DYP
Genel Başkanı Çiller'in grup konuşması şöyle:
(17.10.2001)
Türkiye'nin geleceği merkez sağdır. Merkez sağ bölündüğü zaman Türkiye
sıkıntıya girer. Merkez sağ güçlendiği zaman Türkiye herşeyin üstesinden
gelir. Bir dönem vardı ki Demokrat Parti'den Adalet Partisi'ne giden çizginin
devamında yasaklar çıktı. o ana nehir bir bölünme sürecine sokuldu. Görüyoruz
ki, bugün ulu çınarın altında bütün evlatları yeniden toplanmaktadır.
Hiç kimse başka adres aramasın ne zaman ülke zorda olsa Kırat el koymuştur.
Kırat'ın bütün evlatları yine gün bugündür demektedirler. O zor günde kendi
üstlerine düşeni yapmaktadırlar ve ülkenin geleceği için ülkenin yeni bir
başlangıç yapması için, ülkenin meselelerine bir büyük güçle Kırat'ın mührünü
vurmak için yeniden herkes toplanıyor ve biz de kollarımızı açıyoruz, bütün
evlatlarımıza kollarımızı açıyoruz. Gelin ülkeyi hepbirlikte çıkaralım.
bu vesileyle bu yuvanın gençlik kollarından gelen sürecinde dahi, Adalet
Partisi'nin misyonunda dahi yerini almış olan ve bugün yine aramızda görmekten
çok büyük bir mutluluk duyduğumuz Sayın Burhan Kara'ya hoşgeldiniz diyorum.
Bugün daha güçlüyüz, daha mutluyuz ve geleceğe Kırat'ın mührünü yeniden
vurmaya hazırlanıyoruz.
Değerli arkadaşlarım,
Bugünler aslında tarihi gelişmelerin ardı ardına gündeme geldiği anlar.
Görüyoruz ki, bir büyük fırsat var Meclis'in önünde, milletin önünde ve
görüyoruz ki, millet bu fırsatın kullanılmasını istiyor. Bu fırsat şudur,
Sayın Cumhurbaşkanı takdir yetkisini kullanmıştır bunda kimsenin yadırgayacağı
hiçbir şey olmamalıdır. Daha bundan birkaç hafta önce biz gidip Sayın Cumhurbaşkanı'na
şunu söyledik, deki ki, "ülke sıkıntıda" dedik ki, "anayasal yetkilerinizi
sonuna kadar kullanmıyorsunuz" dedik ki, "bir pencere açın" dedik ki, "icranın
başısınız icra göçüyor. Bu mesuliyetten kaçmanız mümkün değildir" ve netice
itibarıyla anayasa değişikliği sürecinde milletvekili özlük haklarına ilişkin
meclis'in bir anda belki de tam anlamadan ama bir oldu bittiye getirilerek
yapmış olduğu değişikliği içimize sindiremediğimizi de hemen ertesi gün
ifade ettik. İfade etmekle kalmadık, dedik ki, "gelin milletin bu kadar
sıkıntıda olduğu bir ortamda bunun çözümünü hemen ele alın" bunun çözümü
bunu değiştirmektir. Ama günler geçti ve netice itibarıyla cumhurbaşkanı
takdir yetkisini kullandı bir adım da öne geçti ve bu ortamda "millete
soralım" dedi. Bütün dünya bir çok şeyi millete soruyor. Hatta bina yıkacaklar
yapalım mı yapmayalım mı diye soruyor. Bunun millete sorulmasından kaçmanın
ve milletten kaçmanın kimseye bir yararı yoktur. Bugün anayasa'nın tümünü
değil de cumhurbaşkanı bir maddesini eğer bu referandum sürecine sokuyorsa
unutmamak lazım ki bir mesaj veriyor. Neyin mesajını veriyor ? Diyor ki,
"bakın buradan millete gitmenin kapısını açıyorum diyor. Size millete gitmenin
kapısını açıyorum diyor" bugün çıkın sokağa 10 kişiye sorun 9 tanesi diyecektir
ki, "evet millete gidilsin bize sorulsun" 10 taneden 9'u da diyecektir
ki, "artık bu hükümetten bizi kurtarın. Bu hükümet gitsin" eğer bir hükümetin
arkasında yüzde 10 destek kaldıysa ve cumhurbaşkanı'da böyle bir ortamda
bir pencere açıyorsa halen bunun anlamına direnmemenin millet tarafından
anlaşılması mümkün değildir.
Bugün böyle bir takdir yetkisi kullanıldı peki ne yapacak hükümet beğenmedim
diyor. beğenmeyince ne yapıyor? Beğenmeyince hakkı olmayan anayasa'da yeri
olmayan bu kararı ben sana iade ettim diyor. Hukukçular diyor ki, "bu bir
anayasa ihlali" şimdi biz de diyoruz ki, "bütün bunlara gerek kalmadan
gelin sokakta milletin istediğini yapalım ve alternatifi millet tayin etsin.
Yeni bir başlangıçla millet bu mesele el koysun"
Efendim bugün gün mü ? Bugün sıkıntı var. Bugün bu işin zamanı değil.
Niye ? İşte ekonomi batıyor. Niye ? Dünya darda sıkıntı var, savaş var
bugün bu gün, bu günün meselesi bu değil. iyi de bütün bunlardan bizi çıkaracak
hükümet olsaydı eğer bu hale gelir miydi bu ülke. Her gün bırakın muhalefeti
her gün çıkıp bu hükümetin bakanları dahi batıyoruz diye ilan etmiyor mu
? Biri bitiriyor öbürü batırıyor. Madem ki böyle gelin bir çıkış yolu bulalım
hepbirlikte. Bugün açıkça görünüyor ki, bu hükümet başta kaldığı müddetçe
bu ekonominin bırakın iyileşmesi daha da aşağıya inen bir çizgide milletin
fakirleşmesi kaçınılmaz bir hale geliyor. Bakın bu hükümet 1997 yılında
Sayın Yılmaz, Sayın Ecevit bir suskun ortak modeli ile iş başına geldi.
İlk kriz 1998 dediler asya'da kriz var, bilmem uzak doğu'da kriz var, rusya'da
kriz var dediler 1998'den sonra 1999 seçimlerine gidildi. Herşey iyi gidiyor
derken 1999'da ımf'ye teslim ve kurtuluş savaşı adını verdikleri bir ekonomik
programın uygulanması.
Ne dediysek haklı çıktık. Dedik ki, "bu program bir tablita programdır.
Bu programda cari işlemler açığı öyle 2.8 milyar dolarda kalmayacak. Bütçe
konuşmasına bakın 10 milyar dolarlara gidecek dedik, 9.8 milyar dolar.
Ticari açık 14 milyarda kalmaz 24 milyardı dedik. nitekim 24 - 25 milyar
dolarlarda çıktı. Bu enfslasyon ilk önce düşer ama sürdürülemez, sene sonuna
doğru artacaktır dedik kasım krizi çıktı. Devalüasyon geliyor dedik 1.5
yıl önce tablita programıyla nitekim bir büyük devalüasyon oldu. Devalüasyon
ile birlikte yeni bir bakan 350 milletvekili var. Yapamadıkların itirafı,
"biz bilmiyoruz biz yapamıyoruz. 350 adamımızda bin hiç el koymuyor. Ne
yapalım ? Dışarıdan birilerini getirelim" dediler. ekonomiyi güçlendirme
programı, yapmayın bu ekonomiyi güçlendirme programı değil ve Türkiye'nin
bakın en büyük kehaneti söylüyorum ki bütün milletvekilleri bunu duyma
durumunda. Türkiye'nin bütün iç ve dış borcu yüzde 60'larda. Ne zaman ?
Bıraktığımız Türkiye'de. Sadece kamumu ? Hayır. Kamu, özel, iç, dış hepsinin
milli gelire olan oranı yüzde 60'larda. Bugün itibariyle bakıyorsunuz ?
Ne olmuş 97'den bu yöne ? Dört yıl geçmiş. cumhuriyet tarihinde milli gelirin
sadece yüzde 60ş'ı civarı 4 yıl sonra yüzde 138'i.
Bu cumhuriyet tarihinin borçlarının katlanması demek ve bütün bunlarla
ne olmuş ? ekonomiyi güçlendiriyoruz. Yüzde 30 enflasyon olacak, küçülme
sadece eksi 3 olacak. Ne dedik ? Dedik ki, küçülme en az yüzde 8 - 8.5
olur demedik mi ? Enflasyon en az yüzde 80 - 85 olur dedik. İşte şimdi
kendileri yüzde 80'leri enflasyonda yüzde 8'leri küçülmede ifade ediyoruz.
Bu ülkenin hamurunun nasıl yoğrulacağını biz biliyoruz ve işe talibiz.
Bu işin çözümünü biliyoruz, işe talibiz. Bakın dyp ve Kırat'ın 6 aylık
icraatı Türkiye'deki çok şeyin değiştiğini herkese hissettirir. Böyle bir
ortamda görülüyor ki bir yeni bütçe ve bu yeni bütçe de şimdi enflasyon
yüzde 31 olacakmış. Yine yazın, yine doğru çıkacaktır aynen. Bu yüzde 60'lardır.
Bu yüzde 100 sapma. Pekiyi niye yüzde 31 kullanıyor ? çünkü yüzde 31 demek
ben yüzde enflasyon ne olursa olsun o da azını söylüyorum ne olursa olsun
çiftçiye gelince bunu vereceğim. Esnafa gelince bunu vereceğim, memura
gelince işçiye verince bunu vereceğim. Bunun anlamı ne ? Bunun anlamı bugünkü
milletin şu haline bakın. Bir sosyal patlama daha nasıl ifade edilir. Millet
başbakanlık'ın önünde kendini yakıyor, meclis'in çatısının üzerine çıkıyor.
Kendini zincire bağlıyor. Her gün bir yerden bir travma kamuoyunun önünde
bütün millet yaşıyor ve biz halan bir sosyal patlama bekliyoruz.
Sosyal patlama bugün yaşanıyor, içindeyiz. Ama düşünün ki gelecek sene
millet bundan da kötü olacak. Düşünün ki millet bundan da kötü olacak.
Onun için bugün Kırat'ın el koyma zamanıdır. Onun için bugün meclis'in
de bütün bunları düşünme zamanıdır.
Efendim ortalama kur 2002 yılında 1 milyon 800 bin olacakmış. Yıl sonunda
da 1 milyon 900 binlerde olacakmış ? Ne zaman bu yıl değil. Gelecek yılın
sonunda. Canım bu rakamları zaten biz bu anlarda yaşıyoruz. Bu yılın sonunda
yaşayacağız. Yani böyle bir projeksiyon ve dahası var. Faizlere 43.9 katrilyon
diyorlar. En az yüzde 70 - 80 üstüdür bunun. Onların bütün rakamlarına
gelecek sefer gireceğim. Ayrıntıları ile bütçeye ve açık 27.2 milyar dolar
diyorlar. En az 53 - 54 katrilyondur. 27 katrilyon diyorlar. En az 53 -
54 katrilyon civarındadır. Şimdi bütün bunları ben arkadaşlarıma hep söylerim,
yazın derim. Hepsini 1 yıl önce söylerim. O bir yılın sonunda daha bakın
nedir bu sefer kasım'a girmedik, ekimdeyiz. Ekim'de söylüyorum neyi söylüyorum
? 2002'nin sonunu söylüyorum. 2001'in sonunu söyledim. 2000'in sonunu söyledim.
Hep bunları söyledik.
Şimdi bu bütün varsayımlarda neye göre ? Bütün bu varsayımlar şuna göre;
şu günden itibaren bu ülke daha 18 milyar dolar daha ımf'den alacak varsayımı
altındadır. Nedir bu ? bir 5 - 6 milyar dolar daha alacağı var. Imf'den.
Önceden verilere göre 5.5 milyar dolarlık bir erteleme. Bir 7 - 8 milyar
dolarlık da bir yeni gelmesi düşünülen rakamdan sonra bu. pekiyi bu borcu
kim ödeyecek ? Bu alınan borcu kim ödeyecek ? Ertelettiniz 5.5 milyar,
aldınız biraz daha. Kim ödeyecek ? Fakirleşen millet ödeyecek. Peyikiyi
şimdiye kadar milli gelirin yüzde 60'ı olan bizim bıraktığımız Türkiye'deki
borç çıkmış yüzde 138'e. Bundan 1 dolarda şu çiftçinin cebine girdi mi
? Fındıkçının cebine girdi mi ? Buğday üreticisinin cebine girdi mi ? Soruyorum.
Tütüncünün cebine girdi mi ? Pancarcının cebine girdi mi ? Kobi'lerin cebine
girdi mi, esnafın cebine girdi mi ? Ne oldu. Sanayicinin cebine girdi mi
? İhracat ne durumda ? Yani ne oldu bununla düşünebiliyor musunuz cumhuriyet
tarihinin iç dış, kamu, özel hepsi birden katlıyor kendini. Bunu ödeyecek
bu millet. Bu milleti fakirleştirmişsiniz, gelecek sene daha fakirleştireceğinizi
ilan ediyorsunuz ve umudunuzu yeniden borçlanmaya bağlıyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım,
Biz de bir istikrar programına girdik 5 Nisan'da. Bir devalüasyon oldu.
İhracat patladı. 1 dolar da borç almadık. Kimseden 1 dolar borç almadık.
Bir borcun yükselmesi o dönemde borç oranın milli gelire olan oranı düştü.
Defalarca da bunu meclis'e gösterdim. televizyonlarda hep gösteriyoruz.
Bütün arkadaşlarla birlikte.
Şimdi böyle bir ortamda efendim ne yapalım. İstikrar programı daha çok
çıkaracağız. işçiyi çıkaracağız, memuru çıkaracağız, işsizliği arttıracağız,
daha fazla fakirliği fazlalaştıracağız, daha fazla çiftçiyi mağdur edeceğiz.
Niye ? Yüzde 31 diyor ya. O yüzde 31 işte o çipa. Söylediği şey o. Ben
sana bunu vereceğim diyor. Ben bunu söz verdim diyor. netice itibariyle
bugün gelinen noktada cumhurbaşkanı bir kapı aralamış o kapıdan da girmeyelim
aman sakın bu ekonomi çok batık durumda. Aman sakın bizi göndermeyin. Bu
millet sizi göndermesin de 1 yıl daha, 2 yıl daha. Bir de diyorlar ki ayrıca
yetmiyor efendim savaş var. Savaş var dünyada. Terör mücadelesini içerde
yıllarca yaptık. O teröre karşı savaşı yıllarca yaptık. Onların haberi
yok tabi. Ama o istikrar döneminde o teröre karşı mücadele için her türlü
fedakarlığı da yine bu Kırat yaptı. Her şeyi yaptı. Sayın Bush çıkmış söylüyor
diyor ki "bu iş öyle 1 yıl, 2 yıl, 3 yıl falan değil" diyor. 10 yıl. Ne
yapacağız pekiyi bu savaş ortamı dedikleri şey bitsin diye 10 yıl daha
bekleyeceğiz mi bu hükümeti soruyorum. Bekleyeceğiz mi bunu ?
Efendim Ortadoğu'ya terör sıçrarmış. Ortadoğu'daki terör bize doğru
gelirken biz bunun mücadelesini yapmıyor muyduk ? O günlerde bir allah'ın
kulu çıkıpta "eh teröre karşı bir büyük mücadele var, savaş var biz artık
seçimleri bir kenara bırakalım. Bunları unutalım" böyle bir laf etti mi
? Bırakın afganistan'dakini burnumuzun dibinde yaşadık, kendi içimizde
yaşadık ve ona karşı omuz omuza doğusuyla, batısıyla, güneyiyle, kuzeyiyle
bu ülke bizimdir diyenlerin bu vatan evlatlarının hepsi karşı koydu. Dik
durdu. Bunu aştık. Terörde hiçbir zaman tümüyle bir noktaya gelmekte yoktur.
Sayın bush'da görecektir bunu. Ama kontrol edilebilir bir hale getirdik
ve şimdi bunu anlatma zamanı. Anlatacak bir adam yok. diyemiyorlar ki bu
teröre mücadelesini biz yaptık diyemediler ki onlarda teröristti. diyemediler
ki 5'nci madde kapsamında bunlarda var.
Bekliyoruz. Bir iyi niyet sahibi gelecek bütün bunlardan ne kadar bize
kısmet düşerse o kadarını verecek. Bu arada da biz bakanımızı atanmış bakanı
herkes üzüntülerini bildirmek için cumhurbaşkanları giderken biz oraya
göndereceğiz. Eli boş dönecek. Aman aman bana askerden bahsetmeyin. Aman
aman biz buralardan uzak kalalım. Aman aman biz bilmeyiz onlar bilir onlara
sorun diyenler 24 saat içinde dönüp meclis'e hem de tam yetkiyle biz bunu
yetkiyi meclis'den istiyoruz diyecekler. Biz bunlara mı emanet edeceğiz
? Yani ülkenin ve dünyanın bu durumunda Türkiye'nin inisiyatifini bunlara
mı emanet edeceğiz ? Şu anda masum müslümanlar sıkıntıda, birilerinin çıkıp
seferberlik yapması lazım. Yardım için kampanyanın başını çekecek olan
Türkiye olmamalı mıydı soruyorum. Terörle mücadele etmiş, yüzde 99'u müslüman.
Bir kampanya yönlendirilecekse oradaki afganlar için, masumlar için yönlendirilecekse
Türkiye bunun içinde başını çekiyor olmamalı mıydı ? Demokrasi ile terörün
birada gittiğini gösterecek, laik cumhuriyetin örnek olduğunu anlatacak
ülke Türkiye değil miydi ?
