Ecevit'in Grup toplantısında yaptığı konuşma şöyle:
(21 Mart 2001)
19
Mart Salı günü Bakanlar Kurulu’nda onaylanan ULUSAL PROGRAM'la Avrupa Birliği’nde
tam üyelik için önemli bir adım atılmış oldu.
Kurtuluş Savaşı ardından, Cumhuriyet döneminde, Atatürk'ün önderliğinde,
çok kapsamlı bir yeniden yapılanma atılımı gerçekleştirilmişti. Avrupa
ile bütünleşmenin ve çağdaşlaşmanın gerektirdiği birçok yasa, hiçbir dış
zorlama olmaksızın hazırlanıp uygulamaya konulmuştu.
Şimdi de, kapsamlı bir program, dış telkinden çok kendi ulusal irademizle
hazırlanmıştır.
Bu programda öngörülen bütün yasama çalışmaları, Avrupa Birliği’nde
tam üyelik amacı söz konusu olmasa da, halkımızın büyük çoğunluğunun istemiyle
ele alınmış olacaktır.
Avrupa Birliği’nde kimi çevreler veya kişiler, yeni Ulusal Programımız’da
yer alan tasarımlardan bazılarını belki yetersiz bulabilirler.
Fakat dünyanın en karmaşık ve gerilimli bölgesinde yer alan Türkiye'nin
koşullarını insafla değerlendirenler, bizim yapmakta olduğumuz veya yapmayı
kararlaştırdığımız atılımları, azımsamak şöyle dursun, fazla cüretkâr bile
bulabilirler.
Yeter ki biz, etkin bir tanıtım kampanyası ile, jeo-politik konumumuzun
özelliklerini ve zorluklarını Batı dünyasına gereğince anlatabilelim.
O arada İslâm ülkeleri arasında lâikliği, demokrasiyi ve çağdaşlığın
gereklerini en geniş ölçüde ve en etkili biçimde uygulayan ülkenin Türkiye
olduğunu, yıllardır bölücü akımlarla ve terörizmle karşı karşıya bulunduğumuzu
her vesileyle Batı ülkelerine hatırlatmalıyız.
Batı’nın, Ortadoğu’nun, Doğu Akdeniz’in, Balkanlar’ın, Kafkasya’nın,
Orta Asya’nın güvenliğine veya esenliğine yıllardır ne büyük katkılarda
bulunduğumuz ve bu uğurda ne ağır maddi yüklere katlandığımız da unutturulmamalıdır.
Eğer bu maddi yükleri taşımak zorunda olmasaydık, herhalde şimdi karşı
bulunduğumuz ekonomik sorunlarla boğuşur durumda olmazdık ve kalkınmış
ülkeler arasında hakkımız olan yeri çoktan almış olurduk.
Yine de, kendi ulusal gücümüzle bu sorunları ve zorlukları aşabilecek
durumdayız.
Bu gücümüzün kaynağı da halkımızın ağır zorluklar karşısındaki dayanışmasıdır.
Bu dayanışmanın en yeni bir örneği, girişimcilerimizin, tüccar ve sanayicilerimizin,
son ekonomik bunalıma meydan okuyan ortak çağrılarıdır.
İzmir Ticaret Odası üyeleri, 18 Mart günü yayınladıkları duyuru ile,
ağır koşullar ve yoksunluklar altında Kurtuluş Savaşımız’ı kazanan kahramanları
hatırlatarak, "ONLAR BAŞARDI BİZ DE KAZANACAĞIZ" demektedirler.
"BU BİR EKONOMİK KURTULUŞ SAVAŞIDIR... BU SAVAŞTA BİZ DE VARIZ... BU
KRİZİ AŞACAĞIZ" diye haykırmaktadırlar.
Dün de Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, "YÜCE TÜRK ULUSUNA" diye
yayınladığı "ÇAĞRI" ile, bir "EKONOMiK KURTULUŞ SAVAŞI" ilân etmiştir.
Odalar Birliği daha önce de enflasyona karşı bir kurtuluş savaşı açmıştı.
Hiç kuşkum yok ki, bu ulusal dayanışma ruhu ile her sorunun üstesinden
gelinecektir; ekonomimiz uğradığı kazadan kısa sürede kurtulacaktır; ve
enflasyon yeniden düşüş sürecine girecektir.
Ekonomide çekilen sıkıntıların yükünü işçiler de en az girişimciler
kadar ve onlarla birlikte çekerler.
Onun için, bu ekonomik kurtuluş savaşına işçilerin de tam bir dayanışma
ruhu ile katılacaklarına inanıyorum.
Nitekim "SİVİL İNİSİYATİF" sürecini işçilerle girişimciler birlikte
başlatmış ve enflasyonla mücadeleye birlikte ivme katmışlardır.
Hükümetimiz de, önümüzdeki günlerde, "EKONOMİK VE SOSYAL KONSEYİ" toplantıya
çağırarak, ulusal dayanışmaya ivme kazandırmak bakımından üstüne düşen
görevi yerine getirecektir.
En ağır koşullar altında en çetin savaşları kazanmış olan Türk Ulusu,
ekonomik savaşı da elbirliği ilekazanacak ve kısa sürede hakça bir düzenin
yolunu açacaktır.
|