bilâhare hükûmet bunu haber aldı, kahve
kapatıldı, ondan sonra Tatlıcı Hüseyin’in evinde toplanır ve yine devam
eder ve Laz İbrahim, İzmirli Mehmet, Ali Hoca, İmam İlyas Efendi, Şeyh
Hakkı ve Hacı Hilmi, Hafız Cemal, Hafız Ahmet, Ragıp Bey de Mutaf Süleymanın
evinde içtima eder, tarikata ait konuşmalarda bulunurlardı.
S- Mehdi Mehmet ne kadar zikretmenizi tavsiye ederdi?
C - Lâyetenahi zikrediniz diyor ve hatta bize günde ne miktar
ismi celal çekiyorsunuz diyor, biz de 500 e kadar devam etmekte olduğumuzu
söylediğimizden Mehdi bu kadar zikir azdır, daha fazla, daha çok zikrediniz,
ne kadar çok zikrederseniz o derece Allah’a yakın olmuş olursunuz diyordu.
S - Her Müslüman evinde duasını yapar, ibadet etmek memnu değildir.
Bu toplantılarda bir fenalık yapmak için ne gibi sözler konuşulurdu?
C - Her toplantıda, hükûmetin maksadı ve her hedefi Müslümanları
gavur ettirmektir. Mehdi, dini iade etmek için bütün emellerini hep bu
noktada toplar maksadı aşikardır. Cumhuriyeti yıkmak, gençliğin mefkûresini
zehirlemekti ve bu meyanda Mehdi Mehmet, bütün memurlar kâfirdir, ailelerini
açık saçık gezdiriyorlar diyerek mütemadiyen hükümet aleyhinde ve tarikat
lehinde söz söylerdi. Öyle bir hale gelmiştim ki Mehdi’nin dediklerini
yapmamak iradesinden mahrum kalmıştım. Adeta bu Mehdi’ye uymak için büyük
bir meyil hissediyorum. İşte böylece aldandık, hatta Paşa Hazretleri cumhuriyetin
düşmanı olduğunu anladığım Laz İbrahim, nakşibendi tarikatının ve bu teşekkül
ve bu şebekenin kuvvetli amillerindendir. Bunlar tarikat kisvesine bürünerek
din perdesi arkasından büyük oyunlar oymamışlardır. Laz İbrahim, İstanbul’dan
tarikatın neşir ve tamimi için kitaplar getirtti camide vaz ettiği esnada
şapka giyenler gâvur olur der ve bilâ perva alenen zikrettirirdi. Mehdi
Mehmet te, Arabistan cihetlerinden dini kurtaracak bir halifenin zuhur
edeceğini söyler ve bu zamanın hulûlünü görmek için müritlerini fazla zikrettirirdi.
Ben, bu Mehdi Mehmed’e mürit olmazdan evvel üzüm zamanında beni bağına
amele olarak almıştı. Kendisile o vakit tanışmıştım, işte, o vakit beni
nakşibendilik tarikatına intisap ettirmek için tarikatın muhassenatından
bahsederdi. Ben de evvelce de arzettiğim veçhile her nasılsa Mehdinin iğfalkâr
sözlerine kapıldım ve tarikata girdlm. İşte bundan sonra Mehdi müritlerini
istihareye yatırır, gece gördüğümüz rüyaları, uyandıktan sonra bizden sorar
ve hallederdi ve tarikata karşı bizim meylimizi daha ziyade artırmak için
fazla fazla zikretmemizi söylerdi. Bizi adeta teshir etmişti
S- Tatlıcı Hüseynin evinde neler görüşülüyordu?
