MHP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli'nin,
partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmanın metni şöyle:
(9 Ekim 2001)
Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım,
Değerli Basın Mensupları,
Konuşmama yüksek heyetinizi en iyi dileklerimle selamlayarak başlıyorum.
Yorucu ve uzun geçen anayasa değişikliği maratonunun ardından bir araya
gelmiş bulunuyoruz.
Bu haftaki grup toplantımızın açılışında, öncelikle 11 Eylül tarihinde
Amerika'da vukuu bulan terör saldırılarının ardından yaşanan gelişmeleri
değerlendirmek istiyorum.
Hatırlanacağı üzere, 11 Eylül saldırılarında altı bine yakın insan hayatını
kaybetmiş, on milyarlarca doları bulan maddi kayıplar meydana gelmiştir.
Daha önceki grup konuşmamızda da ifade ettiğimiz gibi, binlerce masum
ve sivil insanın öldürülmesinin herhangi bir gerekçe ile meşrulaştırılmaya
çalışılması hiçbir şekilde mümkün değildir. Hangi ülkeye, hangi topluma
karşı yapılırsa yapılsın, terörün acımasız yüzünü görmezlikten gelmek,
bir insanlık suçu olduğunu inkâr etmek, terörizme ortak olmakla eşdeğerdir.
Yine, farklı amaçlarla terörist örgütlere destek olmanın da, aynı şekilde,
suça ortaklık etmekten bir farkı yoktur.
15 yıl boyunca bölücü terör çetesinin vahşi eylemlerine maruz kalan
Türk Milleti’nin, terörizm illetini en iyi hisseden ve kavrayan bir millet
olduğuna şüphe bulunmamaktadır. O yıllarda bunu anlamayan, anlamak istemeyen
birçok Batı Avrupa ülkesinin, bugün hiç olmazsa Amerikan Halkı’nın uğradığı
saldırıdan sonra Türkiye’ye hak vereceğini ümit ediyoruz.
Terör örgütlerini, uluslararası hesapları ve çıkarları için çeşitli
şekillerde destekleyen ülkelerin yaşananlardan gerekli dersleri çıkarması,
dünya çapında ihtiyaç duyulan "anti-terörizm cephesi"nin sağlıklı biçimde
işleyebilmesi için zorunludur.
Unutulmamalı ki, bugün gelinen noktada dinler ve medeniyetler arası
savaş kışkırtıcılığı yapanların çoğalmış olması, terörizmin nelere yol
açabileceğini göstermesi bakımından acı ama önemli bir tecrübe olarak değerlendirilmelidir.
11 Eylül tarihinden bu yana geçen zaman diliminde, Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyi'nde kabul edilen bir karar tasarısı ile, bütün ülkeler
terörizmin uluslararası malî kaynaklarının kurutulması içinde daha aktif
ve kararlı bir tutum takınması mecburiyeti getirilmiştir. Bunun yanında,
Avrupa Birliği yönetimi de terör örgütlerinin faaliyetlerine karşı aldığı
bir dizi yeni tedbiri yürürlüğe koymak için çabalarını sürdürmektedir.
Bütün bunlar, terörizm ile uluslararası alanda etkin mücadele amacıyla
atılmış önemli ama geç kalınmış adımlardır. Gelinen bu noktayı yeterli
bulmak da mümkün değildir. Maalesef, birçok Avrupa ülkesi ile uluslararası
kuruluşun, ayrılıkçı terör örgütlerini terörizm kapsamı içinde değerlendirme
ve tedbir alma konusunda çok istekli olmadıkları görülmektedir.
Bütün bu gelişmeler ve terörizmle ilgili tecrübeler, geniş ve samimi
bir uluslararası işbirliği ve dayanışmanın zorunlu olduğunu ortaya koymaktadır.
Bunun için, uygun bir ortamda geniş çaplı bir uluslararası konferansın
toplanarak, kavramlar ve mücadele yöntemleri üzerinde güçlü bir konsensüsün
oluşturulması gerekmektedir.
Terörizmle mücadelede ve çifte standartları ortadan kaldırmakta bir
dönüm noktası olacağına inandığımız bu teşebbüsün ardından, Birleşmiş Milletler
bünyesinde "Terörizmle Mücadeleyi İzleme Komitesi" oluşturularak, kararlılığın
ve dayanışmanın sürdürülmesini sağlamak şarttır. Böylelikle, zaten yeterince
gelişmemiş olan terörizmle mücadelede gerekli uluslararası normların zenginleşmesi
ve uygulanması daha çok mümkün olacaktır.
