|
MİT
MÜSTEŞARI'NIN AÇIKLAMALARI
MİLLİYET GAZETESİ
- 28 Kasım 2000
MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun olay
yaratacak açıklamalarda bulundu
Getiren
de biziz astırmayan da!
Fikret BİLA
MİT, giriş kapısına tabela asarak, "Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi"
kurarak, "gizli, ulaşılmaz ve esrarengiz" görüntüden çıkan yeni bir yapılanma
sürecinde. Bu anlayış içinde Müsteşar Atasagun bir ilki daha gerçekleştirdi.
Atasagun, konutunda gazetecilerin sorularını yanıtladı. Sadece Mikdat Alpay'ın
atanması değil, gündemdeki önemli sorunlarla ilgili olarak MİT'in hükümete
ve MGK'ya sunduğu görüşlerini aktardı.
Apo'yu
biz de kullanmalıyız
MİT, görüşlerini hükümete ve MGK'ya resmen de bildiriyor mu ?
MİT Müsteşarı "evet" yanıtı veriyor:
"Bize görüşümüzü sorduklarında söylüyoruz. Bakın Öcalan'ı getiren de
biziz, asılmaması için en büyük mücadeleyi veren de biziz. 10 Ocak'ta Bakanlar
Kurulu'nda Başbakan Ecevit, taslağını bizim hazırladığımız bir metni okudu.
Asılmamasını korttuğumuz için değil, kendimiz için değil, ülkenin menfaati
için savunduk. Apo'yu herkes kullandı, biz niye kullanmayalım ?"
PKK'nın siyasallaşma çabası ve sonuçları neler ? HADEP'in Güneydoğu'da
diğer partilerle kıyaslanmayacak oy desteğini, bölge halkının siyasi tercihini
sadece etnik kökene göre yaptığı yorumlarını MİT nasıl görüyor?
'Ben de komünist olurdum'
Atasagun'un yanıtı şu: "Biz 18 Nisan seçimlerinden sonra HADEP'in kazandığı
yerleri harita olarak MGK'ya çıkardık. Bu biliniyor. Bir siyasi coğrafya
var. Ama bizce sorunun özü yine de ekonomik. Bırakın Doğu'yu, düşünün ki,
siz Ankara'nın varoşlarında yaşayan 6 çocuğu olan, evine ekmek götüremeyen
birisiniz. Akşam televizyonda Televoleleri açtığınızda Türkiye'de 60 kişinin
nasıl yaşadığını görüyorsunuz. Ben de olsam komünist olurum. Bakın bölge
insanı maç söz konusu olunca yine Milli Takım'ı tutuyor, sokaklara dökülüyor.
Ben olayı kaybedilmiş gibi görmüyorum.."
Diyarbakır'da Cim Bom
farkı
Gazeteciler, Türkiye - İtalya maçı oynandığında Diyarbakır'da olduklarını
ve kahvede maçı izleyenlerin Mili Takım için pek öyle bir havada olmadıklarını,
ancak Galatasaray için sokağa döküldüklerini bir gözlem olarak aktarınca,
Mikdat Alpay, "Apo Galatasaraylı diye mi" sorusunu yöneltiyor. Gazeteciler
bunun büyük etkisi olduğu görüşünde birleşiyorlar.
MİT Müsteşarı devam ediyor:
"Biz oraları maalesef uzun süre bir sürgün yeri oarak gördük. Şimdi
tersine döndü. Genelkurmay da, biz de en iyi elemanlarımızı, en iyi araçlarımızı,
binalarımızı oraya tahsis ediyoruz."
Devletin yatırım ve güvenlik çabası da "Apo olmasaydı olmazdı" gibi
yorumlanıyor mu?
Mit Müsteşarı şu yanıtı veriyor:
"Apo'nun orada 20 senedir bir etkisi olmadı desek yalan olur."
Mikdat Alpay da, "PKK oradaki feodal yapıyı çökertti. Otorite sistemini
bozdu" diye ekliyor.
HADEP
tercih yapsın
Ya HADEP?
Bu soruya Mikdat Alpay şu yanıtı veriyor:
"HADEP ya bölge partisi olarak kalacak ya da Türkiye partisi olacak.
Tercih yapmak zorunda."
Atasagun ise "Bölge partisi kalırsa yüzde 4 - 5 oy alır" diye
ekliyor.
