TBMM Genel Kurulu tutanaklarından, Saadet Partisi
(SP) adına Grup Başkanvekili Yasin Hatiboğlu'nun konuşması:
BAŞKAN (Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU) - Efendim, şimdi,
Saadet Partisi Grubu adına, Çorum Milletvekili Sayın Yasin Hatipoğlu; buyurun.
(SP sıralarından alkışlar)
SP GRUBU ADINA YASİN HATİBOĞLU (Çorum) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin
değerli üyeleri; 4 üncü Yasama Yılına bir hafta kala beraberiz. Ben, umuyorum
ki, bu görüştüğümüz Anayasa değişikliği teklifinde sergilediğimiz ve gönüllü
olarak sergilediğimiz uzlaşılarımız devam eder. Bu, zannediyorum, yalnız
benim temennim değil, bu, bütün siyasî parti gruplarımızın temennisi, bu,
halkımızın temennisi, bu, işsiz, aşsız, ihtiyaç içerisinde perişan olan
insanların temennisi, bu, geleceğimizin, yavrularımızın, çocuklarımızın
temennisi; çünkü, Türkiye Büyük Millet Meclisinde siyasî parti grupları
bu uzlaşma sınavını başarıyla geçemezlerse ülke meselelerinde, ülkenin
meselelerini çözmede, problemleri çözmede, çözüm üretmede uzlaşamazlarsa
meseleler sırtımıza yığılır. Onun için, umuyorum ki, bu uzlaşma hareketi
başka hareketlerin de öncüsü, güdücüsü, etkileyicisi olsun. Ben, bu temennilerle
737 sıra sayılı Anayasa değişikliği teklifinin ne ifade ettiği konusunda
Saadet Partimizin görüşlerini Yüce Heyetinize arz ve ifade etmeye çalışacağım.
Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; elbette yasalar mükemmel değildir.
Keşke mükemmel olsa. Zaten bizim görevimiz mükemmeli bulmak. Eğer yasalar
komisyonlarda mükemmelleşebilseydi, eğer yasalar teklif sahiplerinin elinde
ve önünde mükemmelleşebilseydi bize ihtiyaç kalmazdı. Bu bir eksiklik değildir,
teklifin eksikliği değildir, teklif sahiplerinin eksikliği değildir. Elbette,
yegân yegân her birimizin görevi var. Şimdi, biz, Türkiye Büyük Millet
Meclisinin heyeti umumiyesi olarak bulduğumuz eksiklikleri birlikte düzeltmek
gayreti içinde olacağız.
Bu çalışmaları başından bu tarafa, senelerdir, bıkmadan, yorulmadan
yürüten uzlaşma komisyonunun başkanına ve bütün üyelerine huzurunuzda teşekkür
ediyorum. Gerçekten ciddî, faydalı bir çalışma yaptılar. Keşke gönlümdekini
keşfedebilselerdi, keşke yüreğimdeki okuyabilselerdi, keşke milletimin
içinden geçen bir Anayasa metnini okuyabilselerdi.
Sayın milletvekilleri, lütfen zannetmeyiniz, demeyiniz ki "yahu, yani
millet Anayasayla mı meşgul?" Evet; çünkü, Anayasa eğer mükemmelse özgürlük
vardır, Anayasa mükemmelse hak ve hukuk vardır, Anayasa mükemmelse demokrasi
vardır. Demokrasi varsa halk konuşur, özgürlük varsa halk konuşur. (SP
sıralarından alkışlar) Halk konuşursa haksızlık susar, halk konuşursa adalet
konuşmuş olur, adalet konuşursa zulüm susar. (SP sıralarından alkışlar)
Değerli milletvekilleri, keşke bu Anayasa çalışmaları yapılırken sivil
toplum örgütlerini birer birer görebilse, duyabilse, dinleyebilseydik;
halkımızı görüp, işitip, dinleyip, bu maddeler arasına görüşlerini alabilseydik,
keşke... Olmadı; ama, yine teşekkür ediyorum, gerçekten bir çalışma yapılmıştır,
eksik olmakla beraber...
1982 Anayasası tadilatla, tamiratla adam olacak bir Anayasa değildir
bunu bilmemiz lazım. (SP sıralarından alkışlar) Onu yok saymak zorundayız.
Anayasasız bir devlet olmaz elbet; yani, onu yok sayacak, derkenar edecek
bir anayasaya ihtiyacımız var. Biz, bunda başarılı oluruz, bunu beceririz,
başarırız. Allah’a hamd ediyorum ki, hiçbir siyasî parti grubumuzun millete
bakış açısı itibariyle bir eksiği yoktur, bir zaafı yoktur, bir kusuru
yoktur, bir korkusu yoktur, bir vehmi yoktur.
Hep korkulardan korka geldik, hep vehimlerle yattık kalktık... Şu korkuları
korkutalım, şu vehimlerden kurtulalım!.. Anayasa yapmaya ne zaman başlasak;
eh, zaman böyle icap ettiriyor, ne yapalım şartlar bu!.. Ne şartları beyler?!.
Hangi şartlar?!. Bu şartları biz icat etmek zorundayız; millet bizi bunun
için gönderdi buraya. Onun için, bu Uzlaşma Komisyonundan gelen teklifi
kusuruyla, küsuruyla kabul ediyoruz; ama, eksiklerinin var olduğunu ifade
ediyoruz.
Bu teklife destek vereceğiz. Hep söyledik ve bervechi peşin arz ediyorum
bu teklife destek vereceğiz. Bir kere daha ifade ediyorum: Bu teklife destek
vereceğiz. (SP, MHP ve ANAP sıralarından alkışlar) Ancak; ama, bu, Anayasadaki
ancaklardan değil, bu ancak başka bir ancak. Ancak, eksik gördüğümüz yerlerde
bu eksikliği birlikte, beraber giderelim istiyoruz. İçtüzüğe önergeler
bunun için konulur. Anayasaya önerge yolu bunun için açık tutulur. Onun
için, önergelerimizle geleceğiz. Bu, şu demek değildir, kimse bunu böyle
anlamasın ve hiç kimse de lafı gırtlağında dolandırmasın. Bu şu demek değildir:
Efendim, ee, falan maddeye sen önerge verdin, onu kabul etmiyorsun. Hayır,
o madde böyle değil de şöyle olursa daha iyi olur, evrensel kural ve kavramları,
evrensel düzeyi böyle daha iyi yakalarız demektir bu. Onun için, biz, önergelerimizi
vereceğiz ve mücadelemizi de yapacağız; ama, oy vereceğiz. Ha, diyeceksin
ki "yahu, ne anlamı var?" Anlamı şu; işte, önemli olan bu aradaki anlam
farkını anlamaktır, bu aradaki anlam farkını anlayabilmektir. (SP sıralarından
alkışlar)
Biz diyoruz ki "evet, bu madde olmalı; ama, eksik bu madde. Şöylesi
güzeldir." Ama, gücümüz yetip de değiştiremezsek "efendim, ne yapalım,
bizim dediğimiz olmadı, biz, bu maddeyi yok sayıyoruz" demiyoruz, böyle
demek kendimizle çelişkiye düşmektir. Ve bir başka şey söylüyoruz ama...
Değerli milletvekilleri, bu Anayasada hak ve özgürlükler açısından,
özellikle demokratikleşme açısından ileri adımlar vardır ve belki, 37 madde
içerisinde çok önemli ileri adımların bulunduğu birkaç madde vardır. Bunları
biz çok önemsiyoruz, özgürlüklerimiz için önemsiyoruz, hak, hukuk için
önemsiyoruz, milletimiz yarını için önemsiyoruz, Avrupayla entegrasyonumuz
için önemsiyoruz, dışarıya gittiğimiz zaman yabancılarla tartışırken sesi
gür, göğsü gergin, alnı dik ve açık insanlar olmak için önemsiyoruz. Eğer,
bu maddelerde, olur ya, indel icap bir yanlışlık olur, bir safdışı olma
yanlışlığıyla bu maddeler karşılaşırsa, milletimiz için çok önemli saydığımız
bu maddelerde -çok açık arz ediyorum, lütfen- bir yanlışlık olur, 330 oyun
altına düşecek olursa -grup adına karar alınamadığı için ifade ediyorum-
ben şahsen bu söylediğim sözleri zabıtlardan alır, bir kere daha okur ve
bir kere daha gözden geçiririm. Bilmem arz edebiliyor muyum? (MHP sıralarından
"anlaşıldı" sesleri.) Gayet açık.
