Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
ABD BÜYÜKELÇİSİ PEARSON'UN KONUŞMASI (İngilizce)
NATO ANTLAŞMASI

SAVUNMA SANAYİ SEMPOZYUMU...
Genelkurmay 2'nci Başkanı Orgeneral Büyükanıt'ın konuşması... 
26 Eylül 2001
Genelkurmay Başkanlığı, ABD'ye saldırıları sonrasında, uluslararası terörle ilgili ilk kez Batı'yı hedef alan eleştiriler yöneltti. Genelkurmay'ın bu görüşlerini, İDEF Savunma Sanayi Fuarı çerçevesinde Ankara'da düzenlenen "Dünyadaki Politik, Teknolojik ve Stratejik Gelişmeler ve Türkiye'ye Etkileri" sempozyumunun açılışında Genelkurmay 2'nci Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt dile getirdi.

Toplantıya, ABD'nin Ankara Büyükelçisi Robert Pearson, ABD Avrupa Kuvvetleri Komutanlığı Komutan Yardımcısı Orgeneral Carlton W. Fulford da katılarak birer konuşma yaptılar.
 

Orgeneral Büyükanıt'ın konuşmasından...

İnsanlık aleminin terör konusunda ne büyük bir tehlike ile karşı karşıya bulunduğuna son 25 yıldır ısrarla dikkatleri çekmek isteyen Türkiye, bu konuda bazı dost, komşu ve müttefiklerinden dahi yeterli desteği görememiştir. Hatta destek görmek şöyle dursun, terör örgütünün başı himaye edilmiş; terörist örgütlere eğitim desteği verilmiş; insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi ulvi değerler bu insanlık düşmanlarının önüne kalkan edilmiştir. 

Tüm uygar dünyanın teröre daha fazla kurban vermeden gerçekleri bir an önce objektif olarak görebilmesi, tedbir alabilmesi, bunun için ülkelerin ve uluslararası kuruluşların dayanışma ve iş birliği içerisinde olmaları, öncelikli arzularımızdır. Bu konuda önemli tecrübeler yaşayan bir ülke olarak, özellikle ABD'de yaşanan son terör olaylarından sonra, güvenlik alanında bilgi paylaşımına, işbirliğine ve yardımlaşmaya silahlı kuvvetleri ilgilendiren boyutlarıyla hazır olduğumuzu bu vesile ile bir kez daha belirtmek isterim.

Unutulmaması gereken bir gerçektir ki; terörün ve teröre destek verme suçunun zaman aşımı olmaz. bu nedenle; önümüze açılan yeni dönemde insanlığa karşı suç işlemiş tüm örgütler ve ülkelerden, yaptıklarının ve hala yapmakta olduklarının hesabı; tarihin sonsuz derinliğine bırakılmadan sorulur.

Terörle mücadelede çözümler evrensel boyutlarda olmalıdır. Sadece kendi ülke veya ülke grupları ile çıkarlarını düşünerek ortaya konacak çözümler, yeni sorunların da kaynağı olacaktır. 

ABD'de vuku bulan insanlık dışı saldırı, pek çok ülkeye pek çok şey öğretecektir. Çünkü, bazı ülkelerin pek çok şey öğrenmeye ihtiyaçları vardır. Öğrenmeye ihtiyacı olmayan ülkelerin başında ise Türkiye gelmektedir. Çünkü Türkiye; çok uzun yıllardır terörü tanımakta ve tanıtmak için çaba sarf etmektedir.

Son saldırısının ardından bu tür eylemleri NATO anlaşmasının 5. maddesi kapsamına alması son derece anlamlıdır. Türkiye'nin yıllardır savunduğu bu tezin acı bir tecrübeden sonra benimsenmesi düşündürücüdür. 
 

Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın Savunma Sanayii Sempozyumu açış konuşması:
(26 Eylül 2001)

Değerli konuklarımız,
Sayın dinleyiciler,
Baylar, bayanlar,
Basınımızın değerli mensupları.

Seçkin konuklarımızın ve konuşmacıların katılımı ile icra edilecek bu sempozyumun açış konuşmasını yapmaktan büyük bir mutluluk duymaktayım.

Bu sempozyumu düzenleyen Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı ve Savunma ve Havacılık Dergisinin değerli yöneticilerine huzurlarınızda teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. Ayrıca bildiri sunarak sempozyuma katkıda bulunacak değerli konuşmacılara teşekkürlerimi iletiyorum.

Bu toplantının; ABD'de vuku bulan menfur saldırıdan hemen sonra icra edilmesi, sanıyorum bu toplantıya ayrı bir anlam ve önem kazandırmış bulunmaktadır.

Konuşmamın başlangıcında; hepimizin ve hepinizin duygularına tercüman olarak; ABD'de vuku bulan menfur terörist saldırı sonucu hayatlarını kaybeden insanların aziz hatıraları önünde saygı ile eğiliyor, yakınlarına sabırlar diliyor ve Türk Silahlı Kuvvetleri adına bu kör terörü şiddetle ve nefretle kınıyorum.

Değerli konuklar;

Sempozyum sırasında yapılacak olan takdim konularından da anlaşılacağı üzere, bir taraftan politik, stratejik ve teknolojik açıdan yeniden yapılanma aşamasında olan dünya düzeni, Türkiye'nin bu yeni düzen içindeki rolü ve yeri üzerinde görüş alışverişi yapılırken, diğer taraftan da ülkemizin savunma politikası ve savunma sanayii hakkındaki görüşlerinin uluslararası bir platformda tartışılması imkanı yaratılmış olacaktır.

Hiç şüphesiz ki; savunma sanayii alanında Türkiye ile işbirliği yapan dostlarımızın kendi bakış açılarından yapacakları açıklamalar da bizim bundan sonraki çalışmalarımıza katkıda bulunacaktır.

Tarihin başlangıcından beri insanlık, bilim ve teknolojinin ilerlemesi yönünde yaptığı çalışmalardan elde ettiği kazançların, insanın refah ve huzur içinde yaşaması için kullanılması yönünde ne yazık ki, iyi bir sınav verememiştir.

Dünyamız, doğal afetlerin yanı sıra, sürekli olarak çatışmalara ve savaşlara sahne olmuş, üretilen değerlerin büyük bir kısmı ile birlikte pek çok insan da bu savaşlarda yitirilmiştir. Çağın teknolojisi ile gelen bütün yenilikler, bu savaşlardan galip çıkabilmek uğruna öncelikle insanlık aleyhine kullanılmıştır.

Daha önceki yüzyıllarda, imparatorlulardan sonra yaratılan ulus-devlet, egemenlik ve güç dengesi kavramları, dünya düzeninin kurulmasında önemli rol oynamışlardır. Ancak, sürekli olması umuduyla kurulan her yeni düzen bir süre sonra yeni anlaşmazlıkların ve çatışmaların nedeni haline gelmiştir.

Bununla birlikte, insanlık, Birinci Dünya Savaşı ile yaşanan ilk büyük felaketten ders çıkarmasını bilmiş ve bugünkü Birleşmiş Milletler Teşkilatı'nın temelini oluşturan Milletler Cemiyetini kurmayı başarmıştır. Fakat, atılan bu adımların yetersizliği kısa bir süre sonra patlak veren II nci Dünya Savaşıyla kanıtlanmıştır.

II nci Dünya Savaşının sonu, insanlığı, bloklaşma ve yaklaşık kırk yıl sürecek olan soğuk savaş dönemiyle tanıştırmıştır. Bu dönem içinde Avrupa kıtası, karşılıklı olarak kurulan ittifaklar ve kolektif savunma anlayışı sayesinde, nükleer dehşet dengesinin de etkisiyle tarihinin en uzun süreli sıcak savaşsız sürecini yaşamıştır.

