| Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in yeni yıl mesajı
şöyle: (31.12.2000)
Değerli Yurttaşlarım,
Üzüntü ve sevinçleriyle bir yılı daha geride bırakıyor, umut ve coşkuyla
yeni bir yıla giriyoruz.
2001 yılının ülkemize, Ulusumuza, tüm insanlığa barış, kardeşlik ve
huzur getirmesini diliyor; hepinize saygılarımı ve en iyi dileklerimi sunuyorum.
Değerli Yurttaşlarım,
Geçmişle bugün arasında, değişen dünya koşulları yönünden büyük farklılıkların
olduğu yeni bir çağda yaşıyoruz. İçinde bulunduğumuz bu çağda gerçekleşen
değişimler, gelecekte bizleri bekleyen kapsamlı dönüşümlerin de habercisidir.
Küreselleşme adını verdiğimiz bu süreçte yaşanan gelişmeler düşleri
zorlamakta, insanlığa yepyeni ufuklar açmaktadır.
Geride bıraktığımız yüzyıl, iki büyük Dünya Savaşı, imparatorlukların
sona ermesi ve onların yerine ulus devletlerin ortaya çıkması, özellikle
son 20 yıl içinde ekonomik, sosyal, siyasal alanlarda dünya ölçeğinde yaşanan
büyük değişimler ile tarihe damgasını vurmuştur.
Türkiye'nin yer aldığı coğrafya başta olmak üzere, tüm dünyayı etkileyen
bu siyasal değişimle eşzamanlı olarak, teknolojik alanda da başdöndürücü
gelişmeler ortaya çıkmıştır.
Etkilerini yakından duyumsadığımız bu dönüşüm süreci, ulusları ve ekonomileri
birbirinden ayıran duvarların ortadan kalkmasına yol açmış ve yepyeni dinamikleri
harekete geçirmiştir.
Bu yepyeni yapılanma sürecinde, siyasal alanda olduğu gibi, ekonomik,
mali ve ticari alanlarda da politikalarımızı oluştururken yeni kavram ve
araçlardan yararlanmamız gerekmektedir.
Dünyada bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye Cumhuriyeti, bulunduğu bölgede
her gün yeni kazanımlar elde eden bir ülke olarak çağdaş uygarlık savaşımını
başarılı bir biçimde sürdürmektedir.
Türkiye'nin özellikle son yıllarda dikkat çeken başarıları, temelde
kendi öz gücüne ve insanının özgüven kararlılığına dayanmaktadır. Dünya
ölçülerindeki bu başarılar, ereklerimizi daha da yükseltmekte ve gerçekleştirme
yolunda bizleri iyimser kılmaktadır.
Türkiye, Cumhuriyet'in ilanından bu güne, 77 yıl içinde dünyanın 16.
büyük ekonomisine sahip, dış satımının yüzde 90'ı sanayi ürünü olan, dış
ticaret hacmi hızla büyüyen, turizmi her geçen gün daha da gelişen, işadamları
dünyanın her yerinde yatırımlar yapabilen bir ülke durumuna gelmiştir.
Türkiye, yakın bir gelecekte dünya enerji pazarının yalnız en hızlı
gelişen ülkesi değil, aynı zamanda dünya enerji koridorlarının kavşağı
olacaktır.
Uluslararası sorunlarda bugüne kadar izlediği akılcı, tutarlı ve yapıcı
politikalarıyla Türkiye, bulunduğu bölgede ve dünyada, "barış ve istikrar
ögesi" olarak nitelendirilmektedir.
Türkiye, birbirinden son derece farklı kültürlerin, siyasi görüşlerin,
ekonomik çıkarların kesiştiği bir coğrafyada yer almaktadır. Soğuk Savaşın
sona ermesiyle, ülkemizin önüne yeni fırsatların çıktığında kuşku yoktur.
Sınırların değişmezliğine olan inancımız, evrensel değerlerin korunması
ve geliştirilmesi çabalarına katkımız önümüzdeki dönemde de sürecektir.
Büyük Önder Atatürk'ün gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma ereğine
uygun olarak Türkiye, küreselleşmenin yarattığı olanaklardan yararlanmak,
dış dünyayla ilişkilerini geliştirmek, ilkeli ve güçlü bir ekonomi politikası
izleyerek uluslararası ekonomiyle bütünleşmek ve rekabet gücünü artırmak
zorundadır.
Türkiye, kendi bölgesinin ekonomik anlamda itici gücü olma yolunda önemli
adımlar atmış, ülkemizin ekonomik sınırları, siyasal sınırlarının ötesine
geçmiştir. Bu nedenle, önümüze çıkan fırsatları ve sahip olduğumuz potansiyeli
daha iyi değerlendirmeli ve yakın bir gelecekte Türkiye'yi dünyada etkinliği
olan ekonomik bir güç durumuna getirmeliyiz.