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; evet, keşke bizim istediğimiz
gibi olsaydı. Mesela, bizim istediğimiz gibi olsaydı, ben, başlangıcı siler
çıkarırdım oradan. çağdaş anayasaların hiçbirisinde başlangıç diye bir
şey yok. Beyler, ne yapacaksınız başlangıcı?! Bir okuyun lütfen. Ben, zannediyorum
ki, bu başlangıç -61’de de var- galiba şunun için konuyor: Olura, şayet,
hak ve özgürlükleri kısıtlamada bir eksiğimiz kaldıysa, bir boşluk kaldı
da, hak ve özgürlükler oradan yol ve hava, hayat bulacaklarsa, her derde
deva şu başlangıcı orada kullanırız diye getiriyorlar galiba. Çünkü, alınız,
laiklik var, özgürlük var, hukuk var, millî güvenlik var, kamu düzeni var,
yani, 175 madde içerisinde ne varsa, başlangıçta biraz biraz var ondan.
Sanki, bu, ayrı bir şey, bir şemsiye. Bundan kurtulmamız lazım.
Şimdi okuyacağım belgeye bakınız... Cumhuriyet Halk Partisinin anayasa
teklifinde -keşke bu Cumhuriyet Halk Partisi Parlamentoda olsaydı, keşke
şu sözlerini 61 Anayasası için de söylemiş olsa idi- deniyor ki: "Bu bölümdeki
açıklamalar askerî darbeyi meşrulaştırdığı gibi, yeni darbeleri de özendirecek
niteliktedir. Böyle bir anlayış demokratik bir anayasada yer alamaz." Doğru
söylüyor. Onun için, diyoruz ki, bu başlangıç olmamalıydı.
Başlangıç olursa, hak ve özgürlüklerimizin önü yeterince açılmıyor,
liyakatimiz ve istihkakımız kadar açılmıyor. Peki, hak ve özgürlüklerin
önünü açmazsanız, anayasalı bir devlet ile anayasasız bir devlet arasında
ne fark var?! Anayasal devlet olabilmenin yolu, dikkat buyurunuz, anayasalı
demiyorum, anayasal hukuk devleti olmanın yolu, hak ve özgürlükler, sizin
hak ve özgürlüklerinize zarar vereceği noktaya kadar açık, berrak ve serbest
olmalıdır. Ölçü budur.
Bakınız, izninizle, size bir yerden bir iki cümle arz edeyim: "Eğer,
bir ülkede, ülkenin özel koşulları -tanıyacaksınız, bu dil, benim dilim
değil- sürgit özgürlüğe karşı ise, orada tam demokrasiyi gerçekleştirmek
bir düştür." Keşke düş olsa; düş, bazen gelir, rastlar insana. Gerçekleştirilen,
bize göre demokrasidir, gerçek demokrasi değildir. Böyle demokrasilerde,
toplumun alınyazısı, demokrasi göçüğü altında yaşamaktır. (SP sıralarından
alkışlar)
Bunun içindir ki, değerli milletvekilleri, yasa yapımında özgürlükler,
hak ve hukuk ilkeleri, evrensel ilkeler, ölçülerimiz, nirengi noktalarımız
olmalı. Hâlâ, bazı kelimeleri, kavramları kullanmakta ısrar ediyoruz. Ben
de seviyorum onları; millî güvenlik, kamu düzeni... Bunlar, benim de itibar
ettiğim, iltifat ettiğim kavramlardır. Düşünebiliyor musunuz, 37 maddelik
şu teklifte, 11 ayrı maddede millî güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık,
genel bilmem ne... Beyler, buna ihtiyaç var mı?! Ben mi acaba anlamıyorum;
yoksa, derdimi mi anlatamıyorum?! Bunlar olmalı; cumhuriyetin temel nitelikleri,
tabiî bunlar olmalı; ama, yani, millî güvenlik... 37 maddenin 11’inde millî
güvenlik, kamu düzeni, sosyal ahlak... Beyler, diyelim ki, Anayasanın bir
bölümünü ayırsak kamuyla ilgili bölümünü, işte millî güvenliğimizi, kamu
düzenimizi, ne koyacaksak, hangi değeri çok değerli telakki ediyorsak oraya
koysak; sonra, öbür maddeleri rahat bıraksak, rahat, (SP sıralarından alkışlar)
olmaz mı biraz rahat bıraksak; hayır. Bu, yapım tekniği değildir; bu, anayasa
yapım tekniği değildir.
