| TBMM Genel Kurulu tutanaklarından, Anavatan Partisi
(ANAP) adına Grup Başkanvekili Beyhan Aslan'ın konuşması:
BAŞKAN (Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU) -
Şimdi, söz sırası Anavatan Partisi Grubunda. Denizli Milletvekili Sayın
Beyhan Aslan, buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)
ANAP GRUBU ADINA BEYHAN ASLAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Anavatan Partisi Grubu ve şahsım adına Yüce Meclisi saygıyla
selamlıyorum.
1839’da tanzimatla başlayan anayasallaşma serüvenimiz 162 yıldır devam
ediyor. Tartışa tartışa bugünlere geldik. Hedeflediğimiz anayasal istikrarı
bir türlü bulamadık; ama, anayasal istikrarı devamlı arıyoruz. Anayasallaşma
mücadelesinde bugüne kadar atılan her adım, çağdaşlığı yakalama gayreti
olarak değerlendirilmelidir.
1982 Anayasamızı, diğer mülga anayasalarımız gibi, olağanüstü ortam
ve koşulların ardından yapmışız; yapıldığı zamanın ve koşullarının ruhunu
anayasa metnine taşımışız. Ülkenin aynı koşullarda aynı krizleri yaşayacağını
varsayarak, kriz önleme tepkisiyle, devleti ve rejimi korumayı öne alıp,
bireyi dışlamışız. Temel hak ve özgürlükleri istisna kabul eden, daha çok
otorite, daha çok devlet diyerek, yasakları esas almışız.
1982 Anayasasının kabulünden bu yana, beş ayrı zamanda, beş kez konjontürel
değişikliğe, ama, müspet değişikliğe uğramışsa da, 1982 Anayasasının üzerindeki
tartışmalar bitmemiştir. Özgürlükler ve evrensel hukuk anlayışının ulaştığı
değerlerden uzak olduğu yolundaki eleştirilerden kurtulamamıştır.
Değerli milletvekilleri, her anayasanın, zaman içinde, belirli toplumsal
koşulların değişmesinin sonucu olarak, çağdaş ihtiyaçlar doğrultusunda
değişikliğe uğraması doğaldır. Demokrasinin, hukukun üstünlüğünün, insan
haklarının tartışılmaz değerler kabul edildiği günümüzde, 1982 Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının, kamuoyunun beklentileri ve demokratik açılımlar
doğrultusunda değiştirilmesi, çağın değerleriyle bütünleşmesi şarttır.
Siyasî partilerimizin, sivil toplum örgütlerinin, hukuk dünyamızın, basınımızın
ve halkımızın, anayasa değişikliği konusunda büyük istek ve destek iradesi
vardır. Toplumdaki talepleri, siyasî partilerin düşüncelerini dikkate alan
Türkiye Büyük Millet Meclisi Partilerarası Uzlaşma Komisyonu, geniş zaman
dilimi içerisinde talepleri değerlendirdi; 37 maddelik bir anayasa değişiklik
paketi üzerinde anlaşma sağlandı. Anayasa Komisyonumuzca da kabul edilen
değişiklikler, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinin olağanüstü toplantısında
özveriyle görüşülüyor.
Anavatan Partisi Grubu adına, Partilerarası Uzlaşma Komisyonu ve Anayasa
Komisyonunun Değerli Başkan ve üyelerine takdir ve teşekkürlerimizi arz
ediyorum.
Bu değişiklikleri, görüşmemizin sonunda gerçekleştireceğimize inanıyorum.
Bu değişiklikler, bizi, belki ideal anayasaya taşımayacak. Her siyasî partinin
değişiklik talepleri farklı farklıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin
parçalı siyasî yapısına rağmen uzlaşılan ortak paydadaki 37 maddelik değişim,
ideal anayasaya ulaşma yönünde atılmış çok ciddî ve büyük bir adımdır.
Anayasamızın beşte 1’ini değiştiriyoruz. Tarihimizin en kapsamlı sivil
anayasa reformunu gerçekleştirmiş olacağız. Bu reform, 21 inci Dönem Türkiye
Büyük Millet Meclisi üyelerinin ömür boyu gururla taşıyacakları bir onur
madalyasıdır ve gelecek nesillere bırakacakları en anlamlı mirasları olacaktır.
Bu uzlaşma, Meclisin bu parçalı yapısıyla Anayasa değişikliklerinin
yapılamayacağı, bu Meclisle bir yere varılmaz düşüncesiyle kurucu meclis
arayışına girenlere, millî iradeye güvenmeyenlere, millî iradeye saygı
duymayanlara verilmiş bir demokrasi dersidir. (ANAP sıralarından alkışlar)
Değerli milletvekilleri, hukukun üstünlüğünün, yargı bağımsızlığının,
adil yargılanma hakkının güvenceye alınmadığı, hukukun evrensel kurallarına
saygının gösterilmediği, ama bir anayasası var olan devletlere anayasalı
devlet diyoruz; ama, demokrasinin güvence altına alındığı, istikrarlı,
kurumsal bir yapılanmanın var olduğu, hukukun üstünlüğünün, yargı bağımsızlığının,
adil yargılanma hakkının teminat altına alındığı, insan haklarına saygının
doruğa ulaştığı, çağdaş, demokratik standartlara ve evrensel normlarla
bütünleşen anayasaya sahip devletlere de anayasal devletler diyoruz.
Biz, bugün görüştüğümüz bu değişiklikle, anayasalı devletten anayasal
devlete geçiş yolunda çok ciddî ve önemli bir atılımı gerçekleştirmiş olacağız.
Bu paket burada bitmeyecek; zamanın ihtiyaçlarına göre ve gelecek zamanlarda,
demokratikleşmenin evrensel normlarının ulaştığı düzeye göre yeni paketler
olacak, yeni değişimler olacaktır; ama, her değişim, çağdaşlığı yakalama
yönünde atılan ciddî bir adım olarak değerlendirilmelidir.
Türkiye, anayasal devlet olma iradesini ortaya koymuştur. Bu irade,
daha özgür, daha mutlu, insanca bir dünya kurma, evrensel değerlerle bütünleşme,
çağdaş dünyayla buluşma, uluslararası saygınlığa ulaşma iradesidir. Bu,
Türk halkının iradesidir. Türk halkı, çağdaş değerlere uyumu, vazgeçilmez
bir yaşam tarzı ve daimî bir hedef olarak benimsemiştir. Bu nedenledir
ki, Türk halkı, rotasını çağdaş medeniyete, Avrupa Birliği üyeliğine doğru
çevirmiştir. Cumhuriyet tarihimizin en büyük değişim projesi olan ulusal
program doğrultusunda, siyasî, sosyal ve ekonomik alanda yapılacak Avrupa
Birliği müktesebatını özümseme iradesi, barışçı ve aydınlık bir geleceği
paylaşmanın, geleceğin çağdaş Türkiyesini yaratmanın teminatı olacaktır.
Değerli milletvekilleri, anayasalarda bazı önemli temel ilkelerin değiştirilmesi
bizzat anayasalar tarafından yasaklanmıştır. Anayasamızın 4 üncü maddesi,
değiştirilemeyecek, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddeleri sayar.
Anayasamızın 1 inci maddesi "Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir" der. 2
inci maddesi, Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti
olma ilkesini düzenler. 3 üncü maddesi, Türkiye Devletinin ülkesi ve milletiyle
bölünmez bütünlüğünü -yani, üniter yapıyı- garantiye alır; dilinin Türkçe,
bayrağının ay yıldızlı al bayrak ve marşının İstiklal Marşı, başkentinin
Ankara olduğunu belirtir. Bu düzenlemeyle, demokratik, laik, üniter, sosyal,
hukuk devletinin nitelikleri sayılıyor. Devlet ve ulus için hayatî önemi
haiz nitelikleriyle, devlet ve ulusun var olmasının "olmazsa olmaz" simgeleri
ifade ediliyor. Değişmezlik ilkesiyle, hayatî nitelik ve simgelerinin sürekliliğini
ve geleceğini güvence altına alıyor. Değil bu Parlamento, gelecek nesiller
dahi bu ilkeleri değiştiremeyecektir; çünkü, bu, Türkiye Cumhuriyetinin
kurucusunun bize bir vasiyetidir.
Bu düzenleme, çağdaş bir düzenleme olup, Avrupa Birliği üyesi ülkelerinin
anayasalarında da, aynı gerekçelerle, değiştirilemez hükümler mevcuttur.
Belçika Anayasasının 130, Fransız Anayasasının 89, Portekiz Anayasasının
288, Yunanistan Anayasasının 139, Federal Almanya Anayasasının 79/3 maddeleri
bunlara örnektir. Devletin varlığını ve ulusal bütünlüğünü koruması noktasında,
Türkiye Cumhuriyeti Devleti olduğu gibi, bütün devletlerin üzerinde hassasiyetle
durduğunun bir ifadesidir.
Anayasa, devletin ve ulusun varlığının teminat altına alınması ve bu
teminatın, değişmezlik ve sürekliliği alkışlanacak bir düzenlemedir. Ebediyete
kadar korunması, ülkenin her ferdine düşen onurlu bir görevdir.
