Bahçeli'nin partisinin Grup toplantısında yaptığı
konuşma şöyle:
(1 Mayıs 2001)
Kıymetli Milletvekili Arkadaşlarım,
Değerli Basın Mensupları,
Grubumuzun bu haftaki toplantısına başlarken hepinizi saygı ve sevgiyle
selamlıyorum.
Huzurlarınızda, bugünkü konuşmamda ülkemizde siyasetin dinamiklerine
ve vatandaşlarımız tarafından algılanma biçimlerine değinmek ve bu çerçevede
içerisinde yaşadığımız günlere ilişkin değerlendirmelerde bulunmak istiyorum.
Bilindiği üzere, ülkemizde bazı kamu görevlilerinin ve siyasetçilerin
de içinde yer aldığı yolsuzluk ve usulsüzlükler toplumda haklı olarak kamu yönetimine
ve siyasete karşı bir güvensizlik ve soğuma duygusunun gelişmesine yol açmıştır.
İnsanımız, bu ilişkilerin ulaştığı boyutların bütün gerçekliği ile ortaya
konularak, faillerinin cezalandırılmasını ve bunların eylem ve işlemlerinden
doğan kamu zararlarının tazminini istemektedir. Hepsinden önemlisi, bu
tür suistimal ve yolsuzlukların bir daha meydana gelmesinin önüne geçilmesini
arzulamaktadır.
Elbette ki, vatandaşlarımızın bu tür istek ve beklentilerinin son derece
önemli ve geçerli sebepleri bulunmaktadır. Şayet, bir ülkede gerek kamu
yönetimi ve gerekse onu yönlendiren siyasi iktidarlar, bulundukları konumdan
istifadeyle, ülke ve millet çıkarlarını gözardı ederek, bireysel veya parti
çıkarları peşinde koşarsa, orada hiçbir şekilde insanların mutlu ve geleceklerine
ilişkin umut sahibi olmaları mümkün olamaz. Siyasi ve bürokratik yozlaşma
ve yolsuzlukların ülkelerin geleceğine yönelik en büyük tehdit olarak algılanması
da bu çerçevede çok doğru bir yaklaşımdır.
Ne yazık ki, Türkiyemizde de, birçok ülkede olduğu gibi gerek kamu görevlilerinin
ve gerekse siyasetçilerin aktif rol oynadığı pek çok yozlaşma ve yolsuzluk
örneği ile karşılaşılmaktadır.
Ancak, bundan daha vahim olanı, yıllardır ardarda, skandal boyutuyla
ortaya çıkan veya çıkarılan bu tür yozlaşma ve yolsuzluklara karşı kamu
vicdanını rahatlatacak, yapanın yanına kar kalmasını önleyecek bir çözüm
yolu getirilememiş olmasıdır.
Dolayısıyla, Türkiye’ye zarar verdiği öne sürülen pek çok olayın da
gerçekte hangi boyutlarda olduğu, faillerinin sorumluluğunun tespiti
noktalarında da topluma karşı bir cevap verilememiştir.
Bunlara ek olarak yolsuzlukların üzerine ciddiyetle eğilmesi gereken
çevrelerin ve güçlerin bunların varlığı ve devamı üzerinden bir beklentiye
girmiş olmaları, toplumda bu sorunların hiçbir şekilde aşılamayacağı anlayışının
hakim olmasına yol açmıştır.
Bir taraftan üzerine gidilmesine rağmen netice alınamayan çok önemli
yolsuzluk ve yozlaşma örnekleri, diğer taraftan da ne yaparsa yapsın kolaylıkla
yozlaşma ve yolsuzluk olarak takdim edilme ihtimali karşısında tedirgin
olan kamu yönetimi ve siyaset yapısı. sorunların bir kısır döngü içerisinde
kalmasına sebep olmaktadır.
Ülkemizde, özellikle son yıllarda ortaya çıkan siyasi kirlenme ve yolsuzluk
manzarasının genel bir değerlendirmesini bu şekilde yapmak mümkündür. Ancak
bugün, bütün bu olumsuz birikimi bir kenara bırakan ve yapılan mücadeleleri
yok sayan çarpık ve insafsız yaklaşımlara rastlanmaktadır.
Yolsuzluklarla etkin ve kapsamlı bir mücadelenin yapıldığı bir dönemi,
gelişi güzel şekilde suçlamaya kalkışmanın en basit tabirle bariz bir haksızlığı
ifade edeceği aşikardır. Yolsuzluk ve usulsüzlüklerin aydınlatılmaya çalışılmasını
ters yüz etmenin, sahiplerine olduğu gibi, siyaset kurumuna da hiçbir
şey kazandırmayacağının en büyük kanıtı, yine yakın dönemdeki siyasi gelişmelerdir.
Bu konuda asgari bir samimiyet ve titizlik endişesi olanların unutmaması
gereken gerçek budur.
Muhterem Dava Arkadaşlarım,
Değerli Basın Mensupları,
Yozlaşma ve yolsuzluklarla mücadele ve siyasetin denetlenmesi için en
önemli argümanlar olan parlamento denetimi yolları da ne yazık ki, bu süreçte
güvenirliğini ve inandırıcılığını büyük ölçüde kaybetmiş bulunmaktadır.
İdari denetim yolunun etkinlik, verimlilik ve güvenirliği ise maalesef
ülkemizin yıllardan beri tartışageldiği konulardır. Buna ek olarak yargı
denetiminin yargının kendi işleyişinden ve sorunlarından kaynaklanan 'geç
tahakkuku' da yine bu konuda kamu vicdanını rahatlatabilecek bir sonuç çıkmasını engellemektedir.
Bütün bu denetim yol ve yöntemlerinin sağlıklı olarak işlemediği yapı
içerisinde kamuoyu duyarlılıklarının da doğru bir şekilde yönlendirildiğini
ve bu denetimlerin etkinliğine katkıda bulunduğunu söyleyebilmenin elbette
ki gerçekçi bir yönü olamaz.
Hepinizin ve yüce milletimizin gayet iyi hatırlayacağı gibi, parlamento
denetimine olan güven ve bu mekanizmanın geçerliliği öncelikle bazı siyasi
partilerin yöneticileri tarafından şüpheli hale getirilmiştir. Geçtiğimiz
dönemlerde, iktidar ve muhalefet gruplarının karşılıklı olarak verdikleri
gensoru, araştırma ve soruşturma önergeleri ile ileri sürülen suçlamalar
yine daha sonraki dönemlerde karşılıklı anlaşmalarla ortadan kaldırılmıştır.
Bu tür tutum ve davranışlarla bir taraftan parlamentonun güvenirliği
ve denetiminin etkinliği zedelenirken, diğer taraftan da vatandaşlarımız
gözünde siyaset kurumunun itibarı da yara almıştır.
Diğer yandan, araştırma ve soruşturma önergelerine konu edilenlerin
siyasetçi sıfatlarının yanısıra, birer insan oldukları ve şayet bir haklılık
payı yoksa önergelerin, bu kişilerin şeref ve haysiyetlerine kara çalmak
anlamına geleceği görmezden gelinmiştir.
Görüldüğü gibi, siyasi ve hukuki denetim mekanizmalarının çoğu zaman
yerli yerinde kullanılamaması, Türk siyasetinin önündeki önemli açmazlardan
biri haline gelmiştir. Bu durum, siyaset alanının yine siyasetçiler tarafından
daraltılmasından başka bir esaslı sonuç doğurmamıştır İlkeli ve dürüst
siyasetin içi boş bir slogan olmaktan çıkarılıp siyasi hayatın doğal bir
parçası haline gelmemesi durumunda bu açmazdan kurtulmamızın mümkün olmayacağını
unutmamak lazımdır.
Bugün yapmamız gereken geçmişte yaşananları birer ibret vesikası olarak
sürekli gözönünde bulundurarak milletimizin temel beklenti ve talebini
hayata geçirip kurumlaştırmaktır. Son zamanlarda böyle bir gerçekçi ve
duyarlı anlayış yerine, temiz siyaset ilkesini basit çıkar hesaplarının
dolgu malzemesi haline getirmek isteyenlerde bulunmaktadır. Bu çevreler,
milletimizin kollektif hafızasının çok zayıf olduğu varsayımından hareket
etmektedirler.
Fakat bu eğilimde olanlar bilmelidirler ki, karşılıklı verilen araştırma
ve soruşturma önergelerinin zorlamasıyla kurulan hükümetler ve onlara destek
verenler unutulmamıştır. Bu hükümetlerle birlikte, karşılıklı olarak
ileri sürülen suçlamaların bir bir nasıl ortadan kaldırıldığı ve aklandığı
da unutulmamıştır.
Milliyetçi Hareket Partisi, şu ana kadar hiçbir şekilde bu çirkinliklerin
içerisinde olmamıştır ve olmayacaktır. Rakibini karalayarak öne geçmek
veya işbirliğine zorlamak Milliyetçi Hareketin siyaseten bile olsa tercih
edeceği bir yöntem değildir.
Siyaseti yalnızca dürüstlük, açıklık, hoşgörü ve başarı ilkeleri üzerine
bina etmeyi tercih eden partimiz, bundan sonra da yine bu şekilde
davranmaya devam edecektir.