C - Her akşam zikredilirdi. Son gecelerde idi Mehdi bu evde beni,
Küçük Hasan’ı, Nalıncı Hasan’ı, Ramazan’ı, ayırarak hep birlikte bir mağaraya
gideceğimizi ve orada 15 gün mütemadiyen zikredeceğimizi ve kendisine ilham
nazil olacağını ve Hazreti Peygambere de böyle ilham nazil olduğunu ve
bununla beraber mürşit ve kutbülaktap Esat Hoca’nın dünya avcunda olduğunu,
isterse tufanlar ve firtınalar yaratıp dünyayı alt üst edecek kudrette
bulunduğunu söylemiştir. Menemen meselesi Manisa’da hiç konuşulmadı. Bu
bahis esnasında Sütçü Memet evinde bir fıransız filintası olduğunu ve onu
alarak Mehdi Memet, Sütçü Memet, Şamdan Memet; üçü Paşa Köyüne ve bir sonra
da ben, Ramazan, Nalıncı Hasan, Küçük Hasan’la Paşa Köyünde onlara iltihak
etmek için yola çıkmamız kararlaştırıldı. Oradan da Bozalan’a gidilecekti
ve bu seyahat esnasında halkı dine davet etmek için kasabalar, köyler,
vilayetler gezilecek ve Mehdi Arabistan’a, kadar hatta Çin’e kadar giderek
Hazreti İsa ile birleşeceğini ve oradan Avrupa’ya dönerek Avrupa Devletlerini
dahi dine davet edeceğini söyliyordu. Bu seyahat kararlaştırıldıktan sonra
Mehdi Memet, Şamdan Memet ve Sütçü Memet, Paşa Köyüne hareket ettiler ve
bizim de oraya gelmemizi tenbih ettiler. Bir gün sonrada biz Paşa Köyüne
gittik. Orada onlarla buluştuk. Mehdi’nin bacanağı Ahmed’in evine misafir
olduk. Bize yemek verdiler. Mehdi orada kendisine ve Şamdan Memed’e birer
silâh daha temin etti.
S- Silâhları kimlerden aldılar?
C - Silâhları kimlerden aldıklarını bilmem dedi ve ifadesine
devamla; biz bu köyde bir kaç gün kalarak zikrettikten sonra Mehdi orada
Mehdiliğini ilân etti ve yanındaki köpeği köylülere göstererek bu mehdinin
alâmetidir. Yani Kıtmirdir. Herkes bana tabi olacak dedi. Köylülerden bazıları
inandı, bazıları seyirci kaldı. O köyden Sütçü Memed’in köyü olan Bozalan’a
gitmek üzere yola çıktık. Tam 11 saat yol yörüdükten sonra sünbüller mevkii
denen mahalle geldik. Orada çamlar altında su başında oturduk. Gece idi.
Ramazan, su dökmek bahanesile ayrıldı ve oradan kaçtı. Hatta Sütçü Memet
aramak için gitti, bulamadı geldi. Ondan sonra Mehdi bizi sıkı bir nezaret
altına aldı. Tehdide başladı, kaçarsanız sizi vururum dedi. Biz korktuk,
kaçamadık, bu çamlar altında da esrarlı sigaralar içtik ve Bozalan’a yakınladığımız
zaman biz bir dağda kaldık. Sütçü Memet köye gitti ve sabahleyin Sütçü
Memed’in arkasından Hacı İsmailoğlu Hüseyin gelerek bizi aldı Bozalan’a
gittik Hacı İsmail’in bulduğu bir eve girdik, orada bir hafta kadar
zikrettik. Mehdi orada köylüye avlanmak için geldiğini söyledi ve orada
zikretmekte bir mahzur gördü olacak ki, Sütçü Memed’e biz burada lâyıkile
zikrimizi yapamıyoruz, bize dağda bir kulübe yapsınlar dedi. Sütçü Memet’te
eniştesi Mustafaya dağda bir kulübe yapmasını söyledi. Kulübe yaptılar,
kulübeye gittik, orada mütemadiyen zikre ve esrarlı sigaralar içmeğe başladık.
Mehdi Memet “Süphanellezi esra biabdihi leylen minelmescidilharam” ayetini
okuyarak Hazreti Peygamber de bu esrardan içti ve öylece miraca çıkarak
Allah ile görüştü, diyerek bizi mütemadiyen zikrettirdi ve esrar içirdi.
Biz orada iken yemeklerimizi Bozalan’dan Hasan ve Hacı İsmail getirirdi.
