Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar

2000 YILI İÇ GÜVENLİK HAREKATI DEĞERLENDİRMESİ
Genelkurmay Başkanlığı, 2000 yılı iç güvenlik raporu yayınladı
7 Aralık 2000

Raporda, terör örgütü PKK’nın silahla gerçekleştiremediğini, sözde barış çağrısı ile gerçekleştirme hevesinde olduğu, PKK güdümünde tek ve etkin bir ayrılıkçı siyasi güç yaratılmak istendiği belirtildi. Kürtçe TV de PKK’nın siyasi güç yaratma faaliyeti olarak değerlendirildi. 

Genelkurmay Başkanlığının raporunda, "büyük çoğunluğu yurtdışında da olsa, halen 4 bin 500 civarında teröristin varlığını sürdürüyor olmasının, önemli bir tehdit oluşturmaya devam ettiğine" dikkat çekildi. Raporda, "TSK, bu tehdit tamamen ortadan kalkana kadar, yani son terörist etkisiz hale getirilinceye kadar mücadeleyi sürdürme azim ve kararlılığındadır" denildi. 
 

Genelkurmay Başkanlığı'ndan 7 Aralık 2000 tarihinde yapılan açıklama şöyle:
 

2000 YILI İÇ GÜVENLİK HAREKATI DEĞERLENDİRMESİ

2000 yılı, PKK terör örgütünden kaynaklanan terörün, şiddet boyutunda azalmanın, bunun yanında başta siyasi bir güç haline gelme gayretleri olmak üzere çeşitli alanlara yayılmanın hızlandığı ve buna paralel olarak karşı mücadelenin değişik boyutlarda sürdürülmesine olan ihtiyacının açıkça ortaya çıktığı bir yıl olarak dikkati çekmiştir.

Bu kapsamda, terörle mücadele;

- terörün şiddet boyutunun sona erdirilmesi, 
- konunun etnik milliyetçilik temeline dayalı, siyasi ayrılıkçı bir hareket haline gelmesinin önlenmesi ve, 
- Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin sosyal ekonomik kalkınmalarının sağlanarak, terörün istismarına neden olan noksanlıkların giderilmesi olarak gruplandırılabilecek üç boyut kazanmıştır.
Bilindiği gibi, Türk Silahlı Kuvvetleri terörün birinci boyutuna karşı silahlı mücadeleyi fiilen yürütmektedir.

Bu mücadelede özellikle son 6 yıldır istikrarlı ve gittikçe artan bir başarı sağlanmıştır. 

Bunun sonucu olarak;

- terör örgütü inisiyatifinde meydana gelen olaylar zaman içinde gittikçe azaltılarak, 1994 yılında 3298 olan olay sayısı 2000 yılında toplam 45’e indirilmiştir. 
- Bir başka ifade ile geçmişte günde 9 olay meydana gelirken, bu rakam 2000 yılında 9 günde 1 olaya kadar düşürülmüştür. 
Bunun yanı sıra; 
- terörist eylemlerde hayatını kaybeden vatandaş sayısı yılda 1479’dan 15’e, 
- güvenlik güçleri şehit miktarı da yılda 1145’ten 29’a indirilmiştir. 
- Toplam yaralı sayısı ise; yılda 4 binlerden 108’lere düşmüştür. 
- Bunun anlamı; mevcut şehitlerimize her gün 7, gazilerimize 11 kişinin eklenmesinin önlenmiş olmasıdır.
Diğer yandan;
- geçmişte terörist sayısını 11.000'e kadar çıkarabilmiş olan ve bu miktarın asgari yarısını yurt içinde tutabilen ve eyleme yöneltebilen terör örgütü; tüm propagandasına, yurtiçi ve yurtdışından gördüğü her türlü desteğe rağmen, mevcudunu koruyamaz hale gelmiş ve terörist miktarı 4.000-4.500'e kadar düşmüştür.
- bunun da ancak %10'nu yurtiçinde tutabilmektedir.
Bu durumda; 2000 yılında terörün şiddet boyutunun önemli ölçüde kontrol altına alındığını söylemek mümkündür. 

Bu sonuç; Türk Silahlı Kuvvetleri ve güvenlik güçlerimizin kahramanlığının ve onlara her zaman sınırsız destek vermiş olan aziz milletimizin sabrının bir eseridir.

Yıllardır her türlü arazi ve hava koşullarında büyük bir özveri ile yürütülen PKK terör örgütüne karşı mücadelede;

- toplam 5.853 şehit verilmiş, 
- 11.946 TSK ve güvenlik gücü mensubu da yaralanmıştır.
Yine bu mücadelede;
- Hayatını kaybeden vatandaş sayısı toplam 5.405,
- Yaralanan vatandaş sayısı da 6.056'dır. 
Diğer yandan; büyük çoğunluğu yurt dışında da olsa, halen 4.500 civarında teröristin varlığını sürdürüyor olması önemli bir tehdit oluşturmaya da devam etmektedir.
 
