Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreterliği'nce yayımlanan
açıklama şöyle:
(7 Ağustos 2001)
BASIN AÇIKLAMASI
Bir parti liderinin, parti olağan kongresinde ulusal güvenlik kavramına
ilişkin yaptığı açıklamalar, basın ve yayın organlarında, Silahlı Kuvvetler'i
hedef alan değerlendirmeler olarak algılanmış ve kamuoyuna da bu yönde
yansıtılmıştır.
Yapılan konuşmada; bugün varolduğu düşünülen "ulusal güvenlik anlayışının",
devletimizin geleceğini sağlamlaştırıcı her adımın engelleyicisi ve devletin
can damarlarını kesen bir yapıda olduğu ifade edilmiş, ayrıca ülkenin geleceği
için gerekli her ileri adımın ulusal güvenlik gerekçesiyle önü kesilmesinin
kabul edilemez olduğu beyan edilmiştir.
Bilindiği gibi ulusal güvenlik kavramı; tehdit/risk algılaması ve değerlendirmesi
ile başlayan sosyal, ekonomik ve askeri parametreler ile milli güç unsurlarının
tümünü içeren bir yapıdadır. Ulusal güvenlik düzenlemelerinin nihai hedefi;
içte demokratik, laik ve üniter cumhuriyetin korunması; dışta, ülkenin
yaşamsal çıkarlarının savunulmasını içerir.
Türkiye Cumhuriyeti; uzun yıllardır bekasını, üniter ve laik yapısını
hedef alan saldırılarla karşı karşıyadır.
Onbeş yılı aşkın bir zamandır, tarihin en kanlı terör örgütü, ülke bütünlüğünü
hedef alan acımasız katliamları gerçekleştirmiş ve bu eylemlerine, bazı
ülkelerin desteğiyle devam etmiştir. Halen bu çabalarını siyasallaştırmak
ve legal zemine oturtmak gayreti içindedir. Binlerce silahlı teröristi,
halen dağlarda hazır bekletmektedir.
Yıllardır; şeriat özlemcisi siyasi hareketler, demokrasinin sağladığı
imkanları istismar ederek laik düzenin değişmesi için çalışmış ve bu yolda
önemli mesafe katedilmiş bulunmaktadır.
Kıbrıs, Kafkaslar, Ortadoğu, K.Irak gibi dengelerin kurulamadığı coğrafyada
Türkiye uzun vadeli güvenlik endişeleri içinde yaşamak zorunda kalmıştır.
Sayılan tüm bu olumsuzluklara rağmen, Türkiye Cumhuriyeti, uzun bir
süredir bütün bu tehditlere karşı başarı ile mücadele vermektedir. Bu mücadelenin
en fedakar unsuru ise; her zaman olduğu gibi eşsiz sabrı ve direnci ile
yüce Türk Ulusu'dur.
Yapılan bu talihsiz konuşmada; "Her ileri adımın, ulusal güvenlik gerekçesiyle
kesildiği" ifade edilmiş, ancak tek bir örnek de verilmemiştir.
Bilindiği gibi ulusal güvenliğin sağlanmasından TBMM'ne karşı Bakanlar
Kurulu sorumludur. Bu sorumluluğu paylaşan bir kişinin kurumları hedef
alan bu tür konuşması, mesnetten yoksun ve düşündürücüdür.
Kaldı ki; ulusal güvenliğe ilişkin temel düzenlemeler, Başbakan imzasıyla
yayınlanan "Milli Siyaset Belgesi"nde yer almakta ve Silahlı Kuvvetler,
bu belgeye istinaden "milli askeri strateji" dokümanını hazırlamaktadır.
Tüm bunları yok kabul edip ulusal güvenliği "ayak bağı" olarak nitelemenin,
sağduyulu vatandaşlar tarafından makul görülmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmektedir.
"Ülkenin geleceği için gerekli her ileri adımın" her zaman gerçek anlamda
ileri adım olup olmadığı tartışılması gereken bir konudur.
Eğer; atılması düşünülen ileri adımlar;
Şeriatı düşünen sapık düşünce ve eylem sahiplerinin faaliyetlerini kolaylaştıracaksa,
Ülkeyi bölmeye çalışan gruplara yasal dayanak sağlayacaksa,
Ülkenin yaşamsal güvenlik mülahazalarından tavizler verecekse, bunlar gerçek
anlamda ileri değil, geriye doğru atılmış adımlar olacaktır.
Tarihi örnek alarak verilen matbaanın gelmesini istemeyen zihniyetin
bu konuşmada ulusal güvenlik kavramını reddeden zihniyet olduğu değerlendirilmektedir.
Üzerinde düşünülmesi gereken önemli konu, kişi ve kurumların sorunlar
karşısında, üzerlerine düşen görevleri eksiksiz yapmak yerine, başkalarına
saldırarak sorumluluktan ve başarısızlıktan kaçma gayretleridir.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde;
Ekonomi iflas noktasına gelmişse,
Ekonomiyi bu hale getirenler hakkında en ufak bir işlem yapılmıyorsa,
Milli ve ahlaki değerler aşındırılmışsa,
Soygun düzeni adeta normal bir davranış haline gelmişse
AB'ne girmeyi hedefleyen bir ülkede; ortaçağı hedefleyen zihniyetler devlet
kadrolarında bile yer alabiliyor ve buralara özenle yerleştiriliyorsa,
Ülke içinde siyasi istikrar, kişisel ihtiraslar nedeniyle bir türlü sağlanamıyorsa,
Ülkenin bir parçasında ekonomik ve sosyal tedbirlerin alınamaması neticesi
ayrılıkçı terörün, etnik/milliyetçi ve ayrılıkçı harekete dönüşmesi önlenemiyorsa,
Küreselleşme anlayışı ekonomik teslimiyetçilik olarak benimseniyorsa,
Tüm bu olumsuzlukların nedenini "ulusal güvenlik kavramı" ile örtmek
ve bu kavramın sonucu olarak görmek hem makul hem de insaflı değildir,
aynı zamanda tehlikelidir.
Son tartışma konusunun, sorumlu bir makamda olunmasına rağmen, meşru
zeminlerde tartışmak yerine, dünyaya şikayet etme şeklinde gündeme getirilmesinin
onurlu bir yaklaşım olarak kabul edilmesi mümkün değildir.
Türk Silahlı Kuvvetleri, Türkiye'nin bekası, refahı ve mutluluğunu hedef
alan konuların daha ciddi, günlük siyasi çıkarlarından arındırılmış platformlarda
tartışılmasının uygun olacağı inancı içindedir.
Her fırsatta, doğrudan veya dolaylı olarak silahlı kuvvetleri yıpratmaya
yönelik girişimlerin, bu girişimlerde bulunan kişi veya grupların yıprattığı
ve ülkeye zarar verdiği geçmişte görüldüğü gibi, gelecekte de görülecektir.
Çağdaşlık, evrensellik ve ilericilik anlayışları kendi yarattıkları
paradigmalar ile sınırlı kişilerin, ulusu aydınlık yarınlar yerine belirsiz
karanlıklara götüreceği ve bunun geçmişte de pek çok örneklerinin bulunduğu
bilinen bir gerçektir.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
|