PKK'nın eylemsizlik dönemini Türkiye iyi değerlendiriyor mu?
Atasagun'un yanıtı şu:
"Değerlendirmeli bizce. Özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri büyük gayret
gösteriyor. Ama zaman da kaybediyor. Adam (Öcalan) iki senedir burada.
Yapılmış olması gerekenler yapılmıyor."
Neden?
"Siyasetçilerin oy kaygıları da etken. Türkiye'de ucuz bir şey var.
Kendi hatalarımızı dışarıya yansıtıyoruz. Biraz da kendimizde aramalıyız."
PKK,
İntifada'ya hazırlanıyor!
PKK konusunda gelinen noktayı MİT nasıl görüyor?
Atasagun'un yanıtı şu:
"PKK'yı bazıları hafife alıyor. Biz almıyoruz. Hala yurtdışında 4000
- 4500, yurtiçinde 500 kadar silahlı adamları var. Bu güç orada kaldıkça
PKK silahlı bir tehdit olarak kalır."
Yardımcısı Mikdat Alpay'ın değerlendirmesi ise şöyle:
"Böyle barış olmaz"
"PKK şu anda hem istediği zaman silahlı eyleme başvuracak bir kadroyu
el altında tutuyor, hem de 'demokratik cumhuriyet, barış' diyor. Bu olmaz.
Silahlar teslim edilmedikçe bu olmaz. Zaten böyle bir masaya PKK ile oturup
konuşma filan da olmaz. Dünyanın hiçbir yerinde olmaz. Başka temsilciler
kendiliğinden çıkacaktır ortaya. Ama yine de bu eylemsizlik hali bizim
için kardır."
Müsteşar Atasagun, PKK'nın Filistin'e özendiğini belirterek şu saptamayı
yapıyor:
Doğu tehlikelerle dolu
"Medya TV'yi takip ediyoruz. Sayım günü Adana'daki olayları 'intifada'
olarak öne çıkardılar. Şimdi Filistin modelini uygulama niyetleri var gibi.
Bunu bir şantaj aracı olarak elinde tutmak istiyor."
PKK'nın bu yolla ne yapmak istediği sorusuna ise Mikdat Alpay yanıt
veriyor:
"PKK kendi sorununu Kürt sorununa maletmeye, Kürt sorunu haline getirmeye
çalışıyor. Böylece kendisini Kürtler'in tek temsilcisi gibi göstermek istiyor."
Avrupa Birliği'ne tam üyelik tartışmaları içinde, bazıları Birliğe
girişin Türkiye'yi böleceğini, bazıları ise aksine bütünlüğün güvencesi
olacağını savunuyor. MİT bu konuda ne düşünüyor?
Atasagun'un bakışı şöyle:
"Atatürk'ün bize gösterdiği yol Batı'dır. Doğu, görüyorsunuz tehlike
dolu. Batı'ya gitmenin yollarını arayacağız. Ama bu, 'gel bizi Yugoslavyalaştır'
demek değil."
Batı'ya gitmek için aranacak yollar neler?
"Demokrasi şart"
Atasagun iki açıdan söz ediyor:
"Ben olaya daha çok ekonomik açıdan ve demokrasi açısından bakıyorum.
Portekiz'e, Yunanistan'a bakın. AB sayesinde nereden nereye geldiler. Demokrasiyi
de tüm kurallarıyla kabul etmemiz lazım. Bir Avrupalı bazı şeyleri nasıl
kabul ediyorsa, biz de edeceğiz."
MİT
ve asker Kürtçe TV'ye karşı değil
AB Katılım Ortaklığı Belgesi'yle birlikte Kürtçe TV tartışmaları yeniden
yoğunlaştı. MİT'in yaklaşımı ne?
Şenkal Atasagun, konunun siyasi olduğunu vurgulayarak şöyle diyor:
"Bu bir hükümet meselesi, hükümetin vereceği bir karar. Hükümet sorarsa
söyleriz. Güneydoğu'da çok rahat Medya TV seyrediliyor. Olayları kendi
açılarından yalan yanlış aktarıyorlar. Buna karşı bir rakip çıkarsa iyi
olur mu, olmaz mı?"
Doğu'ya ulaşmalıyız
Müsteşar Yardımcısı Mikdat Alpay, daha net konuşuyor:
"Oradaki vatandaşı kazanmak istiyor musunuz, istemiyor musunuz? İstiyorsanız
derdinizi anlatmanız lazım. Neyle anlatacaksınız? İşaretle mi anlatacaksınız?
