Genelkurmay Başkanlığı'ndan 7 Aralık 2000 tarihinde
yapılan açıklama şöyle:
2000 YILI İÇ GÜVENLİK HAREKATI DEĞERLENDİRMESİ
2000 yılı, PKK terör örgütünden kaynaklanan terörün, şiddet boyutunda
azalmanın, bunun yanında başta siyasi bir güç haline gelme gayretleri olmak
üzere çeşitli alanlara yayılmanın hızlandığı ve buna paralel olarak karşı
mücadelenin değişik boyutlarda sürdürülmesine olan ihtiyacının açıkça ortaya
çıktığı bir yıl olarak dikkati çekmiştir.
Bu kapsamda, terörle mücadele;
- terörün şiddet boyutunun sona erdirilmesi,
- konunun etnik milliyetçilik temeline dayalı, siyasi ayrılıkçı bir
hareket haline gelmesinin önlenmesi ve,
- Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin sosyal ekonomik kalkınmalarının
sağlanarak, terörün istismarına neden olan noksanlıkların giderilmesi olarak
gruplandırılabilecek üç boyut kazanmıştır.
Bilindiği gibi, Türk Silahlı Kuvvetleri terörün birinci boyutuna karşı
silahlı mücadeleyi fiilen yürütmektedir.
Bu mücadelede özellikle son 6 yıldır istikrarlı ve gittikçe artan bir
başarı sağlanmıştır.
Bunun sonucu olarak;
- terör örgütü inisiyatifinde meydana gelen olaylar zaman içinde
gittikçe azaltılarak, 1994 yılında 3298 olan olay sayısı 2000 yılında toplam
45’e indirilmiştir.
- Bir başka ifade ile geçmişte günde 9 olay meydana gelirken, bu rakam
2000 yılında 9 günde 1 olaya kadar düşürülmüştür.
Bunun yanı sıra;
- terörist eylemlerde hayatını kaybeden vatandaş sayısı yılda
1479’dan 15’e,
- güvenlik güçleri şehit miktarı da yılda 1145’ten 29’a indirilmiştir.
- Toplam yaralı sayısı ise; yılda 4 binlerden 108’lere düşmüştür.
- Bunun anlamı; mevcut şehitlerimize her gün 7, gazilerimize 11 kişinin
eklenmesinin önlenmiş olmasıdır.
Diğer yandan;
- geçmişte terörist sayısını 11.000'e kadar çıkarabilmiş olan
ve bu miktarın asgari yarısını yurt içinde tutabilen ve eyleme yöneltebilen
terör örgütü; tüm propagandasına, yurtiçi ve yurtdışından gördüğü her türlü
desteğe rağmen, mevcudunu koruyamaz hale gelmiş ve terörist miktarı 4.000-4.500'e
kadar düşmüştür.
- bunun da ancak %10'nu yurtiçinde tutabilmektedir.
Bu durumda; 2000 yılında terörün şiddet boyutunun önemli ölçüde kontrol
altına alındığını söylemek mümkündür.
Bu sonuç; Türk Silahlı Kuvvetleri ve güvenlik güçlerimizin kahramanlığının
ve onlara her zaman sınırsız destek vermiş olan aziz milletimizin sabrının
bir eseridir.
Yıllardır her türlü arazi ve hava koşullarında büyük bir özveri ile
yürütülen PKK terör örgütüne karşı mücadelede;
- toplam 5.853 şehit verilmiş,
- 11.946 TSK ve güvenlik gücü mensubu da yaralanmıştır.
Yine bu mücadelede;
- Hayatını kaybeden vatandaş sayısı toplam 5.405,
- Yaralanan vatandaş sayısı da 6.056'dır.
Diğer yandan; büyük çoğunluğu yurt dışında da olsa, halen 4.500 civarında
teröristin varlığını sürdürüyor olması önemli bir tehdit oluşturmaya da
devam etmektedir.
Terör örgütü PKK silah altında tuttuğu teröristlerini, siyasallaşma
çabalarına şemsiye olarak kullanmak üzere geliştirdiği sözde barış çağrısına
cevap alabilmek için Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı bir koz olarak
kullanma gayreti içerisindedir.
Bu çağrının iç ve dış kamuoyunda bazı çevrelerce çeşitli şekillerde
yorumlandığı ve hatta Türkiye için kaçırılmaması gereken bir fırsat olarak
bile değerlendirildiği de görülmektedir.
Bu noktada, PKK terör örgütünün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nden barış
adı altında istediklerinin bir kez daha hatırlatılmasında fayda vardır.