Değerli milletvekilleri, cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk
diyor ki: "Ülkemizde çağdaş bir düzen kurmak istiyoruz. Uygarlığa girmek
isteyip de, Batı’ya dönmemiş ulus var mıdır? Gözlerimizi kapayıp mücerret
yaşadığımızı farz edemeyiz. Memleketi bir çember içine alıp, cihanla alakasız
yaşayamayız. Bilakis, müterakki, müteceddid bir millet olarak medeniyet
sahasının üzerinde yaşayacağız." Bu vasiyete uyarak, Anavatan Partisi zihniyet
devrimini 1983’lerde gerçekleştirmiş; Türkiye’yi gelişmiş dünyayla ayıran
duvarları yıkmıştır.
Türkiye, artık, dünyaya kapalı bir ülke değildir. Demokrasilerin vazgeçilmez
öğesi, düşünce ve ifade özgürlüğü, inanç ve ibadet özgürlüğü ve teşebbüs
özgürlüğüdür. Bu özgürlükler, demokratik bir anayasanın çerçevesini oluşturur.
Bütün dünya anayasalarında çerçeve bu özgürlüklerle sınırlıdır. Bu kavramların
içi doldurulmalıdır. Boş, muhtevadan yoksun slogan olmaktan çıkarılmalıdır.
Bize düşen en önemli görev, bu kavramların içini doldurmaktır.
"Cumhuriyeti biz kurduk gelecek kuşaklar demokrasiyi getirmelidir" diyen
Atatürk, cumhuriyetimizin demokrasiye olan ihtiyacını ortaya koymuştur
o zaman ve bize vasiyet etmiştir. İşte, biz, bugün, 21 inci Dönem Türkiye
Büyük Millet Meclisi, Atatürk’ün vasiyetini yerine getiriyoruz; cumhuriyetimizin
ihtiyacı olan demokrasiyi, biraz daha kendisiyle buluşturup, kucaklaştırıyoruz.
Demokratik kuralları bilmek, mevzuatımızı demokratik kurallarla donatmak
yetmez. Demokratik mevzuatın kurallarının varlığının yanında demokrasiyi,
her türlü baskıya, dayatmalara karşı koyacak, demokrasiyi özümsemiş, cesur
ve yürekli kadrolar gerekir. Türkiye, bu kadrolara sahiptir. Bu kadrolardan
bir talebimiz var: Ülkeyi yönetirken, devlet, birey, güvenlik, özgürlük
dengesini ciddiyetle dengelemek durumundadırlar. Ne devleti bireye boğdurmalılar
ne bireyi devlete kastettirmeliler ne güvenlik diye özgürlükleri yok etme
yoluna gitmeliler ne de başıboş özgürlük diye devletin niteliklerini tahrip
etmeye yönelmeliler. Ülkeyi yönetenler, bu dengeyi sağlamakta her zaman
titizlik göstermelidir.
Bugün, cumhuriyetimizin daha fazla demokrasiye; siyaset dünyamızın,
hoşgörüye, tartışmaya ve uzlaşma kültürüyle donatımına; demokrasimizin,
özgürlüklerle donatılmış, soran, sorgulayan, katılarak denetleyen demokrat
insana ihtiyacı vardır.
Değerli milletvekilleri, özgürlüklerin sınırı, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinin 17 nci ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 30 uncu maddesi
çerçevesinde belirlenmiştir.
Anayasada yer alan 14 üncü madde "hak ve özgürlüklerin hiçbiri devletin
ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı, insan haklarına dayanan
demokratik ve laik cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan eylemler biçiminde
düşünülemez" demek suretiyle, uluslararası sözleşmelere uyum sağlanmıştır.
Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, yasaklar manzumesiyle,
yasakçı anlayışla korunamaz. Birey varsa devlet vardır, birey güçlüyse
devlet güçlüdür. Hak ve özgürlükleri güvence altına alınan, sorumluluk
bilincine sahip onurlu yurttaşların varlığı, hukukun üstünlüğü ve yargı
bağımsızlığı, üniter yapının en büyük teminatıdır.
Hak ve özgürlükler genişledikçe, toplumsal barış kökleşir, devletimizin
yapısı sağlamlaşır. Üniter yapımızı ve laik rejimimizi muhafaza ederek,
hak ve özgürlükler alanının genişleyebileceğini çağdaş anayasalar ispat
etmiştir. Yasakçılığın, baskının ise kopmaları körüklediği, bilinen çağdaş
bir gerçektir.
Demokratik rejim, kendisine güven duyan rejimdir. Varlığına borçlu olduğu
vatandaşından korkmaz, onu potansiyel bir tehlike olarak görmez. Devlet-birey
ilişkisini düzenleyen devlet değil, hukukun üstünlüğü ilkesidir. Devlet,
birey karşısında, ancak taraftır.