Ancak, özellikle uydu haberleşmesi, internet gibi iletişim alanındaki büyük teknolojik ilerleme, dünyanın herhangi bir bölgesinde meydana gelen gelişmelerin diğer bölgelere süratle sirayet etmesine ve her alanda etkileşimin artmasına neden olmuştur. Gelişen teknolojinin büyük katkısıyla küreselleşme adı altında ortaya çıkan oluşum, yalnız politik ve ekonomik boyutları ile değil, güvenlik politikalarında da yeni yaklaşımları gündeme getirmiştir. Güçlü merkez ülkeler, kendi içlerinde ulus-devlet yapılarını muhafaza ederken; daha az güçlü çevre ülkelere daha çok, küreselleşmenin ekonomik ve siyasi boyutları ile yaklaşmaya başlamışlardır. Buna karşılık; çevre ülkeler ulus-devlet yapılarının korunması yönünde çaba göstermeye özen gösterme eğilimine girmişlerdir.

Bu yaklaşım ve etkileşimler; ülkelerin ulusal güvenlik politikalarını algılamalarında farklı yaklaşımlar göstermelerini zorunlu hale getirmiş bulunmaktadır.

Bu farklı yaklaşımlar; gelişmekte olan ülkelerde bazen bir ekonomik sıkıntı, bazen etnik terör, bazen her ikisinin koalisyonu olarak ortaya çıkmasına sebep olabilmektedir.

Başka bir ifade ile "savunma kollektif olabilir; ancak, ülke güvenliği ulusaldır."

Yaşadığımız günler bu yargının çok keskin bir kanıtıdır.

Gerçekleşen bu büyük değişiklikler, soğuk savaşın olumsuz etkilerini bütçelerinde, öz kaynaklarının kullanımında ve insanlarının hayat tarzında yakından hisseden ülkeleri, politik, ekonomik ve askeri stratejilerini değiştirmek için yeni arayışlara sevk etmiştir. İşte bu sebepledir ki, soğuk savaşın bitmesi, Varşova Paktı'nın ve Sovyetler Birliği'nin dağılması genel olarak büyük bir memnuniyetle karşılanmıştır.

Soğuk savaş döneminin sona ermesiyle birlikte özellikle Batı Avrupa'ya yönelik klasik anlamdaki askeri tehdit çok büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. Ancak, bunun yerini uluslar arası terörizm, mikro milliyetçilik, kitle imha silahlarının kontrolsüz olarak yayılması, çevre sorunları, kökten dincilik, organize suçlar, uyuşturucu kaçaklığı gibi çok yönlü riskler ve tehditler almıştır. ortaya çıkan yeni düzende; refah düzeyine ulaşmış merkez ülkeler bir yandan refahlarını geliştirme çabalarına devam ederken; uyguladıkları ekonomik ve sosyo-politik politikalar ile çevrede yer alan gelişmekte ve / veya gelişme çaşaları içinde olan ülkelerde mikro-milliyetçilik ve etnik çatışma akımlarını teşvik ve destekleme çabası içine girmişlerdir. Balkanlarda vuku bulan olaylar bu yaklaşımın tipik örneği olarak verilebilir.

İfade edilen bu yaklaşım; çevre ülkelerde terör dahil yeni çatışma ortamları yaratmış, güvenlik politikalarına yeni boyutlar kazandırmıştır.

Sadece bir devletin veya kuruluşun çözümleyebileceği türden olmayan bu risk ve tehditlerle mücadelede, daha aktif ve yakın uluslar arası işbirliği ihtiyacı belirmiştir. Söz konusu risk ve tehditlerle, bölgesel olmaktan çok küresel düzeyde mücadele edilmesi, güvenliğin ülke sınırlarının çok ötesinden itibaren sağlanması ve bu kapsamda, çok uluslu ve kriz yönetimine yönelik farklı yapılanmalara ihtiyaç duyulması, Birleşmiş Milletler, AGİT ve NATO gibi organizasyonları eskisinden daha fazla ön plana çıkarmıştır.

