Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
MESUT YILMAZ'IN KONUŞMASI (4.8.2001)
GENELKURMAY AÇIKLAMASI (7.8.2001)
ANAP MKYK AÇIKLAMASI (8.8.2001)

"ULUSAL GÜVENLİK" TARTIŞMASI...
Ecevit'in açıklamaları...
6 Ağustos 2001
Başbakan Bülent Ecevit, ANAP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın partisinin 7. Olağan Kongresi'ndeki konuşması ile ilgili olarak,  gazetelerin Ankara temsilcilerine açıklamalarda bulundu. 
 
Yılmaz'ın son 10 yıl için yaptığı değerlendirmelere katılmadığını açıklayan Ecevit, "Sözleri maksadını aştı" dedi. 

Ecevit, "Ulusal güvenlik kavramı gerçekten Türkiye'nin önünde engel mi?" sorusuna, "Hayır, Türkiye'nin önünde engel olacak bir durum söz konusu değil, bence. Tam tersine insan hakları ve özgürlükler bakımından eksikliklerimizi gidermek için bu Hükümet ve bu Meclis döneminde Türkiye bu ulusal güvenlik kavramı için de büyük atılımlar gerçekleştirmiştir" cevabını verdi.

Başbakan Ecevit, "Sayın Mesut Yılmaz'ın özellikle bir ifadesi beni çok şaşırttı. Sayın Mesut Yılmaz'a göre önümüzde iki yol varmış: Biri çağdaş dünya yolu, öbürü Miloseviç ve Saddamlar yolu. Türkiye hiçbir zaman Miloseviç veya Saddam tipi liderlere mahkum olmamıştır. Biz aslında 1920’li yıllarda Atatürk’ün önderliğinde bir yola girdik ve bu yolda ilerlemeye de devam ediyoruz. Ama Sayın Mesut Yılmaz nedense gelişmeleri akla kara olarak nitelendirdi. Oysa siyasette hiçbir şey akla kara değildir" diye konuştu. 
 

Başbakan Bülent Ecevit'in açıklamaları ve sorulara yanıtları şöyle:
(6 Ağustos 2001)

Anavatan Partisi’nin toplantısı oldu, bu arada Sayın Mesut Yılmaz'ın büyük oy çokluğu ile yeniden Genel Başkanlığa seçilmesi Hükümet istikrarı bakımından da
önemli bir olaydır. Kendisini kutluyorum ve başarılarının devamını diliyorum.

Sayın Mesut Yılmaz'ın Kurultay konuşmasını dikkatle başından sonuna kadar izledim, ayrıca yazılı metni de okudum. 

Sayın Mesut Yılmaz son 10 yılın bir değerlendirmesini yaptı. Bu genelde olumsuz bir değerlendirme. Tabii bir parti başkanı olarak Sayın Mesut Yılmaz'ın kendi takdiridir. Ancak bizim Anavatan Partisi ile 4 yıllık bir hükümet ortaklığımız vardır. Bu hükümet ortaklığı döneminde bir hayli atılımlar yaptık. Onun için hükümet ortaklığı dönemimizin nesnel bir şekilde değerlendirilmiş olmasını beklerdim. Fakat Sayın Mesut Yılmaz bunu gerekli görmedi. 

Oysa bizim 4 yıllık hükümet dönemimizde -ki bunun büyük kısmında Milliyetçi Hareket Partisi'nin de katkısı oldu- reform niteliğinde, düzen değişikliği niteliğinde bir hayli yasama çalışması yaptık.

Bu arada Avrupa Birliği'nde adaylığımızla ilgili olarak bir Ulusal Program hazırladık ve bu, Avrupa Birliği'nde de destek gördü.

Önemli, kapsamlı bir eğitim reformu yaptık, sosyal güvenlik alanında atılımlar yaptık. Terörün kökünü büyük ölçüde kazıdık. Yolsuzluklarla, mafyalarla, çetelerle mücadele yolunda çok büyük hamleler, atılımlar yaptık. Cezaevlerindeki olumsuzluklar sona erdi ve cezaevlerinde devlet otoritesi yeniden kuruldu. Gümrükler yolsuzluklar bakımından önemli bir etkendi. Kapsamlı bir Gümrük Reformu yaptık. Bu arada bankacılık ve finans alanlarında reformlar yaptık.

Şimdi iç kaynak oluşturma konusunda atılımlar başlattık. Ekonomik ve Sosyal Konsey kurulmasını sağladık. Ayrıca kapsamlı Anayasa değişiklikleri için hazırlıkları büyük ölçüde tamamladık. 

Sayın Mesut Yılmaz konuşmasının bir yerinde, "Ekonomiden sağlığa, eğitimden mahalli idarelere kadar ülkemizde her alan tıkanmıştır" diyor. 

Bence gereksiz bir karamsarlık, halkta da karamsarlık havası oluşturabilecek bir ifade. Sayın Mesut Yılmaz’ın maksadını aştığına inanıyorum. Tam tersine ekonomi alanında  birtakım ciddî atılımlar yaptığımız gibi, sağlık alanında da gelişmeler vardır. Eğitim alanında biraz önce belirttiğim gibi çok büyük bir reform yapılmıştır ve başarılı bir şekilde sürmektedir. 

Yine Sayın Mesut Yılmaz, "Özgürlük alanı daraldı, hak ihlalleri arttı" diyor. 

Oysa özgürlük alanı 12 Eylül döneminden sonra büyük ölçüde genişlemiştir. Henüz eksikliklerimiz vardır, fakat bu eksiklikleri gidermenin iradesi de koalisyon ortaklarında yer almaktadır.

Sayın Mesut Yılmaz, "İnsanımız bugünden umudunu kesmiştir" diyor. 

Bu bence çok karamsar bir ifade. Bunu da Sayın Mesut Yılmaz’ın maksadını aştığına inanıyorum. 

"On yıldan beri patinaj yapıyoruz" diyor. 

Oysa 10 yıldır büyük olumsuzluklar olduğu, ekonomik alanda sıkıntılar olduğu doğru ama patinaj değil, birçok alanda atılımlar yapıyoruz. 

Sayın Yılmaz, "on yıldır toplumumuzu akıl değil, duygular yönetiyor. Akıl ve sağduyu çoktan rafa kalktı" diyor. 

Bu da bence gerçeklere tam uyan bir ifade tarzı olmasa gerektir.

Bu arada Sayın Mesut Yılmaz'ın özellikle bir ifadesi beni çok şaşırttı. Sayın Mesut Yılmaz'a göre önümüzde iki yol varmış: Biri çağdaş dünya yolu, öbürü Miloseviç ve Saddamlar yolu. Türkiye hiçbir zaman Miloseviç veya Saddam tipi liderlere mahkum olmamıştır. Biz aslında 1920’li yıllarda Atatürk’ün önderliğinde bir yola girdik ve bu yolda ilerlemeye de devam ediyoruz. Ama Sayın Mesut Yılmaz nedense gelişmeleri akla kara olarak nitelendirdi. Oysa siyasette hiçbir şey akla kara değildir. 

Bunları belirtmeyi görev biliyorum. Çünkü dediğim gibi hükümet olarak bizim görevimiz halkta karamsarlık yaratmamaktır, halka umut verebilmektir ve bu konuda da elimizden gelen çabayı göstermektir.

Bu arada Sayın Mesut Yılmaz’ın ilgi çeken bir ifadesi de ulusal güvenlik kavramının yeniden ele alınması ve ulusal güvenlik kavramının muhtevasının ve gereklerinin kamu tartışmasına açılmasının gerekli olduğu şeklindedir. Bu hiç şüphesiz olumlu bir ifadedir ancak bunun içeriği bir an önce açıklanmazsa çok yanlış anlayanlar olabilir. Neyse ki Sayın Mesut Yılmaz bu konuda dikkatli davranmış ve konuşmasında şu ifadeye yer vermiştir: "Bu konuda, yani ulusal güvenlik konusunda Anavatan Partisi olarak üniter devlet yapımız ile rejimimizin laik karakterinin korunmasını vazgeçilmez bir şart olarak gördüğümüzün altını çiziyorum" dedi. Bu olumlu bir ifadedir. Böylelikle Sayın Mesut Yılmaz bazı yanlış ve ters yorumlara partisinin kapısını kapatmış olmaktadır. Bu, sevindirici bir gelişmedir.

SORULAR -  YANITLAR

SORU: Sayın Yılmaz'ın, "Bu salonda Türkiye'nin bugünkü durumundan memnun olan bir tek kişi olduğunu sanmıyorum" gibisinden bir ifadesi var. 

ECEVİT: Yani memnuniyetsizliğin yaygın olduğu belli. Hepimizde bu var ama bunu geleceğe yönelik umutları karartacak, gölgeleyecek şekilde ifade etmek bence yanlıştır. Aslında halkımız bütün sıkıntılara, ekonomik alandaki olumsuzluklara rağmen alınmakta olan önlemlerin olumlu sonuçlar vereceğine inancını sürdürmektedir. Aksi halde ekonomik alanda alınan tedbirlere toplumun  bugünkü kadar desteği beklenemezdi. Oysa halkımız sabırla bu alınan önlemlerin sonuçlarını bekliyor. Tabii ilelebet bekleyemez ama öyle sanıyorum ki kısa sürede ekonomiyle ilgili olumsuzluklardan da esenliğe çıkacağız.

SORU: Bu 10 yıllık dönemde bir şekilde 4 yıllık ANAP-DSP ortaklığı vardı. Şimdi siz başbakansınız, bir bölümünde de Sayın Yılmaz Başbakanlıktaydı. Yaklaşık 15 ay süren bir başbakanlık dönemi oldu. Yani o dönemde kendisi de bizzat fiilen 15 ay başbakanlık yetkisi kullandı. O açıdan bu durumda nasıl bir değerlendirme yapıyorsunuz? 

ECEVİT: Artık o açıdan bir değerlendirme yapmak sizlere düşüyor. 

SORU: Bu konuda Sayın Yılmaz ile bir görüşme yaptınız mı ya da yapacak mısınız? 

ECEVİT: Hayır, yapmama gerek yok, çünkü kendi partisinin kurultayında yaptığı bir konuşma. Bu konuda önceden birlikte fikir oluşturmak bizlere düşmezdi. Ama dediğim gibi ortak hükûmet dönemimiz olan 4 yıllık dönemi nesnel bir şekilde değerlendirmesini de beklerdim.

SORU: Bugünlerde bir liderler toplantısı yapacaksınız, bu konuyu orada gündeme getirecek misiniz? 

ECEVİT: Hayır, sizler soru sordunuz, ben de açıktan düşüncelerimi söylüyorum, yeterlidir. Aramızda herhangi bir sorun yoktur. Dediğim gibi, Sayın Mesut Yılmaz'ın genel başkanlığı büyük oy farkı ile yeniden üstlenmesi hükümetin istikrarı bakımından önemli bir olanaktır. Kendisini kutluyorum. 

SORU: Yine konuşmasında bir şablona baktığımızda Sayın Yılmaz, 1984-1991 arası dönemi yani ANAP dönemini Türkiye'nin çok büyük atılımlar yaptığı, herşeyin iyi gittiği bir dönem olarak görüyor ve 1991 yılında ANAP'ın iktidardan çekilmesiyle birlikte Türkiye’nin bir düşüş trendine  girdiğini ekonomide popülist yaklaşımların ve de kamu bankalarının görev zararlarının hep 1991 yılı sonrası ortaya çıktığını söyledi. Siz 1991 yılı öncesi dönemi Özal-ANAP dönemini, Sayın Özal'ın tuğrasını Türkiye'ye vurduğu dönemi aynı şekilde mi değerlendiriyorsunuz? 

ECEVİT: Sayın Özal dönemi artık geride kalmış, yeniden canlandırılamayacak bir dönemdir. Kendine özgü birtakım koşullar altında Özal iktidarı gerçekleşmiştir ve artık geride kalmıştır. Yani herşeyi olumsuz gösterip, sadece Özal dönemini olumlu gibi göstermek de pek gerçekçi olmaz. Ama bu konular üzerinde durmak istemiyorum, benim hakkım yok. Çünkü bir başka partinin değerlendirmesi kendi hakkıdır ama dediğim gibi 4 yıllık bir hükümet ortaklığımız olduğuna göre, bu 4 yıllık hükümet ortaklığımızı gerçekçi ve nesnel bir biçimde değerlendirmesini beklerdim.

SORU: Sizde bir kırgınlık var mı? 

ECEVİT: Kesinlikle kırgınlık söz konusu değil. Benim Sayın Mesut Yılmaz'a çok saygım ve sevgim var. Aslında bu 4 yıllık dönemde birlikte çok önemli işler yaptık. Aramızda herhangi bir ciddî sorun hiçbir zaman olmadı, bundan sonra da olmayacağına inanıyorum.

SORU: Sizce neden böyle konuştu o zaman? 

ECEVİT: Artık onu bilemem.

SORU: Peki Efendim, Ulusal Güvenlik Kavramının içi doldurulmazsa farklı yorumlara neden olabilir değerlendirmesini yaptınız. 2 gündür gazetelerde bu konuda gerçekten çok farklı yorumlar yapılıyor. Siz bu kavramın içini nasıl dolduruyorsunuz? Bir de bu kavram gerçekten Türkiye’nin önünde engel mi? 

