|
"Katılım
Ortaklığı Belgesi" tartışmaları...
Ecevit:
Kıbrıs konusunda başka bir ölçüt kabul edemeyiz
15 Kasım 2000
DSP
Genel Başkanı ve Başbakan Bülent Ecevit, partisinin grup toplantısında
yaptığı konuşmada, Ortaklığı Belgesi'nde (KOB) Kıbrıs konusunda, "verilen
sözlerden şimdi geri dönülüyormuş gibi bir eğilim ortaya çıktığını, buna
izin verilmeyeceğini" belirtti. Ecevit, "Türkiye Cumhuriyeti var oldukça
Kıbrıslı Türkler de özgür ve bağımsız olacaklardır. Kıbrıs Türkleri Rumlara
teslim olmayacaktır. Bunu bütün dünya böyle bilmelidir" dedi.
Başbakan
Ecevit'in, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşma şöyle: (15
Kasım 2000)
Sayın konuklar, değerli gazeteci
arkadaşlarım, hepinize saygılar, sevgiler sunarım.
Bugün KKTC’nin 17. Kuruluş
yıldönümü. Bu mutlu bayramın bütün Kıbrıslı Türklere ve ulusumuza hayırlı
olmasını dilerim.
Aslında Kıbrıs Türkleri 1963
sonlarından beri kendi kendilerini zor koşullar altında yönetiyorlardı.
Bütün hakları çiğnenmişti. Londra-Zürih Antlaşmalarıyla tanınan haklar
esirgenmişti, çiğnenmişti. Anayasada Kıbrıslı Türklere ait olan bütün hükümler
yürürlükten kaldırılmıştı ve Kıbrıslı Türkler yıllarca adeta getolarda
yaşamak zorunda kalmışlardı. Kıbrıslı Türklerin denize bir kapıları yoktu,
o yüzden, Türkiye'ye de kolay kolay ulaşamıyorlardı. Sürekli saldırılarla
karşılaşıyorlardı. Sürekli soykırım tehtidi altında yaşıyorlardı.
1974’de Kıbrıs Barış Harekatıyla,
Kıbrıs Türkü kendi vatanına, kendi özgürlüğüne, kendi bağımsızlığına ve
güvenliğine kavuştu.
Diplomatik tanınmadan yoksundu.
Türkiye dışında hiçbir devlet KKTC’yi henüz tanımıyor. Fakat buna rağmen
KKTC gerçek bir devlet olarak, demokratik bir devlet olarak, insan haklarına
saygılı bir devlet olarak varlığını ve bağımsızlığını sürdürüyor.
Dediğim gibi Türkiye dışında
hiçbir devlet şu ana kadar KKTC’yi tanımıyor. Üstelik Irak’a uygulanandan
daha zalimce ekonomik ambargolar, yıllardan beri KKTC’de Türklere uygulanıyor.
Buna rağmen, bu ambargolara rağmen, bu engellemelere rağmen KKTC kalkınmasını
Türkiye’nin de katkısıyla sürdürüyor. KKTC bazı Balkan ülkelerinden daha
kalkınmış durumdadır. Sadece 180 bin nüfusu olan KKTC’de 6 üniversite var.
Bu 6 üniversitede yabancı ülkelerden İngiltere’den, Amerika’dan, başka
demokratik batı ülkelerinden profesörler, doçentler görev yapıyor. Bu ülkelerden
ve başka birçok ülkeden öğrenciler ders alıyor. 180 bin nüfusuna rağmen
KKTC her alanda başarılı çalışmalarını sürdürüyor. Bugün KKTC’de, dünya
ister kabul etsin. ister etmesin iki ayrı bağımsız devlet vardır. Biri
Kıbrıs Rumlarının devleti biri de Kıbrıslı Türklerin devleti. Bu gerçeği
görmezden gelenlere rağmen bu gerçek varlığını sürdürüyor ve sürdürmeye
devam edecektir.
Şimdi bazı batı ülkeleri
Kıbrıs’da geçmişin acılarını yeniden canlandırmaya uğraşıyorlar. Bu konuda
Kıbrıslı Türklerin ne kadar büyük tehlikelerle karşı karşıya kalmış olduklarını
kısa bir alıntıyla hatırlatmak isterim. 1964’de Makarios’a iki ziyaretçi
geliyor. Makarios’un 1974’den sonra ünlü İtalyan gazetecisi Oriana Fallaci’ye
verdiği bir demeçten alıntı yapacağım. Diyor ki Makarios, “Bir gün Nikos
Sampson’la birlikte İoannides beni görmeye geldi. Kıbrıs sorununu tümüyle
çözecek bir projeyi bana önermek üzere beni gizlice görmek istemişlerdi.