Huzurlarınızda bir kez daha ifade ediyorum ki, temiz siyasete, rekabetçi
ekonomiye ve hakkaniyetli topluma ulaşmanın yolunun, her kurumun, her kesimin
topyekün duyarlılığına ve çabasına bağlı olduğu unutulmamalıdır. Aynı şekilde,
yozlaşma ve yolsuzlukları ortadan kaldırmanın yegane yolunun samimi, kararlı
ve tutarlı olmaktan geçtiği bilinmelidir.
Bu çerçevede, parlamento denetiminin, siyaset kurumunu ve kamu çıkarlarını
korumak amacıyla yapılması zorunludur. Aksi bir yaklaşımın hem parlamenter
demokrasiye ve hem de siyaset kurumuna olan güveni zedelediğinin herkes
tarafından kabul edilmesi şarttır.
Sürekli bir şekilde yolsuzlukların ve yozlaşmanın odağında bırakılan
siyasetçi üzerine bir de denetimden kaçan insan gölgesinin düşürülmesi
milletimizin siyasete olan inancını da zayıflatmaktadır.
Parlamenter sistemlerin vazgeçilmez unsurlarından birisi olan meclis
denetim yollarının siyasi rekabet ve şantaj aracı olarak kullanılması alışkanlığı,
haklı durumlarda dahi bu yola başvurulması halinde bir şüpheli durum yaratmaktadır.
Yani, sonuçta, siyasi kan davalarının bu tür mekanizmaların etkisini ve
önemini kaybettirdiği bir süreç doğmaktadır.
Muhterem Arkadaşlarım,
Sayın Basın Mensupları,
Bizler biliyor ve inanıyoruz ki, siyaset kurumumuzun sürekli olarak
itibar kaybetmesinin, siyasetçilerin vatandaşlarımız nezdinde adeta potansiyel
suçlu insanlar durumuna düşürülmek istenmesinin önüne de yine siyaset kurumu
ve siyasetçiler geçebilir.
Böyle bir yaklaşımın bu çerçevede gelişmesi ve benimsenmesi kaçınılmazdır.
Bir taraftan siyasetin gereksiz yere töhmet altında kalmasına yol açmaktan
şiddetle kaçınmak, diğer taraftan da kamuoyu ve yargı denetiminden kaçmamak
çok önem taşımaktadır. Hiç şüphesiz, bu iki nokta arasında gerekli olan
dengeye ve hassasiyete özen gösterildiğinde sorunların ve tartışmaların
önüne geçilmiş olacaktır.
Bunun içindir ki, başta milletvekili dokunulmazlıklarının sınırlandırılması
hususu olmak üzere, yargı ve denetim reformu gibi sorunun çözümünde fayda
sağlayacak her türlü gerçekçi ve yapıcı tavrı sergilemekten kaçınmak hiçbir
şekilde mümkün değildir.
Partimiz, milletvekili dokunulmazlığı konusunun süratle gözden geçirilerek
yeniden düzenlenmesinin siyaset kurumu ve vatandaş ilişkilerinde güvenin
tesisi açısından çok olumlu bir adım olacağını düşünmektedir.
Milletvekili dokunulmazlığının belli ölçüler dahilinde gerekli olduğu
bir gerçektir. Haksız ve asılsız suç isnatları ile, Meclis kararı olmadan
milletvekillerinin yasama görevlerinden alıkonulması kabullenilemez.
Ancak, milletvekillerini bu anlamda farklı bir statüye tabi tutmanın
amacının onları ayrıcalıklı ve yasaların üstünde bir grup haline getirmek
olmadığı da açıktır.
Bazı üzücü örneklerin, belli çevrelerin siyasete biçmek istedikleri
role uygun olarak bütün parlamenterlerin ortak cürmü gibi takdimi, dokunulmazlığı
milletvekilleri için bir yük haline getirmektedir.
Yüce mecliste, namusu ve şerefi üzerine and içerek göreve başlayan milletvekillerinin,
Meclis’teki görevlerini tam bir bağımsızlık içerisinde yerine getirmek
için sahip oldukları bu hakkın, siyaset dışı çevreler tarafından istismarının
da bu şekilde önüne geçmek mümkün olacaktır.
Milletvekillerinin, daha seçildikleri andan itibaren sırf böyle bir
dokunulmazlıklarının bulunmasından dolayı potansiyel suçlular olarak
algılanmasının adalet ve hakkaniyetle bağdaşır bir yanı bulunmamaktadır.
Dolayısıyla bizim görüşümüz, seçim beyannamemizde de açıkça ifade ettiğimiz
gibi, milletvekili dokunulmazlıklarının yeniden ele alınmasının kaçınılmaz
olduğudur.
Ayrıca, milletvekili dokunulmazlığının sınırlanmasının doğrudan ceza
kovuşturması açılması veya ceza verilmesiyle aynı anlama gelmeyeceği
de bilinmelidir. Bu durum yalnızca, milletvekilinin TBMM güvencesinden
sıyrılarak, adalet karşısında diğer vatandaşlarla eşit duruma gelmesi anlamını
taşımaktadır.
