Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
21 ŞUBAT KRİZİ
TOBB BİLDİRİSİ (10.4.2001)
TOBB'UN İLANI (20.3.2001)

ECEVİT'İN GRUP KONUŞMASI...
"Görevimin başındayım" 
11 Nisan 2001
DSP Genel Başkanı ve Başbakan Bülent Ecevit, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada,  TOBB'un hükümete yönelik istifa çağrısına yanıt verdi. Başbakanlık görevinden gerekli görürse ayrılacağını bildiren Ecevit, ''Yeni bir hükümet arayışının, bunun bir hükümet bunalımına dönüşmesinin memleket hayrına olmayacağına inanıyorum, onun için görevde kalıyorum, kalacağım'' dedi. 
 
"Benim Başbakanlık görevimde, meşhur deyimle, “koltuğa yapışmak” gibi bir eğilimim hiçbir zaman olmamıştır. Yani koltuk düşkünlüğüm yoktur ve seçimle geldiğim her görevden kendi isteğimle, kendim gerekli gördüğüm için ayrıldım." 
"Şimdi de gerek görürsem ayrılırım. Herhalde bu günlerde Hükûmet Başkanlığı’nın çok zevkli bir meşgale olmadığını herkes takdir eder."
 
Ecevit'in DSP Grup toplantısında yaptığı konuşma şöyle:
(11 Nisan 2001)
 

Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, Sayın Konuklarımız, Değerli Gazeteci Arkadaşlarım hepinize sevgiler, saygılar sunarım.

Türkiye’nin zaten ağır olan ekonomik sorunları bildiğiniz gibi geçen Kasım ayından itibaren daha da ağırlaştı. Bu durumda tabiî bazı toplum kesimlerinin, özellikle dar gelirli kesimlerin, orta gelirli kesimlerin tepkilerini demokratik kurallar içinde dile getirmeleri, seslendirmeleri haklarıdır. Hatta bir ölçüde görevleridir. 

Biz de Hükûmet olarak içinde bulunduğumuz ağır ekonomik koşullara karşın, dar gelirli veya orta gelirli vatandaşlarımızın sorunlarına olabildiğince merhem olmaya çalışıyoruz.

Nitekim, bildiğiniz gibi önceki gün Hükûmetimiz bazı kararlar açıkladı. Bu kararlar bağlamında, özellikle esnafın, genellikle girişimcilerin birçok sorunu çözülmeye başladı. 

O arada Halk Bankası faizleri % 200’lerden bildiginiz gibi eskiden olduğu şekilde % 55’e indi. Bir süre daha devletimiz bu yüke katlanacak. Tabiî aradaki bu fark görev zararı olarak bütçeden karşılanacak. 

Gelir vergisi borçlarını taksitlendirme süresi 30 Nisan’a kadar uzatıldı. SSK ve Bağ-Kur borçlarının ödenmesinde kolaylıklar sağlanması kararlaştırıldı. 

Ona rağmen protesto mitingleri devam ediyor. Bugün de Ankara’da büyük bir mitingin şu saatlerde yer alacağı belli. Bu tür mitingler dediğim gibi vatandaşlarımızın Anayasal haklarıdır. Ancak bu sokak eylemlerinde ölçü kaçarsa, sakıncalı katılım yaygınlaşır.  

Siyasetin içinden ve dışından kimlerin bu toplantıları kendi güdümlerine almaya çalıştıklarını biliyoruz. Bütün vatandaşlarımız da kendi çevrelerinden gözlemliyorlardır. 

Bu arada hepsinin değil, fakat bir kısım medyanın da kışkırtıcılığı araya giriyor. Nitekim yazarkasa hâlâ bazı ekranlarda savrulup duruyor. 