Terör örgütü PKK silah altında tuttuğu teröristlerini, siyasallaşma çabalarına şemsiye olarak kullanmak üzere geliştirdiği sözde barış çağrısına cevap alabilmek için Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı bir koz olarak kullanma gayreti içerisindedir. 

Bu çağrının iç ve dış kamuoyunda bazı çevrelerce çeşitli şekillerde yorumlandığı ve hatta Türkiye için kaçırılmaması gereken bir fırsat olarak bile değerlendirildiği de görülmektedir.

Bu noktada, PKK terör örgütünün Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nden barış adı altında istediklerinin bir kez daha hatırlatılmasında fayda vardır. Bunların bazıları;

- Kürt asıllı vatandaşlarımızın ayrı bir ulus olarak tanımlanması ve bunun Anayasa'ya dahil edilmesi,
- yerel yönetimlerin güçlendirilmesi suretiyle bazı bölgelerimizde özerk yönetimler oluşturulması, 
- teröristbaşı ve halen cezaevlerinde bulunan 10.000'in üzerindeki hükümlü ve tutuklu dahil, tüm PKK'lı teröristlerin affedilmesi ve, 
- bunların siyasi faaliyetlerine müsaade edilmesidir. 
- Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Devleti bunları yapmaz ise; silahlı eylemlere tekrar başlanacağı ile de tehdit edilmektedir.
Görüldüğü üzere, terör örgütü bir anlamda silahla gerçekleştiremediğini, sözde barış çağrısı ile gerçekleştirme hevesi içindedir.

Bunun kabul edilmesinin veya tartışılmasının bile söz konusu edilemeyeceğinin bilincinde olan Türk Silahlı Kuvvetleri, bu tehdit tamamen ortadan kalkana kadar, yani son terörist etkisiz hale getirilene kadar mücadeleyi sürdürme azim ve kararlılığındadır. 

Bu nedenle;

- Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde geçmişte alınmış olan tedbirler 2000 yılında da aynen sürdürülmüş, 
- teröristlere karşı operasyonlar geçmiş yıllara göre bir kat daha artırılmış ve
- Kuzey Irak'ta üstlenmeye çalışan teröristlere karşı da sınır ötesi operasyonlara devam edilmiştir.
Diğer yandan;

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kendilerinin sözde barış çağrılarına doğrudan cevap vermeme ihtimaline karşı, PKK terör örgütünün, devleti içten ve dıştan zorlamak için başka alanlarda bazı faaliyetlere yöneldiği de görülmektedir.

Bu faaliyetler genelde, kısaca ''PKK'nın siyasallaşması'' olarak tanımlanmakta ise de, gerçek olan etnik milliyetçilik temeline dayalı, siyasi ayrılıkçı bir hareketin yaratılma ve geliştirilme çabalarıdır.

Bunu, terörün ikinci boyutu olarak tanımlamak mümkündür.

Bu konuda, yurt içinde, 

- toplumun bazı kesimleri legal veya illegal kuruluşlar marifeti ile örgütlenmekte ve gerektiğinde çeşitli nedenler gerekçe gösterilerek toplumsal eylemlere yöneltilmektedir.
- Bunun bir örneği 22 Ekim 2000 tarihinde Adana'da yaşanmış, nüfus sayımında, 10-15 yaşındaki çocuklar polis ile karşı karşıya getirilmiştir. 
- Ayrıca toplumu örgütleme kapsamına legal bazı siyasi oluşumlarda dahil edilerek, PKK güdümünde tek ve etkin bir ayrılıkçı siyasi güç yaratılmak istenmektedir. 


PKK terör örgütünün bu faaliyetlerinde; 

- etnik kimlik, 
- ana dilde eğitim, 
- ana dilde radyo/tv yayını ve 
- yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gibi sloganlar toplumu ikna temaları olarak kullanılmaktadır. 
Bilindiği üzere;

    - PKK Marksist-Leninist çizgide kurulmuş ve terörizmi vasıta olarak benimsemiş bir terör örgütüdür. 

    - PKK'nın yarattığı bu terörden en çok, bugün haklarını savunduklarını iddia ettikleri bölgedeki vatandaşlarımız zarar görmüş, çocuk, kadın, yaşlı binlerce vatandaşımız hayatını kaybetmiş, yine binlercesi sakat kalmıştır. 

    - Yine PKK terörü yüzünden binlerce köy tahrip olmuş, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizin her alanda gelişmesi bu bölgelere yönelik yatırım gayretleri tahrip edilerek, yıllardır engellenmiştir. 

    - 2000 yılında, terör örgütü PKK'nın, bunları yok ve aziz milletimizin de unuttuğunu varsayarak, sözde demokrasi ve insan hakları savunuculuğu platformunda kendine yer edinme gayretleri ibretle izlenmiştir.

    - Terör örgütünü bu gayretlerinde en çok cesaretlendiren gelişmeler, Türkiye'nin AB'ne giriş sürecinde yaşanmaktadır.

