Ecevit'in DSP Grup toplantısında yaptığı konuşma şöyle:
(4 Nisan 2001)
Son hafta içinde önemli ve olumlu bazı gelişmeler yer aldı. Bu gelişmelerden
biri, Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonunda, yani devletin doruğunda
yayınlanan
bildiridir.
Bu bildiriyle, "ara-rejim-kara rejim" tellallarına ağızlarının payı
verilmiş oldu. Ekonomik sorunu çözme yolunda atılan kararlı adımları engellemek
isteyenler de bildiriyle derslerini aldılar. Bildiride Türk Milleti’nin
"Demokratik sistem içerisinde hertürlü zorluğu yenebilecek güçte" olduğu
vurgulandı.
Hafta sonunda yapılan Yüksek Planlama Kurulu ve Ekonomik ve Sosyal Konsey
toplantıları da gerek zamanlamaları bakımından, gerek konuşmaların içerikleri
bakımından çok olumlu ve önemli idi.
Bu iki toplantının sonunda yaptığım değerlendirmeleri sizlere özet olarak
sunuyorum.
2000 Kasım ayı sonlarına kadar alınan sonuçlar dikkate alındığında,
Türk ekonomisinin potansiyel gücünün ne kadar yüksek olduğunu görüyoruz;
ama o tarihten sonra ortaya çıkan sorunlar Türk ekonomisinin büyük zaafları
da bulunduğunu gösteriyor.
Şimdi bizlere düşen görev, elbirliğiyle zaafları olabildiğince gidermek,
ekonomimizin potansiyel gücünü de harekete geçirmektir. Sorunlar belli.
Bu sorunları aşabilmek için en kısa sürede neler nasıl yapılabilir? Ekonomimiz
nasıl yeniden canlandırılabilir? Bankalar sektöründeki ağır sorunlar nasıl
çözülebilir? Bankalar sektörü ile reel sektör arasındaki uyumsuzluk kısa
sürede nasıl giderilebilir? Dalgalı kur sürecinden dövizin ve faizlerin
aşırı yükselişi nasıl önlenebilir?
Yeni benimsenen dalgalı kur sisteminin büyük olanak sağladığı iki sektör
var: Dışsatım ve turizm sektörleri… Bunlar, aynı zamanda, başka birçok
sektörün de anahtarı durumunda. Bu iki sektör için gerekli desteği nasıl
sağlayabiliriz?
En ivedi sorunumuz kaynak sorunu…
Dışarıdan gerekli kaynağı sağlamak için elden gelen çaba gösteriliyor.
Fakat dış destekten umduğumuzu hemen bulamasak bile, Türkiye’nin kendi
öz kaynaklarını harekete geçirmek bizim elimizde. Bunu nasıl sağlayabiliriz?
Bu kaynakları hakça yöntemlerle değerlendirerek gelirler arasındaki ve
ücretliler arasındaki adaletsizlikleri nasıl giderebiliriz?
Önümüzdeki haftalarda ve aylarda bu ivedi soruların yanıtlarını vermek,
karşımızdaki ağır sorunları çözmek zorundayız. Bunu başarabilmek için,
bir yandan koalisyon ortakları arasındaki uyumu sürdürmeliyiz, bir yandan
da Büyük Millet Meclisi’nde hızlı bir çalışma yapmalıyız.
Bu konuda çok umutluyum. Geçen yasama yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi
çok başarılı bir sınav vermişti. O kadar ki çalışma tempomuz dış ülkelerde
bile hayranlık uyandırmıştı.
Geçen yasama yılındaki tempoyu yeniden harekete geçirmemize herhangi
bir engel veya zorluk tasavvur edemiyorum.
Bir demokratik ülkede böyle kriz denebilecek ortamlarda toplumsal anlaşma
son derece önemlidir. Başka türlü işin içinden çıkılamaz. Bu konuda benim
bir deneyimim var. 1978 Haziranı’nda Hükümet olarak Türk-İş ile bir toplumsal
anlaşma imzaladık. O sırada yalnız Türkiye’de değil, tüm dünyada petrol
fiyatlarındaki artış nedeniyle büyük bir ekonomik bunalım vardı. Fakat
o kritik dönemde çalışma hayatını Türk-İş ile yaptığımız toplumsal anlaşma
sayesinde esenliğe ulaştırabildik. Aynı olanağı işçi kesiminin şimdi de
sağlayacağını umarım.
Odalar Birliği, içinde bulunduğumuz ekonomik mücadeleyi bir "Kurtuluş
Savaşı", ilan ederek toplumsal dayanışmaya öncülük etmiştir.
Kendilerine buradan bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum. Bu dayanışmaya
işçi kesiminin de gereken katkıyı yapacağına inanıyorum.
Zor bir dönemden geçiyoruz. Fakat bu süreçte özgüvenimizi yitirmemek
için, 55’inci, 56’ıncı ve 57’inci Hükümet dönemlerinde neler oldu, neler
başarıldı, bunları hatırlamamızda yarar vardır.
En çok şikayet konularından biri yolsuzluktur. Yolsuzlukların izlenmesi
hiç bu hükümetler dönemindeki kadar yoğun olmamıştır. Düşünün ki artık
insanlar sokaklarda mumlarla gerçekleri aramıyorlar. Gerçekler birbiri
ardından ortaya dökülüyor.
15-20 yıldır süren terörizme karşı, terörizmin her türlüsüne karşı,
irticai anlamındakine karşı olsun, bölücülük anlamındakine karşı olsun,
çok başarılı bir mücadele verilmiştir.
Uzun yıllardan beri Türkiye yüksek enflasyondan yakınırdı; enflasyonun
üstüne son hükûmetler dönemindeki kadar etkin biçimde yürünmemiştir ve
bu kadar olumlu sonuçlar alınmamıştır. 14-15 yıldan beri ilk kez enflasyonda
yüzde 30’un altına inilmiştir.
Yine çok ağır bir deprem felaketinin üstesinden bu hükûmet döneminde
büyük bir başarıyla, bütün dünyada eşi az görülmüş bir başarıyla gelinmiştir
ve bunun parasal maliyetini de, halkımızla birlikte devletimiz karşılamıştır.
Yine bu dönemde büyüme hız kazanmıştır. Tabii burada inişler-çıkışlar
olmuştur, ama genellikle Türkiye’nin hızlı büyümeyi başarabileceği kanıtlanmıştır.
Laiklik karşıtı akımların üstüne hiç bu dönemdeki kadar etkili bir şekilde
yürünmemiştir.
Milli Eğitimde bu dönemde çok ileri reformlar yapılmıştır.
Petrol fiyatlarındaki olağanüstü artışa rağmen, Türkiye gelişmesini
sürdürme olanağını bulmuştur.
Yine bu dönemde bir ezeli dava olan geçici işçilik sorunu çok büyük
ölçüde çözülmüştür.
Yine bu dönemde, bazı köklü reformlar; uzun yıllardır sözü edilen, beklenen,
fakat gerçekleştirilmeyen reformlardan birçoğu bu dönemde gerçekleştirilmiştir
veya birbiri ardından gündeme getirilmiştir.
Yine bu dönemde, Türkiye uyumlu siyaset örneği vermiştir. Yakın zamana
kadar, bu hükümetler gelinceye kadar, "Türkiye’de ne kötülük varsa koalisyonlardan
geldi" denilirdi. Fakat, başarılı, uyumlu koalisyon örnekleri yine bu dönemde
verilmiştir.
Yine bu dönemde Türkiye’nin Avrupa
Birliği'nde üyeliği yolunda önemli bir adım atılmıştır.
Ayrıca bu dönemde Türkiye’nin dış ilişkilerinde çok büyük gelişmeler
olmuştur.
Bunlar hafta sonundaki görüşmeler ışığında aklıma gelen başarılar. Ona
rağmen neden bu Kasım ve Şubat kazalarına uğradı ülkemiz?
Aslında Türkiye’de öteden beri bilinen birtakım ciddî yapısal sorunlar
vardı. Fakat uzun yıllar bu sorunların üstüne gereğince eğilinmemişti.
Geçen yıl sonundan başlayarak, uzun yılların birikimi olan bu sorunlar,
bu hastalıklar patlama noktasına vardı.
Bunların başında finans sektörü ve bankacılık sektörü ile ilgili sorunlar
gelmektedir.
Sorunları aşabileceğimize inanıyorum. Bunu başarma uğraşımızda da, halkımıza
güveniyorum, Hükûmetimiz’e güveniyorum, Partimiz’e güveniyorum.
Başaracağız, çünkü başarmaya mecburuz.
Evet ekonomi bir kazaya uğradı, fakat bu onarılmaz bir kaza değildir.
Temelde sağlam yapısı olan Türk toplumu her sorunun üstesinden gelecek
güçtedir. Sorunların çözümünde toplumun her kesimine düşen görevler vardır.
Fakat öncelikli görev iş başında bulunan Hükûmetimizdedir.
57’inci Hükümet’in bu görevi başaracağına güveniyorum. Sizlerin katkılarınıza
güveniyorum. |