TBMM Genel Kurulu tutanaklarından, Adalet ve Kalkınma
Partisi (Ak Parti) adına Grup Başkanvekili Mehmet Ali Şahin'in konuşması:
BAŞKAN (Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU) - Gruplar adına
ilk söz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili
Sayın Mehmet Ali Şahin’in.
Buyurun efendim. (AKP sıralarından alkışlar)
AKP GRUBU ADINA MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkan, Meclisimizin
saygıdeğer üyeleri; hepinizi, Parti Grubum ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum;
yeni çalışma yılımızın hayırlı hizmetlere vesile olmasını da diliyorum.
Değerli arkadaşlarım, Meclisimizin olağanüstü toplanmasını gerekli kılacak
kadar önemli bir teklif paketini görüşüyoruz. Anayasanın 37 maddesinde
değişiklik öngören bu teklif, siyasî partilerimizin üzerinde anlaştıkları
bir uzlaşma teklifidir. hem bu yönüyle, yani, uzlaşma kültürüne katmış
olduklarıyla hem de 1982 Anayasasında en geniş çaplı değişiklik paketi
olması dolayısıyla, çok anlamlı bir çalışma yaptığımız inancındayım.
Adalet ve Kalkınma Partisi olarak, 1982 Anayasasında değişiklik teklifinin
tümü üzerindeki görüşlerimizi üç ana başlık halinde sizlere takdim etmek
istiyorum: Birincisi, bir ülke için, özellikle ülkemiz için anayasanın
önemi nedir; ikincisi, bize göre ideal bir anayasa nasıl olmalıdır; üçüncüsü,
bu teklif, yani, 37 maddelik bu anayasa değişiklik teklifi bu hedefleri
karşılamakta mıdır; bu teklif paketi yasalaşırsa Türkiye’de ne değişecektir
veya ne kadar değişecektir.
Saygıdeğer arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti 100 yaşına yaklaşıyor.
Çok partili siyasî hayata geçeli elli yıldan fazla oldu. Bu süre içinde
ulusça aldığımız mesafeyi hiç şüphesiz küçümseyemeyiz; ancak, yeterli görmemiz
de mümkün değildir; çünkü, bu süre içinde ne ekonomik sorunlarımız ne sosyal
problemlerimiz hâlâ çözülemedi; hatta, üzülerek belirtmek zorundayım ki,
daha da ağırlaştı.
Peki, sorun nerede? Bize göre sorun, eksik demokrasiyle yönetiliyor
olmamızdadır; bir türlü, millet iradesinin her alanda tek belirleyici kılınamayışındadır.
Demokrasi yerine, devleti birey karşısında aşırı güçlendiren, insan haklarını
dar çerçevelere hapseden, hukuk devletini ve yargı bağımsızlığını daha
da bozan ara dönem dayatmalarıyla, sıkıyönetimlerle, olağanüstü hal rejimleriyle
sorunların çözüleceğinin zannedilmesidir; ama, çözülmedi, çözülemedi. İşte,
geldiğimiz nokta ortada... Şimdi, yeni bir binyılın başındayız, yeni bir
asrın ikinci yılına yaklaşıyoruz; artık, dam demokrasiyi, eksiksiz demokrasiyi
kurmanın ve sorunları bir de tam demokrasi içinde çözmeye çalışmanın zamanıdır
diye düşünüyoruz. O zaman görülecektir ki, değerli milletvekilleri, her
türlü fikrin özgürce söylenebildiği, millet iradesinin tek belirleyici
olduğu, hoşgörünün hâkim bulunduğu bir Türkiye’de bu sorunlar daha kolay,
daha çabuk çözülecektir. Nitekim, dünya örnekleri de bunu göstermiyor mu?!
O halde, Türkiye’nin geleceği, kendini dünyadan soyutlamakta değil, dünyadaki
gelişmelere ayak uydurmaktadır, demokrasiyle arasındaki engelleri birer
birer kaldırmaktadır, ekonomik ve siyasî ilişkilerin demokrasiden ve insan
haklarından bağımsız gelişemeyeceğini görmektedir, ekonomik alanda dünyayla
rekabet edebilmenin yolunun demokrasi ve insan hakları alanında dünyayla
rekabetten geçtiğini görmekte ve bilmektedir.
