Bahçeli'nin partisinin Grup toplantısında yaptığı konuşma şöyle:
(10 Nisan 2001)
Muhterem Arkadaşlarım,
Saygıdeğer Basın Mensupları,
Sözlerime yüksek heyetinizi en iyi dileklerimle selamlayarak başlıyorum.
Son günlerde Kasım ve Şubat aylarında ortaya çıkan ekonomik krizlerin
yol açtığı sorunların değişik toplumsal tezahürleriyle karşı karşıya bulunuyoruz.
Kriz ortamının yarattığı sıkıntılar ve belirsizlikler, toplumumuzda haklı
olarak çeşitli tepkilerin doğmasına yol açmaktadır.
Güvensizlik ve tepkilerin dozajını ekonomik sorunların ulaştığı boyutların
algılanmasında ortaya çıkan farklılıklar da etkilemektedir. Bu süreci,
itidalli hareket etmesi gereken çevrelerin yangına körükle gitme alışkanlıklarını
sürdürmesi de beslemektedir.
Tabi bütün bu olumsuzlukların varlığı, ülke olarak ciddi sorunlarımızın
bulunmadığı anlamına gelmemektedir. Hem dar gelirli toplum kesimleri, hem
de gerçek yatırımcı ve üretici kesimler, kriz ortamının şartlarından ağır
bir şekilde etkilenmektedir.
Gerçekten de asıl önemli meselemizi, çeşitli toplum kesimlerinin zaten
uzun süredir yaşadığı sıkıntılarının üzerine kriz dalgalarının eklenmesi
oluşturmaktadır.
Orta vadede kalıcı çözümler arayışı ve çabası içinde olan, 57. Hükümet,
bugün, ekonomiyi en kısa sürede tekrar işler hale getirmek ve toplumu rahatlatmak
gerçeğiyle karşı karşıyadır.
Ülkemizin ve siyasetin en önemli ve acil gündem maddesi budur. İkinci
gündem maddesi ise, krizin siyasi veçhesinin taşınmak istendiği boyutlarla
ilgilidir.
Ekonomik kriz ile birlikte siyaset kurumuyla ilgili çok yönlü bir tartışma
sürecinin başlatıldığı hepinizin malûmudur. Krizin arkası ve önü ile buna
ilişkin politikaların ve siyasi aktörlerin tartışılması gerekirken, meselenin
bütünüyle bir siyaset ve rejim sorununa taşınmaya çalışıldığı göze çarpmaktadır.
Kıymetli Milletvekili Arkadaşlarım,
Sayın Basın Mensupları,
Yaşanan kriz ve tartışmalardan, en başta 22 aydır işbaşında olan 57.
Hükümetin ve onu oluşturan siyasi partilerin çıkarması gereken önemli sonuçlar
olduğu açıktır. Milletine ve ülkesine karşı sorumlulukların idraki içinde
olan yönetimlerin ve partilerin bundan kaçması mümkün değildir.
Ama bunun kadar önemli olan başka bir husus daha vardır. Ülkemizin ve
özellikle ekonomimizin bu noktaya gelmesinde yıllardır doğrudan ya da dolaylı
olarak rolü bulunanların da benzer bir özeleştiri yapma gereği çok açıktır.
Bilinmelidir ki, ister siyaset, ister ticaret, isterse medya mensubu
olsun, bunu samimiyetle ve ciddiyetle yapamayanların başkalarını karalama
ve suçlama hakları hiç yoktur. Türkiye'de, özellikle son 10-15 yıldır ekonomimizin
nasıl yönetildiği, ülke kaynaklarının nasıl çarçur edildiği, az çok duyarlı
her insanın bilgisi dahilindedir.
Bugün bütün bunları yok farzedenlerin ya da sorumluluk duygularını kaybetmiş
olanların yapacakları şeyler bellidir. Bu da dün yaptıklarından farklı
olmayacaktır. Onlar, yine ucuz siyasi polemiklerle, kriz tacirliğiyle siyaset
ve menfaat gemilerini yürütmeye gayret edeceklerdir.
Şurası açık bir gerçektir ki, bugün yaşadığımız sıkıntıların temelinde
yatan sorun ile ekonomimizin esas sorunu aynıdır. Bu sorun konjonktürel
olmaktan çok yapısaldır.
Türk ekonomisinin temel açmazını, mevcut finans sistemi ile borç stokunun
artık sürdürülemez bir duruma gelmesi oluşturmaktadır. Bunun anlamı, son
birkaç yıldır denizin bitmesi ve ekonomik gidişatın kırmızı alarm düzeyinde
tehlike sinyalleri vermeye başlamasıdır.
Bu temel faktörü derinleştiren nedenler ise birden fazladır ve uzun
yılların ihmaline ve savurganlığına dayanmaktadır. Diğer bir deyişle, bankacılık
sisteminin ve kamu maliyesinin sağlıklı bir alt yapıya kavuşturulamamış
olmasından, israf ve yolsuzlukların had safhaya ulaşmasına kadar bir çok
neden, krizi derinleştiren ve hızlandıran bir rol oynamıştır.
Unutulmamalı ki, ekonomik krize acil müdahalenin yapılmasıyla birlikte,
her alanda yapısal ve zihinsel bir dönüşümün yaşanması gerekmektedir. Bu
gerçekleşmediği takdirde benzeri krizlerle karşılaşmak kaçınılmaz olacaktır.
Başka bir deyişle, ekonomik sıkıntılara neden olan yapısal sorunlar ile
ahlakî zaaflar giderilemediği ölçüde krizler kaderimiz olmaya devam edecektir.
Milliyetçi Hareket Partisi, işte böyle bir sorumluluk anlayışı ve görev
bilinciyle siyasi bir yaklaşım ve uslûp geliştirmeye özen göstermiştir.
Bu zaman zarfında birçok haksız eleştiriye konu edilmek istenmesinin temelinde
de maalesef bu yatmaktadır.
Partimizin milli sorumluluk anlayışı, duyarlı ve uzun soluklu yaklaşımları
kasıtlı olarak siyaset bezirganları ile toplumsal gerilimden beslenenler
tarafından yanlış takdim edilmeye çalışılmıştır. Medya dünyasının çeşitli
kompartımanlarında ikamet eden bazı kalemler de bu sürece sürekli lojistik
destek sağlamışlardır.
Ancak, her türlü çarpıtma ve kışkırtmaya rağmen bu çevreler amaçlarına
ulaşamamışlardır. Bundan sonra da ulaşamayacaklardır.
Milliyetçi Hareket Partisi, anlık ve dar siyasi hesapların partisi olmadığı
içindir ki, bu hesapları çok sevenler tarafından boy hedefi haline getirilmeye
çalışılmaktadır. Bizler günübirlik yaşayan, hem iktidar ortağı olan hem
de halkımızın çektiği sıkıntıları istismar eden bir parti olamayız.
Bizim için önemli olan, kaş yaparken göz çıkarmamaktır. Zaten sorumlu
ve duyarlı siyasetin de gereği budur. Bunun aksini iddia edenler, bu iki
kavramı sadece sözlüklerde gördüğünde hatırlayanlardan başkası değildir.
Aziz Dava Arkadaşlarım,
Saygıdeğer Basın Mensupları,
Huzurlarınızda bir kez daha vurgulamak isterim ki, bugün parti, meclis
ve hükümet olarak öncelikli görevimiz, ülkemizin ve insanımızın girdiği
cendereden biran önce kurtulmasını temin etmektir. Bunun için ne gerekiyorsa
yapmaktan kaçınmayacağımız açıktır.
Ekonomimizin tekrar dinamizmine kavuşması, topluma güven ve huzur verici
tedbirlerin hayata geçirilmesi gerektiği, tartışma götürmez bir gerçektir.
Esnaflarımız, çiftçilerimiz ve memurlarımız başta olmak üzere, geniş toplum
kesimlerinin haklı taleplerinin vakit geçirilmeden karşılanması gerekmektedir.
Bu gelişme, aynı zamanda ekonomik canlılığı da beraberinde getireceği için
piyasaların ve morallerin normale dönmesini de kolaylaştıracaktır.
Türkiye, bir taraftan ekonomik ve sosyal yaralarını süratle sararken,
diğer taraftan da yolsuzluk bataklığını kurutmaya devam etmek zorundadır.
Bu mücadeleler, eş zamanlı ve kararlı bir şekilde yürütüldüğünde, toplumsal
tepkinin ve güvensizliğin yerini sağduyunun ve dayanışmanın alması çabuklaşacaktır.
Görüldüğü üzere, ülkemiz açısından öncelikli olan ekonomimizin toparlanma
sürecinin başarıyla tamamlanmasıdır. Yine, hangi siyasi görüşten ve kesimden
olursa olsun, milletin kaynaklarını ve geleceğini kemirenlerin üzerine
kararlılıkla gidilmesi mecburiyetimiz vardır. Bunun için her kurum ve kişi,
payına düşen her türlü görevi layıkıyla yerine getirmekle mükelleftir.
Bu görev ve sorumluluğun, sadece siyasetçilere değil, ekonomik aktörlere,
medyaya, sivil toplum kuruluşlarına ve aydınlara ait olduğu bir gerçektir.
Meclisten ve hükümetten şikayet etmenin haklılık derecesinin bunun gerçekleşme
düzeyine bağlı olarak değişeceği unutulmamalıdır.
Muhterem Milletvekili Arkadaşlarım,
Saygıdeğer Basın Mensupları,
Üç aydır iç içe yaşadığımız ekonomik krizlerin bizlere hatırlattığı
hususlar özetle bunlardır. Zaten bunları değişik vesilelerle sizlerle ve
milletimizle paylaşmaktayız.
Fakat, huzurlarınızda bir kez daha altını çizmek isterim ki, ister muhalefette,
isterse iktidarda olsun ülke yönetiminde söz sahibi olanların hem duyarlı
hem de soğukkanlı olma mecburiyetleri vardır. Bu mecburiyeti ihmal etmenin
maliyeti zannedilenden çok daha ağırdır.
Böyle bir süreçte siyaset kurumunu gelişi güzel bir şekilde tartışmaya
açanlara karşı da aynı duyarlılıkla yaklaşmak şarttır. Çünkü ülkemizin
yaşadığı badireleri atlatmanın en sağlıklı yolu bu tür bir anlayış birliğinden
geçmektedir. Kritik anlarda sadece siyasete ve siyasetçiye yüklenmek en
kolay yollardan birisidir.
Bunun yanında, Türkiye'nin son iki yıldır iç ve dış sorunların ağırlığı
ve gündem yoğunluğu bakımından en zorlu dönemlerinden birini yaşadığını
yok farzederek bir yere varmak mümkün değildir. Aynı şekilde son dönemlerin
en fazla çalışan meclisinin işbaşında bulunduğunun gözardı edilmemesi gerekmektedir.
Özellikle 1990'lı yıllar boyunca yeterli çalışma performansına ulaşamayan
meclisler ile ortalama ömrü 8-9 ay olan hükümetlerin ülkemizin acı gerçekleri
olduğu unutulmamalıdır. 10 yıl boyunca 11 kez hükümet değiştiren Türkiye,
temel sorunlarına çare bulamamış, bilakis derinleştirmiştir.
Bu çerçevede dikkat edilmesi gereken nokta, sorunların üzerine kararlılıkla
gidebilecek ve halkımızın derdine derman olabilecek hükümetlerin oluşumu
ve yaşaması meselesidir. Bu mesele, siyasi istikrar ile toplumsal istikrarın
birbiriyle kesiştiği ve bütünleştiği en hayati alanı ifade etmektedir.
Bunun dışındaki niyet ve çabalar ülke sorunlarına çare olmaktan çok,
daha fazla yük olmaktadır. Dolayısıyla, tartışma ve eleştirilerin bu noktaları
hesaba katmaması durumunda varılacak yer, sadece ülkemizin değil, demokrasimizin
de yararına olmayacaktır.
Son zamanlarda ortalığı kaplayan "siyaset dışı siyaset önerileri"nin
bu tür duyarlılıktan yoksun olduğu, iyi düşünülüp tartışılmadan gündeme
getirildiği görülmektedir. Bunları, tabii olarak, makûl bulup dikkate almak
mümkün olmamaktadır.
Ülkemize yarardan çok zarar verecek olan bu ve benzeri arayışların geçmişteki
maceraları da zihnimizde canlılığını korumaktadır. Siyaset dışı yaklaşımlar,
bir taraftan demokrasiye olan inancın ne kadar çarpık ve zayıf olduğunu
ortaya koymakta, diğer taraftan da ekonomik krizin olduğundan çok daha
büyük boyutlarda algılanmasına yol açmaktadır.