Devletin görevi, özgürlükleri çiğnememek, başkalarının özgürlüklere
saldırısı halinde bireyin hak ve özgürlüklerini güvence altına almaktır.
Özgür doğan yurttaşını özgür yaşatmak, yurttaşının önemsediği kimliğine
saygılı olmak, insan onurunu korumak, çağdaş devleti yücelten unsurlardır.
Çağdaş anlayışta devleti koruyan da, bireyin hak ve hukukunu teminat
altına alan da, devletin ve bireyin faaliyet alanını düzenleyen de demokratik
anlayıştır; yani, hukuktur. Temel hak ve özgürlüklerin özü ve muhtevası,
devletin müdahale yetkisi dışındadır. Yönetenlerin yetkisi, hukukla sınırlıdır.
Hukuk, yöneteni bağlar. Aksi halde, bireyin anayasal güvencesinden bahsedilemez.
Çağımızda, devletin uygarlık ve çağdaşlığının ölçüsü, insan haklarıyla
ilgili sözleşmelere uyum ve insan haklarının korunmasında gösterilen özendir.
İnsan haklarının özü ve korunması, ulusal boyutu aşmıştır, uluslararası
denetime açıktır, ulusların tekelinden çıkmış bir konudur.
Türk Anayasasında, temel hak ve özgürlüklerle ilgili düzenleme, uluslararası
taahhütlerle uyumlu hale getirilmek durumundadır. Görüştüğümüz değişikliklerle,
bu alanda önemli bir adım atılmıştır.
Değerli milletvekilleri, çağdaş anayasalarda inanç ve ibadet özgürlüğü,
kişinin bireysel ve vicdanî bir tercihidir. İnsan, iç huzuru nasıl buluyorsa
öyle yaşar. Bireyin manevî dünyası, ne devlet ne de bir başka unsur tarafından
tasallut edilemez. İnsanların imanı hakkında Allah’tan başka karar verecek
merci de yoktur.
Dinin devleti yönetmesi ne kadar yanlışsa, devletin dini yönetmesi de
o kadar yanlıştır. Devletin dini olmaz. Devlet gözünde bütün dinler, inançlar
eşittir. Devlet, bütün inançlara karşı yansızdır. Böylece, hem dinler arasında
hem de dinle devlet arasında barış sağlanır. Demokrasilerde, farklı inançlar,
inananlar, inanmayanlar birlikte yaşarlar.
Din olgusu, insanın fıtratının bir gereğidir, doğasında vardır. Din,
bir toplumsal gerçekliktir. Laiklik, din gerçeğini benimseyerek yola çıkar.
Atatürk’ün ifadesiyle: “Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması
değil, bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyetini tekeffül etmektir.”
Dini dışlayan, dini toplumdan soyutlama gayretine ve telaşına düşen anlayış,
laiklik değildir, dine vaki saldırıdır. Militanca davranış, karşı militan
anlayışa davetiye çıkarır. Toplumsal barış bozulur.
Değerli milletvekilleri, anayasalar bir araçtır. Anayasal uygulamalara,
siyasal sisteme hayat verecek olan, siyasî partilerdir. Sistemin aktörleri
siyasî partiler, anayasa uygulamalarında fevkalade önemlidir. Ulusal Programın
gündeminde var olan Siyasî Partiler ve Seçim Yasalarına ilişkin değişiklikler,
Ulusal Program ve evrensel değerler çerçevesinde mutlaka gerçekleştirilmelidir.
Güçlü yerel yönetimlere ulaşabilmek ve gerekse yerel yönetimlerdeki
katılımcılık unsuru itibariyle demokrasimizi yakından ilgilendiren yasa
olan yerel yönetimler yasası mutlaka ve acilen görüşülmelidir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu anayasa değişikliklerinin,
barışa, uzlaşmaya, hoşgörüye kapı açmasını, yükselen demokrasi kalitesine,
iyileşen insan haklarına, devlet kurumları arası uyuma, uluslararası saygınlığa,
çağdaş dünyayla bütünleşmeye, Avrupa Birliği kapısını açmaya vesile olmasını;
insanımızın bireysel özgürlüklerini doyasıya yaşadığı, insan onurunun yüceleştiği
bir hayat temenni ediyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim.
BEYHAN ASLAN (Devamla) - Çoğulcu, katılımcı, özgürlükçü demokrasiyle
kucaklaşma zamanıdır diyor, 21 inci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisinin
değerli üyelerini tekrar kutluyorum ve Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.
|