    - Türkiye'yi bölmek hedefinde hiçbir değişiklik olmayan ve yıllardır sürdürülen mücadele sonucu bitme noktasına getirilmiş olan terör örgütü, bu süreçten istifade ile bir yandan kendisi için yeni bir varlık ve mücadele alanı yaratmaya, diğer yandan terörle mücadeleyi yürüten güvenlik güçlerini pasifize etmeye çalışmaktadır. 

    - Bilindiği gibi terörizm, insan hakları tanımayan bir şiddet türü olup, tüm uluslar arası kuruluşlarca üye ülkelerin ortak karşı mücadeleye çağrıldığı, insanlığa ve demokrasilere yönelik en önemli tehdit olarak ifade edilmektedir.

Bu AB için de böyle olup, AB anlaşmasının 29  ncu maddesi birlik üyesi ülkeleri terörizme karşı mücadele ile yükümlü kılmaktadır. 

Ancak, geçmişte bazı AB üyesi ülkelerin açık ve gizli olarak terör örgütü PKK'ya destek verdikleri ve bu kanlı örgütün bugünlere kadar varlığını devam ettirebilmesinde başlıca etkenler oldukları bilinmektedir.
 
2000 yılında yaşanan bazı olaylar ve hatta AB bazı birimlerinin terör örgütünü muhatap alabilecek kadar ileri gitmiş olması, kamuoyunda terör örgütüne geçmişte bazı ülkelerce verilen desteğin halen devam etmekte olduğu kuşkularının doğmasına neden olmuştur. 

Bu durum, PKK terör örgütünü varlık ve eylemlerini sürdürmede cesaretlendirmekte ve Türkiye'nin terörü bitirme gayretlerini güçleştirmektedir.

Hiçbir etnik veya dinsel farklılığın istismar edilmediği ve bu istismardan kaynaklanan bir terörün yaşanmadığı bir Türkiye, şüphesiz ki herkesin temel arzusu olmak durumundadır.

Bunun vazgeçilmez ön koşulu, terörün her yönü ile tamamen yok edilmiş olmasıdır.

Bugün Türkiye'de etnik, ideolojik ve aşırı din temeline dayalı 40'ın üzerinde faal terör örgütü mevcuttur. 

Bu örgütlerin sadece cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı 11.000 civarındadır. 

Buna mukabil, pek çok terörist özellikle Avrupa ülkelerinde rahatça barınabilmektedir. 

Türkiye, evrensel bir insanlık suçu olan terörü tamamen yok edebilmek için büyük bir mücadele vermektedir. 

Bu mücadele her şeyden önce, gerçek bir insan hakları ve demokrasi mücadelesidir. 

Vatandaşlarımızın başta yaşam hakkı olmak üzere tüm haklarını demokratik ortamda kullanabilmeleri için, bu mücadelenin mutlaka kazanılması gerekmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü esas alan tüm uluslar arası sözleşmelere taraf olmuş ve demokrasisini, çevresindeki her türlü olumsuzluğa rağmen geliştirme gayretini sürdüren demokratik bir hukuk devletidir.

Ancak, çoğu kez dıştan destekli bölücü, yıkıcı ve irticai hareketlerin mevcut demokratik ortamdan istifade ile amaçlarına ulaşmaya çalıştıkları da bir gerçektir.
 
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bunlara karşı aldığı yasal veya idari önlemler de yine evrensel hukuk normları içindedir. 

İnsan hakları ve hukuka gösterilen titizlik nedeniyle terörle mücadele bu kadar uzun sürmüş olup, gelecekte de tavizsiz devam etmesi kaçınılmazdır.

Diğer yandan, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde yıllardır yaşanan PKK  terörünün yarattığı ekonomik ve sosyal tahribat da bilinmektedir.

Bunun ortadan kaldırılabilmesi ve bölge vatandaşlarımızın hak ettiği huzur ve mutluluğa kavuşabilmesi için, sosyal ve ekonomik kalkınmayı hedef alan bir eylem planı, hükümet tarafından 2000 yılı Mayıs ayında yürürlüğe konulmuştur.

Sağlanan huzur ortamı devam ettiği takdirde; bu planın uygulama sonuçlarının kısa sürede alınacağı ve geçmişte terörün istismarına neden olan pek çok yetersizliğin ortadan kaldırılacağı beklenmektedir.

Ulu Önder Atatürk, daha Lozan sonrası Meclis'te yaptığı bir konuşmada; ''Her işin başı devlette istikrar ve toplumda huzura dayanır. Toplumun huzurunu bozmaya yeltenenler her zaman görülecektir. Bunu önlemenin tek çaresi; halkın huzurunu bozanların karşısına devletin tüm gücü ve teşkilatı ile dikilmesidir'' demiştir.

Bu bağlamda;

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, bugün için iç huzuruna yönelik en önemli tehditlerden biri olan teröre karşı mücadelede, tüm ulusal güç unsurlarını daha etkin olarak kullanabildiği takdirde, arzu edilen başarıyı kısa sürede sağlayabileceği ve bu başarının da, gerek içte ve gerekse dışta her alanda gelişiminin önünü açacağı değerlendirilmektedir.

 



(7 ARALIK 2000)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş