| TBMM Genel Kurulu tutanaklarından, Milliyetçi Hareket
Partisi (MHP) adına Kilis Milletvekili Mehmet Nacar'ın konuşması:
BAŞKAN (Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU) - Söz sırası,
Doğru Yol Partisi Grubu adına Amasya Milletvekili Sayın Ahmet İyimaya’da.
Buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)
DYP GRUBU ADINA AHMET İYİMAYA (Amasya)- Değerli Başkan, Yüce
Parlamentonun değerli üyeleri; sözlerimin başında, Partim ve şahsım adına
hepinizi selamlıyorum.
Bin yıllık bir devlet geleneğine sahip olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin
şu anda tartışacağı konu, Anayasa olmamalıydı. Elli yılın, Altmış yıl öncesinin
bir sorununu şimdi ancak çözmeye çalışabiliyoruz. Gün, insanlığın yakın
gelecekte boğuşacağı küresel krizin ve savaş rüzgarlarının Türkiye’yi etkisine
aldığı son olayların gizli toplantıda tartışılması gerektiği ve stratejik
konumumuzun Meclisçe gözden geçirilmesi gerektiği gündür. Gün, siyasetin
kendisini tüketen tıkanmışlığını, dramatik hezimeti tartışacağımız gündür.
Gün, hükümet boşluğunun yarattığı krizi, sefaleti, yoksulluğu ve açlığı
söze getirmemiz gereken, çözüm aramamız gereken gündür.
Aziz arkadaşlar, şu anda tarih tekerrür ediyor. Birinci Meşrutiyette,
Tanzimatta, Lozan Barışı gereği cumhuriyette Medenî Kanun değişikliğinde,
hangi güç Türkiye’ye dayatıyor idiyse, bugün, o güç, anayasa değişikliğini,
belki de ve hatta çok çok haklı olarak dayatıyor. Ben bir milletvekili
olarak ve partim, bir ev ödevi anlayışı içerisinde anayasa değişikliği
değil, millete layık olan anayasa değişikliği arayışının dile getirilmesi
zaruretini ifade etmek istiyoruz.
Arkadaşlar, anayasa sorununda, Türk siyasetinin, Parlamentonun ve partilerin
cevaplandırması gereken zorunlu sualler vardır. Neden, 150 yıla yakın süredir
bitmeyen kavga, bitmeyen tartışma, bu dönem, sırf, üçüncü defa gerçekleşiyor,
beş defa tartışılan anayasa? Bu soruya doğru cevap vermemiz lazım; 6 anayasa,
18 yılda beş değişiklik, 60 madde. Buna doğru cevap vermezsek, bu tiyatroyu
sürekli oynarız arkadaşlar.
Bir, Türk anayasalarının tüm karakteristiği, millet tarafından değil,
devlet tarafından yapılmış olmasıdır. Merkezin taşraya lütfudur o anayasalar.
Toplumsal sözleşme desek de, akdin bir tarafında, millet yoktur. Toplumsal
ihtiyaçlar, talepler, ilkeler değil, anayasa mühendislerinin iyi niyetlerinden
kuşku duymadığım öngörüleri anayasa olarak dayatılmıştır; katılım yoktur,
halkın sözü yoktur. Onun için, Türk Anayasaları halksız anayasalardır.
En büyük sebeplerden birisi de değerli arkadaşlar, Türk siyasetinin
tartışmaktan kaçındığı çift anayasa sorunudur. Her zaman, bu milletin,
bu devletin iki anayasası olmuştur. Biri yazılı anayasa; fakat, istendiği
zaman askıya alınan; öbürü fiilî anayasa, istendiği zaman Anayasaya rağmen
uygulanan anayasa. Çift anayasalı bir toplum, anayasayı elbette ki çözemez.
