Başbakan Bülent Ecevit'in açıklamaları ve sorulara
yanıtları şöyle:
(6 Ağustos 2001)
Anavatan Partisi’nin toplantısı oldu, bu arada Sayın Mesut Yılmaz'ın
büyük oy çokluğu ile yeniden Genel Başkanlığa seçilmesi Hükümet istikrarı
bakımından da
önemli bir olaydır. Kendisini kutluyorum ve başarılarının devamını
diliyorum.
Sayın Mesut Yılmaz'ın Kurultay konuşmasını dikkatle başından sonuna
kadar izledim, ayrıca yazılı metni de okudum.
Sayın Mesut Yılmaz son 10 yılın bir değerlendirmesini yaptı. Bu genelde
olumsuz bir değerlendirme. Tabii bir parti başkanı olarak Sayın Mesut Yılmaz'ın
kendi takdiridir. Ancak bizim Anavatan Partisi ile 4 yıllık bir hükümet
ortaklığımız vardır. Bu hükümet ortaklığı döneminde bir hayli atılımlar
yaptık. Onun için hükümet ortaklığı dönemimizin nesnel bir şekilde değerlendirilmiş
olmasını beklerdim. Fakat Sayın Mesut Yılmaz bunu gerekli görmedi.
Oysa bizim 4 yıllık hükümet dönemimizde -ki bunun büyük kısmında Milliyetçi
Hareket Partisi'nin de katkısı oldu- reform niteliğinde, düzen değişikliği
niteliğinde bir hayli yasama çalışması yaptık.
Bu arada Avrupa Birliği'nde adaylığımızla ilgili olarak bir Ulusal Program
hazırladık ve bu, Avrupa Birliği'nde de destek gördü.
Önemli, kapsamlı bir eğitim reformu yaptık, sosyal güvenlik alanında
atılımlar yaptık. Terörün kökünü büyük ölçüde kazıdık. Yolsuzluklarla,
mafyalarla, çetelerle mücadele yolunda çok büyük hamleler, atılımlar yaptık.
Cezaevlerindeki olumsuzluklar sona erdi ve cezaevlerinde devlet otoritesi
yeniden kuruldu. Gümrükler yolsuzluklar bakımından önemli bir etkendi.
Kapsamlı bir Gümrük Reformu yaptık. Bu arada bankacılık ve finans alanlarında
reformlar yaptık.
Şimdi iç kaynak oluşturma konusunda atılımlar başlattık. Ekonomik ve
Sosyal Konsey kurulmasını sağladık. Ayrıca kapsamlı Anayasa değişiklikleri
için hazırlıkları büyük ölçüde tamamladık.
Sayın Mesut Yılmaz konuşmasının bir yerinde, "Ekonomiden sağlığa, eğitimden
mahalli idarelere kadar ülkemizde her alan tıkanmıştır" diyor.
Bence gereksiz bir karamsarlık, halkta da karamsarlık havası oluşturabilecek
bir ifade. Sayın Mesut Yılmaz’ın maksadını aştığına inanıyorum. Tam tersine
ekonomi alanında birtakım ciddî atılımlar yaptığımız gibi, sağlık
alanında da gelişmeler vardır. Eğitim alanında biraz önce belirttiğim gibi
çok büyük bir reform yapılmıştır ve başarılı bir şekilde sürmektedir.
Yine Sayın Mesut Yılmaz, "Özgürlük alanı daraldı, hak ihlalleri arttı"
diyor.
Oysa özgürlük alanı 12 Eylül döneminden sonra büyük ölçüde genişlemiştir.
Henüz eksikliklerimiz vardır, fakat bu eksiklikleri gidermenin iradesi
de koalisyon ortaklarında yer almaktadır.
Sayın Mesut Yılmaz, "İnsanımız bugünden umudunu kesmiştir" diyor.
Bu bence çok karamsar bir ifade. Bunu da Sayın Mesut Yılmaz’ın maksadını
aştığına inanıyorum.
"On yıldan beri patinaj yapıyoruz" diyor.
Oysa 10 yıldır büyük olumsuzluklar olduğu, ekonomik alanda sıkıntılar
olduğu doğru ama patinaj değil, birçok alanda atılımlar yapıyoruz.
Sayın Yılmaz, "on yıldır toplumumuzu akıl değil, duygular yönetiyor.
