Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI AÇIKLAMASI (13.11.2001)
YILMAZ'IN AÇIKLAMALARI (13.11.2001)
BAHÇELİ'NİN AÇIKLAMASI (15.11.2001)
ÇİLLER'İN GRUP KONUŞMASI (14.11.2001)
AB ANA SAYFA
AFGANİSTAN OPERASYONU (7.10.2001)

ECEVİT'İN GRUP KONUŞMASI...
15 Kasım 2001
Başbakan Bülent Ecevit, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, Kıbrıs ve Afganistan'daki gelişmeler konularında açıklamalarda bulundu.
 
"Eğer bazı dış çevrelerin, o arada Avrupa Birliği’nin, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’nin istekleri kabul edilir de Türklerle Rumlar adada bir arada yaşamak zorunda bırakılırlarsa, Türk Barış Harekâtı’ndan önce karşılaştıkları soykırım deneyimlerinin, terörizmin çok daha ağırıyla karşılaşacaklardır. Onun için bu konuda direnenler çok ağır sorumluluk altında olduklarını bilmelidirler." 

"Biz asla Kıbrıslı Türkler’in yeniden Rum egemenliği altına girmesine razı olmayacağız ve olamayız." 

"Benim KKTC’yi gözden çıkaracağımı ileri süren bir kişiye de şunu hatırlatmak isterim; bunu söyleyenin, bunu düşenin aklına şaşmak gerekir."

"Nasıl oldu da bu Taliban rejimi bu kadar kısa sürede çöktü? Bunun nedeni benim kanımca Taliban’ın moral çöküntüsüne uğramış olmasıdır. Bu moral çöküntüsünün nedeni de Türkiye’nin Afganistan’daki terörizme karşı mücadeleye katılma kararını açıklamış olmasıdır."

"Özellikle Türkiye’nin katılımıyla görülmüştür ki Afganistan açısından mücadele İslâm’a karşı değil, teröre karşı verilen bir mücadeledir."
 

DSP Genel Başkanı ve Başbakan Bülent Ecevit'in, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşma:
(15 Kasım 2001)

Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, Sayın Konuklarımız, Değerli Gazeteciler hepinize saygılar, sevgiler sunarım.

Bildiğiniz gibi dün DSP'nin 16'ncı yıldönümüydü. Bu yıldönümü dolayısıyla bütün Demokratik Sol Partili arkadaşlarımızı ve milletimizi kutluyorum. Bu yıldönümünün hayırlı olmasını diliyorum. Son yıllarda görüldü ki Türkiye de artık DSP'siz iktidar olamıyor.

Bildiğiniz gibi 1997 ikinci yarısında bir azınlık partisi ve koalisyon ortağı olarak görev aldık. Bu görev süremizde, koalisyon ortaklarımızla birlikte çok başarılı hizmetler yaptık. O arada eğitim alanında büyük bir reform başlattık ve bu reformu şimdi de büyük bir çabayla sürdürmekteyiz.

Ayrıca Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da yatırımları yeniden canlandırabilmek için bir program hazırladık. Ona göre tedbirler aldık ve çeşitli hizmetlerde bulunduk. 1999 yılı başında ise biz azınlık hükümetini tek başımıza kurduk. Bu bizim isteğimizle gerçekleşmiş değildi. Bizim dışımızdaki partiler kendi aralarında anlaşamadılar, tek güvendikleri parti olarak da DSP'yi gördüler ve seçime gidilirken DSP'nin azınlık hükümeti kurmasını istediler. Biz de bu isteği seve seve yerine getirdik ve bu 4,5-5 aylık süre içinde hiçbir yasa çıkarmamıza olanak verilmediği halde, memleketimize büyük hizmetlerde bulunduk.