Saygıdeğer arkadaşlarım, gerek küreselleşme ve gerekse Avrupa’yla bütünleşmenin
gerekleri, Türkiye’nin, sistemini yeni baştan gözden geçirmesini zorunlu
kılmaktadır. Türkiye’nin, her alanda, siyasî, hukukî, iktisadî, ama, her
alanda yenilenmeye ciddî olarak ihtiyacı vardır. Bu yenilenme ihtiyacı,
sadece dış şartların ve uluslararası konjonktürün ortaya çıkardığı bir
zorunluluk da değildir. Daha insanî, daha uygar ve daha çağdaş bir sosyoekonomik
sistemi,
herhangi bir dış etki olmasa bile, kendimiz için tesis etmek zorundayız.
Hemen hemen herkes görüyor ve biliyor ki, ülkemizde, insan haklarına saygının
hukukî ve fiilî dayanakları son derece zayıftır. Hukuk devleti güvenceleri
sağlam değildir. Demokrasi, maalesef, vesayet görüntüsü vermektedir. Rekabetçi
bir piyasa ekonomisi tam anlamıyla yoktur. Özerk ve dinamik bir sivil topluma
sahip değildir. Ayrıca, Türkiye'nin, komşularıyla ilişkileri de şu veya
bu ölçüde gerilimlidir. Bütün bunların düzelmesi, gerçekten, yeni bir bakış
açısına ve çok yönlü bir değişim programına ihtiyaç göstermektedir. Bunun
için ilk yapılması gereken, bir toplumsal mutabakat metni olması gerekli
Anayasayı sivilleştirmektir; çünkü, siyasal bir kurum olarak anayasalar,
siyasî, sosyal ve ekonomik hedeflerin gerçekleşmesini önemli ölçüde etkilemektedir.
Bu noktada şu tespiti yapmak zorundayız: Türkiye’nin sorunlarının çözülemeyişinin
ve daha da karmaşık hale gelmesinin baş nedenlerinden biri, bizatihi 1982
Anayasasının kendisidir. 1982 Anayasası, gerek hazırlanışı ve gerekse yürürlüğe
girişi itibariyle, hep tartışılmış ve tartışılmaya da devam etmektedir.
Değerli arkadaşlarım, gerçekte anayasa yapmanın amacı, siyasî özgürlüğü
garanti etmek üzere, devlet iktidarını birey haklarıyla sınırlamak ve onun
kullanımını öngörülebilir kurallara bağlamaktır. Halbuki, 1982 Anayasası,
bu yaklaşımlardan çok uzak bir şekilde hazırlanmış; önce, hak ve özgürlükleri
belirlemiş, sonra, onlara sınırlama, kullanımını durdurma ve hatta kaldırma
yoluyla istisnalar getirmiştir; âdeta, kaşıkla verdiğini kepçeyle almıştır.
Saygıdeğer milletvekilleri, bu anayasa, bu haliyle, yeni yüzyılın isteklerine
ve şartlarına cevap vermekten çok uzak hale gelmiştir. O halde, toplumun
taleplerine cevap veremeyen, sorunlarına çözüm üretemeyen, üstelik sorunları
daha da ağırlaştıran mevcut anayasa değişmelidir. Biz, Adalet ve Kalkınma
Partisi olarak, baştan sona, yeni bir anayasanın gerekliliğine inanıyoruz.
Bu anayasanın nasıl yapılacağı, neler içereceği kadar da önemlidir bize
göre.
Yeni bir anayasa yapılırken, hatta, değişiklik bile yapılırken şu hususlar
hiçbir zaman gözardı edilmemelidir: Hiçbir kısıtlama ve baskı altında olmaksızın,
toplumun bütün kesimlerinin görüşlerinin serbestçe açıklanabileceği bir
ortam oluşturulmalıdır. Bir anayasa oluşumunda bütün vatandaşlara kanallar
açılmalı; vatandaşlarımız, anayasanın ne anlama geldiğini, güncel yaşamında
etkisinin ne olduğunu hissetmeli; velhasıl, toplumun her kesimi anayasa
yapımına yön verebilmelidir. Toplumun ortaya çıkacak talepleri, beklentileri,
arzuları, anayasa yapıcı tarafından iyi tespit edilmeli; bu toplumsal talepler
ve uzlaşma noktaları; yani, siyasal toplum ile sivil toplumun birleştiği
noktalar anayasa metni haline getirilmelidir.
Değerli arkadaşlarım...
Anayasa yapımı sürecinde farklı görüş sahipleri arasında mümkün olduğunca
mutabakat üretilmeye çalışılmalı; mutabakat sağlanamayan hususlar kural
haline getirilmemelidir ve bilhassa, 1961 ve 1982 Anayasalarının yapılış
yönteminden uzaklaşıldığı ölçüde anayasanın yapımı demokratikleşmiş olacaktır.