Akıl ve sağduyu çoktan rafa kalktı" diyor.
Bu da bence gerçeklere tam uyan bir ifade tarzı olmasa gerektir.
Bu arada Sayın Mesut Yılmaz'ın özellikle bir ifadesi beni çok şaşırttı.
Sayın Mesut Yılmaz'a göre önümüzde iki yol varmış: Biri çağdaş dünya yolu,
öbürü Miloseviç ve Saddamlar yolu. Türkiye hiçbir zaman Miloseviç veya
Saddam tipi liderlere mahkum olmamıştır. Biz aslında 1920’li yıllarda Atatürk’ün
önderliğinde bir yola girdik ve bu yolda ilerlemeye de devam ediyoruz.
Ama Sayın Mesut Yılmaz nedense gelişmeleri akla kara olarak nitelendirdi.
Oysa siyasette hiçbir şey akla kara değildir.
Bunları belirtmeyi görev biliyorum. Çünkü dediğim gibi hükümet olarak
bizim görevimiz halkta karamsarlık yaratmamaktır, halka umut verebilmektir
ve bu konuda da elimizden gelen çabayı göstermektir.
Bu arada Sayın Mesut Yılmaz’ın ilgi çeken bir ifadesi de ulusal güvenlik
kavramının yeniden ele alınması ve ulusal güvenlik kavramının muhtevasının
ve gereklerinin kamu tartışmasına açılmasının gerekli olduğu şeklindedir.
Bu hiç şüphesiz olumlu bir ifadedir ancak bunun içeriği bir an önce açıklanmazsa
çok yanlış anlayanlar olabilir. Neyse ki Sayın Mesut Yılmaz bu konuda dikkatli
davranmış ve konuşmasında şu ifadeye yer vermiştir: "Bu konuda, yani ulusal
güvenlik konusunda Anavatan Partisi olarak üniter devlet yapımız ile rejimimizin
laik karakterinin korunmasını vazgeçilmez bir şart olarak gördüğümüzün
altını çiziyorum" dedi. Bu olumlu bir ifadedir. Böylelikle Sayın Mesut
Yılmaz bazı yanlış ve ters yorumlara partisinin kapısını kapatmış olmaktadır.
Bu, sevindirici bir gelişmedir.
SORULAR - YANITLAR
SORU: Sayın Yılmaz'ın, "Bu salonda Türkiye'nin bugünkü durumundan
memnun olan bir tek kişi olduğunu sanmıyorum" gibisinden bir ifadesi var.
ECEVİT: Yani memnuniyetsizliğin yaygın olduğu belli. Hepimizde
bu var ama bunu geleceğe yönelik umutları karartacak, gölgeleyecek şekilde
ifade etmek bence yanlıştır. Aslında halkımız bütün sıkıntılara, ekonomik
alandaki olumsuzluklara rağmen alınmakta olan önlemlerin olumlu sonuçlar
vereceğine inancını sürdürmektedir. Aksi halde ekonomik alanda alınan tedbirlere
toplumun bugünkü kadar desteği beklenemezdi. Oysa halkımız sabırla
bu alınan önlemlerin sonuçlarını bekliyor. Tabii ilelebet bekleyemez ama
öyle sanıyorum ki kısa sürede ekonomiyle ilgili olumsuzluklardan da esenliğe
çıkacağız.
SORU: Bu 10 yıllık dönemde bir şekilde 4 yıllık ANAP-DSP ortaklığı
vardı. Şimdi siz başbakansınız, bir bölümünde de Sayın Yılmaz Başbakanlıktaydı.
Yaklaşık 15 ay süren bir başbakanlık dönemi oldu. Yani o dönemde kendisi
de bizzat fiilen 15 ay başbakanlık yetkisi kullandı. O açıdan bu durumda
nasıl bir değerlendirme yapıyorsunuz?
ECEVİT: Artık o açıdan bir değerlendirme yapmak sizlere düşüyor.
SORU: Bu konuda Sayın Yılmaz ile bir görüşme yaptınız mı ya da
yapacak mısınız?
ECEVİT: Hayır, yapmama gerek yok, çünkü kendi partisinin kurultayında
yaptığı bir konuşma. Bu konuda önceden birlikte fikir oluşturmak bizlere
düşmezdi. Ama dediğim gibi ortak hükûmet dönemimiz olan 4 yıllık dönemi
nesnel bir şekilde değerlendirmesini de beklerdim.