Bu arada bölücü terörün kaynağını kuruttuk. Topluma güvenlik ve huzur sağladık. Seçimlerin huzur içinde yapılmasını sağladık. Mayıs ayı sonunda da seçimler sonucunda birinci parti olduk ve başında DSP'nin bulunduğu Hükümetimiz kuruldu. Bu dönemde dediğim gibi bölücü teröre ağır bir darbe indirdik, yolsuzluklara, soyguna karşı yoğun bir mücadele verdik ve bu mücadeleyi vermeye devam ediyoruz. Bu arada koalisyonun ve demokrasinin gereği olan uzlaşı kültürünü başarıyla sürdürdük ve sürdürmekteyiz. Yine bu Başbakanlık dönemimizde Türkiye'de laiklik karşıtı akımların gücü kırıldı, beli kırıldı. Bu da bence yalnız Türkiye için değil, tüm İslam alemi ve dünya için önemli bir başarı oldu. Bu arada yine bu Hükümet döneminde Avrupa Birliği'nin kapısı üyeliğimiz için açıldı. Ekonomide yapısal reformlar gerçekleştirildi. Ancak önce deprem felaketleri, ardından bu yıl 11 Eylül'de Amerika'daki terör saldırısı bizim ekonomik konulardaki atılımlarımızı maalesef bir ölçüde engelledi. Fakat bu engelleri aşacağımıza inanıyorum.

O arada demokrasimizi daha güçlü, daha gerçekçi yapmak için gerekli çabaları gösterdik, tedbirleri aldık ve almaya devam ediyoruz. Önümüzdeki yıl da ekonomimizin darboğazdan uzaklaşacağına inanıyorum ve bu inançla bütün DSP'li arkadaşlarıma ve sözlerimin başında belirttiğim gibi değerli milletimize, ulusumuza sürekli başarılar diliyorum. DSP'nin hizmetlerinin ulusumuza hayırlı olmasını diliyorum.

Değerli Arkadaşlarım;

Her partide olduğu gibi ama özellikle de DSP ile uğraşanlar var. Fakat bunlar beni kesinlikle üzmüyor, kaygılandırmıyor. Partiler dışllarından değil, ancak içlerinden yara alabilirler. Biz içimizde sağlam durduğumuz sürece hiçbir senaryo, hiçbir gayret DSP'nin güçlenişini engelleyemez.

Bugün aynı zamanda KKTC'nin kuruluşunun 18. yıldönümü. Bunun için de bütün Kıbrıs'lı kardeşlerimizi ve bütün Türk ulusunu kutluyorum. KKTC'nin daima özgürlük ve esenlik içinde yaşamasını diliyorum.

Değerli Arkadaşlarım;

Kıbrıslı Türklere dünya tarihinin en ağır haksızlıkları yapılmıştır ve halen de yapılmaya devam ediyor. Bildiğiniz gibi 1960 başlarında uluslararası anlaşmalar gereği olarak Kıbrıs'ta Türkler'e bazı haklar tanınmıştı. 1963 sonlarından itibaren bu hakların tümü Kıbrıslı Rumlar tarafından işlemez hale getirildi. Uluslararası güvence altında bir Kıbrıs Anayasası vardı. Bu Anayasa'daki Türklerle ilgili bütün haklar ve başka bütün haklar çiğnendi Kıbrıslı kardeşlerimiz yıllarca son derecede ağır koşullar altında, çok ağır ekonomik baskılarla karşılaşarak yaşamlarını sürdürmek zorunda kaldılar ve ancak Türkiye'nin engellemesiyle, baskısıyla Türkler'e yönelik terörizm ve soykırımdan bazı noktalarda vazgeçmek zorunda kaldılar. Nihayet 1974 yılında Türk Barış Harekatı'yla Kıbrıslı Türkler çok şükür esenliğe, özgürlüğe kavuştular. Türkler'in bu muamelelerle karşılaşmalarının nedeni ne idi? Türkler'in günahı ne idi? Türkler'in günahı yaşama haklarını sürdürebilmekti. Özgür olabilmekti, bağımsız olabilmekti ve haklarına sahip olabilmekti. Fakat bütün bunlar engellendi. Türk Barış Harekatı'na gelinceye kadar Kıbrıslı Türkler'e son derecede ağır ekonomik ambargolar konuldu. Spor etkinlikleri bile ertelendi. Buna rağmen Kıbrıslı Türk kardeşlerimiz çok güçlü bir demokrasi kurdular ve yaşattılar. İnsan hakları bakımından bütün dünyaya, tüm insanlığa örnek oldular. Bunun için bütün Kıbrıslı kardeşlerimizi kutluyorum, onlara da sürekli başarılar diliyorum.