Amerikan Anayasası 200 yaşındaysa, bunun nedeni, Anayasanın, tüm değerlerin
üstünde yer alan bir metin olmasıdır. Bizler, devlet olarak, kurumlar olarak,
Anayasanın bağlayıcılığına inanamadık. Bir başbakan çıktı “Anayasa bir
defa delinse ne olur” dedi. Bir başbakan çıktı, açıkça, Anayasanın gizli
emrine rağmen, Parlamentonun ortasında, milletin huzurunda açık oy vererek
Anayasayı ihlal etti. Anayasaları araç görürseniz, elbette ki Anayasa amacını,
istikrarı, sürekliliği sağlayamazsınız.
Değerli arkadaşlar, sürekli anayasa çözümüne Türk uygarlığının ulaşamamasının
temel sebeplerinden birisi de, anayasayı yorumlamak, uygulamak ve sorunlara
göre yeniden içeride barındırdığı anlamı keşfetmekle görevli yargı organlarının,
bu konudaki görevlerini yerine getirememeleridir. Amerikan Yüksek Mahkemesi,
çevre sorunlarını, insan hakları sorunlarını, ırk ayırımcılığını ve düşünce
özgürlüğünü, Anayasaya rağmen, yorumla çözmüş ve liberal rekabete dayanan
bu anayasal uygarlığı sağlayabilmiş, gerçekleştirebilmiştir. Bugün, bizim
Anayasa Mahkememiz, daha çok, Anayasayı, demokratik akılla değil, devletin
gözlüğüyle, gözüyle okuduğu için, bir sorunlar karmaşası, ancak, anayasa
değişikliğiyle çözüm formülünü önümüze dayatıyor. Yasama organının da,
bu konuda, sınavı başarıyla geçtiği söylenemez arkadaşlar. Komisyonlarda
meşakkatsiz, Anayasaya uygunluk aykırılık tahlili yapmadan, Genel Kurulda
anayasal mesaj parmaklara yüklenmeden, Anayasaya aykırı kanunları çıkara
çıkara, Anayasaya aykırı davranışı bir ikinci anayasanın kaynağı haline
getirdik. Üzülüyorum, üzgünüm, muzaffer, dahi ve aziz komutan Mustafa Kemal
Paşa’nın cumhuriyetinin, mağlup Venizelos’un Yunanistan’ından bireysel
millî gelir olarak, ekonomik olarak geride kalmasına üzgünüm.
Cevap vermemiz lazım, niçin bu Anayasa değil, niçin bu Anayasaya "hayır"
demeliyiz; doğru cevap vermeliyiz, öze inmeliyiz, milleti tatmin etmeliyiz.
Arkadaşlar, 1982 Anayasası -demin geneli üzerinde ifade ettiğimin dışında-
özel kusurları olan bir anayasadır. Şu ana kadar, bir bütün olarak bu Anayasanın
değiştirilememesi, siyasetimizin ve hepimizin ortak sorumluluğu ve ortak
kusurudur.
Bir, bu Anayasa, Türkiye’yi kim yönetiyor sualine doğru cevap veremeyen
bir anayasadır. Güce açık bir anayasadır. Bu Anayasa bizatihî devlet krizini
doğuran, devlet krizinin bataklık sebebi olan bir Anayasadır. Cumhuriyet
hükümetleri ile cumhurbaşkanı, Parlamento ile Anayasa Mahkemesi, demokrasi
ile derin bürokrasi, seçilmişler ile seçilmemişler arasında, bu Anayasadan
kaynaklanan ciddî krizler vardır ve Millî Güvenlik Kurulu toplantısındaki
fırlayan anayasa, bir anayasanın fırlatılması değil, krizli anayasanın
itirafı hadisesidir.