Nitekim NATO, soğuk savaş dönemindeki hasımlarıyla bugün artık işbirliği içindedir. Bütün bunlar son derece olumlu gelişmeler olmakla beraber, Avrupa, hemen yanı başında Bosna-Hersek'deki ve Kosova'daki insanlık dramına karşı uzun süre hareketsiz kalmıştır. Genel savaş tehlikesi minimuma indirilebilmiş, ancak bölgesel çatışmalar dünyanın gündeminden çıkarılamamıştır.

Barışı, güvenliği ve istikrarı tehdit eden unsurların, aynen salgın hastalıklar gibi, bir biri ardına ortaya çıkarak devam etmekte olduğunu görmekteyiz. Maalesef bu tehditlerin, daha uzun bir süre uygar dünyanın gündeminden çıkmayacağı değerlendirilmektedir.

Bütün bu risklere karşı tedbir getirmek de, konvansiyonel askeri tehdidi karşılayacak klasik harbe hazırlanmaktan çok daha zor görünmektedir.

Zira çok yönlü tehdit karşısında, mücadeleler de çok yönlü olmak durumundadır. Yani artık bölgesel savaşlara ilave olarak, düşmanın imkan ve kabiliyetlerini eskisine oranla daha zor tahmin edebileceğimiz tehlikeler ortaya çıkmıştır. Bu tehlikelerin türleri arttıkça, bunlara karşı alınması gereken tedbirlerde farklılıklar görülecek ve bütün bu tedbirlerin önlemi olan savunma sanayii ürünleri de çeşitlilik arz edecektir.

Büyük bir hızla gelişen teknoloji, iletişim sistemleri, mesafe ve zaman kavramında büyük değişikliklere yol açmakta, politik, ekonomik ve askeri alanda yeni düşüncelerin oluşmasına zemin hazırlamakta, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi yüksek değerlerin de daha hızlı yayılmasına yardımcı olmaktadır.

Ancak, bu gelişim bir yandan refaha ve insanların mutluluğuna hizmet ederken, diğer taraftan da kötü niyetli liderler, örgütler ve kişilere, alışılmışın çok dışında, şimdiye kadar örnekleri görülmemiş hareket tarzları ile emellerine ulaşma yolunda da yeni ufuklar açmaktadır.

Bunun sonucu olarak insan hakları, özgürlük, demokrasi gibi yüksek değerler; gelişmekte olan çevre ülkelerde, etnik çatışmaların, bölücü ve yıkıcı faaliyetlerin iç dinamikleri olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Tüm hedefleri ve sahip oldukları temel felsefeleri; bu yüksek değerleri ortadan kaldırmak olan gruplar; amaçlarına; bu değerleri kullanarak ulaşma gayreti içine girmiş bulunmaktadırlar.

Bu durum ülke güvenliğinden ve savunmasından sorumlu olanları çok farklı yelpazede çalışmaya, çok değişik konulara çözüm bulmaya, hatta hayal güçlerini zorlayacak tehdit senaryoları üreterek, bunlara tedbir getirmeye yönlendirmektedir.

Pek çok ülke, soğuk savaş sonrası güvenlik endişelerindeki azalmanın avantajlarını yaşarken, insanlık aleminin terör konusunda ne büyük bir tehlike ile karşı karşıya bulunduğuna son 25 yıldır ısrarla dikkatleri çekmek isteyen Türkiye, bu konuda bazı dost, komşu ve müttefiklerinden dahi yeterli desteği görememiştir. Hatta destek görmek şöyle dursun, terör örgütünün başı himaye edilmiş; terörist örgütlere eğitim desteği verilmiş; insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi ulvi değerler bu insanlık düşmanlarının önüne kalkan edilmiştir. 

Tüm uygar dünyanın teröre daha fazla kurban vermeden gerçekleri bir an önce objektif olarak görebilmesi, tedbir alabilmesi, bunun için ülkelerin ve uluslararası kuruluşların dayanışma ve işbirliği içerisinde olmaları, öncelikli arzularımızdır. Bu konuda önemli tecrübeler yaşayan bir ülke olarak, özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşanan son terör olaylarından sonra, güvenlik alanında bilgi paylaşımına, işbirliğine ve yardımlaşmaya silahlı kuvvetleri ilgilendiren boyutlarıyla hazır olduğumuzu bu vesile ile bir kez daha belirtmek isterim.

Değerli konuklarımız, değerli dinleyiciler;

Konuşmamın bu noktasında önemli bir hususu dikkatlerinize sunmak istiyorum. Terörü, insanlığa karşı en büyük tehdit olarak gören batı dünyası; maalesef uluslararası boyutta genel kabul görmüş bir şekilde henüz terörü tanımlayamamış, ortak bir anlayışta birleşememiştir. Terör hiç şüphesiz uluslararası bir boyut kazanmış bulunmaktadır.

Uluslararası boyutta en üst düzeyde organizasyon olan Birleşmiş Milletler'de; akla gelen her konuda sözleşme mevcut olup; ülkelerin bu sözleşmeleri imzalamaları üzerinde hassasiyetle durulmaktadır.

Bu duyarlılığa rağmen, Birleşmiş Milletler'de de, üzerinde çalışılmakla beraber terörün tanımı konusunda henüz bir görüş birliğine varılamamış, "terörle mücadele" konusunda bir sözleşme ortaya konulmamıştır. Umarım ve temenni ederim; vuku bulan son insanlık dışı terörist saldırıdan sonra bu sözleşme süratle sonuçlandırılır ve uygulamaya koyulur.

Önemli olan bulunabilecek çözümlerin evrensel boyutlarda ve kabul edilebilir içerikte ve ölçekte olmalarıdır. Sadece kendi ülke ve veya ülke gruplarını ve çıkarlarını düşünerek ortaya konulacak çözümler, yeni soruların da kaynağını oluşturacaklardır.

Unutulmaması gereken bir gerçektir ki; terörün ve teröre destek verme suçunun zaman aşımı olmaz. Bu nedenle; önümüze açılan yeni dönemde insanlığa karşı suç işlemiş tüm örgütler ve ülkelerden, yaptıklarının ve hala yapmakta olduklarının hesabı; tarihin sonsuz derinliğine bırakılmadan sorulur. Genelde Türkiye, özelde Türk Silahlı Kuvvetleri bu konuda günümüze ve tarihe bilgi, tecrübe ve belgeleriyle tanıklık yapmaya yetkili ve sorumludur diye düşünmekteyim.

ABD'de vuku bulan insanlık dışı saldırı, pek çok ülkeye pek çok şey öğretecektir. Çünkü, bazı ülkelerin pek çok şey öğrenmeye ihtiyaçları vardır. Öğrenmeye ihtiyacı olmayan ülkelerin başında ise Türkiye gelmektedir. Çünkü Türkiye; çok uzun yıllardır terörü tanımakta ve tanıtmak için çaba sarf etmektedir.

Bu bağlamda; NATO'nun, son terör saldırısından sonra, bu tür eylemleri NATO Antlaşması'nın 5 nci maddesi kapsamına alması son derece anlamlıdır. Türkiye'nin yıllardır NATO platformlarında savunduğu bu tezin haklı bulunmasının böylesine acı bir tecrübeden sonra benimsenmesi ise düşündürücüdür.

Değerli dinleyiciler;

Bu kürsüye açış konuşması yapmak üzere çıktım. Hiç bir kimse veya ülkeyi suçlama amacım yok. Ancak, bazı düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum.

Bu salonda bulunan herkes, sanıyorum benimle aynı fikirdedir; terör bir insanlık suçudur! Terörü desteklemek de terör kadar insanlık suçudur. terörist neyse, terörü destekleyen de o'dur. Bu bağlamda bazı bilinen gerçekleri ifade etmek istiyorum;

Türkiye fiilen 16 yıldır terörle mücadele etmiş, 30 binin üzerinde can kaybetmiştir. Bu terör; ülke dışından yöneltilmiş ve bir çok ülkeden destek görmüştür, üzülerek ifade edeyim, halen görmektedir.

Cezaevlerinde ölüm oruçlarının emirleri; kanlı bir terör örgütü tarafından yurt dışından verilmektedir ve bu eylemler yurt dışından desteklenmektedir.

Laik düzene karşı çağdışı bir rejimi özleyenler yurt dışında örgütlenmekte, 1998 yılında Anıtkabir'e uçakla yapılacak bir saldırı bile yurt dışında dost ülkelerde düzenlenebilmektedir.

Bu söylediklerim tamamen gerçektir. Ancak, bizi asıl üzen; teröre yataklık yapan ülkelerin - kim yapıyorsa - Türkiye'ye insan hakları dersi vermeye kalkmalarıdır.

Yaşadığımız çağın vebası terörizmdir. Ve veba gibi bulaşıcıdır. Unutulmamalıdır ki; bu mikroba kucak açanlar, er ya da geç bu hastalıktan nasiplerini alacaklardır.

Türkiye'nin, terörle mücadelenin yanı sıra, içinde bulunduğu coğrafyanın bir gereği olarak, bölge ve dünya barışı için yüklendiği önemli sorumluluklar vardır. Türkiye, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu istikrarsızlık üçgeninin ortasında bir istikrar adası olmakla kalmamakta, geleneksel devlet anlayışı, laik, demokratik rejimi ve güçlü silahlı kuvvetleriyle yarattığı güvenilir devlet imajı ile istikrarı yayma gayretlerini de sürdürmektedir ve sürdürmeye devam edecektir.

Değerli konuklar;

İnsanlık tarihi ile başlayan çatışmaların, çıkar çekişmelerinin ve harplerin önümüzdeki kısa dönemde dünya sahnesinden silineceği ihtimali zayıf görünüyor. sadece klasik harplerin gündemde olduğu dönemde düşmanın kim olduğunu, ne zaman nerede, ne yapabileceğini tahmin edebilmek, harbin hangi vasıtalarla, nerede, ne kadar süreli yapılabileceğini kestirmek hiç bir zaman bugünkü kadar zor olmamıştır.

Klasik askeri tehdidin yanı sıra ortaya çıkan yeni potansiyel risk ve tehditler ile, bu risk ve tehditlere sebep olabilecek kişi ve grupların kullandıkları yüksek teknoloji, strateji uzmanları için dahi ufkun ötesini görebilmeyi eskisine oranla daha zor hale getirmiştir.

Tehdidi belirlemeyi müteakip uygun tedbirler geliştirme konusu da aynı değerleri savunan ülkelerin strateji uzmanlarının, askerlerinin, teknik personelinin daha yakın iş birliği içerisinde çalışmasını gerektirmektedir. Bu husus demokrasi ve hukukun üstünlüğüne saygılı devlet anlayışı, güçlü, güvenilir ve istikrarlı yapısıyla bölgesinde barış ve istikrarı yayma çabası içinde olan türkiye için daha büyük önem arz etmektedir.

Bu bakımdan, bu ve benzeri sempozyumlar, konferanslar ve beyin fırtınalarının organizasyonu, daha karmaşık meselelerin uluslar arası bir platformda gündeme gelmesine ve bu meselelerin çözüme kavuşturulması için gerekli olan ortak hal tarzlarının belirlenmesine büyük ölçüde yardımcı olacaktır.

Bu düşüncelerle sempozyumu düzenleyen kuruluşlarımıza ve siz değerli konuklara ve konuşmacılara teşekkür eder, çalışmalarınızda başarılar diler, saygılar sunarım. 
 


(29 EYLÜL 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2001 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.