Gerçekten de, "teknokratlar hükümeti" ya da "milli koalisyon" gibi hükümet
önerileri, olağan dışı formüllerdir. Ayrıca hayata geçme ve başarılı olma
şansları oldukça zayıftır.
Siyasetin alternatifi yine siyasetin kendisi olmak durumundadır. Meclis
ya da hükümetlerin tıkandığı noktada çözümü, yine siyasetin kendi tabii
yöntemleriyle aramak gerekir.
Bilinmelidir ki, Türk demokrasisine kendi kendini yenileyebilme gücünü
kazandırmanın ve rüştünü ispat etme yeteneğini geliştirmenin başka bir
makûl ve mümkün yolu yoktur. Ülkemizin her krizle karşılaştığı dönemde,
bu yöntemleri gündeme getirme alışkanlığının demokrasi kültürünün gelişimine
engel oluşturacağı açıktır.
Kıymetli Arkadaşlarım,
Sayın Basın Mensupları,
Huzurlarınızda son olarak bir hususa daha kısa da olsa tekrar temas
etmek istiyorum.
Hiç şüphe yok ki, bir ülke de sağlıklı bir demokratik hayatın ve toplumsal
ahengin ön şartını, sorumluluk ahlâkının yerleşmişlik düzeyi oluşturur.
Suçu ve sorumluluğu sürekli başkasında arama gibi, eleştiri ve tartışma
kültürünün çarpıklığı da, sosyo-politik sistemin manevi iklimindeki kirlenme
sürecine işaret eder. Bu temizlenmediği sürece de, toplumsal ve siyasi
yapıların sağlığına kavuşması, siyasi ilişkilerin belirli bir ahenge ve
fonksiyonelliğe sahip olması mümkün değildir.
Ülkemizin uzun yıllardır yaşadığı toplumsal ve ekonomik sorunların temelinde
yatan yapısal yetersizliklerin yanı sıra, böyle bir sorumluluk ahlâkının
kök salamamış olması da çok önem taşımaktadır.
Bu mesele, sadece siyasi partilerin ve siyasetçilerin meselesi de değildir.
Toplumu oluşturan her sosyal kesimin ve meslek grubunun sahiplenmesi ve
yaşatması gereken hayati bir konudur. Her şeyden önce, temiz siyaseti,
yalnız siyasetçilerin sahip çıkmasıyla var olacak bir temel değer olarak
görmemek gerekir. Unutulmamalı ki, temiz siyaset, siyasetle içli dışlı
olan her grubun ve unsurun samimiyetle yaşaması ve yaşatması durumunda
mümkün olabilecek bir değerdir.
Aksi takdirde zaman zaman hatırlanan, bazen de siyasi manipülasyon aracı
olarak kullanılan bir slogan olmaktan öteye geçemeyecektir.
Bugün, temiz ve ilkeli siyaseti arkası boş bir slogan olmaktan kurtarma
görevimiz daha çok önem kazanmış bulunmaktadır. Bu görev, hepimizin, herkesin
görevidir.
Türk ekonomisini, yıllardır büyütülen borç ve yolsuzluk bataklığından
kurtarma çabalarımız yoğunlaşırken, Türk demokrasisini de daha temiz bir
atmosfere kavuşturmamız şarttır. Bu zannedildiği kadar da zor değildir.
Biraz samimiyet ve iyi niyet, biraz da gayret, sorunların çözüm yoluna
girmesi için yeterlidir.
Milletimizin özlemini çektiği ekonomik ve siyasi ortamı tesis etmek
için çok geç kalınmış değildir. Sürekli karamsarlık güvensizlik havası
yaymak ise hiçbir şeyin çaresi değildir.
Unutulmasın ki, iyi niyetle ve elbirliğiyle aşılamayacak hiçbir kriz,
çözülemeyecek hiçbir sorun yoktur.
Bizler, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bunun için varız, bunun için
var olmaya da devam edeceğiz. Çünkü biz, milletimizin kara gün dostu olmak
için, kriz ve çöküş edebiyatı yerine, çözüm yolunda gayret sarfetmek gerektiğine
yürekten inanıyoruz.
Yüce Allah'ın izniyle, bu zorlu günleri de el birliğiyle aşacak, hep
birlikte daha iyi günlere kavuşacağız.
Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi bir kez daha saygı ve sevgilerimle
selamlıyorum.
|