Aman şimdi de Ortadoğu'ya gelmesin. Doğrudur. Irak'ın toprak bütünlüğü
bizim için hayati önem taşır. Ama stratejin var ? Bize bulaşmasın, aman
bizden uzak dursun. pekiyi senin ne stratejin var ? Bütün bunları kontrol
edebilecek güçte olmadığını ifade ediyorsun. Pekiyi stratejin ne ? Ne hazırlığın
var ? Aman bize dokunmayın. Şu anda bundan hiçbir şey gelmesin.
Kıbrıs'daydım birkaç gün önce. Gördüm ki çok yanlızlar. Bugün kıbrıs
rum kesiminin terör finansmanındaki aktif rolünün anlatılmasının gerektiğini,
ab nezdinde anlatılması gerektiği, ab aynı zamanda güvenlik kimliği, savunma
kimliği içinde olması için adımların atılması gerektiği bir ortamda bugün
Türkiye'nin başbakan'ının bütün türk cumhuriyetlerini dolaşması gerektiği
ve onların yanında, içinde inisiyatif paylaşarak yanlarında olması gerektiği
gün bırakın başbakan'ı steril ortamdan bir türlü çıkıp da oralara gitmeye
bir dışişleri bakanı halen bekliyor.
Evet yapılacak çok şey var. Bu vizyonu defalarca söyledik ama görüyoruz
ki gerek ortadoğu'da olsun ki ortadoğu'da önemli sıkıntılardan bir tanesi
sadece ırak değil arap ülkelerinde, petrol olan arap ülkelerindeki yönetimin
bir zaman sonra terörist eylemlerle kontrol altına alınması ve dolayısıyla
oradaki petrol bölgelerinin bir takım güçlerin, hatta terörist güçlerin
kontrolünün altına girmesidir. Bütün bunların karşısında bu vizyonu çıkıyoruz
ama kim taşıyacak bu vizyonu ? Bu deli dana eti yemiş gibi sorunlar ve
krizler karşısında tir tir titreyen bu hükümet mi yapacak bu işi soruyorum.
Evet görülüyor ki ülkenin ekonomisiyle, dış politikasıyla ve şimdi yeniden
vergiler diyorlar. Bu vergilerin yüzde 36'sının dış denetim organları ve
kurumları tarafından bu hükümetin şeffaf olmayan yolsuzluk operasyonlarına
gittiği, aşağı yukarı her uluslararası platformda Türkiye'nin yüzüne vurulan
bu hükümetle Türkiye nereye gidecek ? cumhurbaşkanı'nın açtığı pencere
işte budur. Cumhurbaşkanı bu kapıyı aralamıştır. Bunu bu çerçevede yorumlamak
lazım.
Şimdiye kadar bütün hükümetin neredeyse bakanları tek tek "aman aman
bizde de yolsuzluk var" diyen bakanlar, "aman kontrol edemiyoruz" diyen
bakanlar, "aman Türkiye göçtü, çöktü, ekonomisi bitti" diyen bakanlar ve
bütün iktidar ve milletin karşısına geçip de millete "sizi seçime götüreceğiz.
Siz seçim isteğinizde haklısın" diyen muhalefet işte şimdi bir çıkış var.
Ben şimdi düşünüyorum bizim dışımızdaki muhalefet nasıl açıklayacak bunu
millete ? Ne diyecek ? Böyle bir sandığa gitme imkanı vardı. Cumhurbaşkanı
bile bile bunu tek bir maddeyi ortaya çıkararak açtı ama biz bunun yanında
olmadık. Nasıl izah edecekler bunu ?
Evet değerli arkadaşlarım,
Hiç kimse unutmamalıdır ki bugün Türkiye'nin önüne açılmış bir pencere
vardır. Bu pencere hükümetten kurtuluşun değerlendirmesi gerektiği bir
manzarayı ortaya koymuştur. millet bunu istiyor. Millet ısrarla sandığı
istiyor ve bugün yapılacak olan bir referandumdan önce pekala millete getirilen
sandık getirilmelidir. Bunu yüksek seçim kurulu ifade etti. "biz yapabiliriz"
bunu dedi. Bunu imkan dahilinde görüyoruz dedi. İşte herkesin kurtuluşu.
Hükümetin de onurlu kurtuluşu, sayın Ecevit'in de, bakanların da, herkesin
ve milletin de kurtuluşu. Nasıl olsa eninde sonunda o sandık ya gelecek
ya gelecek.
Bari Yeltsin'in yaptığı onurlu davranışı, Sayın Ecevit'in kendi bakanlarını
ayrıldıkları zaman, istifa ettikleri zaman işte onurlu bir davranış dediği
gibi kendisi de şu onuru yakalasın ve millette kurtulsun. Hepinize saygılarımı
sunuyorum. |