Ecevit'in DSP Grup toplantısında yaptığı konuşma şöyle:
(11 Nisan 2001)
Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, Sayın Konuklarımız, Değerli Gazeteci
Arkadaşlarım hepinize sevgiler, saygılar sunarım.
Türkiye’nin zaten ağır olan ekonomik sorunları bildiğiniz gibi geçen
Kasım ayından itibaren daha da ağırlaştı. Bu durumda tabiî bazı toplum
kesimlerinin, özellikle dar gelirli kesimlerin, orta gelirli kesimlerin
tepkilerini demokratik kurallar içinde dile getirmeleri, seslendirmeleri
haklarıdır. Hatta bir ölçüde görevleridir.
Biz de Hükûmet olarak içinde bulunduğumuz ağır ekonomik koşullara karşın,
dar gelirli veya orta gelirli vatandaşlarımızın sorunlarına olabildiğince
merhem olmaya çalışıyoruz.
Nitekim, bildiğiniz gibi önceki gün Hükûmetimiz bazı kararlar açıkladı.
Bu kararlar bağlamında, özellikle esnafın, genellikle girişimcilerin birçok
sorunu çözülmeye başladı.
O arada Halk Bankası faizleri % 200’lerden bildiginiz gibi eskiden olduğu
şekilde % 55’e indi. Bir süre daha devletimiz bu yüke katlanacak. Tabiî
aradaki bu fark görev zararı olarak bütçeden karşılanacak.
Gelir vergisi borçlarını taksitlendirme süresi 30 Nisan’a kadar uzatıldı.
SSK ve Bağ-Kur borçlarının ödenmesinde kolaylıklar sağlanması kararlaştırıldı.
Ona rağmen protesto mitingleri devam ediyor. Bugün de Ankara’da büyük
bir mitingin şu saatlerde yer alacağı belli. Bu tür mitingler dediğim gibi
vatandaşlarımızın Anayasal haklarıdır. Ancak bu sokak eylemlerinde ölçü
kaçarsa, sakıncalı katılım yaygınlaşır.
Siyasetin içinden ve dışından kimlerin bu toplantıları kendi güdümlerine
almaya çalıştıklarını biliyoruz. Bütün vatandaşlarımız da kendi çevrelerinden
gözlemliyorlardır.
Bu arada hepsinin değil, fakat bir kısım medyanın da kışkırtıcılığı
araya giriyor. Nitekim yazarkasa hâlâ bazı ekranlarda savrulup duruyor.
Bu arada turizm mevsimi geldi. Bu yıl turizm mevsimi ekonomimiz açısından
son derecede önemli. Ülkemize büyük ilgi var. 10-12 milyar dolar gelir
sağlama olanağımız var. Yani kendi olanaklarımızla kendi ihtiyaçlarımızı
büyük ölçüde giderebileceğiz. Fakat eğer bu mitinglerde ölçü kaçacak olursa,
turizm o yüzden olumsuz etkilenebilir. Vatanını, milletini düşünen halkımızın
bu Hükûmet’e karşı olsalar bile, Türkiye’yi turistik mevsimde güç durumda
bırakmayacaklarına inanıyorum.
Bu arada bildiğiniz gibi mitinglerde, toplantılarda, “Hükûmet istifa,
Ecevit istifa” sloganları devam ediyor. Tabiî buna karşı olanlar da var.
Mesela dün TOBB bu slogana katıldı, fakat buna karşılık aynı saatlerde
TÜSİAD buna kesinlikle karşı tutum aldı. Şu sırada Türkiye’nin yeni bir
hükûmet sorunuyla, seçim sorunuyla ilgilenmeye vaktinin olmadığını, dakikaların,
saatlerin değerli olduğunu ifade ettiler.
Bu sloganları haykırmak tabiî herkesin, bütün vatandaşların hakkıdır,
ancak Hükûmet istifa dedikleri zaman o istifa etmesini istedikleri hükûmet
yerine nasıl bir hükûmet düşündüklerini hiçbiri şimdiye kadar açıklamadı.
Oysa devlet yönetimi konusunda vatandaşların sorumluluğu vardır. Eğer bir
hükûmet formülünü beğenmiyorlarsa, bir hükûmetin görevden ayrılmasını istiyorlarsa
ve bunu haykırıyorlarsa, yerine nasıl bir hükûmet istediklerini, nasıl
bir hükûmetin uygun olacağını da düşünmeleri ve açıklamaları gerekir. Fakat
şu ana kadar böyle bir açıklama yapılmamıştır. Bu görevi de hatırlatmak
isterim.
Benim Başbakanlık görevimde, meşhur deyimle, “koltuğa yapışmak” gibi
bir eğilimim hiçbir zaman olmamıştır. Yani koltuk düşkünlüğüm yoktur ve
seçimle geldiğim her görevden kendi isteğimle, kendim gerekli gördüğüm
için ayrıldım. Örneğin, 12 Mart 1971 askeri müdahalesi döneminde ben CHP’nin
Genel Sekreteri’ydim. O sırada çok değer verdiğim, çok saydığım, sevdiğim
önderimle ters düstüğümüz için ben hiçbir baskı altında kalmaksızın, tam
tersine vazgeçirilmeye çalışıldığım halde, Genel Sekreterlik görevimden
ayrıldım. 1974’te Kıbrıs’la ilgili o zamanki koalisyon ortağımızla düştüğümüz
anlaşmazlık dolayısıyla yine kendi irademle, öyle gerekli gördüğüm için
Başbakanlık’tan ayrıldım. 1979 yılında ara seçimlerde çok küçük bir ara
seçim yenilgisine uğradığımız için gene hiçbir zorlama altında bulunmadığım
halde görevden ayrıldım. 1980 ve 1987 yıllarında da, yani 12 Eylül sonrasında
da değişik nedenlerle Genel Başkanlık’tan ayrıldım. Hiç kimse beni zorlamadı,
hiç kimse topla tüfekle benim görevden ayrılmamı istemedi, kendi özgür
irademle ayrıldım. Şimdi de gerek görürsem ayrılırım. Herhalde bu günlerde
Hükûmet Başkanlığı’nın çok zevkli bir meşgale olmadığını herkes takdir
eder. Ama şu sırada yeni bir hükûmet arayışının, bunun bir hükûmet bunalımına
dönüşmesinin memleket hayrına olmayacağına inanıyorum. Onun için görevimde
kalıyorum ve kalacağım.
Dediğim gibi, birkaç kez Genel Sekreterlik’ten, Genel Başkanlık’tan,
Başbakanlık’tan ayrıldım ama hiçbir zaman da inançlarım uğruna mücadeleden
vazgeçmedim.
Bazı çevrelerin ilk aklına gelen çözüm seçim yasalarıyla, partiler yasasının
değiştirilmesi. Öyle bir değişiklik veya değişiklikler bazı kimselere göre
gerekli olabilir. Bizim de böyle düşüncelerimiz olabilir. Ama şu sırada
erken seçim yasasının ve partiler yasasının değişmesini istemenin son bunalımla
bağlantısı, ilgisi nedir onu anlayabilmiş değilim. Yani böyle değişiklikler
yapılabilir, başka nedenlerle gerekli olabilir, ama herhalde şu içinden
geçmekte olduğumuz ekonomik zorlukların tedavisi bu yasaları şu sırada
değiştirmek olmamalıdır. Yanlış tanı, yanlış tedavilere götürebilir.
Bu arada bizim öncelikle istikrarı korumamız gerekiyor. Bizim kamuoyumuz,
özellikle de finans sektöründeki kamuoyumuz duyarlılık içindedir. Bazen
içimizden birinin, herhangi partiden bir liderin gelişigüzel söylediği
bir sözcük borsayı aşağılara indirebilir veya yukarılara tırmandırabilir.
Yani son derecede hassas bir borsamız var, son derecede hassas bir finans
dünyamız var. Oysa demokrasinin kökleşmiş olduğu başka ülkelerde bu
gibi etkenler hiçbir
bunalıma yol açmaz. Düşünün, son Amerika Birleşik Devletleri Başkanlık
seçimlerinden sonra haftalarca seçim sonuçları belli olmadı. Tartışmalar
oldu, fakat ne ekonomik yaşamda, ne siyasal yaşamda, ne de sosyal yaşamda
bunun bir olumsuz etkisi görüldü. Fakat bizde bir yadırganan sözcük veya
atılan bir yanlış adım hemen ara rejim arayışlarını veya beklentilerini
gündeme getiriyor, hemen ara rejim söylentileri çıkmaya başlıyor. Biliyorsunuz,
12 Eylül döneminden önce de bir süre Cumhurbaşkanı seçilemediği için Türkiye’de
rejim çöktü. Yani eğer demokrasiyi istikrarlı bir şekilde yaşatmak istiyorsak,
çok alıngan olmamalıyız, aşırı ölçüde duyarlı olmamalıyız. Demokrasi tabiî
hareketli bir rejimdir. Değişik akımlar, değişik iddialar her zaman olabilir,
değişik düşünceler gündeme gelebilir. Fakat bunların çoğunda aklımıza ara
rejim kaygısı gelecek olursa, tabiî demokrasiye süreklilik ve istikrar
kazandırma olanağı bulunamaz.