Değerli arkadaşlar, bu Anayasa, olası büyük devlet krizleri için bir
çözüm getirememiş anayasadır. Bakınız, uzlaşı mekanizması tükendikten sonra,
buna rağmen kriz çözülememişse, çözebilmek için iki tane seçenek vardır;
birisi, Anayasaya aykırı seçenek, öbürü anayasal seçenek; ya darbe gelecektir
veya seçim gelecektir. Bu Anayasada, bu iki seçeneğin dışında, büyük devlet
krizlerini çözecek bir mekanizma yoktur. İtalyan Anayasasında, reformize
edilmiş, mükemmel, anayasa reformunu tamamlayarak kurduğu bir Anayasa Mahkemesi
vardır, Sovyet Anayasasında da vardır ve bu gibi hallerde, krizi, bir karar
mekanizmasıyla anayasa mahkemesi çözebilmektedir, bu Anayasa Mahkemesi
değil, üyelerine saygım var, kurumlara saygım var; ama, yapısal olarak,
işlevsel olarak ve üye nitelikleri bakımından, bu Anayasa Mahkemesine böyle
bir görev verilemez.
Değerli arkadaşlar, bu Anayasa, siyasal alanı ve özgürlükleri devletleştiren
bir anayasadır. Bu Anayasanın temel kaygısı hepimizin ortak kaygısı olan
devlettir; ama, devletin de el atamayacağı sahalar, sınırlar vardır. Bugün
siyasal partileri, bugün özgürlüğü, devlet güdümünde bir serbest alan olarak
görmek yanlış sayılmamalıdır. Aslında, siyaset alanına, siyaset kurumlarının
ve partilerin dayanışmacı ve ortak refleksle sahip çıkamamaları bir anayasa
sorunu değil, partiler demokrasisi sorunudur. Cesaretin, kalitenin ve dürüstlüğün
siyasete ikame edilememesi bir anayasa sorunu değil, bir partiler yapısı
sorunudur.
Değerli arkadaş, bu Anayasa, hukuktan ürken, hukuktan çekinen bir anayasadır.
Bakınız, Anayasada özel yargılar serpiştirilmiş. Devlet güvenlik mahkemesi,
şu mahkeme, bu mahkeme... Yargı birliğinden ürküyor; niye, yargı birliğinin
ortak aklı ortak hüküm kuracaktır ve ortak bir uygarlık yaratacaktır. Özel
yargı alanlarıyla bir imtiyaz alanı, yargılanamazlık alanı getirilmiştir.
Dokunulmazlıklar, aslında, yargıdan kaçışın bir başka adıdır. Bugün, bürokratik
dokunulmazlık -129 uncu madde- demokrasinin dönüşümü için önemli bir maddedir.
Dikkat ediniz, bizzat Anayasa, şu alanda dava açamazsın, şunun için
dava açamazsın, bunun için dava açamazsın demektedir. Bu, hukuktan firar
etmenin, hukuktan kaçmanın başka bir adıdır.
Değerli arkadaşlar, belki, Parlamentoda ilk kez ifade ediliyor. Bu Anayasa,
milletiyle devleti yabancılaştıran bir anayasadır. Ayrılıkçı hastalar bir
tarafa, "benim vatanım", "benim ülkem", "benim milletim" demeyen bir vatandaş
gördünüz mü; mümkün değil. Soruyorum Yüce Parlamentoya: "Benim Anayasam"
diyebilen bir insan gördünüz mü; hayır. Bu Anayasayı milletin anayasası
haline, bu Anayasayı milletin özdeğerlerinin anayasası haline getirmediğimiz
zaman, bu yabancılaşmayı, bu kopuşu hiçbir mucizevî anayasal formülle önleyemeyiz
değerli arkadaşlar.
Şimdi, taslağın üzerinde görüşlerimi ifade etmeye çalışıyorum.
Değerli arkadaşlar, bu taslak Partilerarası Uzlaşma Komisyonunun, siyaset
kurumunun ve bütün siyasal partilerin ortak bir ürünüdür, uzlaşma semeresidir,
hiç kimseye mal edilemez.
Partilerarası Uzlaşma Komisyonu, derinlikli, uzun ve kapsamlı bir paket
üretebilmiştir. İşin bu safhasında muvaffakıyet tamdır; ancak, anayasa
yapımı tüm sosyal olgularda olduğu gibi bir süreçtir. Anayasa süreci, hazırlık
aşamasından sonraki aşamada, anayasa verimini ve kalitesini yükseltecek
yönde kullanılamamıştır. Büyük Meclis, burada büyük zaaf göstermiştir.