Bu arada turizm mevsimi geldi. Bu yıl turizm mevsimi ekonomimiz açısından son derecede önemli. Ülkemize büyük ilgi var. 10-12 milyar dolar gelir sağlama olanağımız var. Yani kendi olanaklarımızla kendi ihtiyaçlarımızı büyük ölçüde giderebileceğiz. Fakat eğer bu mitinglerde ölçü kaçacak olursa, turizm o yüzden olumsuz etkilenebilir. Vatanını, milletini düşünen halkımızın bu Hükûmet’e karşı olsalar bile, Türkiye’yi turistik mevsimde güç durumda bırakmayacaklarına inanıyorum. 

Bu arada bildiğiniz gibi mitinglerde, toplantılarda, “Hükûmet istifa, Ecevit istifa” sloganları devam ediyor. Tabiî buna karşı olanlar da var. Mesela dün TOBB bu slogana katıldı, fakat buna karşılık aynı saatlerde TÜSİAD buna kesinlikle karşı tutum aldı. Şu sırada Türkiye’nin yeni bir hükûmet sorunuyla, seçim sorunuyla ilgilenmeye vaktinin olmadığını, dakikaların, saatlerin değerli olduğunu ifade ettiler. 

Bu sloganları haykırmak tabiî herkesin, bütün vatandaşların hakkıdır, ancak Hükûmet istifa dedikleri zaman o istifa etmesini istedikleri hükûmet yerine nasıl bir hükûmet düşündüklerini hiçbiri şimdiye kadar açıklamadı. Oysa devlet yönetimi konusunda vatandaşların sorumluluğu vardır. Eğer bir hükûmet formülünü beğenmiyorlarsa, bir hükûmetin görevden ayrılmasını istiyorlarsa ve bunu haykırıyorlarsa, yerine nasıl bir hükûmet istediklerini, nasıl bir hükûmetin uygun olacağını da düşünmeleri ve açıklamaları gerekir. Fakat şu ana kadar böyle bir açıklama yapılmamıştır. Bu görevi de hatırlatmak isterim. 

Benim Başbakanlık görevimde, meşhur deyimle, “koltuğa yapışmak” gibi bir eğilimim hiçbir zaman olmamıştır. Yani koltuk düşkünlüğüm yoktur ve seçimle geldiğim her görevden kendi isteğimle, kendim gerekli gördüğüm için ayrıldım. Örneğin, 12 Mart 1971 askeri müdahalesi döneminde ben CHP’nin Genel Sekreteri’ydim. O sırada çok değer verdiğim, çok saydığım, sevdiğim önderimle ters düstüğümüz için ben hiçbir baskı altında kalmaksızın, tam tersine vazgeçirilmeye çalışıldığım halde, Genel Sekreterlik görevimden ayrıldım. 1974’te Kıbrıs’la ilgili o zamanki koalisyon ortağımızla düştüğümüz anlaşmazlık dolayısıyla yine kendi irademle, öyle gerekli gördüğüm için Başbakanlık’tan ayrıldım. 1979 yılında ara seçimlerde çok küçük bir ara seçim yenilgisine uğradığımız için gene hiçbir zorlama altında bulunmadığım halde görevden ayrıldım. 1980 ve 1987 yıllarında da, yani 12 Eylül sonrasında da değişik nedenlerle Genel Başkanlık’tan ayrıldım. Hiç kimse beni zorlamadı, hiç kimse topla tüfekle benim görevden ayrılmamı istemedi, kendi özgür irademle ayrıldım. Şimdi de gerek görürsem ayrılırım. Herhalde bu günlerde Hükûmet Başkanlığı’nın çok zevkli bir meşgale olmadığını herkes takdir eder. Ama şu sırada yeni bir hükûmet arayışının, bunun bir hükûmet bunalımına dönüşmesinin memleket hayrına olmayacağına inanıyorum. Onun için görevimde kalıyorum ve kalacağım. 

Dediğim gibi, birkaç kez Genel Sekreterlik’ten, Genel Başkanlık’tan, Başbakanlık’tan ayrıldım ama hiçbir zaman da inançlarım uğruna mücadeleden vazgeçmedim. 

Bazı çevrelerin ilk aklına gelen çözüm seçim yasalarıyla, partiler yasasının değiştirilmesi. Öyle bir değişiklik veya değişiklikler bazı kimselere göre gerekli olabilir. Bizim de böyle düşüncelerimiz olabilir. Ama şu sırada erken seçim yasasının ve partiler yasasının değişmesini istemenin son bunalımla bağlantısı, ilgisi nedir onu anlayabilmiş değilim. Yani böyle değişiklikler yapılabilir, başka nedenlerle gerekli olabilir, ama herhalde şu içinden geçmekte olduğumuz ekonomik zorlukların tedavisi bu yasaları şu sırada değiştirmek olmamalıdır. Yanlış tanı, yanlış tedavilere götürebilir. 

Bu arada bizim öncelikle istikrarı korumamız gerekiyor. Bizim kamuoyumuz, özellikle de finans sektöründeki kamuoyumuz duyarlılık içindedir. Bazen içimizden birinin, herhangi partiden bir liderin gelişigüzel söylediği bir sözcük borsayı aşağılara indirebilir veya yukarılara tırmandırabilir. Yani son derecede hassas bir borsamız var, son derecede hassas bir finans
dünyamız var. Oysa demokrasinin kökleşmiş olduğu başka ülkelerde bu gibi etkenler hiçbir
bunalıma yol açmaz. Düşünün, son Amerika Birleşik Devletleri Başkanlık seçimlerinden sonra haftalarca seçim sonuçları belli olmadı. Tartışmalar oldu, fakat ne ekonomik yaşamda, ne siyasal yaşamda, ne de sosyal yaşamda bunun bir olumsuz etkisi görüldü. Fakat bizde bir yadırganan sözcük veya atılan bir yanlış adım hemen ara rejim arayışlarını veya beklentilerini gündeme getiriyor, hemen ara rejim söylentileri çıkmaya başlıyor. Biliyorsunuz, 12 Eylül döneminden önce de bir süre Cumhurbaşkanı seçilemediği için Türkiye’de rejim çöktü. Yani eğer demokrasiyi istikrarlı bir şekilde yaşatmak istiyorsak, çok alıngan olmamalıyız, aşırı ölçüde duyarlı olmamalıyız. Demokrasi tabiî hareketli bir rejimdir. Değişik akımlar, değişik iddialar her zaman olabilir, değişik düşünceler gündeme gelebilir. Fakat bunların çoğunda aklımıza ara rejim kaygısı gelecek olursa, tabiî demokrasiye süreklilik ve istikrar kazandırma olanağı bulunamaz. 

Dünkü  TOBB toplantısını vaktimiz elverdiğince arkadaşlarımızla izledik. Sayın Fuat Miras’ın bazı ağır eleştirileri oldu ama kendisinin birtakım güçlükler içinde olduğunu tahmin ediyorum, iyi niyetine güveniyorum. Bu arada yadırgadığım bazı ifadeleri de oldu. Örneğin, “Yeni program arayışı sürecinde bizlere hiçbir bilgi verilmedi, şeffaflık yok” dedi. Oysa tam tersine Sayın Derviş arkadaşımız ve bizler bu konuda kamuoyunu, değişik toplum kesimlerini olabildiğince bilgilendirmek için elden gelen çabayı gösteriyoruz. Zamanı çok sıkışık olduğu halde Sayın Derviş kapı kapı dolaşıyor, hemen her toplum kesimini ziyaret ediyor. Nasıl bir program hazırlanması gerektiğini onlarla görüşüyor, onlarla istişare ediyor. Yani olağanüstü şeffaflık, saydamlık içinde bu çalışmayı sürdürüyor. 