İçeriye girdiler, saygıyla elimi öptüler ve İoannides dedi ki, efendimiz
işte programımız: Adanın her yerinde birden Türklere ansızın saldırılsın
ve son bireyine kadar bütün Türkler yok edilsin.” Bunları söyleyen kimse
1974’de Yunan cuntasının temsilcisi olarak, kumandanı olarak Kıbrıs’ı işgal
etmeye kalkışan kimseydi ve onun yanındaki Sampson da Yunan cuntasının
Kıbrıs’da Cumhurbaşkanlığına getirmek istediği kimseydi ve Türk celladı
olarak anılıyordu. Makarios’a bile bu kadarı fazla gelmişti.
Eğer Batılı ülkelerin oyunlarına
gelsek, Saraybosna’dan, Kosova’dan daha ağır koşullar altında Kıbrıslı
Türklerinin büyük felaketlerle karşılaşacaklarını biliyoruz. Buna izin
veremeyiz. Yalnız Kıbrıslı Türklerin değil, Türkiye’nin güvenliği de tehlikeye
düşmüş olur. Onun için buna kesinlikle izin veremeyiz. Yunanistan Türkiye’yi
yalnız batıdan değil, güneyden de kuşatmış olacaktır. Doğu Akdeniz de tehlikeye
girmiş olacaktır. Bütün bunlara fırsat vermemiz söz konusu değildir.
1999 Helsinki Doruğunda Avrupa
Birliği için adaylığımız kesinleşirken açıkça belirttik. Avrupa Birliğinde
adaylığımızla Kıbrıs konusu arasında bağlantı kurulmasını kabul edemeyeceğimizi
açıkça söyledik. “Kıbrıs konusu Kıbrıs Türkleriyle Kıbrıslı Rumlar arasında
bir konudur. Buna sizler karışmayın” dedik. Bu konudaki kararlılığımızı
bilerek bize adaylık hakkını verdiler. Bize bu açıdan gerekli güvenceler
de verildi. Kopenhag ölçütlerine, kriterlerine evet dedik. Ama başka hiçbir
ölçüt kabul edemeyeceğimizi söyledik. Verilen sözlerden şimdi geri dönülüyormuş
gibi bir eğilim ortaya çıktı. Biz kesinlikle buna razı olamayız, izin veremeyiz.
Biz her sözümüzü tutarız, her devletin ve her kuruluşun da bize verdiği
sözü tutmasını bekleriz.
Kıbrıs’ı çıkmaza sürükleyenler
bazı Avrupa üyesi ülkelerdir. Eğer Kıbrıs’ı kendi haline bıraksalar Kıbrıs’ta
bir sorun kalmazdı.
Birkaç gün önce Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri sayın Kofi Annan’ın da kendi deyimiyle “sözlü
ifadeleri” şimdi ortalığı büsbütün bulandırdı. Tezgahlanmak istenen oyun
artık ortada. Kıbrıs’ta bir ortak devlet olmalıymış. Bu ortak devlet ayrılmaz
ve bölünmez bir bütün olmalıymış. Kıbrıs’ta tek bir vatandaşlık olmalıymış.
Rumlara büyük miktarda toprak bırakılmalıymış. O da yetmezmiş çok sayıda
Rum kuzeye geçip yerleşebilmeliymiş. Kıbrıslı Türklerin tek güvencesi olan
Türk askeri de Kıbrıs’tan çekilmeliymiş Bunlar biraraya geldiğinde görülür
ki bazı etkin çevreler Kıbrıs’ta, konfederasyon şöyle dursun, federasyona
bile razı değiller.
Fakat bu tasarımların hiç
biri Türk tarafınca kabul edilemez. Kıbrıs’ta iki ayrı devlet varlığı göz
ardı edildikçe bir uzlaşmaya varılamayacağını herkes içine sindirmelidir.
Bugün bütün Avrupa Birliği
Bakanlarına ve Avrupa Birliği yetkililerine birer mektup göndererek bu
kararlılığımızı bütün açıklığıyla anlattım.
Türkiye Cumhuriyeti var oldukça
Kıbrıslı Türkler de özgür ve bağımsız olacaklardır.
Kıbrıs Türkleri Rumlara teslim
olmayacaktır. Bunu bütün dünya böyle bilmelidir.
KAYNAK:
DSP TBMM GRUBU
(16 KASIM 2000)
  |