Değerli Yurttaşlarım,
Türkiye bir yandan ekonomik anlamda gelişmesini sürdürürken diğer alanlardaki
eksikliklerini de hızla gidermek zorundadır.
Çağdaş dünyada, her alanda hızlı değişimler yaşanmaktadır. Bu değişimlere
bağlı olarak birey öne çıkmakta, tüm ülkeler bu doğrultuda geleceğe yönelik
planlamalarını yeniden gözden geçirmekte, insanların daha iyi bir yaşam
sürmelerini sağlamaya yönelmektedirler.
Evrensel değerlerin özümsenmesindeki başarı ve bireylerin temel hak
ve özgürlüklerden yararlandırılma derecesi, ülkelerin ekonomik gelişmişlik
düzeyi ile koşutluk göstermektedir. Bu bakımdan ekonomik gönenç düzeyimizi
artıracak adımları en etkin biçimde atmamız önem taşımaktadır.
Yaşadığımız dünyada, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşabilmek ancak hukuk
devleti ilkesinin evrensel ölçütlere uygun olarak gerçekleştirilmesi, geliştirilmesi
ve korunmasıyla olanaklıdır.
Hukuk devletinin ayırdedici özelliği, temel hak ve özgürlüklerin Anayasa
ile güvenceye alınmış olmasıdır. Hukuk devletinde her yurttaş, dil, ırk,
renk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri
nedenlerle ayrım gözetilmeksizin yasa önünde eşittir.
Değerli Yurttaşlarım,
Hukukun üstün kılınması demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur. Hukukun
üstünlüğü ilkesinin yaşama geçirilmesi, ancak devletin işlem ve eylemlerinin
hukuka uygunluğunun sağlanması ile olanaklıdır.
Kamusal yaşamı düzenlemek için getirilen kuralların yalnız yönetilenler
için uygulandığı bir toplumsal düzende demokrasiden, hukukun üstünlüğünden
ve çağdaşlıktan söz edilemez.
Çağdaş bir devlet olma yolunda ilerleyen Türkiye, demokratikleşme ve
insan hakları alanındaki eksikliklerini hızla tamamlamalı; evrensel ölçütlerin
hukuk sistemimize kazandırılmasını sağlamalıdır.
Değerli Yurttaşlarım,
Her alanda, çağdaş ve evrensel ilkeleri benimsemiş Türk toplumunun,
gelişmiş ve ileri ülkeler arasında yer almasının temel koşulu, eğitimin
kalitesinin yükseltilmesi ve yaygınlaştırılmasıdır.
Yetişen genç kuşaklara kanıtlanabilirliği olan gerçek bilgiler aktarılmalı
ve bilimsel bilgiye saygınlık kazandırılmalıdır. İnsanlık ancak gelenek
ve göreneklerin ötesinde, bilimsel düşünce sistemlerine yöneldiğinde uygarlaşabilir.
Unutulmamalıdır ki, çağdaş eğitim düzeyi düşük bir toplumda demokrasi,
sosyal adalet gerçekleşmeyeceği gibi kalıcı da olamaz.
Eğitim, her türlü ayrımcı ögelerden arındırılmalı, tüm bireylere, doğal
yeteneklerinin geliştirilmesinde fırsat eşitliği sağlanmalıdır.
Türk eğitim sisteminde ilköğretimden üniversiteye kadar bir nitelik
sorunu yaşanıyorsa, sağlıksız işleyişlerin nedenleri araştırılmalı, bu
durumun gelecekte yaratacağı olumsuz koşullar ortadan kaldırılmalıdır.
Unutulmamalıdır ki, bireylerin hak ve özgürlüklerine dayalı demokrasiyi
yaşama geçirmek, sağlıklı eğitim politikalarının oluşturulması ile olanaklıdır.
Geleceğin yetişkinleri olarak topluma yön verecek çocuk ve gençlerimizi,
demokratik toplum yapısını yaşam biçimi olarak benimsemiş, hukuka saygılı,
kurallara uyan, yeniliklere açık, akıldışılıktan ve bağnazlıktan uzak,
bakış açısı geniş, eleştirel ve özgür düşünceye sahip, sorun çözme yeteneği
yüksek insanlar olarak yetiştirmek zorundayız. Çağdaş uygarlık düzeyini
yakalayabilmek için bu temel koşuldur.