Türkiye dışında herhangi bir ülke Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanımadı ama er geç tanıyacaklar. Bu konuda Türkiye bütün güvencesini Kıbrıslı Türk kardeşlerimizin esenliği için değerlendirmektedir.

Bu arada Türkiye dışında hiçbir ülkeye diplomatik haklar tanınmadığı halde, bugün 180 bin nüfuslu KKTC'de beş üniversite vardır ve bu üniversitede bu devleti tanımayan üyelerin çocukları, hocaları, profesörleri dersler vermektedirler, öğretim görevlisi olarak çalışmaktadırlar. Böylelikle en ağır şartlarda bile KKTC'deki kardeşlerimiz bilime, ilime büyük değer verdiklerini gösterdiler. Eğer bazı dış çevrelerin, o arada Avrupa Birliği'nin, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği'nin istekleri kabul edilir de Türklerle Rumlar adada bir arada yaşamak zorunda bırakılırlarsa, Türk Barış Harekatı'ndan önce karşılaştıkları soykırım deneyimlerinin, terörizmin çok daha ağırıyla karşılaşacaklardır. Onun için bu konuda direnenler çok ağır sorumluluk altında olduklarını bilmelidirler. Eğer iki ayrı devlet zorla birleştirilecek olurlarsa, hemen ertesi günden itibaren Güney Kıbrıslı Rumlar kuzeye akın edecekler, kuzeydeki Türkler'in evlerini işgal edeceklerdir. Bu niyetlerini şimdiden yetkili ağızlardan açıkça belirtiyorlar. Onun için biz asla Kıbrıslı Türkler'in yeniden Rum egemenliği altına girmesine razı olmayacağız ve olamayız.

Ayrıca şunu da belirtmek isterim: Doğu Akdeniz haritasına bakan bir kimsenin görebileceği gibi, KKTC sadece Kıbrıslı Türkler'in güvenliği açısından değil, Türkiye'nin güvenliği açısından da çok büyük önem taşımaktadır. Bu arada benim KKTC'yi gözden çıkaracağımı ileri süren bir kişiye de şunu hatırlatmak isterim; bunu söyleyenin, bunu düşenin aklına şaşmak gerekir.

Değerli Arkadaşlarım;

Afganistan'da terörizme karşı Türkiye'nin de katılımıyla açılan savaş neredeyse daha başlamadan sona erdi. Kandahar dışında başkent Kabil olmak üzere, Mezar-ı Şerif dahil tüm şehirler özgürlüklerine kavuştular. Taliban'ın baskısından, zulmünden kurtulma olanağını bulmuş oldular ve bu artık Taliban tarafından beyhude sürdürülen bir mücadele olacaktır. Şimdilik sadece Kandahar'ın bazı varoşlarında direnişlerini sürdürmektedirler. Fakat bu fazla sürmeyecektir. Çünkü birlikleri arasında iletişim de kopmuş durumdadır, boşlukta savaşmaktadırlar ve zaten savaşmakta değil, kaçışmaktadırlar. Fakat bu kısa sürede sağlanan başarıya bakıp da işlerin iyi olduğunu düşünmek doğru değildir. Çünkü halen Afganistan'da yönetim ve siyaset bakımından ciddi bir boşluk vardır. Bir yandan muhalefeti oluşturan gruplar arasında, bir yandan da değişik etnik gruplar arasında kıyasıya bir rekabet vardır. Eğer süratle sağlıklı bir devlet ve bir yönetim yapısı oluşturulamayacak olursa, bu mücadele boşuna verilmiş olacaktır. Bu konuda en büyük katkı da Türkiye'den gelebilir. Çünkü Türkiye 1920'lerden beri Afgan halkının her rejim altında en yakın, en iyi dostu olduğunu göstermiştir ve Afganistan'ı son derecede yakından tanıyan bir millet olduğunu kanıtlamıştır.