Bozalanlılar bizi hepsi görmüştü, kulübede iken son günlerde idi Mehdi
Memet, Menemen’i kimin eyi bildiğini küçük Hasan’dan sordu, o da Nalıncı
Hasan’ın her vakit Menemen pazarlarına nalın satmak için gidip geldiğinden
onun bileceğini söyledi. Bunun üzerine Mehdi Menemen’e gideceğiz, benim
tanıdığım Saffet Hocanın evinde bir akşam kalacağız, onun vaızlarını dinliyeceğlz
ve oradan Kutbülaktap Esat Hocaya ve umum şeyhlere telgraflar çekeceğiz,
Hükûmeti işgal edeceğiz, tekkeleri açacağız, Hükûmeti iki ay tatil edeceğiz
diyordu.
S- Menemenden başka daha nerelere gidilecekti?
C- Manisa, Ankara ve daha sair vilayetler işgal edildikten sonra
İstanbula giderek halifeliği iade edeceğini ve Menemende Saffet Hocayı
Manisa’da da diğer bir şeyhi ve böylece her memlekete birer şeyh ikame
edeceğini söylemişti. Paşa Hazretleri, biz meczup ve teshir edilmiş bir
vaziyette idik. Ben üç aydan beri yerde miyim, gökte miyim hiç kendimi
bilmiyorum. Kulübeden Menemene gelmek üzere yola çıktık. Bozalan kenarında
Abdülkerim ve Hoca Mustafa’ya rast geldik, onlar bizi geçirdiler, lâhavle
çeke çeke Gediz çayı kenarına geldik, kayıkçıyı uyandırdık kayıkçı bizi
diğer tarafa geçirdi, vakit sabaha yakındı, Menemen kenarında bir zeytinliğe
oturduk. Orada yine esrarlı sigaralar içtik, Ayetülkürsi okuduk. Lâilâhe
illâllah diyerek tekbir ve tehlil ile Menemen içerisine girdik, çarşı içerisinde
bir camiye geldik, Nalıncı Hasan, caminin içinden bir sancak alarak çıktı,
camide bir kaç kişi vardı, sancakla zikrede ede bir kaç mahalle dolaştık,
Mehdi Memet, Şeyh Saffetle görüşmüş, fakat ben görmedim. Ben kendime malik
değildim, Şeyh Saffet ile Mehdi’nin görüştüğünü çocuklar bilir, ben görmedim.
Paşam: Bu nakşi tarikatı zehirle dolu bir melânet yuvasıdır. Bunların kökünü
kazımak lâzımdır, bunların kökü kazınmadıkça Cumhuriyet selâmet bulamaz.
Bunları kökünden kazınmasını isterim Paşa Hazretleri.
S - Asıl Kublây Beyin başının kesildiği andaki vaziyeti anlatmadın.
Ruhlu noktayı geçtin, orasını da anlat bakalım?
C- Esas mesele, hükümet meydanında zikredip dönerken sancağı
diktik, bu esnada bir jandarma neferi geldi. Mehdi’nin ne istediğini sordu,
o da ben Mehdiyim, biz burada zikrederek halkı dine ve tarikata davet edeceğiz
dedi. Jandarma olamaz deyince, Mehdi ısrar etti, jandarma gitti. Arkadan
jandarma yüzbaşısı geldi. Mehdi onunla da bir şey konuştu, yüzbaşı gitti,
biraz sonra askeri yüzbaşısı geçerken Mehdi onu çağırdı ve konuştu. Yüzbaşı
bırakıp gitti. Müteakiben de bir genç zabit müfrezesile gelmiş, Mehdi,
zabitin kafasını kesmiş, sancağın ucuna dikmiş, benim bunlardan hiç haberim
yok. Ben mütemadiyen sancak altında kendimden geçmiş bir vaziyette zikrediyordum.
Her taraftan ateş başladı. Mehdi, Şamdan Memet, Sütçü Memet vurularak düştüler,
ben de yaralandım, düştüm. Paşa Hazretleri, Mehdi, bize Hükûmet kuvvetlerinin
kendisi ile beraber olduğunu, kendilerine silah atmıyacaklarını, kimseye
bir zararları dokunmıyacağını, yalnız, halkı dine ve şeriata davet ile
Mehdiliğini ilân edeceğini söyledi ve bu suretle bizi kandırdı.
(devamı sonraki sayfada... )
|