Tabiî vatandaşlarımız, siyasal çevreler IMF ile ilgili olarak program hazırlanışının henüz tamamlanmamış olmasından, biraz gecikmiş olmasından terdirginlik duyuyorlar. Fakat bunun nedeni var. Sayın Derviş için insaflı olmalıyız. Görevi kabul ettikten sonra bir süre beraber çalışacağı arkadaşları saptamakta zorluk çekti. Örneğin bu göreve geldiğinde Merkez Bankası  Başkanlığı boştu, Hazine Müsteşarlığı makamı boştu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu Başkanlığı boştu. Bazı başka bankalarla ilgili kuruluşların da başında, hatta üyeleri arasında yeterli insan bulundurma olanağı elde edilememişti. Onun için arkadaşımızın bu süreyi biraz uzatmak zorunda kalmasını da anlayışla karşılamamız gerektiğine inanıyorum ve Sayın Derviş’e desteğimizi sonuna kadar sürdürmeliyiz. 

Bu arada hükûmetle ilgili olarak da yeni arayışlar, söylentiler dolaşıyor. Üçlü koalisyon hükûmeti tam bir uyum içinde çalışmaya devam ediyor. Bu arada sizlerin büyük katkınız ve
çabanızla Meclis çalışmaları da hızlandı. Meclis’de yasa tasarıları akımı hızlanmaya başladı
ve ne kadar yük gelirse o yükün hepsini şerefle taşıyorsunuz. Sizleri tekrar kutluyorum. 

Değerli Arkadaşlarım; 

Sayın Fuat Miras ve arkadaşları bundan birkaç gün önce bir  ekonomik kurtuluş savaşı ilân etmişlerdi. Kendilerine destek olmuştuk. Yine şükranlarımı yineliyorum bu konuyla ilgili olarak. Bu arada şu görüşümü hatırlatmak isterim: Ekonomik kurtuluş savaşı, gerilimle ve kargaşa ile değil, sükunetle, huzurla ve dayanışma ile kazanılır. 

Yine ekonomik kurtuluş savaşı aynı zamanda Türk Lirası’nı güçlendirmekle kazanılır. 

Değerli Arkadaşlarım; 

İki gün önce TBMM’deki Başbakanlık odamda bazı DSP’li arkadaşlarımızla biraraya geldik. İktisatçı arkadaşlarımızdan o sırada bulabildiklerimizi Grup Başkanvekilleri’nin de gayretiyle topladık ve bu şekilde içinden geçmekte olduğumuz ekonomik zorluk dönemine grup üyelerimizin nasıl çözümler önerebileceklerini birlikte saptamak istedik. Son derece de yararlı, bana kıvanç veren bir toplantı oldu. Yaklaşık iki buçuk saat sürdü. Bu tür çalışmalar devam edecek. Benim diğer arkadaşlarımdan ricam, bu konuyla ilgili olarak akıllarına gelen önerileri bu ekonomist arkadaşlarımızın oluşturduğu gruba sunsunlar. Yardım şimdiden gelmeye başladı, bazı öneri niteliğindeki yazılar gelmeye başladı. 

Tarım hem ekonomiyle bağlantılıdır, hem de ekonomiden ayrı boyutları vardır. Bizim de grubumuzda tarım uzmanı, hayvancılık uzmanı çok değerli arkadaşlarımız var. Bu sabah Grup Başkanvekillerimiz’den rica ettim; onlar da biraraya gelsinler –zaten daha önce biraraya gelmişlerdi- ve bir yandan köylümüzün doğal olarak kriz döneminde artan sorunlarıyla yakından ilgilenmiş olalım. Onların sorunlarına bir yandan çözüm aramaya çalışırken, siz değerli arkadaşlarımın görüşlerini almış olacağım. 

Zaten bu grup toplantılarımızdaki arkadaşlarımızın konuşmaları birer seminer konuşması niteliğinde. Hepsinden çok şey öğreniyorum. Şimdi bunu daha disiplinli ve düzenli biçimde bir diyalog sürecine ulaştırabiliriz. 

Sizlere başarılar diliyorum, saygılar sunuyorum. 
 



(11 NİSAN 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş