DSP Genel Başkanı ve Başbakan Bülent Ecevit'in, partisinin
grup toplantısında yaptığı konuşma:
(15 Kasım 2001)
Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, Sayın Konuklarımız, Değerli Gazeteciler
hepinize saygılar, sevgiler sunarım.
Bildiğiniz gibi dün DSP'nin 16'ncı yıldönümüydü. Bu yıldönümü dolayısıyla
bütün Demokratik Sol Partili arkadaşlarımızı ve milletimizi kutluyorum.
Bu yıldönümünün hayırlı olmasını diliyorum. Son yıllarda görüldü ki Türkiye
de artık DSP'siz iktidar olamıyor.
Bildiğiniz gibi 1997 ikinci yarısında bir azınlık partisi ve koalisyon
ortağı olarak görev aldık. Bu görev süremizde, koalisyon ortaklarımızla
birlikte çok başarılı hizmetler yaptık. O arada eğitim alanında büyük bir
reform başlattık ve bu reformu şimdi de büyük bir çabayla sürdürmekteyiz.
Ayrıca Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da yatırımları yeniden canlandırabilmek
için bir program hazırladık. Ona göre tedbirler aldık ve çeşitli hizmetlerde
bulunduk. 1999 yılı başında ise biz azınlık hükümetini tek başımıza kurduk.
Bu bizim isteğimizle gerçekleşmiş değildi. Bizim dışımızdaki partiler kendi
aralarında anlaşamadılar, tek güvendikleri parti olarak da DSP'yi gördüler
ve seçime gidilirken DSP'nin azınlık hükümeti kurmasını istediler. Biz
de bu isteği seve seve yerine getirdik ve bu 4,5-5 aylık süre içinde hiçbir
yasa çıkarmamıza olanak verilmediği halde, memleketimize büyük hizmetlerde
bulunduk.
Bu arada bölücü terörün kaynağını kuruttuk. Topluma güvenlik ve huzur
sağladık. Seçimlerin huzur içinde yapılmasını sağladık. Mayıs ayı sonunda
da seçimler sonucunda birinci parti olduk ve başında DSP'nin bulunduğu
Hükümetimiz kuruldu. Bu dönemde dediğim gibi bölücü teröre ağır bir darbe
indirdik, yolsuzluklara, soyguna karşı yoğun bir mücadele verdik ve bu
mücadeleyi vermeye devam ediyoruz. Bu arada koalisyonun ve demokrasinin
gereği olan uzlaşı kültürünü başarıyla sürdürdük ve sürdürmekteyiz. Yine
bu Başbakanlık dönemimizde Türkiye'de laiklik karşıtı akımların gücü kırıldı,
beli kırıldı. Bu da bence yalnız Türkiye için değil, tüm İslam alemi ve
dünya için önemli bir başarı oldu. Bu arada yine bu Hükümet döneminde Avrupa
Birliği'nin kapısı üyeliğimiz için açıldı. Ekonomide yapısal reformlar
gerçekleştirildi. Ancak önce deprem felaketleri, ardından bu yıl 11 Eylül'de
Amerika'daki terör saldırısı bizim ekonomik konulardaki atılımlarımızı
maalesef bir ölçüde engelledi. Fakat bu engelleri aşacağımıza inanıyorum.
O arada demokrasimizi daha güçlü, daha gerçekçi yapmak için gerekli
çabaları gösterdik, tedbirleri aldık ve almaya devam ediyoruz. Önümüzdeki
yıl da ekonomimizin darboğazdan uzaklaşacağına inanıyorum ve bu inançla
bütün DSP'li arkadaşlarıma ve sözlerimin başında belirttiğim gibi değerli
milletimize, ulusumuza sürekli başarılar diliyorum. DSP'nin hizmetlerinin
ulusumuza hayırlı olmasını diliyorum.
Değerli Arkadaşlarım;
Her partide olduğu gibi ama özellikle de DSP ile uğraşanlar var. Fakat
bunlar beni kesinlikle üzmüyor, kaygılandırmıyor. Partiler dışllarından
değil, ancak içlerinden yara alabilirler. Biz içimizde sağlam durduğumuz
sürece hiçbir senaryo, hiçbir gayret DSP'nin güçlenişini engelleyemez.
Bugün aynı zamanda KKTC'nin kuruluşunun 18. yıldönümü. Bunun için de
bütün Kıbrıs'lı kardeşlerimizi ve bütün Türk ulusunu kutluyorum. KKTC'nin
daima özgürlük ve esenlik içinde yaşamasını diliyorum.
Değerli Arkadaşlarım;
Kıbrıslı Türklere dünya tarihinin en ağır haksızlıkları yapılmıştır
ve halen de yapılmaya devam ediyor. Bildiğiniz gibi 1960 başlarında uluslararası
anlaşmalar gereği olarak Kıbrıs'ta Türkler'e bazı haklar tanınmıştı. 1963
sonlarından itibaren bu hakların tümü Kıbrıslı Rumlar tarafından işlemez
hale getirildi. Uluslararası güvence altında bir Kıbrıs Anayasası vardı.