ECEVİT: Hayır, Türkiye'nin önünde engel olacak bir durum söz konusu değil, bence. Tam tersine insan hakları ve özgürlükler bakımından eksikliklerimizi gidermek için bu Hükümet ve bu Meclis döneminde Türkiye bu ulusal güvenlik kavramı için de büyük atılımlar gerçekleştirmiştir. Bu arada dediğim gibi bizzat Sayın Mesut Yılmaz'ın da önemli katkısı ile Ulusal Program gerçekleştirilmiş ve Hükümet tarafından destek verilmiştir. Ayrıca Anayasal değişiklikler özellikle insan hakları bakımından yeniden ele alınmıştır. Ulusal programda vaad ettiğimiz hususların önünde de herhangi bir engel oluşabileceğini sanmıyorum, öyle bir işaret yoktur. O bakımdan bir karamsarlığa gerek olmadığı gibi, bu ulusal güvenlik kavramının içini boş bırakmamakta da yarar vardır. Neyse ki Sayın Yılmaz üniter devlet ve laik kavramını vurgulamak suretiyle olumsuzluklara karşı bir ölçüde bir set çekmiştir. Bu sevindirici bir gelişmedir.

SORU: Ulusal güvenlik kavramı ne ölçüde açıklanabilir? 

ECEVİT: Sayın Mesut Yılmaz'ın ne kastettiğini bilemiyorum. Ama dediğim gibi bir kere ulusal güvenlik konusunda çok ciddi atılımlar yapılıyor. Bu arada şunu da unutmamak gerekir; Türkiye dört bir yanından tehlikelerle ve güvensizliklerle çevrili bir ülkedir. Ulusal güvenlik politikasını belirlerken elbette bu gerçeği göz önünde tutacaktır. 

SORU: Sayın Yılmaz Avrupa Birliği ile ulusal güvenlik sendromu ile engeller çıktığını söylerken acaba Avrupa Güvenlik Kimliği ya da Kıbrıs gibi konuları mı kastetti? 

ECEVİT: Sanmıyorum. Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği politikasına Türkiye'nin rezervleri bizim güvenliğimiz bakımından son derecede önemlidir. Kıbrıs konusu yalnız Kıbrıslı Türklerin güvenliği bakımından değil, Türkiye'nin güvenliği bakımından da çok önemlidir. Sayın Mesut Yılmaz'ın bu konularda da farklı değerlendirmeleri olmayacağına inanıyorum.

SORU: Konuşmasında Sayın Yılmaz’ın bir bölüm var, siz ona atıf yapmadınız. Bu yenilikçiler hareketi ile ilgili olarak konuşmasının bir yerinde ilk kez yenilikçilere karşı açık bir tavır koydu, yenilikçileri ve Tayyip Erdoğan'ı takiye yapmakla suçladı. Konuşmasının bu bölümünü nasıl değerlendiriyoruzsunuz? 

ECEVİT: Dediğim gibi Sayın Mesut Yılmaz laikliğe verdiği önemi özellikle vurgulamıştır. Bu açıdan o konudaki düşüncelerini ve kaygılarını dile getirmiş olduğu anlaşılıyor. 

SORU: Efendim, yolsuzluklarla ilgili olarak Sayın Yılmaz daha farklı bir yaklaşım gösterdi. Medya'yı da suçladı, "Bir operasyon yapılırken hemen büyütülüyor" dedi. Siz Yılmaz'ın yolsuzluklarla ilgili sözlerini nasıl yorumluyorsunuz? 

ECEVİT: O konulara değinmek istemiyorum. Ben özellikle 4 yıllık hükümet dönemimizde vurgulanması gereken hususları belirtmekle yükümlüyüm. 

SORU: Efendim, bir de Sayın Sadettin Tantan ile ilgili siz biraz önce dediniz ki yolsuzluklar üstüne güçlü bir şekilde gitti. Ama onunla ilgili Sayın Yılmaz'ın kahraman polisçilik oyunu var. Yani sizin söylediklerinizle Sayın Yılmaz'ın söyledikleri çelişkili, ters düşüyor. 

ECEVİT: Ben yolsuzlukların üstüne yürümekte Sayın Mesut Yılmaz'da bir irade eksikliği görmedim, bundan sonra da göreceğimi sanmıyorum. Ancak Sayın Yılmaz, bazı uygulamalarla ilgili kaygılarını dile getiriyor.

SORU: Tantan ile ilgili değerlendirmeye katılıyor musunuz?

ECEVİT: Artık o konuda bir şey söylemek istemiyorum.

SORU: Peki efendim biraz genellersek, siyasette hem merkez sağ, hem de merkez solla ilgili tartışmalar var. Nitekim yenilikçilerde işte son toplantılarıyla  bütün Türkiye’yi kucaklamak üzere bir çaba içindeler. Efendim, Türkiye’de acaba siz şu anda nasıl siyasî bir tablo çiziyorsunuz? 

ECEVİT: Türkiye'de oluşmakta olan siyasal tablo henüz kesin şeklini almış değil. Bir kere özellikle sağda yeni oluşumlar var. Bu oluşumların nasıl bir sonuç getireceği belli değil. Bu arada eski Cumhuriyet Halk Partisi ile veya  sosyal demokrasi ile ilgili oluşumlarda birtakım yenilikler var, yani siyaset tablosu henüz belirgin bir şekilde yerine oturmuş değil. Ama bundan dolayı bir sıkıntı söz konusu değil, bir süre sonra tablo yerine oturacaktır.

SORU: Siyasi tablonun yerine oturması sizce neye bağlı? Ekonomik krizle bir alakası var mı? 

ECEVİT: Sanmıyorum.

SORU: Neye bağlı olabilir efendim? 

ECEVİT: Şimdi başka parti oluşumları sürerken ben bir katkıda bulunmayı doğru bulmuyorum. Ben daha yenilikçilik hareketi veya kavramı ortaya atıldığı günlerde, "Bu yenilikçilerin yeniliğinin ne olduğunu anlayabilmiş değilim" demiştim ve bu sözü söylediğim için de ağır eleştirilere uğramıştım. Ama şimdi herkes bunu ifade ediyor. Yani yenilikçilerin ne anlamda yenilikçi olduklarını henüz kamuoyu anlayabilmiş değil. Fakat önümüzdeki haftalarda, aylarda inanıyorum ki bu konuda bir belirginlik ortaya çıkacaktır. 

SORU: Efendim, önümüzdeki bir yılda seçim gündeme gelecek mi? 

ECEVİT: Geleceğini sanmıyorum ve gündeme gelmemesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü hükümetimiz hemen her alanda çok kapsamlı atılımlar, reformlar, düzen değişiklikleri başlatmıştır. Eğer bunlar kesin sonuçlarını vermeden seçime gidilecek olursa, herşey altüst olur. Bu arada ekonomide yapmaya çalıştığımız köklü düzenlemelerin hepsi havaya uçar gider. O bakımdan şu aşamada erken seçimin sözünün edilmemesi gerektiğine inanıyorum.

SORU: Efendim, ekonomiyle ile ilgili olarak Fischer’in gelişinden sonra iyimser bir tablo çizildi.  Fischer, ekonomik olumsuzluğun sonuna gelindiğinden bahsetti. 5 aydır bu ikinci kriz süreci devam ediyor. Hangi noktaya geldik ve nasıl bir sonbahar öngörüyorsunuz? 

ECEVİT: Bir kere ekonomiyi düzlüğe çıkarmak için akla gelen hemen bütün önlemler alınmış veya alınmaya başlamıştır ve bunlar bazı olumlu sonuçlarını da vermeye başlamıştır. En başta uzun yıllardır Türk ekonomisinin başlıca hastalığını oluşturan enflasyon bütün engellere, güçlüklere rağmen hızla aşağı çekilmektedir. Ekonomiyi düzlüğe çıkarmak için gerekli yasal düzenlemelerin hemen hepsi yerine getirilmiştir. Sayın Fischer de bunların bilincinde olduğu içindir ki iyimser bir değerlendirme yapmış. Böylelikle iç ve dış kamuoyunda almakta olduğumuz ekonomik önlemlere desteğin sağlanmasına katkıda bulunmak istemiştir.

SORU: Sayın Başbakanım, bu bağlamda sonbahar sendromundan sözediliyor. Deniliyor ki, iç borç ödeme bilançosu çok ağır, konsolidasyon ya da moratoryuma gidilebilir deniliyor. 

ECEVİT: Hayır, bence ne erken seçimden söz edilmeli, ne de moratoryum söz edilmeli. Türkiye ekonomik bakımdan en zayıf döneminde daha kuruluş aşamasında, Osmanlının borçlarını bile ödeme yoluna gitmiştir. Borcuna en sadık milletlerden biriyiz. Bu konuda güçlüklerimiz var ama elimizden gelen çabayı gösteriyoruz. Bu arada özellikle iç kaynak sağlanması yolunda adımlar atmaya başladık. Bunların başında bildiğiniz gibi hazine arazileriyle ilgili düzenlemeleri içeren bir yasa çıktı. Bunun uygulanmasıyla ilgili önlemleri süratle almaya başladık. Önümüzdeki haftalarda bazı ek önlemler de alınacaktır. Böylelikle borçlarımızın ödenmesi konusunda yaratmaya çalıştığımız iç kaynakların önemli etkileri olacağını düşünüyorum, umuyorum. 

SORU: Peki Sayın Cumhurbaşkanı'nın Anayasa Mahkemesi'ne götürdüğü yasalar içinde bu yok mu? 

ECEVİT: Buna bir engel olacağını sanmıyorum. 

SORU: Bir de zaman zaman Arjantin ile karşılaştırma yapılıyor. Siz karşılaştırıyor musunuz ya da onların yaşadığı krizle bizim yaşadığımız kriz arasında bir benzerlik var mı? 

ECEVİT: Bizzat Sayın Derviş bu iki örnek arasında benzerlik olmadığını belirtti. Örnek olarak da şunu söyledi: Biz memurlara ve kamu kesimindeki işçilere bunca güçlüğümüze, enflasyona rağmen gerekli artışları yapmaya devam ediyoruz. Arjantin ise ücretleri kısıyor. Bu da Arjantin ile aramızdaki önemli bir fark.

SORU: Efendim, son Bakanlar Kurulu toplantısında Sayın Dışişleri Bakanı'nın Türkiye'ye açılan kredilerin bağış gibi gösterilmesine karşı çıktığı yolunda birtakım haberler basına sızdı. Sizin bu konudaki değerlendirmenizi alabilir miyiz? 

ECEVİT: Ben bu konuya tepki gösterdim. Çünkü çağımızda güç durumdaki birçok devlete katkılar yapılmaktadır. Bu insanlık dayanışmasının bir örneğidir. Buna tepki göstermenin doğru olduğunu sanmıyorum. Dünya Bankası'nın insani yardımlar için vaad ettiği 5 yüz milyon dolar kredi de olabilir, olmayabilir de. Fakat insanlık aleminde bu gibi uygulamalar olumlu gelişmelerdir. Bir örnek vereyim, birçok kimse bunu bilmez zannediyorum. Kurtuluş Savaşı devam ederken Atatürk yetim çocukların gereksinmelerini karşılamak için Himaye-i Etfal Cemiyeti'ni bugünkü adıyla Çocuk Esirgeme Kurumu'nu kurmuştur. Bu arada Amerika Birleşik Devletleri'nde de cemiyetin bir şubesini kurmuştur ve o şekilde Amerikan halkından güç durumdaki şehit çocuklarının ihtiyaçlarının karşılanmasına katkılarını istemiştir. Türk halkı bundan dolayı da herhangi bir komplekse kapılmamıştır.

SORU: Sayın Başbakan, Sayın Ariel Şaron geliyor. İsrail Başbakanı ile gündemde neler var efendim? 

ECEVİT: Ortadoğu Barış süreci denen olgu maalesef çok ciddi bir kesintiye uğradı ve bu konuda çok ciddî kaygılarımız var. Bu kaygılarımızı bütün açıklığı ile Sayın Şaron'a aktaracağız.

SORU: İsrail ile stratejik bir işbirliği söz konusu mu? 

ECEVİT: Eğer İsrail ile Filistin arasındaki diyalog yeniden yapıcı bir şekilde kurulmazsa olursa, bizim bütün Ortadoğu ile ilgili politikalarımızda bazı sıkıntılarla karşılaşılacaktır. 

SORU: Dün Kudüs kaynaklı haberlerde Arafat'ın Türkiye'ye Şaron'a iletilmek üzere mesajları olduğu haberi geldi. 

ECEVİT: Ondan haberim olmadı.

SORU: Türkiye'nin Şaron'a şunları şunları iletmesi şeklinde bir mesajı var mı? 

ECEVİT: Her zaman mektuplaşıyoruz.

SORU: Yeni bir mektup var mı? 

ECEVİT: Şu anda birşey yok.

SORU: Efendim, Ermenistan-İran-Rusya üçgenine karşı Azerbaycan-Türkiye- İsrail üçgeninden söz ediliyor. 

ECEVİT: Hayır, bunlar spekülasyon.