Bunların bazıları;
- Kürt asıllı vatandaşlarımızın ayrı bir ulus olarak tanımlanması
ve bunun Anayasa'ya dahil edilmesi,
- yerel yönetimlerin güçlendirilmesi suretiyle bazı bölgelerimizde
özerk yönetimler oluşturulması,
- teröristbaşı ve halen cezaevlerinde bulunan 10.000'in üzerindeki
hükümlü ve tutuklu dahil, tüm PKK'lı teröristlerin affedilmesi ve,
- bunların siyasi faaliyetlerine müsaade edilmesidir.
- Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Devleti bunları yapmaz ise; silahlı eylemlere
tekrar başlanacağı ile de tehdit edilmektedir.
Görüldüğü üzere, terör örgütü bir anlamda silahla gerçekleştiremediğini,
sözde barış çağrısı ile gerçekleştirme hevesi içindedir.
Bunun kabul edilmesinin veya tartışılmasının bile söz konusu edilemeyeceğinin
bilincinde olan Türk Silahlı Kuvvetleri, bu tehdit tamamen ortadan kalkana
kadar, yani son terörist etkisiz hale getirilene kadar mücadeleyi sürdürme
azim ve kararlılığındadır.
Bu nedenle;
- Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde geçmişte alınmış
olan tedbirler 2000 yılında da aynen sürdürülmüş,
- teröristlere karşı operasyonlar geçmiş yıllara göre bir kat daha
artırılmış ve
- Kuzey Irak'ta üstlenmeye çalışan teröristlere karşı da sınır ötesi
operasyonlara devam edilmiştir.
Diğer yandan;
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kendilerinin sözde barış çağrılarına
doğrudan cevap vermeme ihtimaline karşı, PKK terör örgütünün, devleti içten
ve dıştan zorlamak için başka alanlarda bazı faaliyetlere yöneldiği de
görülmektedir.
Bu faaliyetler genelde, kısaca ''PKK'nın siyasallaşması'' olarak tanımlanmakta
ise de, gerçek olan etnik milliyetçilik temeline dayalı, siyasi ayrılıkçı
bir hareketin yaratılma ve geliştirilme çabalarıdır.
Bunu, terörün ikinci boyutu olarak tanımlamak mümkündür.
Bu konuda, yurt içinde,
- toplumun bazı kesimleri legal veya illegal kuruluşlar marifeti
ile örgütlenmekte ve gerektiğinde çeşitli nedenler gerekçe gösterilerek
toplumsal eylemlere yöneltilmektedir.
- Bunun bir örneği 22 Ekim 2000 tarihinde Adana'da yaşanmış, nüfus
sayımında, 10-15 yaşındaki çocuklar polis ile karşı karşıya getirilmiştir.
- Ayrıca toplumu örgütleme kapsamına legal bazı siyasi oluşumlarda
dahil edilerek, PKK güdümünde tek ve etkin bir ayrılıkçı siyasi güç yaratılmak
istenmektedir.
PKK terör örgütünün bu faaliyetlerinde;
- etnik kimlik,
- ana dilde eğitim,
- ana dilde radyo/tv yayını ve
- yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gibi sloganlar toplumu ikna temaları
olarak kullanılmaktadır.
Bilindiği üzere;
- PKK Marksist-Leninist çizgide kurulmuş ve terörizmi
vasıta olarak benimsemiş bir terör örgütüdür.
- PKK'nın yarattığı bu terörden en çok, bugün haklarını
savunduklarını iddia ettikleri bölgedeki vatandaşlarımız zarar görmüş,
çocuk, kadın, yaşlı binlerce vatandaşımız hayatını kaybetmiş, yine binlercesi
sakat kalmıştır.
- Yine PKK terörü yüzünden binlerce köy tahrip olmuş,
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizin her alanda gelişmesi bu bölgelere
yönelik yatırım gayretleri tahrip edilerek, yıllardır engellenmiştir.
- 2000 yılında, terör örgütü PKK'nın, bunları yok
ve aziz milletimizin de unuttuğunu varsayarak, sözde demokrasi ve insan
hakları savunuculuğu platformunda kendine yer edinme gayretleri ibretle
izlenmiştir.
- Terör örgütünü bu gayretlerinde en çok cesaretlendiren
gelişmeler, Türkiye'nin AB'ne giriş sürecinde yaşanmaktadır.
- Türkiye'yi bölmek hedefinde hiçbir değişiklik olmayan
ve yıllardır sürdürülen mücadele sonucu bitme noktasına getirilmiş olan
terör örgütü, bu süreçten istifade ile bir yandan kendisi için yeni bir
varlık ve mücadele alanı yaratmaya, diğer yandan terörle mücadeleyi yürüten
güvenlik güçlerini pasifize etmeye çalışmaktadır.