SORU: Bugünlerde bir liderler toplantısı yapacaksınız, bu konuyu
orada gündeme getirecek misiniz?
ECEVİT: Hayır, sizler soru sordunuz, ben de açıktan düşüncelerimi
söylüyorum, yeterlidir. Aramızda herhangi bir sorun yoktur. Dediğim gibi,
Sayın Mesut Yılmaz'ın genel başkanlığı büyük oy farkı ile yeniden üstlenmesi
hükümetin istikrarı bakımından önemli bir olanaktır. Kendisini kutluyorum.
SORU: Yine konuşmasında bir şablona baktığımızda Sayın Yılmaz,
1984-1991 arası dönemi yani ANAP dönemini Türkiye'nin çok büyük atılımlar
yaptığı, herşeyin iyi gittiği bir dönem olarak görüyor ve 1991 yılında
ANAP'ın iktidardan çekilmesiyle birlikte Türkiye’nin bir düşüş trendine
girdiğini ekonomide popülist yaklaşımların ve de kamu bankalarının görev
zararlarının hep 1991 yılı sonrası ortaya çıktığını söyledi. Siz 1991 yılı
öncesi dönemi Özal-ANAP dönemini, Sayın Özal'ın tuğrasını Türkiye'ye vurduğu
dönemi aynı şekilde mi değerlendiriyorsunuz?
ECEVİT: Sayın Özal dönemi artık geride kalmış, yeniden canlandırılamayacak
bir dönemdir. Kendine özgü birtakım koşullar altında Özal iktidarı gerçekleşmiştir
ve artık geride kalmıştır. Yani herşeyi olumsuz gösterip, sadece Özal dönemini
olumlu gibi göstermek de pek gerçekçi olmaz. Ama bu konular üzerinde durmak
istemiyorum, benim hakkım yok. Çünkü bir başka partinin değerlendirmesi
kendi hakkıdır ama dediğim gibi 4 yıllık bir hükümet ortaklığımız olduğuna
göre, bu 4 yıllık hükümet ortaklığımızı gerçekçi ve nesnel bir biçimde
değerlendirmesini beklerdim.
SORU: Sizde bir kırgınlık var mı?
ECEVİT: Kesinlikle kırgınlık söz konusu değil. Benim Sayın Mesut
Yılmaz'a çok saygım ve sevgim var. Aslında bu 4 yıllık dönemde birlikte
çok önemli işler yaptık. Aramızda herhangi bir ciddî sorun hiçbir zaman
olmadı, bundan sonra da olmayacağına inanıyorum.
SORU: Sizce neden böyle konuştu o zaman?
ECEVİT: Artık onu bilemem.
SORU: Peki Efendim, Ulusal Güvenlik Kavramının içi doldurulmazsa
farklı yorumlara neden olabilir değerlendirmesini yaptınız. 2 gündür gazetelerde
bu konuda gerçekten çok farklı yorumlar yapılıyor. Siz bu kavramın içini
nasıl dolduruyorsunuz? Bir de bu kavram gerçekten Türkiye’nin önünde engel
mi?
ECEVİT: Hayır, Türkiye'nin önünde engel olacak bir durum söz
konusu değil, bence. Tam tersine insan hakları ve özgürlükler bakımından
eksikliklerimizi gidermek için bu Hükümet ve bu Meclis döneminde Türkiye
bu ulusal güvenlik kavramı için de büyük atılımlar gerçekleştirmiştir.
Bu arada dediğim gibi bizzat Sayın Mesut Yılmaz'ın da önemli katkısı ile
Ulusal Program gerçekleştirilmiş ve Hükümet tarafından destek verilmiştir.
Ayrıca Anayasal değişiklikler özellikle insan hakları bakımından yeniden
ele alınmıştır. Ulusal programda vaad ettiğimiz hususların önünde de herhangi
bir engel oluşabileceğini sanmıyorum, öyle bir işaret yoktur. O bakımdan
bir karamsarlığa gerek olmadığı gibi, bu ulusal güvenlik kavramının içini
boş bırakmamakta da yarar vardır. Neyse ki Sayın Yılmaz üniter devlet ve
laik kavramını vurgulamak suretiyle olumsuzluklara karşı bir ölçüde bir
set çekmiştir. Bu sevindirici bir gelişmedir.