SORU: Efendim, iç politikaya tekrar dönmek istiyorum. Sayın Mesut Yılmaz kongre öncesinde yaptığı açıklamalarda kongre sonrasında Bakanlar Kurulu'nun ANAP'lı üyelerinde değişiklikler olabileceğini söylemişti. Dün Sayın Bahçeli dedi ki; "Kendi Bakanlık sayısını korumak kaydıyla istediğini yapabilir." Sizin de benzeri demeçleriniz oldu. Ancak Bahçeli, "Eğer Bakanlık sayısında da bir değişiklik öngörüyorsa, bunu da oturur hep beraber konuşuruz" diyerek de bir tür kapı araladı. Böyle bir öneri yani bakanlıkların sayısının da değerlendirilmesi önerisi geldiği takdirde nasıl karşılarsınız?

ECEVİT: Henüz gündemimize gelmediği için bir şey söylemeyi doğru bulmuyorum. Bakan sayısı gerçekten fazla. Ancak başka devletlerde çok daha az sayıda bakan bulunduğu kanısı gerçeği tam yansıtmamaktadır. Çünkü bazı ülkelerde bir iç kabine, bir de dış kabine vardır. Bunların birlikte düşünülmesi gerekir. Ama dediğim gibi, bizde sayı azaltılabilir elbette. Ancak şu aşamada koalisyon ortaklığını sarsabilecek birtakım adımlar atmanın doğru olmayabileceğini düşünüyorum.

SORU: Sayın Başbakan, biraz önce Sayın Kemal Derviş'in Türkiye-Arjantin kıyaslamasına bakışını anlattınız. Sayın Derviş göreve geleli yaklaşık 5,5-6 ay kadar bir süre oldu. Sayın Derviş'in bu süre içindeki mesaisini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

ECEVİT: İyi çalıştı, tüm gücüyle çalıştı. Bu bakımdan herhangi bir sorunumuz yok.

SORU: Siyasi mesajlar da vermiyor artık, başlangıçtaki siyasi değerlendirmelerini de yinelemiyor artık. 

ECEVİT: Çünkü ekonomi çok ağırlık taşıyor. Bunu particilik anlamında siyasetle karıştırmanın doğru olmadığını herhalde en çok Sayın Derviş takdir etmektedir. Şu sırada ekonomi en ağırlıklı görevimizdir.

SORU: Efendim, Sayın Derviş'in ANAP’a alınacağı yönünde haberler var. 

ECEVİT: Bilemiyorum.

SORU: Efendim, bu durumda tepkiniz ne olur? 

ECEVİT: Bu konuda karışmak doğru değil.

 SORU: Efendim, "Bu dönemde ekonomi çok ağırlık taşıyor dolayısıyla parti konularına çok zaman ayrılacak bir dönem değil" diyorsunuz. Sayın Derviş göreve başladığı ilk 1-2 ay içinde çok sık siyasi demeçler veriyordu ya da siyasi anlama çekilecek, yorumlanabilecek çıkışları oluyordu. Sayın Derviş'in söyleminde bir değişiklik oldu galiba. 

ECEVİT: Şu sırada güncel konu Anavatan Partisi'nin Kurultayı. Şimdi başka konulara geçmeye gerek olmadığını düşünüyorum.

SORU: Sayın Lütfullah Kayalar'ın açıklamasını da izlediniz mi efendim? 

ECEVİT: Mesut Yılmaz hariç kurultayı izlemedim.

SORU: Mesut Bey daha önce grup toplantılarında da zaman zaman buna benzer değerlendirmeler yapardı. Bu konu çok hassas ama efendim Mesut Bey'den bu ulusal güvenlik kavramını gündeme getirerek, "askerlere siz bu üç konunun dışına çıkmamalısınız" mesajını da aldık biz efendim. 

ECEVİT: Dediğim gibi, kendisi de bu konunun içeriğinin belirlenmesi gerektiğini belirtiyor. Yani belli ki içi doldurulmamış bir kavram. Şu sırada Sayın Mesut Yılmaz'ın düşünceleri ayrıntılarıyla belirlenmediği için bir şey söylemek yerinde değil, ama laiklik ve üniter devlet, bölünmez devlet konusunda duyarlılığını belirtmiş olması çok önemli. Bu arada beni rahatsız eden bir cümle de "Türkiye bir yol kavşağındadır. Bunlardan biri çağdaş dünya yolu, öbürü Miloseviç ve Saddamların yoludur." Türkiye hiçbir zaman böyle bir tercihle karşı karşıya bulunmak zorunda olmamıştır ve olmayacaktır. Böyle bir şey söz konusu değildir. Türkiye bütün güçlüklere rağmen demokrasi yolunda birçok yeni ülkeye veya başka ülkelere örnek olmaktadır. Genellikle Sayın Mesut Yılmaz'ın kurultay konuşmasında sorunlar ak ve kara gibi gösterilmiştir. Oysa bütün sorunlar gerçekte böyle ak ve kara diye ayrılamaz. Ama dediğim gibi bunlar Sayın Mesut Yılmaz'ın kendi takdirleridir, üslubudur, ona karışma hakkımız yoktur. Ancak dediğim gibi 4 yıllık hükümet ortaklığımızın olumlu sonuçları vardır. Bunları da göz ardı etmeye hakkımız yoktur.