Terörizmle uluslararası etkin mücadelede ikinci hayati konuyu ise, terörizmin
kendisini meşrulaştırmak amacıyla atıfta bulunduğu küresel adaletsizlik
ve yoksulluk sorunları oluşturmaktadır. Daha insanî bir küreselleşme süreci,
beşerî sorunlara daha duyarlı bir dünya düzeni üzerinde kafa yormak ve
gerekli dönüşümleri hayata geçirmek önem arz etmektedir.
Terörizmle mücadelede üçüncü hayatî nokta da, sivil ve masum insanların
zarar görmemesi için özel bir titizlik gösterilmesi mecburiyetidir. Bu
duyarlılığın gösterilmesi terör örgütlerinin emellerine ulaşamaması için
de çok önemlidir.
Kıymetli Dava Arkadaşlarım,
Sayın Basın Mensupları,
Bilindiği üzere, Amerikan ve İngiliz askerî unsurları Afganistan'da
daha önceden belirlenmiş hedeflere yönelik geniş kapsamlı bir harekât başlatmış
bulunmaktadır. Terörizmle mücadele çerçevesinde başlatılan bu askerî harekâtın
somut hedeflerle sınırlı kalması ve sivil halkın zarar görmesinin mutlaka
önlenmesi gerekmektedir. Uzun süredir büyük ızdıraplar çeken Afganistan
halkı, yeni acılarla karşı karşıya bırakılmamalıdır.
Özellikle Pakistan yönetiminin, Taliban yönetimiyle yürüttüğü görüşmelerin
sonuçsuz kalması, diğer bir deyişle diplomatik çözüm arayışlarının başarıya
ulaşamaması, askerî seçeneğin devreye sokulmasını beraberinde getirmiştir.
Türkiye, dost ve kardeş Pakistan ile masum Afganistan halkının içinde
bulunduğu kritik durumu anlamakta ve her türlü insanî desteği vermektedir.
Aynı şekilde, Amerika Birleşik Devletleri’nin terörist saldırı sonrasında
yaptığı mücadeleyi de anlayışla karşılamaktadır.
Çeşitli çevreler tarafından bu süreç içinde yapılan yorumlarda şüphe
uyandıran ve panik havası yayan unsurlara da rastlanmaktadır. Sadece yöneticilerin
ve siyasetçilerin değil, medyamızın da çok dikkatli ve özenli olması gereken
nazik bir süreçte bulunuyoruz. Sorumlu yayıncılığa en çok ihtiyaç hissedilen
bu dönemde medyamızın bu titizliği göstereceğine inanıyorum.
Milletimiz, hükümetimizin ve ilgili kuruluşların gelişmeleri çok yönlü
olarak takip ettiği ve değerlendirdiği konusunda emin olmalıdır.
Hatırlanacağı gibi, Afganistan’daki askerî hedeflere ve eğitim kamplarına
yönelik operasyonların başladığı saatlerden itibaren sürekli değerlendirme
toplantıları yapılmış ve muhtemel gelişmeler ele alınmıştır. İlk önce Başbakanlıkta
başlayan güvenlik toplantıları, daha sonra Sayın Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında
devam etmiştir. Mecliste grubu bulunan siyasi partilerimizin Sayın Genel
Başkanları bir araya gelerek görüş alışverişinde bulunmuşlardır. Böylelikle
ülkemizi yakından ilgilendiren sıcak gelişmeler hakkında iktidar ile muhalefetin
işbirliği sağlanmıştır.
Bilinmelidir ki, Türk Devleti, hiçbir şekilde kısa vadeli endişelerle
hareket etmemekte, macera arayışı içine girmemektedir. Çünkü, çok
boyutlu ve gerçekçi bir politika izlemenin önemine ve gerekliliğine inanmaktadır.
Bu bağlamda, hem bütün dünyada, hem de bölgemizde kalıcı istikrar ve barışı
gözeten bir yaklaşımı benimsemektedir.