SORU: Ulusal güvenlik kavramı ne ölçüde açıklanabilir?
ECEVİT: Sayın Mesut Yılmaz'ın ne kastettiğini bilemiyorum. Ama
dediğim gibi bir kere ulusal güvenlik konusunda çok ciddi atılımlar yapılıyor.
Bu arada şunu da unutmamak gerekir; Türkiye dört bir yanından tehlikelerle
ve güvensizliklerle çevrili bir ülkedir. Ulusal güvenlik politikasını belirlerken
elbette bu gerçeği göz önünde tutacaktır.
SORU: Sayın Yılmaz Avrupa Birliği ile ulusal güvenlik sendromu
ile engeller çıktığını söylerken acaba Avrupa Güvenlik Kimliği ya da Kıbrıs
gibi konuları mı kastetti?
ECEVİT: Sanmıyorum. Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği politikasına
Türkiye'nin rezervleri bizim güvenliğimiz bakımından son derecede önemlidir.
Kıbrıs konusu yalnız Kıbrıslı Türklerin güvenliği bakımından değil, Türkiye'nin
güvenliği bakımından da çok önemlidir. Sayın Mesut Yılmaz'ın bu konularda
da farklı değerlendirmeleri olmayacağına inanıyorum.
SORU: Konuşmasında Sayın Yılmaz’ın bir bölüm var, siz ona atıf
yapmadınız. Bu yenilikçiler hareketi ile ilgili olarak konuşmasının bir
yerinde ilk kez yenilikçilere karşı açık bir tavır koydu, yenilikçileri
ve Tayyip Erdoğan'ı takiye yapmakla suçladı. Konuşmasının bu bölümünü nasıl
değerlendiriyoruzsunuz?
ECEVİT: Dediğim gibi Sayın Mesut Yılmaz laikliğe verdiği önemi
özellikle vurgulamıştır. Bu açıdan o konudaki düşüncelerini ve kaygılarını
dile getirmiş olduğu anlaşılıyor.
SORU: Efendim, yolsuzluklarla ilgili olarak Sayın Yılmaz daha
farklı bir yaklaşım gösterdi. Medya'yı da suçladı, "Bir operasyon yapılırken
hemen büyütülüyor" dedi. Siz Yılmaz'ın yolsuzluklarla ilgili sözlerini
nasıl yorumluyorsunuz?
ECEVİT: O konulara değinmek istemiyorum. Ben özellikle 4 yıllık
hükümet dönemimizde vurgulanması gereken hususları belirtmekle yükümlüyüm.
SORU: Efendim, bir de Sayın Sadettin Tantan ile ilgili siz biraz
önce dediniz ki yolsuzluklar üstüne güçlü bir şekilde gitti. Ama onunla
ilgili Sayın Yılmaz'ın kahraman polisçilik oyunu var. Yani sizin söylediklerinizle
Sayın Yılmaz'ın söyledikleri çelişkili, ters düşüyor.
ECEVİT: Ben yolsuzlukların üstüne yürümekte Sayın Mesut Yılmaz'da
bir irade eksikliği görmedim, bundan sonra da göreceğimi sanmıyorum. Ancak
Sayın Yılmaz, bazı uygulamalarla ilgili kaygılarını dile getiriyor.
SORU: Tantan ile ilgili değerlendirmeye katılıyor musunuz?
ECEVİT: Artık o konuda bir şey söylemek istemiyorum.
SORU: Peki efendim biraz genellersek, siyasette hem merkez sağ,
hem de merkez solla ilgili tartışmalar var. Nitekim yenilikçilerde işte
son toplantılarıyla bütün Türkiye’yi kucaklamak üzere bir çaba içindeler.
Efendim, Türkiye’de acaba siz şu anda nasıl siyasî bir tablo çiziyorsunuz?
ECEVİT: Türkiye'de oluşmakta olan siyasal tablo henüz kesin şeklini
almış değil. Bir kere özellikle sağda yeni oluşumlar var. Bu oluşumların
nasıl bir sonuç getireceği belli değil. Bu arada eski Cumhuriyet Halk Partisi
ile veya sosyal demokrasi ile ilgili oluşumlarda birtakım yenilikler
var, yani siyaset tablosu henüz belirgin bir şekilde yerine oturmuş değil.
Ama bundan dolayı bir sıkıntı söz konusu değil, bir süre sonra tablo yerine
oturacaktır.
