Ecevit'in DSP Grubu'nda yaptığı konuşma şöyle:
(14 Şubat 2001)
Geçen Perşembe ve Cuma günleri, Başbakanlıkta, iş yaşamının önde gelen
temsilcileriyle ve uzman bürokratlarla birlikte Türk ekonomisini teşrih
masasına (muayene masasına) yatırdık ve en ince ayrıntılarına kadar inceledik.
Toplantıya katılan girişimciler ekonomik istikrar programının tüm güçlüklere,
engellere karşın, kararlılıkla sürdürülmesi gereğinde birleştiler.
Yıllardır ekonomiyi ve toplumu müzmin bir hastalık gibi saran ve sarsan
enflasyonda hızlı düşüş süreci başladı.
Bu sevindirici bir gelişme... Şimdi bunu faizde de düşüşün izlemesi
gerekiyor. Böylece yatırımlar önündeki engellerden biri kalkmış olacaktır.
Tabii petrol fiyatlarındaki aşırı yükseliş, Avrupa para birimindeki
düşüş, yaygın kuraklık ve 1999 depreminin süregelen etkisi de engeller
arasında yer alıyor.
Fakat tüm olumsuzluklara karşın enflasyonun yüzde 30’lardan aşağıya
inmiş ve büyüme hızının yüzde 6’ları bulmuş olması büyük aşamadır. Bütçe
uygulamalarında da umut verici gelişmeler sürüyor.
Bu arada, bankacılık sektöründeki hastalıkların tedavisine başlandı.
Fakat henüz reel sektörle, bankacılık sektörü arasında işlevsel uyum
sağlanamadı. Bankacılık sistemi henüz girişimcilerin, yatırımcıların beklentilerini
karşılayamıyor.
Ekonomik ve sosyal alandaki olumsuzlukları esenliğe dönüştürebilmek
için hızlı bir yasama çalışması gerekli. TBMM’deki İçtüzük değişikliği
bu olanağı sağlıyor. Bu olanağın sağlanmasına, iktidar partileriyle birlikte
muhalefetin de katkısı bulunacağını umarım.
Yerli ve yabancı sermaye yatırımlarının önünü açacak olan Endüstri Bölgeleri
Yasa Tasarısı ile yatırımlar önündeki bürokratik engelleri aşmak üzere
hazırladığımız yasa tasarısı öncelik taşıyor.
Endüstri Bölgeleri Yasası, çevre sağlığına da büyük katkıda bulunacaktır.
Gerek yatırımları hızlandırmak gerek ücret dengesizlik ve yetersizliklerini
gidermek için gerekli kaynakları sağlamak üzere kapsamlı bir çalışma başlattık.
Bu çalışmanın kısa sürede sonuçlanacağını umuyorum.
Ayni zamanda, tarımın girdi gereksinmesini karşılamak ve kuraklığın
ağır etkilerinden köylümüzü olabildiğince korumak için yoğun bir çalışma
başlatıyoruz.
Bu önlem ve çözümleri uygularken istikrar programını özenle koruyacağız.
Uygulayacağımız istikrar, durgun değil dinamik istikrar olacaktır.
Başka türlü davranamayız, çünkü Türk toplumu artık kabına sığamayan
bir toplumdur.
Son zamanlarda sıkıntı çeken kesimlerin başında esnaf geliyor.
Televizyonlarda boş çarşıların görüntüleri yer alıyor. Ancak bunun nedeni,
yoksulluktan çok, dükkanların yerini süper ve hiper marketlerin almasıdır.
Dükkanlar boşatırken büyük marketler müşteriyle dolup taşmaktadır. Bundan
da en çok esnaf zarar görmektedir.
Toplumumuzun her bakımdan çok önemli bir kesimi olan esnafı zor durumda
bırakamayız. Bu soruna pazar ekonomisiyle çelişmeyen bir çare bulmak zorundayız.
İmalat sanayiinde on geniş yeri olan kesim tekstil kesimidir. Türkiye
bu alanda çok başarılı olmuştur. Ancak son yıllarda Uzak Doğuda tekstil
ürünleri fiyatlarının aşırı ölçüde düşürülmesi ve bu ürünlerin sınırlarımızdan
çok düşük fiyatlarla girip pazarlarımızı damping fiyatlarıyla işgal etmesi,
tekstil sanayiimizi çok güç durumda bırakmaktadır. İşsiz sayısını da arttırmaktadır.
Soruna etkili çözümler bulunamazsa, tekstil sanayiinin ekonomimizdeki
oransal ağırlığı giderek azalacaktır.
Ama buna karşılık ekonomimizde ileri teknolojili sanayi ürünlerinin
ağırlığı artabilir.
Türk girişimcileri ve işçileri tekstil sanayiinde yıllardır gösterdikleri
olağanüstü başarıyı gelişmiş başka sanayi dallarında da göstermektedirler.
Otomotiv sanayiinde, beyaz eşya ürünlerinde, “akıllı sanayi ürünleri”
alanında Türkiye büyük başarı sağlamıştır ve sanayileri en gelişmiş ülkelerle
rekabet edebilmekte, sorunları krizleri başarıyla aşabilmektedir.
Uçak yapımında, denizaltı yapımında ve birçok savunma sanayii alanlarında
da Türkiye hızlı bir atılım sürecindedir.
Bunlar gösteriyor ki Türk ekonomisi bir yapısal değişiklik döneminden
geçmektedir.
Çağımız her alanda, özellikle de sanayi alanında, hızlı ve sürekli değişim
çağıdır.
Onun için, ürün türlerimizi de, pazarlarımızı ve pazarlama yöntemlerimizi
de, teknolojilerimizi de, sürekli yenilemek zorundayız.
Çağımız bilim çağıdır, değişim çağıdır ve kıyasıya rekabet çağıdır.
Türk toplumunda da çağın bu gereklerine uyma yeteneği vardır.
O nedenle, bugünün sıkıntılarına bakıp da gelecekten kaygılanmamıza
gerek yoktur.
Türkiye’nin geleceğine yabancılar ne kadar güveniyorlarsa biz de en
az o kadar güvenmeliyiz.
Hükümetimiz bu güven duygusundan aldığı güçle zorlukların üstüne yürümektedir.
|