- Bilindiği gibi terörizm, insan hakları tanımayan
bir şiddet türü olup, tüm uluslar arası kuruluşlarca üye ülkelerin ortak
karşı mücadeleye çağrıldığı, insanlığa ve demokrasilere yönelik en önemli
tehdit olarak ifade edilmektedir.
Bu AB için de böyle olup, AB anlaşmasının 29 ncu maddesi birlik
üyesi ülkeleri terörizme karşı mücadele ile yükümlü kılmaktadır.
Ancak, geçmişte bazı AB üyesi ülkelerin açık ve gizli olarak terör örgütü
PKK'ya destek verdikleri ve bu kanlı örgütün bugünlere kadar varlığını
devam ettirebilmesinde başlıca etkenler oldukları bilinmektedir.
2000 yılında yaşanan bazı olaylar ve hatta AB bazı birimlerinin terör
örgütünü muhatap alabilecek kadar ileri gitmiş olması, kamuoyunda terör
örgütüne geçmişte bazı ülkelerce verilen desteğin halen devam etmekte olduğu
kuşkularının doğmasına neden olmuştur.
Bu durum, PKK terör örgütünü varlık ve eylemlerini sürdürmede cesaretlendirmekte
ve Türkiye'nin terörü bitirme gayretlerini güçleştirmektedir.
Hiçbir etnik veya dinsel farklılığın istismar edilmediği ve bu istismardan
kaynaklanan bir terörün yaşanmadığı bir Türkiye, şüphesiz ki herkesin temel
arzusu olmak durumundadır.
Bunun vazgeçilmez ön koşulu, terörün her yönü ile tamamen yok edilmiş
olmasıdır.
Bugün Türkiye'de etnik, ideolojik ve aşırı din temeline dayalı 40'ın
üzerinde faal terör örgütü mevcuttur.
Bu örgütlerin sadece cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı 11.000
civarındadır.
Buna mukabil, pek çok terörist özellikle Avrupa ülkelerinde rahatça
barınabilmektedir.
Türkiye, evrensel bir insanlık suçu olan terörü tamamen yok edebilmek
için büyük bir mücadele vermektedir.
Bu mücadele her şeyden önce, gerçek bir insan hakları ve demokrasi mücadelesidir.
Vatandaşlarımızın başta yaşam hakkı olmak üzere tüm haklarını demokratik
ortamda kullanabilmeleri için, bu mücadelenin mutlaka kazanılması gerekmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü
esas alan tüm uluslar arası sözleşmelere taraf olmuş ve demokrasisini,
çevresindeki her türlü olumsuzluğa rağmen geliştirme gayretini sürdüren
demokratik bir hukuk devletidir.
Ancak, çoğu kez dıştan destekli bölücü, yıkıcı ve irticai hareketlerin
mevcut demokratik ortamdan istifade ile amaçlarına ulaşmaya çalıştıkları
da bir gerçektir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bunlara karşı aldığı yasal veya idari
önlemler de yine evrensel hukuk normları içindedir.
İnsan hakları ve hukuka gösterilen titizlik nedeniyle terörle mücadele
bu kadar uzun sürmüş olup, gelecekte de tavizsiz devam etmesi kaçınılmazdır.
Diğer yandan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde yıllardır yaşanan
PKK terörünün yarattığı ekonomik ve sosyal tahribat da bilinmektedir.
Bunun ortadan kaldırılabilmesi ve bölge vatandaşlarımızın hak ettiği
huzur ve mutluluğa kavuşabilmesi için, sosyal ve ekonomik kalkınmayı hedef
alan bir eylem planı, hükümet tarafından 2000 yılı Mayıs ayında yürürlüğe
konulmuştur.
Sağlanan huzur ortamı devam ettiği takdirde; bu planın uygulama sonuçlarının
kısa sürede alınacağı ve geçmişte terörün istismarına neden olan pek çok
yetersizliğin ortadan kaldırılacağı beklenmektedir.
Ulu Önder Atatürk, daha Lozan sonrası Meclis'te yaptığı bir konuşmada;
''Her işin başı devlette istikrar ve toplumda huzura dayanır. Toplumun
huzurunu bozmaya yeltenenler her zaman görülecektir. Bunu önlemenin tek
çaresi; halkın huzurunu bozanların karşısına devletin tüm gücü ve teşkilatı
ile dikilmesidir'' demiştir.
Bu bağlamda;
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, bugün için iç huzuruna yönelik en önemli
tehditlerden biri olan teröre karşı mücadelede, tüm ulusal güç unsurlarını
daha etkin olarak kullanabildiği takdirde, arzu edilen başarıyı kısa sürede
sağlayabileceği ve bu başarının da, gerek içte ve gerekse dışta her alanda
gelişiminin önünü açacağı değerlendirilmektedir.
|