SORU: Siyasi tablonun yerine oturması sizce neye bağlı? Ekonomik
krizle bir alakası var mı?
ECEVİT: Sanmıyorum.
SORU: Neye bağlı olabilir efendim?
ECEVİT: Şimdi başka parti oluşumları sürerken ben bir katkıda
bulunmayı doğru bulmuyorum. Ben daha yenilikçilik hareketi veya kavramı
ortaya atıldığı günlerde, "Bu yenilikçilerin yeniliğinin ne olduğunu anlayabilmiş
değilim" demiştim ve bu sözü söylediğim için de ağır eleştirilere uğramıştım.
Ama şimdi herkes bunu ifade ediyor. Yani yenilikçilerin ne anlamda yenilikçi
olduklarını henüz kamuoyu anlayabilmiş değil. Fakat önümüzdeki haftalarda,
aylarda inanıyorum ki bu konuda bir belirginlik ortaya çıkacaktır.
SORU: Efendim, önümüzdeki bir yılda seçim gündeme gelecek mi?
ECEVİT: Geleceğini sanmıyorum ve gündeme gelmemesi gerektiğini
düşünüyorum. Çünkü hükümetimiz hemen her alanda çok kapsamlı atılımlar,
reformlar, düzen değişiklikleri başlatmıştır. Eğer bunlar kesin sonuçlarını
vermeden seçime gidilecek olursa, herşey altüst olur. Bu arada ekonomide
yapmaya çalıştığımız köklü düzenlemelerin hepsi havaya uçar gider. O bakımdan
şu aşamada erken seçimin sözünün edilmemesi gerektiğine inanıyorum.
SORU: Efendim, ekonomiyle ile ilgili olarak Fischer’in gelişinden
sonra iyimser bir tablo çizildi. Fischer, ekonomik olumsuzluğun sonuna
gelindiğinden bahsetti. 5 aydır bu ikinci kriz süreci devam ediyor. Hangi
noktaya geldik ve nasıl bir sonbahar öngörüyorsunuz?
ECEVİT: Bir kere ekonomiyi düzlüğe çıkarmak için akla gelen hemen
bütün önlemler alınmış veya alınmaya başlamıştır ve bunlar bazı olumlu
sonuçlarını da vermeye başlamıştır. En başta uzun yıllardır Türk ekonomisinin
başlıca hastalığını oluşturan enflasyon bütün engellere, güçlüklere rağmen
hızla aşağı çekilmektedir. Ekonomiyi düzlüğe çıkarmak için gerekli yasal
düzenlemelerin hemen hepsi yerine getirilmiştir. Sayın Fischer de bunların
bilincinde olduğu içindir ki iyimser bir değerlendirme yapmış. Böylelikle
iç ve dış kamuoyunda almakta olduğumuz ekonomik önlemlere desteğin sağlanmasına
katkıda bulunmak istemiştir.
SORU: Sayın Başbakanım, bu bağlamda sonbahar sendromundan sözediliyor.
Deniliyor ki, iç borç ödeme bilançosu çok ağır, konsolidasyon ya da moratoryuma
gidilebilir deniliyor.
ECEVİT: Hayır, bence ne erken seçimden söz edilmeli, ne de moratoryum
söz edilmeli. Türkiye ekonomik bakımdan en zayıf döneminde daha kuruluş
aşamasında, Osmanlının borçlarını bile ödeme yoluna gitmiştir. Borcuna
en sadık milletlerden biriyiz. Bu konuda güçlüklerimiz var ama elimizden
gelen çabayı gösteriyoruz. Bu arada özellikle iç kaynak sağlanması yolunda
adımlar atmaya başladık. Bunların başında bildiğiniz gibi hazine arazileriyle
ilgili düzenlemeleri içeren bir yasa çıktı. Bunun uygulanmasıyla ilgili
önlemleri süratle almaya başladık. Önümüzdeki haftalarda bazı ek önlemler
de alınacaktır. Böylelikle borçlarımızın ödenmesi konusunda yaratmaya çalıştığımız
iç kaynakların önemli etkileri olacağını düşünüyorum, umuyorum.
SORU: Peki Sayın Cumhurbaşkanı'nın Anayasa Mahkemesi'ne götürdüğü
yasalar içinde bu yok mu?
ECEVİT: Buna bir engel olacağını sanmıyorum.