Ben 1965'te Urfa'da hakimlik stajını yaparken vatandaşla anlaşmak için
Arapça, Kürtçe tercümanlar kullanmak zorunda kalınıyordu. Bugün de öyle.
Onu kazanmak istiyorsak, ona ulaşmamız lazım. Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkarı
için Apo'yu nasıl kullanıyorsak, Kürtçeyi de kullanırız. Bunu da başkalarının
bizden istediği şekilde değil, kendi istediğimiz şekilde yapabiliriz. Yoksa
örgüt, yandaşlarına her şeyi yasaklamış. Türk televizyonlarını seyrettirmiyor,
Türk gazetelerini okutturmuyor."
Bizde ayrımcılık yok
Atasagun, Türkiye'de ayırımcılık olmadığının iyi anlatılması gerektiğini
vurguluyor:
"Amaç ülke bütünlüğünü sağlamak. Yoksa Türkiye'de ayırımcılık yok. Bakın
ben Kars doğumluyum, Kürt bölgesi sayılıyor. Ayırımcılık olsa MİT'in başında
olabilir miyim ?"
Ama bir tiyatro oyunu, salt Kürtçe diye yasaklanabiliyor? Bu ayırımcılık
değil mi?
"Hayır" diyor Atasagun:
"O tiyatro değil. Sincan'daki olaya tiyatro demek mümkün mü? Adam Hizbullah'ın,
Amal'ın liderlerini asmış, asker taşlama gösterisi yapıyor. Propaganda.
Sırf sahnede sergiliyor diye, buna tiyatro eseri demek mümkün mü?"
Mikdat Alpay, "Bir Kürtçü grubun tiyatro oynaması başka şeydir,
devletin vatandaşıyla anlaşması başka şeydir" diye ekliyor.
Kürtçe TV konusundaki yaklaşımını MİT, hükümete resmen bildirdi mi?
Atasagun şu yanıtı veriyor:
"Öcalan'ın asılması konusunda nasıl kanaatimizi sordular ve söylediysek,
Kürtçe TV meselesini de sorarlarsa söyleriz. Oradaki kadınların yüzde 60'ı
Türkçe bilmiyor."
Bu konuya askerler nasıl bakıyor?
Atasagun, "bu konuda en liberal yaklaşıma askerlerin sahip olduğunu"
söylüyor ve ekliyor, "Biz de yüzde 100'e yakın aynı düşünüyoruz."
Anaları kazanamadık
Mikdat Alpay, kadınlar üzerinde duruyor:
"Türkiye Cumhuriyeti orada anaları kazanamadı. Anadili sorun. Anaları
kazanacak sistemi kuramadık. Analara hitap etmesini bu devlet bilemedi.
Anaları kazanabilseydik mesele zaten bugüne kalmazdı."
Peki hükümet, Kürtçe TV konusunu MİT'e hiç sormadı mı?
"Soruldu" diyor Atasagun:
"Soruldu. Biz de size açıkladığımız kanaatimizi verdik. TSK ve Dışişleri'yle
de konuşuyoruz. Hiçbir konuda ciddi bir görüş ayrılığımız yok."
Siyasiler bizim çok gerimizde
Peki, Kürtçe TV'ye geçilmesinin önündeki engel nedir?
"Örgütün tutumu da önemli" diye karşılık veriyor Mikdat Alpay:
"Daha çok soru siyasetçiden geliyor. 25 Şubat 1999'daki MGK'da ekonomik,
sosyal önlemler konuşulurken, siyasiler 'bunları nasıl söylersiniz' dediler.
Oysa devletin belgelerinde bu konuların daha önce de konuşulduğu görülüyor."
Atasagun sözü alıyor:
"Tabii bizim bürokrat olarak oy sorunumuz olmadığı için rahat konuşuyoruz.
Politikacının beli bir tabanı var. Bir söylemden diğerine geçiş kolay değil.
Burada örgütün tutumu da önemli. 'Bu benim şartımdır' derse, buna karşı
çıkılır. O zaman biz de karşı çıkarız. Şantaj olmaması lazım."