Meclis yönetiminin ve Değerli Başkanının, Büyük Millet Meclisi Başkanının
isteyen kurumlara anayasa paketini göndererek bu yüce görevden kurtulduğu
söylenemez. Büyük Meclis, bu konuda, Başkanı aracılığıyla bilimsel paneller
düzenletmeli, kamuoyu yoklamaları yaptırmalı ve sosyal taleplerin içeriği
belirlenmeliydi. Anayasanın 175 inci maddesinden kaynaklanan görev algılanamamış,
yerine getirilememiştir.
Aydınlar da bu konuda gereğini yapamamışlardır. Ara dönemlerde raporlar
yazanlar, methiyeler düzenler bugünlerde görülememiştir.
Gerçekten değerli katkıları olan kurumlar yok değil. Barolar Birliği,
TÜSİAD, köşe yazarları, özellikle özel monografiyle Kemal Gözler, teşekkür
etmek lazım; ama, tartışma aşaması mükemmel geçmemiştir.
Değerli arkadaşlar, bana sorarsanız, bu paketin beş temel karakteri
nedir şeklinde bir sual tevcih ederseniz, Vereceğim beş özlü cevap şunlar
olacaktır:
1. Bu Anayasa, kendi merkezine insanı taşıyan anayasadır. Üniter devlet,
bölünmez millet, parçalanmaz vatan hassasiyeti içerisinde güvenlik reflekslerine
düşülmüştür; ama "özgür insan, güçlü devlet" sloganıyla yazılan bir anayasadır,
demokrasinin ve hukukun standardını yükseltmektedir.
2.Anayasal düzenin kötüye kullanılmasında, devlet kadar bireyin sorumlu
olduğu, birey kadar devletin sorumlu olduğu bir yazılımdır bu, ilk yazılımdır;
şu âna kadar devletin anayasal düzeni kötüye kullanması kurumu yoktu bizde,
ilk defa geliyor.
3.Uluslararası anlaşmaların, yatay ve doğrudan etki doğurması, çatışma
halinde uluslararası anlaşmalara üstünlük tanınması, küresel yolculuktaki
en büyük adımdır. Mahsus maddesinde bunu genişçe tartışacağız.
4. Oyunun kurallarını değiştiriyor değerli arkadaşlar. Artık, Parlamentonun,
seçime on gün kala, onbeş gün kala seçim kurallarını değiştirerek, çoğunluğun
kendisine uygun oyun kurallarıyla seçime gitme dönemi ve yolu kapanıyor.
5. Bu paketle, Türkiye, 1974’teki, 2000’deki "af krizi"ni, sosyal depremi
artık yaşamayacak; af, bir insanın keyfî veya hatır talebiyle Parlamentoya
dayatılamayacak ve devletin cezalandırma refleksi, cezanın caydırıcılığı,
suçun teşvik edilemezliği bu Anayasada kurumsallaşıyor.
Bana sorarsanız, Anayasaya, mutlaka, devlet reformunu mümkün kılacak,
gerçekleri öğrenme ve mümkün kılma hakkını imkân haline getirecek değişikliği
sağlardım. Bana sorarsanız, Anayasa Mahkemesi reformunu gerçekleştirirdim.
Bana sorarsanız, medya bağdaşmazlığını, medya ile devlet ve siyaset kurumları
arasındaki ihale bağdaşmazlığını düzenleyen bir ilke koyardım. Bana sorarsanız,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yolunu tıkayacak anayasal şikâyeti, Anayasa
Mahkemesi reformu yaparak anayasal şikâyeti öngörebilirdi.
Değerli arkadaşlar, sözlerimin sonunda, hüküm cümlelerimi ve Partimin
görüşlerini sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu paket, Doğru Yol Partisinin
ikinci demokrasi projesinde dile getirdiği, gerekçelendirdiği anlayışın,
zihniyetin bir uygulamasıdır. Değerli Başkanımdan, ikinci paketin geciktirilmeden
gündeme getirilmesi için inisiyatif almasını ve sözde kalmamasını diliyoruz.
Değerli arkadaşlar, bu paketten sonra Parlamentonun ilk gündemi, bir
siyaset reformu olmalıdır; siyasal partiler ve seçim hukukunun yeniden
düzenlenmesi gündemi olmalıdır. Bugün, ülke milletvekilliği, Türkiye milletvekilliği
amacıyla konulan 100 kişilik milletvekilliğinin fazla olduğu hususu itiraf
olunmalı, milletin bu iradesi Anayasaya taşınmalıdır. (DYP sıralarından
alkışlar)
AYDIN TÜMEN (Ankara) - 100 kişiyi kim önerdi?!
AHMET İYİMAYA (Devamla) - Milletin tercihli sistemi yasalara
taşınmalıdır.
Değerli arkadaşlar, polemik olmamak üzere, bir hususu sizlerle paylaşmak
istiyorum.
AYDIN TÜMEN (Ankara) - Türkiye milletvekilliğini kim icat etti?!
AHMET İYİMAYA (Devamla) - Doğru Yol Partisinin bir koalisyon
ortaklığı döneminde, odak kavramını tarif ediyoruz...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AHMET İYİMAYA (Devamla) - Sayın Başkanım, 2 dakika...
14.00’te toplantı başladı, gece 04.00’te bitti. 14 saat müzakere, 169
sahife ve o gün, hiç unutmuyorum, şu andaki bir değerli Başbakan Yardımcımız
"ülke satılıyor, Anayasa Mahkemesine darbe yapılıyor" diyordu; aynı öneriyi,
geliştirilmiş olarak, kendi imzalarıyla burada görüyoruz. Arkadaşlar, siyaset
rejiminin, rejim hassasiyetlerinin üzerinden yürüyerek, onu istismar ederek
iktidar arayışlarının maskesi bu teklifle düşmüştür. Ayıptır! Yapılmamalıydı.
Değerli arkadaşlar, bütün partilerimiz, seçimden önce yepyeni bir anayasa
teklifiyle milletin huzuruna gitmeliler ve seçim vaadi olarak bunu dile
getirmeliler, uzlaşmayı öngörmeliler; millî vekâlet, kurucu iktidar sıfatıyla
buraya gelmeli, önümüzdeki dönemde yeni bir anayasa yapılmalıdır. Bu güzelim
vatan, bu büyük millet protez anayasalara, takma bacak anayasalara layık
değildir arkadaşlar. Bu güzelim ülke, protez akıllarla yönetilen ülke olmaktan
çıkarılmalıdır. Bu görev aziz milletindir, aziz milletvekillerinindir,
Yüce Meclisindir. Kader, gereğini zamanında yapamayanlara daima acı gerçekleri
armağan etmiş ve tattırmıştır.
Konuşmamın sonunda, ilk anayasa mağduru olan 1890 Yemen sürgünü Kemalpaşazade
Sait Beyi, 1960 Anayasa Komisyonunda kavgasından dolayı cezaevini boylayan
değerli bilim adamı Prof. Ali Fuat Başgil’i ve fiilî anayasayı yürürlükten
kaldırma çabasını veren büyük demokrasi şehidi Adnan Menderes’i ve isimlerini
bildiğimiz, bilmediğimiz diğer anayasa kazası mağdurlarını millete ait
olan bu kürsüden anmayı, onlara manevî şükran borcunu sunmayı bir vecibe
addediyor, anıları önünde hürmetle eğiliyor, gerçekleşecek teklifin, Anayasamızın
millete, sisteme, Parlamentoya, bütün insanlığa hayırlar getirmesini Allah’tan
niyaz ediyorum, saygılar sunuyorum. (DYP, SP ve AKP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.
|