SORU: Bir de zaman zaman Arjantin ile karşılaştırma yapılıyor.
Siz karşılaştırıyor musunuz ya da onların yaşadığı krizle bizim yaşadığımız
kriz arasında bir benzerlik var mı?
ECEVİT: Bizzat Sayın Derviş bu iki örnek arasında benzerlik olmadığını
belirtti. Örnek olarak da şunu söyledi: Biz memurlara ve kamu kesimindeki
işçilere bunca güçlüğümüze, enflasyona rağmen gerekli artışları yapmaya
devam ediyoruz. Arjantin ise ücretleri kısıyor. Bu da Arjantin ile aramızdaki
önemli bir fark.
SORU: Efendim, son Bakanlar Kurulu toplantısında Sayın Dışişleri
Bakanı'nın Türkiye'ye açılan kredilerin bağış gibi gösterilmesine karşı
çıktığı yolunda birtakım haberler basına sızdı. Sizin bu konudaki değerlendirmenizi
alabilir miyiz?
ECEVİT: Ben bu konuya tepki gösterdim. Çünkü çağımızda güç durumdaki
birçok devlete katkılar yapılmaktadır. Bu insanlık dayanışmasının bir örneğidir.
Buna tepki göstermenin doğru olduğunu sanmıyorum. Dünya Bankası'nın insani
yardımlar için vaad ettiği 5 yüz milyon dolar kredi de olabilir, olmayabilir
de. Fakat insanlık aleminde bu gibi uygulamalar olumlu gelişmelerdir. Bir
örnek vereyim, birçok kimse bunu bilmez zannediyorum. Kurtuluş Savaşı devam
ederken Atatürk yetim çocukların gereksinmelerini karşılamak için Himaye-i
Etfal Cemiyeti'ni bugünkü adıyla Çocuk Esirgeme Kurumu'nu kurmuştur. Bu
arada Amerika Birleşik Devletleri'nde de cemiyetin bir şubesini kurmuştur
ve o şekilde Amerikan halkından güç durumdaki şehit çocuklarının ihtiyaçlarının
karşılanmasına katkılarını istemiştir. Türk halkı bundan dolayı da herhangi
bir komplekse kapılmamıştır.
SORU: Sayın Başbakan, Sayın Ariel Şaron geliyor. İsrail Başbakanı
ile gündemde neler var efendim?
ECEVİT: Ortadoğu Barış süreci denen olgu maalesef çok ciddi bir
kesintiye uğradı ve bu konuda çok ciddî kaygılarımız var. Bu kaygılarımızı
bütün açıklığı ile Sayın Şaron'a aktaracağız.
SORU: İsrail ile stratejik bir işbirliği söz konusu mu?
ECEVİT: Eğer İsrail ile Filistin arasındaki diyalog yeniden yapıcı
bir şekilde kurulmazsa olursa, bizim bütün Ortadoğu ile ilgili politikalarımızda
bazı sıkıntılarla karşılaşılacaktır.
SORU: Dün Kudüs kaynaklı haberlerde Arafat'ın Türkiye'ye Şaron'a
iletilmek üzere mesajları olduğu haberi geldi.
ECEVİT: Ondan haberim olmadı.
SORU: Türkiye'nin Şaron'a şunları şunları iletmesi şeklinde bir
mesajı var mı?
ECEVİT: Her zaman mektuplaşıyoruz.
SORU: Yeni bir mektup var mı?
ECEVİT: Şu anda birşey yok.
SORU: Efendim, Ermenistan-İran-Rusya üçgenine karşı Azerbaycan-Türkiye-
İsrail üçgeninden söz ediliyor.
ECEVİT: Hayır, bunlar spekülasyon.
SORU: Efendim, iç politikaya tekrar dönmek istiyorum. Sayın Mesut
Yılmaz kongre öncesinde yaptığı açıklamalarda kongre sonrasında Bakanlar
Kurulu'nun ANAP'lı üyelerinde değişiklikler olabileceğini söylemişti. Dün
Sayın Bahçeli dedi ki; "Kendi Bakanlık sayısını korumak kaydıyla istediğini
yapabilir." Sizin de benzeri demeçleriniz oldu. Ancak Bahçeli, "Eğer Bakanlık
sayısında da bir değişiklik öngörüyorsa, bunu da oturur hep beraber konuşuruz"
diyerek de bir tür kapı araladı. Böyle bir öneri yani bakanlıkların sayısının
da değerlendirilmesi önerisi geldiği takdirde nasıl karşılarsınız?