Değerli Yurttaşlarım,
Türkiye Cumhuriyeti, Ulusumuzun ekonomik, toplumsal, siyasal, kültürel
alanlardaki tarihsel gecikmişliğini hızla gidermek ve çağdaş uygarlıkla
bir an önce bütünleşmek durumundadır.
Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana, bu yönde çok önemli adımlar atılmış
ve büyük başarılar elde edilmiştir.
Bu başarıların temelinde, yüce Atatürk'ün ileri görüşlülüğü sonucu,
Türkiye Cumhuriyeti'nin çağdaş demokratik açılımları özümseyebilecek, dinamik
bir yapıda kurulmuş olması bulunmaktadır.
Bu yapı sayesindedir ki, geçen 77 yılda ülkemizde ve dünyada yaşanan
büyük sıkıntılara, ekonomik, toplumsal ve siyasal değişim ve dönüşümlere
karşın, Türkiye Cumhuriyeti, yüce Atatürk'ün gösterdiği çağdaş uygarlık
ereğinden sapmadan bugünlere gelmiştir.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti, her türlü karşı akıma ve olumsuz koşullara
karşın, büyük bir inançla koruduğu ve güçlendirdiği demokratik, laik ve
sosyal hukuk devleti nitelikleriyle, bölgesinin ve dünyanın önemli devletlerinden
biri olmuştur.
Bununla birlikte, siyasal partilerin daha demokratik bir yapıda kendilerinden
beklenen işlevi yerine getirmesinden Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin etkinliğinin
artırılmasına, kamu maliyesinde tutarlılığın sağlanmasına, kamu personel
reformuna, özelleştirmeden, bölgesel kalkınmaya kadar pek çok alanda kapsamlı
reformlar yapılması gerekmektedir.
Değerli Yurttaşlarım,
Demokrasi ve insan hakları alanında bugünden ortaya koyacağımız kararlılık,
temel ereklerimize ulaşmamızda da belirleyici rol oynayacaktır.
Bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'nin önümüzdeki yıllarda bu
alandaki en önemli ereği, bireyin yaratıcılığını ve üretkenliğini artıracak
temel özgürlükleri daha da genişletmek ve güvence altına almak olacaktır.
Ülkemiz, bunu sağlarken, doğal olarak, Devlet'in tekliğini, ulusun ve
ülkenin bölünmez bütünlüğünü, güvenliğini ve bağımsızlığını, toplumumuzun
birliğini ve gönencini de dikkate alacaktır.
Yeni yüzyıldaki ilerleme yarışında Türkiye Cumhuriyeti esin kaynağını,
her zaman olduğu gibi, büyük Atatürk'ün ilke ve düşüncelerinden alacaktır.
O'nun gösterdiği aydınlık yol, Türkiye'nin bu yarışı da kazanmasının en
sağlam güvencesidir.
Burada bir konuyu anımsatmakta yarar görüyorum: Devletin bireye olduğu
kadar, bireyin de devlete karşı görevleri ve sorumlulukları vardır. Ülkenin
her köşesinde huzur ve barış ortamının korunmasında karşılıklı olarak bu
sorumlulukların yerine getirilmesi büyük önem taşımaktadır.
Bireylerin kendilerine tanınan demokratik hak ve özgürlükleri kötüye
kullanarak, tehdit ve dayatmalarla kimi olanaklar elde etmeye çalışması
durumunda; kamu düzeninin sağlanması için Devlet'in otoritesini kullanması
kaçınılmaz olur.
Ancak Devlet'in, otoritesini kullanırken hukuk kuralları içerisinde
kalması ve sağduyuyla hareket etmesi de bir zorunluluktur.
Değerli Yurttaşlarım,
Batı kurumlarıyla bütünleşmek ve bu bağlamda Avrupa Birliği'ne tam üye
olmak temel ereklerimiz arasında yer almaktadır.
Türkiye, kendi halkının istemleri doğrultusunda Kopenhag ölçütlerini
benimseyip yaşama geçirmeye kararlıdır.
Bu nedenle, Türkiye'nin önümüzdeki dönemde atması gereken adımlar, yapması
gereken reformlar bellidir; Türkiye bu sorumluluğun bilincindedir.
Türkiye, tam üyelik sürecinde eksikliklerini gidererek en kısa sürede
Avrupa Birliği'ne, diğer ülkelerle eşit statüde üye olmak kararlılığındadır.
Avrupa Birliği, Türkiye'yi tam üye olarak kabul ettiğinde, canlı ve
nitelikli insan gücüyle, gelişmiş ekonomisiyle, dünyanın çeşitli bölgelerine
ulaşma olanağına sahip özel konumuyla çok önemli bir üye kazanmış olacaktır.
Avrupa Birliği'ne adaylık sürecinin gereklerinin yerine getirilmesi
yönündeki çalışmalar hızla ve kararlılıkla sürdürülmektedir. Aslında bu
süreçte yerine getirmemiz gereken ölçütler bugün artık çağdaş dünyanın
benimsediği bir ortak paydayı ve halkımızın hakettiği beklentileri yansıtmaktadır.
Çağdaş dünyanın bir parçası olma iddiasında olan bir ülkenin bu ölçütleri
yerine getirmek yönünde adımlar atmak dışında bir seçeneği bulunmamaktadır.
Değerli Yurttaşlarım,
Bir noktayı yeri gelmişken önemle ve özenle vurgulamak istiyorum: Egemenlik
hakkı bir devletin kurucu ögesidir. Devlet, egemenlik hakkından kaynaklanan
üstün gücüne dayanarak ülkenin ve ulusun güvenliğini sağlamak ve yararını
kollayıp gözetmek durumundadır.
Egemenlik hakkı ile bağdaşmayacak, devleti ve halkını kendi kararlarının
savunucusu ve temsilcisi olmaktan alıkoyan bağlantılar bağımsızlık ilkesiyle
bağdaşmaz.
Bağımsızlık, soyut ve felsefi değil, somut ve pratik değeri olan bir
kavramdır; siyasal ve ekonomik bağımsızlığı birlikte içerir.
Dünyadaki küreselleşme olgusuyla birlikte bağımsızlık kavramı üzerinde
kimi değişiklikler olduğu açıktır. Ancak bunun, ortak insanlık ülküsü doğrultusunda
ülkelerin yardımlaşması, birbirlerine karşılıklı ve aynı ölçüde özveri
ve anlayış göstermelerinden başka anlamı olamaz.
Değerli Yurttaşlarım,
Bugün Türkiye'nin çözmesi gereken öncelikli sorunları bulunmaktadır.
Belirsizliklerden arındırılmış, tüm kurallarıyla işleyen, yolsuzluğu
yapanın yanına kar bırakmayan, saydam bir ekonomik yapının oluşturulması
temel amacımızdır.
Enflasyon ve buna bağlı olarak ortaya çıkan pahalılık, işsizlik ve gelir
dağılımındaki bozukluklar, yıllardır yurttaşlarımızın yaşam düzeylerinin
düşmesine neden olmaktadır.
Ekonomimizin uzun yıllardır içinde bulunduğu yapısal sorunları çözmek
ve yaşam standardını yükseltebilmek için yürürlüğe konulan istikrar programının
kararlılıkla uygulanması kaçınılmazdır. Bu istikrar programının uygulanması
sonucu enflasyonun düşüş eğilimine girmiş olması umut vericidir.
Ancak, enflasyonla savaşımın başarısı, yürütülen programın yükünün toplumun
tüm kesimlerine eşit olarak dağıtılmasına ve tüm kesimlerin bu programı
desteklemesine bağlıdır.
Ekonomik istikrar programının kararlılıkla uygulanması, ekonomimizin
yakın bir gelecekte sağlıklı temeller üzerinde işlemesinin sağlanacağı
yönündeki umutlarımızı artırmaktadır.
Bugün ekonomimizde sektörel bazda bir durgunluk bulunduğu yadsınamayacak
bir gerçektir. Durgunluğun aşılmasına yönelik üretime yeniden canlılık
kazandıracak çözümler bir an önce yaşama geçirilmelidir.
Türkiye'nin yaşadığı son ekonomik kriz nedeniyle, yok olan güven ortamının
yeniden sağlanabilmesi için gereken önlemlerin alınmasına ağırlık verilmeli,
bu konuda köklü adımlar atılmalıdır. Şu unutulmamalıdır ki, Devletimiz,
her türlü sorunun üstesinden gelebilecek güçtedir. Zorlukları hep birlikte
dayanışma içinde aşabilme hasleti Türk toplumunu üstün kılan özelliklerden
biridir. Ekonomimizin tüm sıkıntıları aşarak temelli bir düzlüğe ulaşmasında
da bu özelliğimiz bize yardımcı olacaktır.
Değerli Yurttaşlarım,
Yolsuzlukların, bugün toplumumuzu derinden etkileyen bir hastalık durumuna
gelmesi, kabul edemeyeceğimiz bir gelişmedir.
Yolsuzluklarla yaşayan bir Türkiye görüntüsü, toplumun tüm kesimlerini
üzmektedir. Yolsuzluklara karşı duyarsız kalınması, toplumsal barışı zedeleyeceği
gibi, devlete duyulan güven ve saygıyı da derinden etkileyecektir.