Değerli arkadaşlarım, yeni anayasa, yeni bir anayasal mühendislik denemesi
değil, halkın iradesi ve taleplerini, demokratik temelde, devlet yapısında
yansıtan bir belge olmalıdır.
Düşündüğümüz yeni anayasa, kısa, öz ve açık olacaktır. İnsan hakları
her şart altında saklı tutulacaktır; hukuka bağlı olmayan hiçbir otorite
tesis edilmeyecektir; hiçbir ideolojik projeye bağlayıcılık tanınmayacaktır;
çünkü, devleti bir ideolojiyle tanımlamak, onun bütün toplumsal alanlara
müdahalesine açık kapı bırakmak demektir.
Değerli arkadaşlarım, düşündüğümüz, kısa, öz ve açık olacak anayasa,
dinî veya ideolojik nedenlerle vatandaşlar arasında ayrım yapılabilmesine
açık kapı da bırakmamalıdır. Ayrıca, kamusal müzakere ve siyasete katılımdan
hiçbir grup dışlanmamalı; örgütlenme özgürlükleri hiçbir ideolojik ayrım
olmaksızın güvence altına alınmalıdır. Bizim, kısa, öz ve açık olarak nitelediğimiz
anayasa bunları öngörmektedir.
Hem siyasî hem de iktisadî devletçilik, mutlaka, bu anayasayla tasfiye
edilmelidir. Biz, halkımızın, gerçekten, demokratik müzakere ve katılım
yoluyla kendi anayasasını yapabilmesi halinde, bunun, toplumda büyük bir
rahatlamaya yol açacağına inanıyoruz. Toplumun, anayasayı, kendinin olarak
görmesi, diğer sorunların çözümünde peşinen bir avantaj sağlayacaktır.
Değerli arkadaşlarım, biz, cumhuriyeti ve onun temel niteliklerinin
sınırlarının daraltılarak değil, sınırlarının genişletilerek korunacağına
inanıyoruz. Demokrasi, standartları yükseltilerek korunur. Laiklik, devletin
dinler ve inançlar karşısında tarafsızlığı, inanç, din ve vicdan özgürlüğüyle
korunur. Sosyal hukuk devleti, adaletle, refahın tabana yayılmasıyla, herkese
iş ve aş temininin yolunu açacak ekonomik tedbirlerle korunur. Aksi uygulamalar,
kitlelerin, demokratik ve laik cumhuriyete olan inancını sarsabilir, kurumlara
olan güvencini sarsabilir. O bakımdan, daha fazla özgürlük, daha fazla
demokrasi, rejim için tehlike değil, bize göre, daha fazla güvencedir.
Saygıdeğer arkadaşlarım, bir toplum için anayasanın önemi ve yeni bir
anayasa için düşüncelerimi, düşüncelerimizi ifade etmeye çalışıyorum. Konuşmamın
başında da belirttiğim gibi, bugün, Genel Kurulumuzda Anayasada değişikliği
öngörülen bir uzlaşma paketini görüşüyoruz. Hedeflerimizi tam karşılamasa
da, ileriye doğru adım saydığımız bu paketi, bu teklifi destekliyoruz,
Anayasa komisyonunda da destekledik Adalet ve Kalkınma Partisi olarak.
Önerge bile vermedik. Bizim vereceğimiz değişiklik önergelerini diğer partilerin
değişiklik önergeleri takip eder de, böylece, bu uzlaşma bozulabilir, paket
delinebilir endişesini taşıdık; o nedenle vermedik.
Biz, bu paketi önemsiyoruz; çünkü, Türkiye’nin, Türk insanının buna
ihtiyacı var; buna inanıyoruz. Temel hak ve hürriyetleri daha da güvenceye
alacak düzenleme ve uygulamalara Türkiye’nin ihtiyacı olduğuna inanıyoruz.
Halkımız, daha iyisine, daha güzeline, daha ilerisine, daha çağdaş olanına
layıktır; buna inanıyoruz ve bizim, ulusça, uluslararası taahhütlerimiz
bakımından da böyle bir değişikliğe ihtiyacımız var; bunu da gerekli görüyoruz;
çünkü, Avrupa Birliğine ulusal programı takdim ettik, onun gereklerini
de yerine getirmenin Türkiye’nin, hükümetin ve bu Meclisin görevi olduğuna
inanıyoruz.
Saygıdeğer arkadaşlarım, dünya giderek küreselleşiyor; artık, uluslar
kendi başlarına değil. Bu nedenle, dünyada hukuk birliği olmazsa bile,
hukuk paralelliği artık kaçınılmaz hale gelmiştir ve belki de, en önemlisi
değerli arkadaşlarım, Meclisimizin böyle bir değişiklik yapmaya ihtiyacı
vardır. Millet iradesiyle oluşan şu Meclis, olağanüstü dönem ürünü, kurucu
meclis ürünü olan 1982 Anayasasını değiştirmeye gücü yetmez iddialarını
çürütmeli ve millete layık olduğunu göstermelidir. Tüm partileriyle ve
milletvekilleriyle bu sınavı başarmalıyız. Bu, bizim, şu Meclisin bir onur
borcudur; buna inanıyoruz. Bunu başardığımızda değerli arkadaşlarım, Anayasa
Komisyonunda olduğu gibi, 37 madde olarak yasalaştırdığımızda, arkasından,
bu Parlamento daha iyilerini yapma imkânı bulacaktır.
Bu paket yasalaşırsa ne olacak; bu paket, bu Meclisten çıkar ve yürürlüğe
girerse, Anayasanın 37 maddesi değişirse neler değişecek? Bu soruya cevap
vermeye çalışacağım konuşmamın bu bölümünde.
Değerli milletvekilleri, temel hak ve hürriyetler, mevcut Anayasada
özel sınırlama sebeplerinin yanı sıra genel sınırlama sebepleriyle de sınırlanabilmiştir;
ama, bu paketle, bu sınırlama sebepleri artık kısaltılmakta, âdeta hak
ve özgürlükler istisna, sınırlama ve kısıtlamalar kural halindeyken, bunu
tersine çevirmeye çalışan bir anlayışla hazırlanmıştır.
Bu teklif gerçekleşirse, hak ve özgürlükler, artık, sadece, ilgili maddelerinde
öngörülen özel sınırlama sebepleriyle ve özüne dokunulmaksızın sınırlanabilecektir.
Bu, temel hak ve hürriyetler için bir iyileştirmedir, ileriye doğru bir
adımdır bize göre.
Değerli milletvekilleri, Türkiye’de gözaltı süresi, toplu işlenen suçlarda
çok uzundur ve onbeş gündür. Bu teklif, bu süreyi yedi güne indirmektedir;
aslında, Avrupa Birliği ülkelerinde bu süre dört gündür. Keşke, bu yedi
güne indirdiğimiz süreyi, bu Meclisimizde bir imkân bulsak da dört güne
indirsek çok daha iyi olur kanaatindeyim. Bu adım da, ayrıca çok ileri
bir adımdır; buna inanıyoruz.
Diğer yandan, herhangi bir iddiayla yakalanan ya da tutuklanan kişi
veya kişilerin durumunun yakınlarına bildirilmesi bu Anayasaya göre zorunlu
değildir; zorunlu olmadığı için, gözaltında kaybolduğu ileri sürülen insan
sayısı ülkemizde oldukça çoktur. Nitekim, hatırlayacaksınız, aylarca, hatta
yılı aşan süre, İstanbul’da Galatasaray Lisesinin önünde kayıp yakınlarının
-hafta sonu- cumartesi eylemleri vardı. Gözaltında yakınlarını kaybettiklerini
söylüyorlar ve bulunmasını istiyorlardı. Şimdi bu anayasa değişikliğiyle,
gözaltında veya tutuklanan kişinin yakınlarına, gözaltında veya tutuklanmıştır
diye derhal bildirilme zorunluluğu getiriliyor ve bu konuda getirilmiş
olan istisna da ortadan kaldırılıyor; bu da, bize göre, insan hak ve özgürlükleri
için ileri bir adımdır.
Bu değişiklikle, özel hayatın gizliliği kuralı daha da güvenceye alınıyor.
Kimsenin üstü, özel kâğıtları, eşyası, evi mahkeme kararı olmadan aranılamayacak.
Acele hallerde bile, yetkili merciinin yazılı emri aranacak; bu emir dahi,
yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulacak.
Düşüncelerin açıklanması ve yayılması önünde Anayasada yer alan bazı
engeller Anayasadan çıkarılıyor. Anadilin kullanılması önündeki anayasal
kısıtlamaya son veriliyor. Dernek kurma, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı
gibi kolektif özgürlük alanında tam olmasa bile iyileştirmeler yapılıyor
ve belki de en önemlilerinden biri, kanuna aykırı olarak elde edilmiş olan
bulguların delil olamayacağı anayasal güvenceye kavuşturuluyor. Ölüm cezası,
savaş, yakın savaş ve terör suçlarıyla sınırlı hale getiriliyor. Kadın
erkek eşitliği ilk kez Anayasamıza giriyor. Kamulaştırma bedellerinin ödenmesinde
vatandaşların uğradıkları maddî kayıpların giderilmesi için tedbir alınıyor;
çünkü, bu konuda, Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından çokça
tazminata mahkûm edildi.