Bu Anayasa'daki Türklerle ilgili bütün haklar ve başka bütün haklar çiğnendi
Kıbrıslı kardeşlerimiz yıllarca son derecede ağır koşullar altında, çok
ağır ekonomik baskılarla karşılaşarak yaşamlarını sürdürmek zorunda kaldılar
ve ancak Türkiye'nin engellemesiyle, baskısıyla Türkler'e yönelik terörizm
ve soykırımdan bazı noktalarda vazgeçmek zorunda kaldılar. Nihayet 1974
yılında Türk Barış Harekatı'yla Kıbrıslı Türkler çok şükür esenliğe, özgürlüğe
kavuştular. Türkler'in bu muamelelerle karşılaşmalarının nedeni ne idi?
Türkler'in günahı ne idi? Türkler'in günahı yaşama haklarını sürdürebilmekti.
Özgür olabilmekti, bağımsız olabilmekti ve haklarına sahip olabilmekti.
Fakat bütün bunlar engellendi. Türk Barış Harekatı'na gelinceye kadar Kıbrıslı
Türkler'e son derecede ağır ekonomik ambargolar konuldu. Spor etkinlikleri
bile ertelendi. Buna rağmen Kıbrıslı Türk kardeşlerimiz çok güçlü bir demokrasi
kurdular ve yaşattılar. İnsan hakları bakımından bütün dünyaya, tüm insanlığa
örnek oldular. Bunun için bütün Kıbrıslı kardeşlerimizi kutluyorum, onlara
da sürekli başarılar diliyorum.
Türkiye dışında herhangi bir ülke Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanımadı
ama er geç tanıyacaklar. Bu konuda Türkiye bütün güvencesini Kıbrıslı Türk
kardeşlerimizin esenliği için değerlendirmektedir.
Bu arada Türkiye dışında hiçbir ülkeye diplomatik haklar tanınmadığı
halde, bugün 180 bin nüfuslu KKTC'de beş üniversite vardır ve bu üniversitede
bu devleti tanımayan üyelerin çocukları, hocaları, profesörleri dersler
vermektedirler, öğretim görevlisi olarak çalışmaktadırlar. Böylelikle en
ağır şartlarda bile KKTC'deki kardeşlerimiz bilime, ilime büyük değer verdiklerini
gösterdiler. Eğer bazı dış çevrelerin, o arada Avrupa Birliği'nin, Birleşmiş
Milletler Genel Sekreterliği'nin istekleri kabul edilir de Türklerle Rumlar
adada bir arada yaşamak zorunda bırakılırlarsa, Türk Barış Harekatı'ndan
önce karşılaştıkları soykırım deneyimlerinin, terörizmin çok daha ağırıyla
karşılaşacaklardır. Onun için bu konuda direnenler çok ağır sorumluluk
altında olduklarını bilmelidirler. Eğer iki ayrı devlet zorla birleştirilecek
olurlarsa, hemen ertesi günden itibaren Güney Kıbrıslı Rumlar kuzeye akın
edecekler, kuzeydeki Türkler'in evlerini işgal edeceklerdir. Bu niyetlerini
şimdiden yetkili ağızlardan açıkça belirtiyorlar. Onun için biz asla Kıbrıslı
Türkler'in yeniden Rum egemenliği altına girmesine razı olmayacağız ve
olamayız.
Ayrıca şunu da belirtmek isterim: Doğu Akdeniz haritasına bakan bir
kimsenin görebileceği gibi, KKTC sadece Kıbrıslı Türkler'in güvenliği açısından
değil, Türkiye'nin güvenliği açısından da çok büyük önem taşımaktadır.
Bu arada benim KKTC'yi gözden çıkaracağımı ileri süren bir kişiye de şunu
hatırlatmak isterim; bunu söyleyenin, bunu düşenin aklına şaşmak gerekir.
Değerli Arkadaşlarım;
Afganistan'da terörizme karşı Türkiye'nin de katılımıyla açılan savaş
neredeyse daha başlamadan sona erdi. Kandahar dışında başkent Kabil olmak
üzere, Mezar-ı Şerif dahil tüm şehirler özgürlüklerine kavuştular. Taliban'ın
baskısından, zulmünden kurtulma olanağını bulmuş oldular ve bu artık Taliban
tarafından beyhude sürdürülen bir mücadele olacaktır. Şimdilik sadece Kandahar'ın
bazı varoşlarında direnişlerini sürdürmektedirler. Fakat bu fazla sürmeyecektir.