Atatürk döneminde, hatta Cumhuriyetimiz kurulmadan önce Atatürk'ün emriyle Türk ulusu Afganistan'a her türlü yardımı yapmaya çalışmıştır. 1920'nin Kasımı'nda daha önce de belirttiğim gibi, Atatürk'ün emriyle 12 subayımız eğitim vermek için Afganistan'a gönderilmiştir. 1920'li-30'lı yıllarda Cumhuriyet kurulduktan sonra da her konuda Afgan halkının kalkınması, çağdaş bir yapıya kavuşması için Türkiye elinden gelen çabayı göstermiştir. Okullar, askeri eğitim merkezleri hatta bir konservatuar kurdurmuştur. Atatürk bu şekilde Türkiye'de başlattığı çağdaş ve demokratik yaşamı Afganistan'da da başlatabilmek için elinden gelen çabayı göstermiştir. Onun için de Afgan halkı Atatürk'ü şükranla anmaktadır.

Nasıl oldu da bu Taliban rejimi bu kadar kısa sürede çöktü? Bunun nedeni benim kanımca Taliban'ın moral çöküntüsüne uğramış olmasıdır. Bu moral çöküntüsünün nedeni de Türkiye'nin Afganistan'daki terörizme karşı mücadeleye katılma kararını açıklamış olmasıdır. Çünkü Afgan halkı çok iyi biliyor ki Türkiye dünyada İslam ülkeleri arasında en çağdaş, en güçlü olan ülkedir. Onun için ona karşı direnilmesi Afgan halkı bakımından mümkün değildir. Bunu bildikleri için Taliban güçleri moral çöküntüsü içine girmiştir ve sanırım uğradıkları yenilgide bu önemli bir etken olmuştur. Özellikle Türkiye'nin katılımıyla görülmüştür ki Afganistan açısından mücadele İslam'a karşı değil, teröre karşı verilen bir mücadeledir.

Değerli Arkadaşlarım;

Türkiye Cumhuriyeti İslam'ın laiklikle, demokrasiyle ve çağdaşlıkla bağdaşabileceğini kanıtlamıştır. Şimdi bu kanı bütün dünyada, bütün İslam aleminde yaygınlaşmaktadır. Er geç Türkiye'deki laik İslam rejimi bütün İslam ülkelerinde giderek artan ölçüde benimsenecektir.

Değerli Arkadaşlarım;

Afganistan'daki idari ve yönetsel boşluğun süratle kaldırılabilmesine katkıda bulunmak üzere Türkiye, Mezar-ı Şerif kurtarılır kurtarılmaz oradaki Başkonsolosluğumuz'un yeniden açılması için gerekli adımları atmaya başlamıştır. Ayrıca Kabil'deki Büyükelçiliğimiz işlerliğini yitirmiş olmakla birlikte, sapasağlam duruyordu. Derhal Kabil'deki Büyükelçiliğimiz'de de gerekli personelin görevlendirilmesi ile ilgili çalışmalar başlayacaktır. Bu şekilde Türkiye, Afganistan'da yönetim boşluğunun giderilmesine katkıda bulunmak üzere ilk adımı atan ülkelerden biri, belki de birincisi olmuştur.

Bütün Afgan halkına bu terörizm baskısından, çağdışı baskıdan kurtulmaları yolunda başarılar diliyorum ve Türkiye'nin yardımını her zaman yanlarında bulacaklarına inanmalarını diliyorum.

Değerli Arkadaşlarım;

Konuşmalarımı bitirmeden önce de değerli futbolcularımızı kutlamak isterim. 2002 Dünya Kupası finallerine katılma hakkını kazanan futbol milli takımımızı yürekten kutluyorum, başarılarının devamını diliyorum, saygılar sunuyorum.
 


(16 KASIM 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2001 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.