Sonuç olarak, Anayasamızın 83. ve l00. maddelerinin gözden geçirilmesi
ve yeniden düzenlenmesi zarureti ortadadır. Bu şekilde, suçüstü hali, zimmet,
irtikap, ihtilas, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, kaçakçılık, resmi
ihale ve alım-satımlara fesat karıştırma gibi cürümleri işleyen bir milletvekilinin
veya bakanın sorgulanması ve yargılanması için Meclis’in kararına
gerek kalmamalıdır.
Bunun yanında siyasi partilerin gelir ve giderlerinin yeni bir denetim
sürecine konu edilmesi gerekmektedir. Siyasi mevzuatımızın
bu çerçevede elden geçirilmesi, yolsuzluk ve yozlaşmanın önüne geçilmesi
bakımından da önem arzetmektedir. Bu bağlamda, siyasi partilerin, dolayısıyla
siyasetin finansmanı meselesi vuzuha kavuşturulmalı ve kapsamlı bir denetim
mekanizması geliştirilmelidir.
Partilerin siyasi faaliyetleri ile idari yapılarının ayrıntılı olarak
düzenlenip sınırlandırıldığı bir sistemde, gelir ve harcama düzeninin disiplin
altına alınmamış olmasını demokratik ve etik bir yaklaşım olarak kabul
etmemiz mümkün değildir.
Değerli Arkadaşlarım, Sayın Basın Mensupları,
Hepinizin de bildiği üzere, mensubu olmakla onur duyduğumuz bu Yüce
Meclis dünyanın kurtuluş savaşı veren ve devlet kuran tek meclisidir. Millet
egemenliğinin temsil Makamıdır. Bu makama yönelik her türlü haksız ve yersiz eleştiri ve
itham doğrudan demokrasimize yapılmış kabul edilmek durumundadır.
Bizim için, Anayasa ile, yasama organı mensuplarına görevleri dolayısıyla
sağlanan bir takım hakların kötüye kullanılması da, parlamentonun denetim
yetkisinin suistimal edilmesi de gerçekte siyasetin toplumsal tabanını
daraltan, meşruiyetini tartışmalı hale getiren davranışlardır.
Yine, bu çerçevede, üzerinde durmak istediğim bir önemli konu ise, bazı
çevrelerin siyaset kurumuna ve siyasetçiye getirdiği eleştirilerde herhangi
bir ayrım ve kısıtlamaya gitme ihtiyacı hissetmemesi konusudur. Bu çevreler,
topluma karşı kendi yükümlülüklerini hiçbir şekilde sorgulama gereği duymaksızın, sanki bütün olumsuzlukların temelinde
siyaset varmışcasına hareket ederek adeta kendilerini temize havale etmek
arzusu içerisindedirler.
Kısacası, siyaset kurumuna ve siyasetçiye getirilen eleştirilerde böyle
bir mantık silsilesinin izlenmesinin iyiniyetle bağdaştırılması imkanı
yoktur.
Halbuki, toplumsal sorumluluk anlayışından kaynaklanan eleştiriler aynı
zamanda yapıcı önerilerle ve girişimlerle desteklenir ve sistemin aksayan
yönlerinin rehabilitasyonunu amaçlar. Toplumlar ve kurumlar açısından yarar
sağlayacak olan bakış açısı budur. Demokrasinin gelişimini ve kurumsallaşmasını
etkileyecek ve destekleyecek olan tavır da budur.
Muhterem Dava Arkadaşlarım, Sayın Basın Mensupları,
Huzurlarınızda son olarak bütün siyasi partilere ve siyasetçilere müşterek
bir görev ve sorumluluk düştüğünü hatırlatmak istiyorum,
Bugün siyasetin yolsuzluklardan arınması kadar, siyaset kurumunu haksız
yere karalayıp eleştirenlere karşı da hep birlikte mücadele etme mecburiyetimiz
vardır.
Unutulmamalı ki, bu iki yönlü yaklaşımın demokratikleşme sürecinin sağlıklı
bir şekilde gelişmesi ve neticelenmesi bakımından önemi ve değeri çok büyüktür.
Demokratikleşme politikası, her şeyden önce, daha adil ve şeffaf bir
siyasi ve toplumsal düzeni inşa etme niyetini ve çabasını ifade eder. Aynı
şekilde, siyaseti ve toplumu yok farzederek bir demokratikleşme perspektifi
ve politikasından bahsetmek mümkün değildir. Siyaset kurumunun başarısı,
ancak toplumuyla birlikte ve ülkesi için olduğu zaman mümkündür ve anlamlıdır.
Bu duygu ve düşüncelerle bir kez daha yüksek heyetinizi saygı ve sevgiyle
selamlıyorum.
|