Çünkü birlikleri arasında iletişim de kopmuş durumdadır, boşlukta savaşmaktadırlar
ve zaten savaşmakta değil, kaçışmaktadırlar. Fakat bu kısa sürede sağlanan
başarıya bakıp da işlerin iyi olduğunu düşünmek doğru değildir. Çünkü halen
Afganistan'da yönetim ve siyaset bakımından ciddi bir boşluk vardır. Bir
yandan muhalefeti oluşturan gruplar arasında, bir yandan da değişik etnik
gruplar arasında kıyasıya bir rekabet vardır. Eğer süratle sağlıklı bir
devlet ve bir yönetim yapısı oluşturulamayacak olursa, bu mücadele boşuna
verilmiş olacaktır. Bu konuda en büyük katkı da Türkiye'den gelebilir.
Çünkü Türkiye 1920'lerden beri Afgan halkının her rejim altında en yakın,
en iyi dostu olduğunu göstermiştir ve Afganistan'ı son derecede yakından
tanıyan bir millet olduğunu kanıtlamıştır.
Atatürk döneminde, hatta Cumhuriyetimiz kurulmadan önce Atatürk'ün emriyle
Türk ulusu Afganistan'a her türlü yardımı yapmaya çalışmıştır. 1920'nin
Kasımı'nda daha önce de belirttiğim gibi, Atatürk'ün emriyle 12 subayımız
eğitim vermek için Afganistan'a gönderilmiştir. 1920'li-30'lı yıllarda
Cumhuriyet kurulduktan sonra da her konuda Afgan halkının kalkınması, çağdaş
bir yapıya kavuşması için Türkiye elinden gelen çabayı göstermiştir. Okullar,
askeri eğitim merkezleri hatta bir konservatuar kurdurmuştur. Atatürk bu
şekilde Türkiye'de başlattığı çağdaş ve demokratik yaşamı Afganistan'da
da başlatabilmek için elinden gelen çabayı göstermiştir. Onun için de Afgan
halkı Atatürk'ü şükranla anmaktadır.
Nasıl oldu da bu Taliban rejimi bu kadar kısa sürede çöktü? Bunun nedeni
benim kanımca Taliban'ın moral çöküntüsüne uğramış olmasıdır. Bu moral
çöküntüsünün nedeni de Türkiye'nin Afganistan'daki terörizme karşı mücadeleye
katılma kararını açıklamış olmasıdır. Çünkü Afgan halkı çok iyi biliyor
ki Türkiye dünyada İslam ülkeleri arasında en çağdaş, en güçlü olan ülkedir.
Onun için ona karşı direnilmesi Afgan halkı bakımından mümkün değildir.
Bunu bildikleri için Taliban güçleri moral çöküntüsü içine girmiştir ve
sanırım uğradıkları yenilgide bu önemli bir etken olmuştur. Özellikle Türkiye'nin
katılımıyla görülmüştür ki Afganistan açısından mücadele İslam'a karşı
değil, teröre karşı verilen bir mücadeledir.
Değerli Arkadaşlarım;
Türkiye Cumhuriyeti İslam'ın laiklikle, demokrasiyle ve çağdaşlıkla
bağdaşabileceğini kanıtlamıştır. Şimdi bu kanı bütün dünyada, bütün İslam
aleminde yaygınlaşmaktadır. Er geç Türkiye'deki laik İslam rejimi bütün
İslam ülkelerinde giderek artan ölçüde benimsenecektir.
Değerli Arkadaşlarım;
Afganistan'daki idari ve yönetsel boşluğun süratle kaldırılabilmesine
katkıda bulunmak üzere Türkiye, Mezar-ı Şerif kurtarılır kurtarılmaz oradaki
Başkonsolosluğumuz'un yeniden açılması için gerekli adımları atmaya başlamıştır.
Ayrıca Kabil'deki Büyükelçiliğimiz işlerliğini yitirmiş olmakla birlikte,
sapasağlam duruyordu. Derhal Kabil'deki Büyükelçiliğimiz'de de gerekli
personelin görevlendirilmesi ile ilgili çalışmalar başlayacaktır. Bu şekilde
Türkiye, Afganistan'da yönetim boşluğunun giderilmesine katkıda bulunmak
üzere ilk adımı atan ülkelerden biri, belki de birincisi olmuştur.
Bütün Afgan halkına bu terörizm baskısından, çağdışı baskıdan kurtulmaları
yolunda başarılar diliyorum ve Türkiye'nin yardımını her zaman yanlarında
bulacaklarına inanmalarını diliyorum.
Değerli Arkadaşlarım;
Konuşmalarımı bitirmeden önce de değerli futbolcularımızı kutlamak isterim.
2002 Dünya Kupası finallerine katılma hakkını kazanan futbol milli takımımızı
yürekten kutluyorum, başarılarının devamını diliyorum, saygılar sunuyorum.
|