Devlet, artık işsizleri de koruyacak bu anayasa değişikliğiyle.
Hiç şüphesiz ki, memurlara sendika hakkı konusunda yapılanları yeterli
görmüyoruz; ama, "işçi" yerine "çalışanların" Anayasaya girmiş olmasını
dahi ileriye doğru bir adım olarak telakki ediyoruz. Ayrıca, asgarî ücretin
tespitinde, sadece ülkenin ekonomik durumunun değil, çalışanların geçim
şartlarının da göz önünde bulundurulacak olması da bir iyileştirmedir;
bu anayasa değişikliğiyle, bu da yapılmaktadır.
Seçim yasalarında, seçim yasalarını yapmada, yasama organı bir esnekliğe
kavuşuyor. Siyasî çıkar amaçlı seçim yasası çıkarma da zorlaştırılıyor
ve belki de en önemlilerinden biri, siyasî partilerin güvenceye kavuşturulmasıyla
ilgili 69 uncu maddede yapılan değişikliktir. Bu değişikliği yeterli görmüyoruz;
ama, ileriye doğru bir adım olarak telakki ediyoruz diğer iyileştirmeler
gibi; daha da mükemmelleştirilebilir.
Sayın Masum Türker’in geçenlerde bir yazısını okumuştum; orada diyordu
ki "bu ülkede herkes serbest, siyaset grekoromen." Siyaseti, grekoromen
yapmaktan kurtarmalıyız. Bunun içinde, mutlaka 69 uncu maddede yapılan
bu değişikliklerin daha ötesini bu Parlamento gerçekleştirmeli ve siyasetin
özgürlük alanını genişletmelidir.
Değerli milletvekilleri, af çıkarmada, Meclise getirilen sınırlamayı
da kaldırıyoruz.
Af çıkarmada, Meclise getirilmiş olan, 87 nci maddeyle getirilmiş olan
sınır da kaldırılıyor. Eğer, Meclis bir af çıkaracaksa, bu konuda, istediği
genişlikte bir af çıkarabilir; ancak, nitelikli çoğunluk getiriliyor; yani,
en az 330 oyla... Bu konuda, Meclisin geniş bir konsensüsü aranıyor. Bunun
da önemli olduğu kanaatindeyim.
Hazır buraya gelmişken, konuşmamı şöyle tamamlamak istiyorum, maddeler
üzerinde yapılacak konuşmalarda, arkadaşlarımız, benim şimdi değinemediğim
iyileştirmeleri mutlaka anlatacaklardır. 87 nci maddeden bahsettim son
olarak. 87 nci madde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerini ve yetkilerini
düzenlemektedir. Bu görevlerinden bir tanesi de -biraz önce ifade ettim-
af çıkarmadır. Bunlardan bir tanesi de, savaş ilan ilanına karar vermektir.
Dünya, şu anda, çok ciddî bir bunalımla karşı karşıyadır. Türkiye üzerinde
birtakım oyunlar oynanabilir. Bakın, bugünkü gazetelerde, çıkarılacak savaşla
ilgili karargâhın Türkiye’de kurulacağına dair birtakım iddialar vardır.
Ben, hükümetimizin bu konuda son derece duyarlı olduğuna inanıyorum, inanmak
istiyorum. O bakımdan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisi olmaksızın,
bu konuda hiçbir adım atılmamalıdır. Eğer, bu süreç biraz daha hızlanırsa,
bir emrivakiyle karşılaşmamak için ve özellikle -temenni etmiyoruz, ama-
çıkacak bir savaşta taraf durumuna girmememiz için, hükümetimiz çok ciddî
tedbirler almalı ve Meclisi mutlaka bilgilendirmeli ve hatta, Mecliste
gizli bir oturum dahi yapılarak, yetkililer, hükümetimiz, Dışişleri Bakanlığı,
Meclisimizi bu konuda bilgilendirmelidir.
Sözlerimi şöyle tamamlıyorum: Bu anayasa değişikliği, yeterli olmasa
bile, Türkiye’yi biraz daha ileriye doğru götürecek bir pakettir. Bu paketin,
Anayasa Komisyonundan geçtiği şekliyle Meclisimizden de geçmesini temenni
ediyoruz. Bu, Meclisimiz için bir onurdur. Bu onuru, burada bulunan tüm
siyasî partiler ve milletvekilleri olarak, birlikte paylaşacağımıza inanıyor,
hepinize saygılar sunuyorum efendim. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.
|