Dünkü TOBB toplantısını
vaktimiz elverdiğince arkadaşlarımızla izledik. Sayın Fuat Miras’ın bazı
ağır eleştirileri oldu ama kendisinin birtakım güçlükler içinde olduğunu
tahmin ediyorum, iyi niyetine güveniyorum. Bu arada yadırgadığım bazı ifadeleri
de oldu. Örneğin, “Yeni program arayışı sürecinde bizlere hiçbir bilgi
verilmedi, şeffaflık yok” dedi. Oysa tam tersine Sayın Derviş arkadaşımız
ve bizler bu konuda kamuoyunu, değişik toplum kesimlerini olabildiğince
bilgilendirmek için elden gelen çabayı gösteriyoruz. Zamanı çok sıkışık
olduğu halde Sayın Derviş kapı kapı dolaşıyor, hemen her toplum kesimini
ziyaret ediyor. Nasıl bir program hazırlanması gerektiğini onlarla görüşüyor,
onlarla istişare ediyor. Yani olağanüstü şeffaflık, saydamlık içinde bu
çalışmayı sürdürüyor.
Tabiî vatandaşlarımız, siyasal çevreler IMF ile ilgili olarak program
hazırlanışının henüz tamamlanmamış olmasından, biraz gecikmiş olmasından
terdirginlik duyuyorlar. Fakat bunun nedeni var. Sayın Derviş için insaflı
olmalıyız. Görevi kabul ettikten sonra bir süre beraber çalışacağı arkadaşları
saptamakta zorluk çekti. Örneğin bu göreve geldiğinde Merkez Bankası
Başkanlığı boştu, Hazine Müsteşarlığı makamı boştu, Bankacılık Düzenleme
ve Denetleme Kurulu Başkanlığı boştu. Bazı başka bankalarla ilgili kuruluşların
da başında, hatta üyeleri arasında yeterli insan bulundurma olanağı elde
edilememişti. Onun için arkadaşımızın bu süreyi biraz uzatmak zorunda kalmasını
da anlayışla karşılamamız gerektiğine inanıyorum ve Sayın Derviş’e desteğimizi
sonuna kadar sürdürmeliyiz.
Bu arada hükûmetle ilgili olarak da yeni arayışlar, söylentiler dolaşıyor.
Üçlü koalisyon hükûmeti tam bir uyum içinde çalışmaya devam ediyor. Bu
arada sizlerin büyük katkınız ve
çabanızla Meclis çalışmaları da hızlandı. Meclis’de yasa tasarıları
akımı hızlanmaya başladı
ve ne kadar yük gelirse o yükün hepsini şerefle taşıyorsunuz. Sizleri
tekrar kutluyorum.
Değerli Arkadaşlarım;
Sayın Fuat Miras ve arkadaşları bundan birkaç gün önce bir ekonomik
kurtuluş savaşı ilân etmişlerdi. Kendilerine destek olmuştuk. Yine
şükranlarımı yineliyorum bu konuyla ilgili olarak. Bu arada şu görüşümü
hatırlatmak isterim: Ekonomik kurtuluş savaşı, gerilimle ve kargaşa ile
değil, sükunetle, huzurla ve dayanışma ile kazanılır.
Yine ekonomik kurtuluş savaşı aynı zamanda Türk Lirası’nı güçlendirmekle
kazanılır.
Değerli Arkadaşlarım;
İki gün önce TBMM’deki Başbakanlık odamda bazı DSP’li arkadaşlarımızla
biraraya geldik. İktisatçı arkadaşlarımızdan o sırada bulabildiklerimizi
Grup Başkanvekilleri’nin de gayretiyle topladık ve bu şekilde içinden geçmekte
olduğumuz ekonomik zorluk dönemine grup üyelerimizin nasıl çözümler önerebileceklerini
birlikte saptamak istedik. Son derece de yararlı, bana kıvanç veren bir
toplantı oldu. Yaklaşık iki buçuk saat sürdü. Bu tür çalışmalar devam edecek.
Benim diğer arkadaşlarımdan ricam, bu konuyla ilgili olarak akıllarına
gelen önerileri bu ekonomist arkadaşlarımızın oluşturduğu gruba sunsunlar.
Yardım şimdiden gelmeye başladı, bazı öneri niteliğindeki yazılar gelmeye
başladı.
Tarım hem ekonomiyle bağlantılıdır, hem de ekonomiden ayrı boyutları
vardır. Bizim de grubumuzda tarım uzmanı, hayvancılık uzmanı çok değerli
arkadaşlarımız var. Bu sabah Grup Başkanvekillerimiz’den rica ettim; onlar
da biraraya gelsinler –zaten daha önce biraraya gelmişlerdi- ve bir yandan
köylümüzün doğal olarak kriz döneminde artan sorunlarıyla yakından ilgilenmiş
olalım. Onların sorunlarına bir yandan çözüm aramaya çalışırken, siz değerli
arkadaşlarımın görüşlerini almış olacağım.
Zaten bu grup toplantılarımızdaki arkadaşlarımızın konuşmaları birer
seminer konuşması niteliğinde. Hepsinden çok şey öğreniyorum. Şimdi bunu
daha disiplinli ve düzenli biçimde bir diyalog sürecine ulaştırabiliriz.
Sizlere başarılar diliyorum, saygılar sunuyorum.
|