Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
DİĞER KONUŞMALAR
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ SÜRECİ
ANAYASA KOMİSYONU METNİ
MADDE GEREKÇELERİ
UZLAŞMA KOMİSYONU METNİ

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ... 
TBMM Genel Kurulu görüşmeleri... (6)
24 Eylül 2001
37 maddelik Anayasa değişikliği teklifinin tümü üzerindeki görüşmelerde Anavatan Partisi (ANAP) Grup Başkanvekili Beyhan Aslan'ın konuşması...
 
Aslan, TBMM Genel Kurulu'nda Anayasa Değişikliği Teklifi'nin tümü üzerinde partisinin görüşlerini açıklarken, Tanzimat Fermanı ile başlayan anayasalaşma sürecinin 162 yıldır devam ettiğini söyledi.

1982 Anayasası'nın 5 kez değiştirildiğini hatırlatan Aslan, 37 maddede yapılan değişiklikle ideal anayasaya ulaşılmadığını, ancak ideal anayasa yolunda ciddi bir adım atıldığını belirtti.

Aslan, Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı Anayasa değişikliğini gerçekleştirdiklerini anlatarak, "Bu Anayasa değişikliği, 21. Dönem milletvekilleri için onur madalyasıdır. Bu, kuşaktan kuşağa övünçle nakledilecek bir olaydır" diye konuştu.

TBMM'nin Anayasa değişikliğini gerçekleştiremeyeceği yönünde eleştiriler bulunduğunu hatırlatan Aslan, "Meclisimiz, Anayasa konusunda varılan uzlaşma ile kurucu meclis arayanlara demokrasi dersi vermiştir" dedi.

Aslan, bazı devletlerin "anayasal devlet", bazılarının da "anayasası olan devlet" olduğunu anlatarak, 37 maddelik değişiklikle Türkiye'nin, "Anayasası olan devletten, anayasal devlete" geçişte çok önemli bir adım atacağını söyledi.
 

TBMM Genel Kurulu tutanaklarından, Anavatan Partisi (ANAP) adına Grup Başkanvekili Beyhan Aslan'ın konuşması:

BAŞKAN (Başkanvekili Mustafa Murat SÖKMENOĞLU) -  Şimdi, söz sırası Anavatan Partisi Grubunda. Denizli Milletvekili Sayın Beyhan Aslan, buyurun efendim. (ANAP sıralarından alkışlar)

ANAP GRUBU ADINA BEYHAN ASLAN (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anavatan Partisi Grubu ve şahsım adına Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

1839’da tanzimatla başlayan anayasallaşma serüvenimiz 162 yıldır devam ediyor. Tartışa tartışa bugünlere geldik. Hedeflediğimiz anayasal istikrarı bir türlü bulamadık; ama, anayasal istikrarı devamlı arıyoruz. Anayasallaşma mücadelesinde bugüne kadar atılan her adım, çağdaşlığı yakalama gayreti olarak değerlendirilmelidir.

1982 Anayasamızı, diğer mülga anayasalarımız gibi, olağanüstü ortam ve koşulların ardından yapmışız; yapıldığı zamanın ve koşullarının ruhunu anayasa metnine taşımışız. Ülkenin aynı koşullarda aynı krizleri yaşayacağını varsayarak, kriz önleme tepkisiyle, devleti ve rejimi korumayı öne alıp, bireyi dışlamışız. Temel hak ve özgürlükleri istisna kabul eden, daha çok otorite, daha çok devlet diyerek, yasakları esas almışız.

1982 Anayasasının kabulünden bu yana, beş ayrı zamanda, beş kez konjontürel değişikliğe, ama, müspet değişikliğe uğramışsa da, 1982 Anayasasının üzerindeki tartışmalar bitmemiştir. Özgürlükler ve evrensel hukuk anlayışının ulaştığı değerlerden uzak olduğu yolundaki eleştirilerden kurtulamamıştır.

Değerli milletvekilleri, her anayasanın, zaman içinde, belirli toplumsal koşulların değişmesinin sonucu olarak, çağdaş ihtiyaçlar doğrultusunda değişikliğe uğraması doğaldır. Demokrasinin, hukukun üstünlüğünün, insan haklarının tartışılmaz değerler kabul edildiği günümüzde, 1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının, kamuoyunun beklentileri ve demokratik açılımlar doğrultusunda değiştirilmesi, çağın değerleriyle bütünleşmesi şarttır. Siyasî partilerimizin, sivil toplum örgütlerinin, hukuk dünyamızın, basınımızın ve halkımızın, anayasa değişikliği konusunda büyük istek ve destek iradesi vardır. Toplumdaki talepleri, siyasî partilerin düşüncelerini dikkate alan Türkiye Büyük Millet Meclisi Partilerarası Uzlaşma Komisyonu, geniş zaman dilimi içerisinde talepleri değerlendirdi; 37 maddelik bir anayasa değişiklik paketi üzerinde anlaşma sağlandı. Anayasa Komisyonumuzca da kabul edilen değişiklikler, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinin olağanüstü toplantısında özveriyle görüşülüyor.

Anavatan Partisi Grubu adına, Partilerarası Uzlaşma Komisyonu ve Anayasa Komisyonunun Değerli Başkan ve üyelerine takdir ve teşekkürlerimizi arz ediyorum.

Bu değişiklikleri, görüşmemizin sonunda gerçekleştireceğimize inanıyorum. Bu değişiklikler, bizi, belki ideal anayasaya taşımayacak. Her siyasî partinin değişiklik talepleri farklı farklıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin parçalı siyasî yapısına rağmen uzlaşılan ortak paydadaki 37 maddelik değişim, ideal anayasaya ulaşma yönünde atılmış çok ciddî ve büyük bir adımdır. Anayasamızın beşte 1’ini değiştiriyoruz. Tarihimizin en kapsamlı sivil anayasa reformunu gerçekleştirmiş olacağız. Bu reform, 21 inci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin ömür boyu gururla taşıyacakları bir onur madalyasıdır ve gelecek nesillere bırakacakları en anlamlı mirasları olacaktır.

Bu uzlaşma, Meclisin bu parçalı yapısıyla Anayasa değişikliklerinin yapılamayacağı, bu Meclisle bir yere varılmaz düşüncesiyle kurucu meclis arayışına girenlere, millî iradeye güvenmeyenlere, millî iradeye saygı duymayanlara verilmiş bir demokrasi dersidir. (ANAP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, hukukun üstünlüğünün, yargı bağımsızlığının, adil yargılanma hakkının güvenceye alınmadığı, hukukun evrensel kurallarına saygının gösterilmediği, ama bir anayasası var olan devletlere anayasalı devlet diyoruz; ama, demokrasinin güvence altına alındığı, istikrarlı, kurumsal bir yapılanmanın var olduğu, hukukun üstünlüğünün, yargı bağımsızlığının, adil yargılanma hakkının teminat altına alındığı, insan haklarına saygının doruğa ulaştığı, çağdaş, demokratik standartlara ve evrensel normlarla bütünleşen anayasaya sahip devletlere de anayasal devletler diyoruz.

Biz, bugün görüştüğümüz bu değişiklikle, anayasalı devletten anayasal devlete geçiş yolunda çok ciddî ve önemli bir atılımı gerçekleştirmiş olacağız. Bu paket burada bitmeyecek; zamanın ihtiyaçlarına göre ve gelecek zamanlarda, demokratikleşmenin evrensel normlarının ulaştığı düzeye göre yeni paketler olacak, yeni değişimler olacaktır; ama, her değişim, çağdaşlığı yakalama yönünde atılan ciddî bir adım olarak değerlendirilmelidir.

Türkiye, anayasal devlet olma iradesini ortaya koymuştur. Bu irade, daha özgür, daha mutlu, insanca bir dünya kurma, evrensel değerlerle bütünleşme, çağdaş dünyayla buluşma, uluslararası saygınlığa ulaşma iradesidir. Bu, Türk halkının iradesidir. Türk halkı, çağdaş değerlere uyumu, vazgeçilmez bir yaşam tarzı ve daimî bir hedef olarak benimsemiştir. Bu nedenledir ki, Türk halkı, rotasını çağdaş medeniyete, Avrupa Birliği üyeliğine doğru çevirmiştir. Cumhuriyet tarihimizin en büyük değişim projesi olan ulusal program doğrultusunda, siyasî, sosyal ve ekonomik alanda yapılacak Avrupa Birliği müktesebatını özümseme iradesi, barışçı ve aydınlık bir geleceği paylaşmanın, geleceğin çağdaş Türkiyesini yaratmanın teminatı olacaktır.

Değerli milletvekilleri, anayasalarda bazı önemli temel ilkelerin değiştirilmesi bizzat anayasalar tarafından yasaklanmıştır. Anayasamızın 4 üncü maddesi, değiştirilemeyecek, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddeleri sayar. Anayasamızın 1 inci maddesi "Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir" der. 2 inci maddesi, Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olma ilkesini düzenler. 3 üncü maddesi, Türkiye Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü -yani, üniter yapıyı- garantiye alır; dilinin Türkçe, bayrağının ay yıldızlı al bayrak ve marşının İstiklal Marşı, başkentinin Ankara olduğunu belirtir. Bu düzenlemeyle, demokratik, laik, üniter, sosyal, hukuk devletinin nitelikleri sayılıyor. Devlet ve ulus için hayatî önemi haiz nitelikleriyle, devlet ve ulusun var olmasının "olmazsa olmaz" simgeleri ifade ediliyor. Değişmezlik ilkesiyle, hayatî nitelik ve simgelerinin sürekliliğini ve geleceğini güvence altına alıyor. Değil bu Parlamento, gelecek nesiller dahi bu ilkeleri değiştiremeyecektir; çünkü, bu, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusunun bize bir vasiyetidir.

Bu düzenleme, çağdaş bir düzenleme olup, Avrupa Birliği üyesi ülkelerinin anayasalarında da, aynı gerekçelerle, değiştirilemez hükümler mevcuttur. Belçika Anayasasının 130, Fransız Anayasasının 89, Portekiz Anayasasının 288, Yunanistan Anayasasının 139, Federal Almanya Anayasasının 79/3 maddeleri bunlara örnektir. Devletin varlığını ve ulusal bütünlüğünü koruması noktasında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti olduğu gibi, bütün devletlerin üzerinde hassasiyetle durduğunun bir ifadesidir.

Anayasa, devletin ve ulusun varlığının teminat altına alınması ve bu teminatın, değişmezlik ve sürekliliği alkışlanacak bir düzenlemedir. Ebediyete kadar korunması, ülkenin her ferdine düşen onurlu bir görevdir.

Değerli milletvekilleri, cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk diyor ki: "Ülkemizde çağdaş bir düzen kurmak istiyoruz. Uygarlığa girmek isteyip de, Batı’ya dönmemiş ulus var mıdır? Gözlerimizi kapayıp mücerret yaşadığımızı farz edemeyiz. Memleketi bir çember içine alıp, cihanla alakasız yaşayamayız. Bilakis, müterakki, müteceddid bir millet olarak medeniyet sahasının üzerinde yaşayacağız." Bu vasiyete uyarak, Anavatan Partisi zihniyet devrimini 1983’lerde gerçekleştirmiş; Türkiye’yi gelişmiş dünyayla ayıran duvarları yıkmıştır.

Türkiye, artık, dünyaya kapalı bir ülke değildir. Demokrasilerin vazgeçilmez öğesi, düşünce ve ifade özgürlüğü, inanç ve ibadet özgürlüğü ve teşebbüs özgürlüğüdür. Bu özgürlükler, demokratik bir anayasanın çerçevesini oluşturur. Bütün dünya anayasalarında çerçeve bu özgürlüklerle sınırlıdır. Bu kavramların içi doldurulmalıdır. Boş, muhtevadan yoksun slogan olmaktan çıkarılmalıdır. Bize düşen en önemli görev, bu kavramların içini doldurmaktır.

"Cumhuriyeti biz kurduk gelecek kuşaklar demokrasiyi getirmelidir" diyen Atatürk, cumhuriyetimizin demokrasiye olan ihtiyacını ortaya koymuştur o zaman ve bize vasiyet etmiştir. İşte, biz, bugün, 21 inci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi, Atatürk’ün vasiyetini yerine getiriyoruz; cumhuriyetimizin ihtiyacı olan demokrasiyi, biraz daha kendisiyle buluşturup, kucaklaştırıyoruz.

Demokratik kuralları bilmek, mevzuatımızı demokratik kurallarla donatmak yetmez. Demokratik mevzuatın kurallarının varlığının yanında demokrasiyi, her türlü baskıya, dayatmalara karşı koyacak, demokrasiyi özümsemiş, cesur ve yürekli kadrolar gerekir. Türkiye, bu kadrolara sahiptir. Bu kadrolardan bir talebimiz var: Ülkeyi yönetirken, devlet, birey, güvenlik, özgürlük dengesini ciddiyetle dengelemek durumundadırlar. Ne devleti bireye boğdurmalılar ne bireyi devlete kastettirmeliler ne güvenlik diye özgürlükleri yok etme yoluna gitmeliler ne de başıboş özgürlük diye devletin niteliklerini tahrip etmeye yönelmeliler. Ülkeyi yönetenler, bu dengeyi sağlamakta her zaman titizlik göstermelidir.

Bugün, cumhuriyetimizin daha fazla demokrasiye; siyaset dünyamızın, hoşgörüye, tartışmaya ve uzlaşma kültürüyle donatımına; demokrasimizin, özgürlüklerle donatılmış, soran, sorgulayan, katılarak denetleyen demokrat insana ihtiyacı vardır.

Değerli milletvekilleri, özgürlüklerin sınırı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 17 nci ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 30 uncu maddesi çerçevesinde belirlenmiştir.

Anayasada yer alan 14 üncü madde "hak ve özgürlüklerin hiçbiri devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı, insan haklarına dayanan demokratik ve laik cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan eylemler biçiminde düşünülemez" demek suretiyle, uluslararası sözleşmelere uyum sağlanmıştır.

Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, yasaklar manzumesiyle, yasakçı anlayışla korunamaz. Birey varsa devlet vardır, birey güçlüyse devlet güçlüdür. Hak ve özgürlükleri güvence altına alınan, sorumluluk bilincine sahip onurlu yurttaşların varlığı, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı, üniter yapının en büyük teminatıdır.

Hak ve özgürlükler genişledikçe, toplumsal barış kökleşir, devletimizin yapısı sağlamlaşır. Üniter yapımızı ve laik rejimimizi muhafaza ederek, hak ve özgürlükler alanının genişleyebileceğini çağdaş anayasalar ispat etmiştir. Yasakçılığın, baskının ise kopmaları körüklediği, bilinen çağdaş bir gerçektir.

Demokratik rejim, kendisine güven duyan rejimdir. Varlığına borçlu olduğu vatandaşından korkmaz, onu potansiyel bir tehlike olarak görmez. Devlet-birey ilişkisini düzenleyen devlet değil, hukukun üstünlüğü ilkesidir. Devlet, birey karşısında, ancak taraftır.

Devletin görevi, özgürlükleri çiğnememek, başkalarının özgürlüklere saldırısı halinde bireyin hak ve özgürlüklerini güvence altına almaktır. Özgür doğan yurttaşını özgür yaşatmak, yurttaşının önemsediği kimliğine saygılı olmak, insan onurunu korumak, çağdaş devleti yücelten unsurlardır.

Çağdaş anlayışta devleti koruyan da, bireyin hak ve hukukunu teminat altına alan da, devletin ve bireyin faaliyet alanını düzenleyen de demokratik anlayıştır; yani, hukuktur. Temel hak ve özgürlüklerin özü ve muhtevası, devletin müdahale yetkisi dışındadır. Yönetenlerin yetkisi, hukukla sınırlıdır. Hukuk, yöneteni bağlar. Aksi halde, bireyin anayasal güvencesinden bahsedilemez. Çağımızda, devletin uygarlık ve çağdaşlığının ölçüsü, insan haklarıyla ilgili sözleşmelere uyum ve insan haklarının korunmasında gösterilen özendir. İnsan haklarının özü ve korunması, ulusal boyutu aşmıştır, uluslararası denetime açıktır, ulusların tekelinden çıkmış bir konudur.

Türk Anayasasında, temel hak ve özgürlüklerle ilgili düzenleme, uluslararası taahhütlerle uyumlu hale getirilmek durumundadır. Görüştüğümüz değişikliklerle, bu alanda önemli bir adım atılmıştır.

Değerli milletvekilleri, çağdaş anayasalarda inanç ve ibadet özgürlüğü, kişinin bireysel ve vicdanî bir tercihidir. İnsan, iç huzuru nasıl buluyorsa öyle yaşar. Bireyin manevî dünyası, ne devlet ne de bir başka unsur tarafından tasallut edilemez. İnsanların imanı hakkında Allah’tan başka karar verecek merci de yoktur.

Dinin devleti yönetmesi ne kadar yanlışsa, devletin dini yönetmesi de o kadar yanlıştır. Devletin dini olmaz. Devlet gözünde bütün dinler, inançlar eşittir. Devlet, bütün inançlara karşı yansızdır. Böylece, hem dinler arasında hem de dinle devlet arasında barış sağlanır. Demokrasilerde, farklı inançlar, inananlar, inanmayanlar birlikte yaşarlar.

Din olgusu, insanın fıtratının bir gereğidir, doğasında vardır. Din, bir toplumsal gerçekliktir. Laiklik, din gerçeğini benimseyerek yola çıkar. Atatürk’ün ifadesiyle: “Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması değil, bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyetini tekeffül etmektir.” Dini dışlayan, dini toplumdan soyutlama gayretine ve telaşına düşen anlayış, laiklik değildir, dine vaki saldırıdır. Militanca davranış, karşı militan anlayışa davetiye çıkarır. Toplumsal barış bozulur.

Değerli milletvekilleri, anayasalar bir araçtır. Anayasal uygulamalara, siyasal sisteme hayat verecek olan, siyasî partilerdir. Sistemin aktörleri siyasî partiler, anayasa uygulamalarında fevkalade önemlidir. Ulusal Programın gündeminde var olan Siyasî Partiler ve Seçim Yasalarına ilişkin değişiklikler, Ulusal Program ve evrensel değerler çerçevesinde mutlaka gerçekleştirilmelidir.

Güçlü yerel yönetimlere ulaşabilmek ve gerekse yerel yönetimlerdeki katılımcılık unsuru itibariyle demokrasimizi yakından ilgilendiren yasa olan yerel yönetimler yasası mutlaka ve acilen görüşülmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu anayasa değişikliklerinin, barışa, uzlaşmaya, hoşgörüye kapı açmasını, yükselen demokrasi kalitesine, iyileşen insan haklarına, devlet kurumları arası uyuma, uluslararası saygınlığa, çağdaş dünyayla bütünleşmeye, Avrupa Birliği kapısını açmaya vesile olmasını; insanımızın bireysel özgürlüklerini doyasıya yaşadığı, insan onurunun yüceleştiği bir hayat temenni ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim.

BEYHAN ASLAN (Devamla) - Çoğulcu, katılımcı, özgürlükçü demokrasiyle kucaklaşma zamanıdır diyor, 21 inci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyelerini tekrar kutluyorum ve Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim efendim.
 



DİĞER KONUŞMALAR

AKP GRUBU
DSP GRUBU
SP GRUBU
MHP GRUBU
DYP GRUBU
ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI


(24 EYLÜL 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2001 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.