ECEVİT: Henüz gündemimize gelmediği için bir şey söylemeyi doğru
bulmuyorum. Bakan sayısı gerçekten fazla. Ancak başka devletlerde çok daha
az sayıda bakan bulunduğu kanısı gerçeği tam yansıtmamaktadır. Çünkü bazı
ülkelerde bir iç kabine, bir de dış kabine vardır. Bunların birlikte düşünülmesi
gerekir. Ama dediğim gibi, bizde sayı azaltılabilir elbette. Ancak şu aşamada
koalisyon ortaklığını sarsabilecek birtakım adımlar atmanın doğru olmayabileceğini
düşünüyorum.
SORU: Sayın Başbakan, biraz önce Sayın Kemal Derviş'in Türkiye-Arjantin
kıyaslamasına bakışını anlattınız. Sayın Derviş göreve geleli yaklaşık
5,5-6 ay kadar bir süre oldu. Sayın Derviş'in bu süre içindeki mesaisini
nasıl değerlendiriyorsunuz?
ECEVİT: İyi çalıştı, tüm gücüyle çalıştı. Bu bakımdan herhangi
bir sorunumuz yok.
SORU: Siyasi mesajlar da vermiyor artık, başlangıçtaki siyasi
değerlendirmelerini de yinelemiyor artık.
ECEVİT: Çünkü ekonomi çok ağırlık taşıyor. Bunu particilik anlamında
siyasetle karıştırmanın doğru olmadığını herhalde en çok Sayın Derviş takdir
etmektedir. Şu sırada ekonomi en ağırlıklı görevimizdir.
SORU: Efendim, Sayın Derviş'in ANAP’a alınacağı yönünde haberler
var.
ECEVİT: Bilemiyorum.
SORU: Efendim, bu durumda tepkiniz ne olur?
ECEVİT: Bu konuda karışmak doğru değil.
SORU: Efendim, "Bu dönemde ekonomi çok ağırlık taşıyor
dolayısıyla parti konularına çok zaman ayrılacak bir dönem değil" diyorsunuz.
Sayın Derviş göreve başladığı ilk 1-2 ay içinde çok sık siyasi demeçler
veriyordu ya da siyasi anlama çekilecek, yorumlanabilecek çıkışları oluyordu.
Sayın Derviş'in söyleminde bir değişiklik oldu galiba.
ECEVİT: Şu sırada güncel konu Anavatan Partisi'nin Kurultayı.
Şimdi başka konulara geçmeye gerek olmadığını düşünüyorum.
SORU: Sayın Lütfullah Kayalar'ın açıklamasını da izlediniz mi
efendim?
ECEVİT: Mesut Yılmaz hariç kurultayı izlemedim.
SORU: Mesut Bey daha önce grup toplantılarında da zaman zaman
buna benzer değerlendirmeler yapardı. Bu konu çok hassas ama efendim Mesut
Bey'den bu ulusal güvenlik kavramını gündeme getirerek, "askerlere siz
bu üç konunun dışına çıkmamalısınız" mesajını da aldık biz efendim.
ECEVİT: Dediğim gibi, kendisi de bu konunun içeriğinin belirlenmesi
gerektiğini belirtiyor. Yani belli ki içi doldurulmamış bir kavram. Şu
sırada Sayın Mesut Yılmaz'ın düşünceleri ayrıntılarıyla belirlenmediği
için bir şey söylemek yerinde değil, ama laiklik ve üniter devlet, bölünmez
devlet konusunda duyarlılığını belirtmiş olması çok önemli. Bu arada beni
rahatsız eden bir cümle de "Türkiye bir yol kavşağındadır. Bunlardan biri
çağdaş dünya yolu, öbürü Miloseviç ve Saddamların yoludur." Türkiye hiçbir
zaman böyle bir tercihle karşı karşıya bulunmak zorunda olmamıştır ve olmayacaktır.
Böyle bir şey söz konusu değildir. Türkiye bütün güçlüklere rağmen demokrasi
yolunda birçok yeni ülkeye veya başka ülkelere örnek olmaktadır. Genellikle
Sayın Mesut Yılmaz'ın kurultay konuşmasında sorunlar ak ve kara gibi gösterilmiştir.