Apo, Atatürk'e özeniyor
Mikdat Alpay, "biliyor musunuz" diyor:
"Apo şimdi Kürt Dil Kurumu kurma peşinde. Ortak bir Kürt dili oluşturmaya
çalışıyor. Atatürk'ü taklit ediyor. Zaten Atatürk ne yaptıysa onu taklit
etme peşinde."
'Fethullah
Gülen sümük çeken biri'
Ve irtica konusu...
İzlenen politikaların, mütedeyyin insanları irticacılara doğru ittiği yorumlarına
MİT katılıyor mu?
MİT Müsteşarı, "Mütedeyyin kitleyle şeriatçıları birbirinden ayırmak
lazım" diyor:
"Bunlar birbirine karıştırılmamalı. Türkiye'de şeriatçılar var. Yüzde
5 - 8 arasında şeriatçı var. En bariz destekçileri de, bölgede bu sistemle
yaşayan ülkeler. Bu ülkelerde panik var. Laik, Müslüman ve demokratik Türkiye'nin
yaşayabildiğini, varlığını kabul etmiyorlar."
MİT Müsteşar Yardımcısı Mikdat Alpay ekliyor:
"İyi niyetli cami cemaati hepimizin vatandaşı. Geçenlerde bir arkadaşımızın
cenazesi vardı. Bir cuma günü. Camiye gittik. Hınca hınç dolu. Huzurlu
bir ortam var. Bunların hepsi mürteci değil. Ama onları kullanmak isteyenler
aralarında. Burada önemli görev Diyanet'e düşüyor. Mehmet Nuri (Yılmaz)
Hoca iyi çalışıyor aslında. Ama cami cemaatini kazanmakta Türkiye Cumhuriyeti
başarılı değil. Şeriatçılar başarılı."
Fethullahçılar olayına MİT bakışı nasıl?
Atasagun yanıt veriyor:
"Fethullah'tan bir dönem bana söz ettiler. İşte, kasetlerini seyret,
etkiliyor, önemli şeyler söylüyor, diye. Seyrettim, ağlayan, sümük çeken
bir adam."
MİT'de
yeni düzen
Alpay iyi olduğu için
Washington'da
Atasagun, Alpay’ın Washington Büyükelçiliği’ne atanması şöyle anlattı:
"Washington bizim için çok önemli. Şimdiye dek oraya iyi İngilizce bilen
elemanlar gönderdik. Ancak iyi İngilizce bilen üst düzey temsilci gönderemedik.
Mehmet Eymür gitti. O da daha çok da kendi işlerine baktı. ABD, dünyanın
şerifi oldukça siz Washington’da derdinizi iyi anlatamazsınız, dünya sahnesinde
istediğiniz etkiyi gösteremiyorsunuz. Biz de öyle birini gönderelim ki,
gerektiği zaman CIA Başkanı dahil her kapıyı açabilsin ve Türkiye’nin tezlerini
anlatabilsin. Yani Mikdat Bey’in Washington’a gidiş nedeni, Türkiye’nin
tezlerini en üst düzeyde anlatmak. Alpay, Washington’da hem CIA, hem de
FBI’da akredite olarak çalışacak. İkincisi, yeni yetişen yetenekli genç
arkadaşlarımız var. Onlara da hakettikleri yerleri, emeklilikleri gelmeden
açacağız."
Atasagun, atamaları Ordu’daki gibi bir kurulun yapacağını söylüyor:
"Bir projemiz var. 60 genç arkadaşımızı seçtik. Bunları bölgelere, yöneticilik
yapılacak yerlere gönderiyoruz. Tıpkı askerlerde bir kurmay sınıfı yetiştiriyoruz.
Biz de zamanı geldikçe yerlerimizi gençlere vereceğiz."
İşte A takımı
"Alpay’ın atanma kararını, sizin A takımı dediğiniz ben, Mikdat Alpay,
Emre Taner ve Sadi Sağdam, birlikte aldık. Önce hükümete açtık. Olur alınca
üç hafta önce Cumhurbaşkanı’na, Genelkurmay Başkanı’na sunduk."
Atasagun, Mikdat Bey’in gidişiyle, Eymür’ün ilgisi olmadığını da ifade
ediyor ve şöyle diyor:
"Eymür, Washington’a gittiğinde Çakıcı’nın peşinde dediler. Mikdat Bey
gidince de Eymür’ün peşinde demeyin. Öyle yaparsanız, bana da, Mikdat Bey’e
de zarar verirsiniz."
(28
KASIM 2000)
  |