Değerli milletvekilleri, eğer, her maddede ama, ne konusu olursa olsun,
bunları bu kadar getirir önümüze dayatırsak, o takdirde ne oluyor biliyor
musunuz; özgürlükler tıkanıyor.
Sayın Başkanım, bakınız, izninizle, ben size kısaca bir pasaj daha arz
edeyim. "Anlatım özgürlüğünün yetersiz -çünkü, bunlar anlatım özgürlüğünü
kısıtlıyor- olduğu bir ülkede, inceleme yapmadan yüzeysel yargıda bulunanlar
çoktur. Düşünceler kalıplaşmış, güdükleşmiş, düşün dünyası düşünce sanılan
kısır kalıplara hapsedildiğinden, beyinsel üretim durmuştur. Yinelenen
törensel konuşmalar toplumun afyonu olmuşlardır. Orada, pastörize insanlar,
daha doğrusu, hiç kimseler orada. Oldukları gibi görünemezler, sahte kimlik
kartlarıyla dolaşırlar, iki yüzlülüğe zorlanırlar; çünkü, orada, sadece
yalan söyleme özgürlüğü vardır, kimse artık kendisi değildir. Özgürlük
yoksa, ahlak da yoktur." Bu sözler benim değil.
BAŞKAN - Kimin efendim?
YASİN HATİBOĞLU (Devamla) - Efendim, bendeniz, yargıçlığın zirvesindeki
Sayın Sami Selçuk’un Yargıtay’ın 2001 ve 2002 adlî yılı açılışı dolayısıyla
irad buyurduğu nutuktan aldım efendim. (SP sıralarından alkışlar)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eğer, biz, siyasî partilerimizin
gerçekten kurulmalarını, korunmalarını, hayatiyetlerini devam ettirmelerini
teminat altına almazsak, Parlamentomuz ciddî çalışma yapamaz. 68 inci madde
"siyasî partiler, demokratik siyasî hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır" diyor.
Demokrasiyi yaşatacaksak, demokrasiyi çağdaş bir demokrasi düzeyine çıkaracaksak,
siyasî partileri korumamız ve kollamamız lazım. Peki, bu getirilen teklifte,
bizim çok büyük önem verdiğimiz bu teklifte demokrasi ne âlemde acaba?
69 uncu maddenin altıncı fıkrasında bir düzenleme var. Bir gelişmedir,
buna teşekkür ediyorum, hiç kimse bunun bir gelişme olmadığını söyleyemez,
aklı olan hiç kimse; ama, yine, akıl mantığının söz söylediği hiç kimse
bunun mükemmel olduğunu da söyleyemez; bunun eksiği var, kusuru var.
Kriterler... Odak olma... Kim belirleyecek odak olmayı; Anayasa Mahkemesi
belirleyecek. Nasıl belirleyecek odak olmayı? Odak olmayı belirlemek için,
odağın kriterlerinin; yani, yasak fiilin unsurlarının bilinmesi lazım.
Unsurları kim koyar; yasama meclisi koyar. Eğer, siz, yasama meclisine
hangi hallerde odak... Yine, Anayasa Mahkemesi, odak olmuştur olmamıştır
desin; ama, hangi hallerde odak olacağı konusu, unsur belirleme keyfiyetidir,
yasa koyma keyfiyetidir. Bu, sizin hakkınızdır; bu, sizin görevinizdir;
bunu başkasına devredemezsiniz. (SP sıralarından alkışlar) Anayasanın çok
açık hükmü var; bu, devredilemez, devredilemez haklardandır. Devrederseniz
ne olur? Kuvvetler ayrımı, hepinizin bildiği 6 ncı, 7 nci, 8 inci, 9 uncu
maddeler... Kuvvetler ayrımında hakkınızı, yetkinizi Anayasa Mahkemesine,
yasama hakkınızı yargıya devredemezsizin. Eğer, diyorsanız ki, hangi hallerde
odak oluşur, oldu mu olmadı mı, kararı o versin derseniz, işte o zaman,
siz, kendi hakkınızı, yetkinizi devretmiş olursunuz. Dolayısıyla, kuvvetler
ayrımı ortadan kalkar, kuvvetler karmaşası doğar. Bunun için, 69 uncu maddede
sıkıntılarımız vardır.