Oysa bütün sorunlar gerçekte böyle ak ve kara diye ayrılamaz. Ama dediğim
gibi bunlar Sayın Mesut Yılmaz'ın kendi takdirleridir, üslubudur, ona karışma
hakkımız yoktur. Ancak dediğim gibi 4 yıllık hükümet ortaklığımızın olumlu
sonuçları vardır. Bunları da göz ardı etmeye hakkımız yoktur.
SORU: Efendim, bir de Sayın Yılmaz son dönemde bütün konuşmalarında
hep köşe yazarlarını bir kategori olarak alıp, onlara eleştiriler yöneltiyor.
Sayın Yılmaz'ın bütün köşe yazarlarını böyle karşısına almasını, bu bakışını
hala gazeteci olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu bir meslektaşa yöneltilmiş
bir soru.
ECEVİT: Olağanüstü sayıda köşe yazarı var. Bu köşe yazarlarının
büyük çoğunluğu benimle ilgili olumsuz, bazen de çok olumsuz değerlendirmeler
yaparlar. Ama ben hiçbir zaman onlara bir tepki göstermedim. Bu da benim
gazetecilikten gelme bir alışkanlığımdır.
SORU: Efendim, bir de şunu sormak istiyorum Sayın Mesut Yılmaz'ın
ulusal güvenlik kavramı ile ilgili olarak "İçi boş değerlendirmesi yaptı"
diyorsunuz. İçi boş muydu ulusal güvenlik kavramının?
ECEVİT: Bilemiyorum kendisi içinin doldurulması gerektiğini ifade
etti. O tabiri ben kullanmadım.
SORU: Ben de onu soruyorum, yani siz de aynı kanatte misiniz?
ECEVİT: O kadarını söyleyeyim.
SORU: Peki Sayın Yılmaz MGK’da bu konuyu gündeme getirdi mi?
ECEVİT: Ulusal güvenlik politikası son gelişmelerin ışığında
yeniden değerlendirildi ve uygun bulundu.
SORU: Peki Sayın Yılmaz kurultayda dile getirdiği, yaptığı saptamaları,
değerlendirmeleri, bu görüşlerini herhangi bir şekilde Milli Güvenlik Kurulu
toplantılarında hiç sizinle paylaştı mı?
ECEVİT: Milli Güvenlik Kurulu toplantısıkonuşmaları bildiğiniz
gibi açıklanmaz.
SORU: Sayın Yılmaz'ın bu konudaki görüşlerini siz bu kongre vesilesi
ile ilk kez mi öğrendiniz?
ECEVİT: Çok hassas bir konuda bir hayli şey söyledim, artık daha
fazla bir şey söylemeyi doğru bulmuyorum.
SORU: Peki efendim, Yüksek Askeri Şura'ya başkanlık ettiniz.
Şimdi orada Jandarma'da yoğun bir atama dikkati çekiyor. O konuda yorumunuz
ya da bir değerlendirmeniz oldu mu?
ECEVİT: Siz kendiniz gazeteci olarak değerlendiriniz.
SORU: Efendim, Yüksek Askeri Şura'nın başlangıcında yaptığınız
konuşmayı basına dağıttınız. Bu daha önce çok sık rastlanan bir uygulama
değildi. Buna neden gerek duydunuz? Bir de siz, "Asker de şuanda kriz nedeni
ile fedakarlık yapıyor fakat kriz bitince bu fedakarlıkların semeresi görülecektir"
dediniz. Buna ne tür bir karşılık geldi?
ECEVİT: Bir karşılık gelmedi. Yüksek Askeri Şura Başkanlığı'nın
konuşmaları genellikle basına açıklanmaz fakat bu sefer yaptığım konuşmanın
belli bir özelliği bulunduğu için Sayın Genelkurmay Başkanı ile görüştüm,
"Sizce bir sakıncası yoksa ben bu konuşmamı kamuoyuna açıklayacağım" dedim.
O da hiçbir sakınca olmadığını söyledi.
SORU: Şimdi efendim, Kıbrıs ile ilgili Sayın Denktaş masaya oturuyor,
daha önce oturmayacağını söylemişti. Sizin de diyaloğunuz devam ediyor.
Gelişmeler ne yönde?
ECEVİT: Olumlu yönde.
SORU: Efendim, çok teşekkür ediyoruz.
ECEVİT: Ben teşekkür ederim.
, |