Aziz Milletvekili Arkadaşlarım,
Saygıdeğer Basın Mensupları,
Huzurlarınızda son olarak, geçen hafta içinde tamamladığımız anayasa
değişikliğinin anlam ve önemi üzerinde durmak istiyorum. Öncelikle, görüşmelere
titizlikle katılan ve katkıda bulunan bütün milletvekili arkadaşlarıma
teşekkürlerimi sunuyorum.
Daha önceleri de çeşitli vesilelerle ifade ettiğimiz gibi 21. Dönem
TBMM, Türk demokrasi tarihinde altın harflerle yer alacağına inandığım
büyük bir başarıya imza atmıştır. Art niyetli bazı çevreler tarafından
yapılan tartışma ve yakıştırmalarla gölgelenmeye çalışılmış olsa bile,
bu değişikliği sahiplenmek ve önemsemek gerekir.
1990’lı yıllar boyunca ülke ve meclis gündeminde bulunan anayasa değişikliği
konusunun, partimizin de yer aldığı bugünkü meclis tarafından büyük ölçüde
çözülmüş olması, bizleri ayrıca memnun etmiştir. İnşallah, siyasi hukukî
ve ekonomik yapımızı yeniden inşa çabaları bundan sonra da devam edecek,
Türk Milleti’ne layık bir sosyo-ekonomik sistem ve hukuk devletine ulaşma
süreci tamamlanacaktır.
Toplam 35 maddeden oluşan anayasa değişikliği projesi ile, siyasi sistemimizin
daha çağdaş ve demokratik bir nitelik kazanması, insan hakları hukukumuzun
zenginleşmesi mümkün olmuştur. Türk vatandaşlarının temel hak ve özgürlüklerinde
evrensel standartları yakalamasına vesile olan bu değişikliklerin anlam
ve önemi, ihtiyaç hissedildiğinde çok daha iyi anlaşılacaktır.
Bütün bunlara rağmen, anayasa değişikliği sürecinin üzerine iki gölgenin
düşmesine engel olunamamıştır. Bu gölgelerden birincisini, farklı dillerde
TV yayıncılığı meselesi, diğerini ise milletvekillerinin özlük haklarını
düzenleyen maddenin kabul edilmesi oluşturmaktadır.
Bazı medya kuruluşlarının bilinçli bir yayın politikası izleyerek vatandaşlarımızın
zihinlerinde çeşitli soru işaretlerinin uyanmasına yol açtıkları görülmüştür.
Türk Milleti ve Devleti’nin, toplumsal ahengini, millî ve üniter yapısını
bozacak bir düzenlemeye meydan verilmesi söz konusu bile değildir.
Milliyetçi Hareket Partisi’nin ve sağduyu sahibi vatandaşlarımızın bu
konulardaki duyarlılığını bilenlerin, bilinçli bir tavır takındıkları anlaşılmaktadır.
Ülkemizde, etnik ayrılıkçılığı çağdaşlık olarak gören ya da bir yöntem
olarak benimseyenlerin bu tür yorumlardan medet umması da söz konusu olabilir.
En büyük ve kıymetli millî hazinemizi oluşturan Türkçemiz, hem millet
olarak temel anlaşma aracımız, hem de bizi biz yapan müşterek değerlerimizden
biridir. Türkçemiz anayasamızda da gerekli koruma imkânlarına sahiptir.
Belirli bir amaca ulaşmak için üzerinde çeşitli spekülâsyonlar yürütülen
madde değişikliği ile, aslında yapılan şudur: Kanunlarımızda herhangi bir
düzenlemeye takâbül etmeyen "kanunla yasaklanmış olan herhangi bir dil
kullanılamaz" cümlesi, ilgili anayasa maddesinden çıkartılmıştır. Gerçekleri
görmek için, yapılan değişikliğin gerekçesine bakmak ve anayasamızın başlangıç
hükümlerini bir kez daha okumak yeterlidir.
Ayrıca, böyle bir ibarenin anayasa maddesi içinde yer alması, anlamsız
tartışma ve eleştirileri beraberinde getirmiştir. Buna ilave olarak, 12
Eylül askeri rejim döneminde uygulanan bazı yasakların daha sonra ortadan
kalkmasıyla, ilgili cümlenin varlığı gereksiz bir ayrıntı olarak durmaya
başlamıştır.
Bu vesileyle bir kez daha vurgulamak isterim ki, Türk Milleti ve devletinin
dili Türkçe’dir ve böyle de kalacaktır.