SORU: Efendim, bir de Sayın Yılmaz son dönemde bütün konuşmalarında hep köşe yazarlarını bir kategori olarak alıp, onlara eleştiriler yöneltiyor. Sayın Yılmaz'ın bütün köşe yazarlarını böyle karşısına almasını, bu bakışını hala gazeteci olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu bir meslektaşa yöneltilmiş bir soru. 

ECEVİT: Olağanüstü sayıda köşe yazarı var. Bu köşe yazarlarının büyük çoğunluğu benimle ilgili olumsuz, bazen de çok olumsuz değerlendirmeler yaparlar. Ama ben hiçbir zaman onlara bir tepki göstermedim. Bu da benim gazetecilikten gelme bir alışkanlığımdır.

SORU: Efendim, bir de şunu sormak istiyorum Sayın Mesut Yılmaz'ın ulusal güvenlik kavramı ile ilgili olarak "İçi boş değerlendirmesi yaptı" diyorsunuz. İçi boş muydu ulusal güvenlik kavramının? 

ECEVİT: Bilemiyorum kendisi içinin doldurulması gerektiğini ifade etti. O tabiri ben kullanmadım.

SORU: Ben de onu soruyorum, yani siz de aynı kanatte misiniz? 

ECEVİT: O kadarını söyleyeyim.

SORU: Peki Sayın Yılmaz MGK’da bu konuyu gündeme getirdi mi? 

ECEVİT: Ulusal güvenlik politikası son gelişmelerin ışığında yeniden değerlendirildi ve uygun bulundu.

SORU: Peki Sayın Yılmaz kurultayda dile getirdiği, yaptığı saptamaları, değerlendirmeleri, bu görüşlerini herhangi bir şekilde Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında hiç sizinle paylaştı mı? 

ECEVİT: Milli Güvenlik Kurulu toplantısıkonuşmaları bildiğiniz gibi açıklanmaz.

SORU: Sayın Yılmaz'ın bu konudaki görüşlerini siz bu kongre vesilesi ile ilk kez mi  öğrendiniz? 

ECEVİT: Çok hassas bir konuda bir hayli şey söyledim, artık daha fazla bir şey söylemeyi doğru bulmuyorum.

SORU: Peki efendim, Yüksek Askeri Şura'ya başkanlık ettiniz. Şimdi orada Jandarma'da yoğun bir atama dikkati çekiyor. O konuda yorumunuz ya da bir değerlendirmeniz oldu mu? 

ECEVİT: Siz kendiniz gazeteci olarak değerlendiriniz.

SORU: Efendim, Yüksek Askeri Şura'nın başlangıcında yaptığınız konuşmayı basına dağıttınız. Bu daha önce çok sık rastlanan bir uygulama değildi. Buna neden gerek duydunuz? Bir de siz, "Asker de şuanda kriz nedeni ile fedakarlık yapıyor fakat kriz bitince bu fedakarlıkların semeresi görülecektir" dediniz. Buna ne tür bir karşılık geldi? 

ECEVİT: Bir karşılık gelmedi. Yüksek Askeri Şura Başkanlığı'nın konuşmaları genellikle basına açıklanmaz fakat bu sefer yaptığım konuşmanın belli bir özelliği bulunduğu için Sayın Genelkurmay Başkanı ile görüştüm, "Sizce bir sakıncası yoksa ben bu konuşmamı kamuoyuna açıklayacağım" dedim. O da hiçbir sakınca olmadığını söyledi.

SORU: Şimdi efendim, Kıbrıs ile ilgili Sayın Denktaş masaya oturuyor, daha önce oturmayacağını söylemişti. Sizin de diyaloğunuz devam ediyor. Gelişmeler ne yönde? 

ECEVİT: Olumlu yönde.

SORU: Efendim,  çok teşekkür ediyoruz. 

ECEVİT: Ben teşekkür ederim.
 



(7 AĞUSTOS 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2001 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.