Bir başka sıkıntı daha var. Değerli milletvekilleri -devamı- bir parti,
kapatılan partinin devamı olmaz. Siz ölçü koymuyorsanız nasıl tespit edeceksiniz,
bana söyleyin! Belki biraz latife ederek arz edeyim lütfen: DNA testi mi
yaptıracaksınız beyler, ne yapacaksınız; kan testi mi yaptıracaksınız,
bu parti o partinin devamı mı değil mi... Buna ölçü koyun. Diyoruz ki,
getirin, deyin ki, bu husus kanunla düzenlenir; kimsenin bir şey dediği
yok.
Bir başka şey daha; burada, zannediyorum, siyasî yasaklar konusunda
bizi en çok ve en iyi anlayan Sayın Başbakanımızdır. Onun acısını hep beraber
çok çektik. 1960’tan sonra yasak, 1980’den sonra yasak... Beyler, biz,
bu yasaklarla nereye gideceğiz? Biz, özgürleşmek için getirmiyor muyduk
bu teklifi? Özgürleşme...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YASİN HATİBOĞLU (Devamla) - Ama, özgürlüğün de bir sınırı vardır
Sayın Başkanım, biliyorum. Sürem bittiyse, özgürlüğüme müdahale değildir
bu, bunu biliyorum.
BAŞKAN - Etmem biliyorsunuz; özellikle kürsü özgürlüğüne mümkün
değil... (SP sıralarından alkışlar)
Buyurun efendim.
YASİN HATİBOĞLU (Devamla) - Beyler, anayasayla, şu anayasayla
özgürlükleri geliştiriyoruz diyoruz, değil mi efendim... Ee, yasağı devam
ettiriyoruz... Yapmayın!.. Bakınız, 69’un sekizindeki yasağın temel gerekçesi
şu... Tartışılmış 1995’te, denilmiş ki... Niye beş sene de onbeş sene değil;
niye üç sene değil, bir sene değil? Gerekçe şu: "Efendim, bir seçim dönemi
beş yıldır; bir seçim dönemi de yasaklı olsun" deniliyor. Kimse bu? Beş
yıldır...
Şimdi, ben, heyetinize sesleniyorum; lütfen, bunu dört yıla indirelim.
Niye dört yıla indirelim; bir... O sürenin gerekçesi ortada. Şimdi, her
ne kadar Anayasada, hâlâ, seçim süresi beş yıl ise de, seçimlerin başından
sonuna hiçbir dönemde beş yıl olmamıştır; hep dört yıl, dört yıldan aşağıdır.
Öyleyse, ona uygun olsun, dört yıla indirelim; bir.
Bir de, bir suç işliyorsunuz, kamu haklarından mahrum bırakılıyorsunuz,
hakkın iadesi için üç yıl kâfi geliyor. Burada niye hâlâ beş yıl?
Değerli milletvekilleri, evet, bu anayasanın getirilerinde sosyallikte
de eksiklik var, ona da işaret ediyoruz. Getirdiğimiz düzenlemede, zannediyorum
52 nci maddede asgarî ücretten söz ediyoruz, anayasal kavram haline geliyor,
doğru; ama, aklım almadı, lütfen, beni ikaz eder, beni tembih eder, tenvir
eder misiniz, bendenize tebliğ eder misiniz. Asgarî ücret şu demek: Arkadaş,
bu ücretle, ölmeden yaşayabilirsin. Türkiye’de o da mümkün değil de...
Yani, ölüm maaşıdır bu diyorsunuz; asgarî ücret, bundan daha aşağısı olmaz
diyorsunuz; vergi alıyorsunuz. Bu ne iştir Yarabbi, bu ne çelişkidir?!.
(SP sıralarından alkışlar)
Bir başka şey daha; kamuda çalışanlara grev hakkı. Kamuda çalışanlara
grev hakkı vermezseniz, sendika kurmalarının bir anlamı kalır mı?!
İşte, Türkiye’deki sosyal gelişmenin resmi bu. Buyurun, ibretle izleyelim.
Diyor ki: "Böbrek pazara düştü." Vatandaş böbreğini satıyor.
Değerli milletvekilleri, önergeler vereceğiz. İstirhamımız, bu önergelere
destek vermenizdir. Bu, uzlaşmanın bozulması anlamında değildir. Eğer,
siz, bunun adına "uzlaşma" der, hiç deldirmeden, el vurdurmadan götürürseniz,
buna, birileri çıkar -ben demiyorum- bu dayatma metnidir der, dayatma metni...
(SP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.
|