Anayasa değişikliği kapsamında, milletimizin en fazla hassasiyet gösterdiği
konulardan birisi de hiç şüphe yok ki, idam cezasının kaldırılmasına ilişkin
düzenleme olmuştur. Bir taraftan en önemli insan hakkı olan "yaşama hakkı"nın
sürekliliği anayasal güvence altına alınırken; diğer yandan da yine insanların
yaşama hakkı karşısında en büyük tehdidi oluşturan savaş hali ve terör
istisna tutulmuştur. Parti olarak üzerinde titizlikle durduğumuz bu konularda
ne kadar haklı olduğumuzu yakın geçmişte yaşadığımız acılardan dolayı bütün
milletimiz takdir etmektedir.
İnanıyoruz ki, bu konudaki hassasiyetimiz, 11 Eylül vahşetiyle birlikte
bütün dünya tarafından anlaşılır hale gelmiştir.
Muhterem Dava Arkadaşlarım,
Saygıdeğer Basın Mensupları,
Milletvekillerinin özlük haklarını düzenleyen anayasa maddesi değişikliği
görüşülürken verilen bir önergenin kabul edilmesiyle maaş artışının gündeme
gelmesi, kamuoyunda haklı bir tepki ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Milletvekillerinin yasama ve temsil görevlerini layıkıyla yerine getirebilmesi
için böyle bir düzenlemenin varlığını prensip olarak makûl karşılamak mümkündür.
Ancak, ekonomimizin kriz ortamından kurtulamadığı, yoksulluk ve işsizlik
sorununun arttığı bir dönemde, böyle bir düzenleme kamu vicdanını ister
istemez yaralayıcı bir sonuç doğurmuştur.
Bu çerçevede düşündürücü ve üzücü olan bir başka gelişme ise, değişiklik
kabul edildikten ve tepki ortaya çıktıktan sonra bazı partilerin yaptıkları
siyasi şov ve manevralardır. Çünkü değişiklik üzerinde mecliste temsil
edilen bütün siyasi partilere mensup milletvekillerinin katkısı bulunmasına
ve teklifin görüşülmesi sırasında ses çıkartılmamasına rağmen, daha sonra
halkımızın duygularını istismar etme yarışına girilmiştir.
Bize göre, anayasa değişikliğinden sonra bazı siyasi parti yöneticilerinin
yaptığı göz boyama kampanyaları yanlış olmuştur. Kısa vadede siyasi prim
elde etmek için yapılan bu manevraların, son tahlilde siyasetçinin itibarını
zedeleyen çarpık bir davranış olduğu açıktır.
Hepinizin de bildiği gibi, milletvekili özlük haklarına ilişkin maddenin
işlerlik kazanabilmesi için, yeni bir yasal düzenlemeye ihtiyaç vardır.
Bu durumda, ülke ekonomisi kriz sendromundan kurtulup istikrarlı büyüme
trendine kavuşmadığı sürece, bu maddeye hayatiyet kazandırmamak hususunda
partilerimizin ve milletvekillerimizin anlayış birliği içerisinde olacağı
inancındayım. Bizim, Milliyetçi Hareket Partisi olarak kamuoyunun takdirlerine
sunmak istediğimiz önerimiz budur.
Yedi ayı aşkın bir süredir kriz sürecinden kurtulamayan ekonomimiz,
Afganistan’a yönelik harekâttan sonra daha da kritik bir aşamaya girmiş
bulunmaktadır. Terörizmle mücadelede sıcak müdahale aşamasına geçilmesiyle
birlikte, yeni önlemlerin biran önce uygulamaya konması ve ekonomik canlanmanın
mutlaka temin edilmesi gerekmektedir.
Bugün, her kurum ve kişinin ülkemizi ve insanımızı ümitsizlik ve kriz
girdabından kurtarmak için elbirliği yapma zorunluluğu vardır. Türkiye
adımlarını, artık, sıcak savaş döneminin ekonomisi üzerindeki olumsuz baskıların
artacağını hesaba katarak atmak durumundadır.
Meclisimiz ve hükümetimiz, kritik ve sancılı bir dönemde, hiç şüphesiz
yüksek görev ve sorumluluk bilinci içinde hareket edecektir.
Bu duygu ve düşüncelerle, hepinizi bir kez daha selamlıyor, saygı ve
sevgiler sunuyorum.
|