Toplumda etik ve hukuk kurallarını bozan, dar bir çerçeveye kamu kaynaklarından
büyük çıkarlar sağlanmasına olanak veren, yetersiz kaynakların eşitlik
ve adalet ilkelerine uygun olarak kullanımına engel olan tüm siyasal, yönetsel
ve ekonomik yolsuzluklarla savaşım, üzerinde özenle durulması ve sonuna
kadar gidilmesi gereken bir boyut kazanmıştır.
Toplumsal yozlaşma ve çöküntüye neden olan bu hastalıktan kurtulmak,
etik değerleri yüksek yurttaşlar yaratmak ve yönetimi saydamlaştırmakla
olanaklıdır. Olayların üzerine yüreklice gidilmeli, Devlet ile halk bu
konuda işbirliği yapmalıdır. Yurttaşlarımıza bu konuda düşen görev de,
yolsuzluklar karşısında duyarsız kalmaması, bu alandaki savaşımda yardım
ve desteğini esirgememesidir.
İnanıyorum ki, siyasetçi, bürokrat ve halk birlikteliğiyle ülkemiz bu
beladan kurtarılacaktır. Bağımsızlığı ve özgürlüğü için Kurtuluş Savaşı
vermiş bir Ulus, bu sorunu çözmekte de başarılı olacaktır.
Bu çerçevede ekonomi, istikrarlı bir yapıya kavuşturulmalı, kapsamlı
bir reform yapılmalı, bürokratik işlemlerin azaltılması ve yerel yönetimlerin
güçlendirilmesi için önlemler alınmalıdır.
Değerli Yurttaşlarım,
Türkiye, Cumhuriyet tarihinde gerçekleştirdiği önemli dönüşümler sayesinde
bugün kıvanç duyduğumuz bir noktaya ulaşabilmiştir. Ancak, Türkiye'nin
geldiği düzeyi hiçbir zaman yeterli görmemeli, Devlet ve yurttaş birlikteliğiyle
tek hazinemiz Cumhuriyetimizin gelişmesi için daha çok çaba göstermeliyiz.
Her şeyin en iyisini hak eden Ulusumuzu gönence ulaştırmak için yılmadan
çalışmalıyız.
Demokrasi kültürümüzü güçlendirmeli, sahip olduğumuz barış ve hoşgörü
kültürümüzle, evrensel demokrasiye katkıda bulunabilmeliyiz.
Türk Ulusu, şanlı ve başarılı tarihi, Cumhuriyet ve demokrasi geçmişi
ile bulunduğu coğrafyada, birçok ülke için örnek olma niteliğini sürdürmektedir.
Demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ni
21. Yüzyıl'a taşımanın sevincini yaşamaktayız. Çağdaş değerleri benimsemiş
ve engin tarihi deneyimi, zengin kültürü, sağlam gelenekleriyle dinamik
bir toplum yaratmış olmakla övünüyoruz.
Çalkantılarla dolu kritik bir bölgede yer alan Türkiye, uluslararası
toplumun saygın bir üyesi sıfatıyla, 21. Yüzyıl'da barış, huzur ve işbirliğinin
kurulup sürdürülmesinde öncülük yapacak olanaklara sahiptir.
Her ülkede olduğu gibi, Türkiye'nin de zaman zaman karşısına kimi güçlükler
çıkmaktadır. Ancak Türkiye, demokratik ve laik rejimi, ulusumuzun istenç
ve kararlılığı ile her türlü sorununu kolaylıkla aşabilecek güçtedir.
2000Õli yıllarda Türkiye çağdaş uygarlık yolunda hızla ilerlemeyi, kalkınarak
güçlenmeyi ve gelişmeyi sürdürecek; dünyanın önde gelen çağdaş, gelişmiş
devletleri arasında hakettiği yeri alacaktır.
Türkiye, gerçekleştirmeye kararlı olduğu reformlarla yeni dönemin gereksinmelerine
daha iyi yanıt verebilecek biçimde yargı, eğitim, sağlık başta olmak üzere
çeşitli alanlarda yeniden yapılanacaktır.
Çocuklarımıza bırakacağımız en değerli mirasın, yüce Atatürk'ten devraldığımız
emanetin korunması ve daha ileriye götürülmesi olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız.
Bu duygu ve düşüncelerle yurt içindeki ve yurt dışındaki tüm yurttaşlarımızın,
Kıbrıs'taki soydaşlarımızın yeni yıllarını kutluyorum. Yeni yılın herkese,
sağlık, mutluluk ve esenlik dolu günler getirmesini diliyorum.
|