Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklama
şöyle:
(5 Temmuz 2001)
Türkiye Büyük Meclisi Genel Kurulu'nda 27/06/2001 gününde kabul edilen
4696 sayılı "Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında
Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER
tarafından incelenerek, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 89. ve 104. maddeleri
gereğince bir kez daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na
geri gönderilmiştir.
Söz konusu Yasa'nın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na gönderilme
gerekçeleri aşağıda sunulmaktadır:
T.C.
CUMHURBAŞKANLIĞI
B.01.0.KKB.01
KAN.KAR. : 39-18/A-3-2001-500 05/07/2001
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
İLGİ : 28.06.2001 günlü, A.01.0.GNS.0.10.00.02-10782/25198 sayılı yazınız.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nca 27.06.2001 gününde kabul
edilen 4696 sayılı "Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması
Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" incelenmiştir:
1- 4483 sayılı Yasa'nın 4. maddesinin birinci fıkrasının sonundaki
"göndererek soruşturma izni isterler" ibaresi, 4696 sayılı Yasa'nın 2.
maddesiyle "gönderirler" biçiminde değiştirilmiştir.
Yapılan değişiklikle, Cumhuriyet başsavcılarının, memurlar ve diğer
kamu görevlilerinin, bu Yasa kapsamına giren suçlarına ilişkin ihbar ya
da şikayet aldıklarında ya da böyle bir durumu öğrendiklerinde, ivedilikle
toplanması gerekli ve kaybolma olasılığı bulunan kanıtları saptadıktan
başka hiçbir işlem yapmayarak ve ilgili memur ya da kamu görevlisinin ifadesine
başvurmadan belgelerin bir örneğini ilgili makama göndermekle yetinmeleri
amaçlanmıştır.
Oysa, Cumhuriyet başsavcılıkları suç işlendiğini herhangi bir biçimde
öğrendiklerinde, tüm kanıtları toplayıp, yapacakları değerlendirme sonucunda
suçlamanın ciddi olduğu kanısına varırlarsa soruşturma yapmalarında kamu
yararı bulunmaktadır. Bu etkinlik, daha sonraki evrede başlayacak yargılamanın
sağlıklı ve güvenilir biçimde yürütülmesi için gereklidir.
Yasa kapsamına giren suçu öğrenen Cumhuriyet başsavcılarının, tüm kanıtları
toplamaları yerine, görevi nedeniyle suç işlediği ileri sürülen memur ve
diğer kamu görevlileri hakkında ivedilikle toplanması gerekli ve kaybolma
olasılığı bulunan kanıtları saptamaktan başka hiçbir işlem yapmayarak,
belgeleri ilgili idari makama göndermeleri, kimi suçların ve suçluların
ortaya çıkarılmamasına yol açabilecektir.
Olayla ilgili kanıtların karartılması, sağlıklı soruşturmanın yapılamaması
durumunda suçluların cezalandırılması olanaksızlaşacak; böylece, toplumun
adalet duygusu zedelenecektir.
2- 4483 sayılı Yasa'nın 5. maddesinin, 4696 sayılı Yasa'yla değişik
birinci fıkrasında, araştırma süresinin altmış gün olduğu belirtilmiş;
7. maddesinin yine aynı Yasa'yla değişik birinci fıkrasında da, yetkili
organın soruşturma izni konusundaki kararını, suçun 5. maddenin birinci
fıkrasına göre öğrenilmesinden başlayarak, ön inceleme dahil kırkbeş gün
içinde vereceği, bu sürenin, zorunlu durumlarda onbeş günü geçmemek üzere
bir kez uzatılabileceği kurala bağlanmıştır.
4483 sayılı Yasa'nın 9. maddesinin, 4696 sayılı Yasa'yla değişik ikinci
fıkrasına göre de, yetkili organın soruşturma izni verilmesi ya da verilmemesine
ilişkin kararına karşı ilgililer, kararın kendilerine tebliğinden başlayarak
on gün içinde itiraz edebileceklerdir.
İtiraz üzerine yetkili organ, kararı, itirazı ve dosyayı ilgili idari
yargı organına gönderecek ve itirazlar en geç üç ay içinde karara bağlanacaktır.
Soruşturma izni verilmesine ilişkin karara, ilgili memur ya da diğer
kamu görevlisince yapılan itirazı idari yargı organının reddetmesi durumunda
ya da yukarıda belirtilen itiraz süresinin geçmesinden sonra Cumhuriyet
başsavcılıklarınca soruşturma başlatılabilecektir.
Böylece, araştırma, ön inceleme ve soruşturma izni verilmesi ya da verilmemesi,
idari yargı organına yapılacak itirazlar ve bu itirazların incelenip karara
bağlanması ve tebligatların yapılmasından oluşan bu sürecin uzun bir süreyi
gerektireceği açıktır. İdari yargı organlarının iş yükü ve tebligatlara
ilişkin bilinen sorunlar nedeniyle bu süre daha da uzayacaktır. Böylece,
Cumhuriyet başsavcılığı, suçun işlenmesinden çok uzun bir süre sonra hazırlık
soruşturmasına başlayabilecektir.
Cumhuriyet başsavcılarının, Yasa kapsamına giren bir suç işlendiğini
ihbar, şikayet ya da herhangi bir nedenle öğrendiklerinde, soruşturma izni
istemelerinin engellenmesi ve dolayısıyla soruşturma yapmalarının önlenmesi,
geçecek sürenin uzunluğu nedeniyle doğru ve sağlıklı yargılama yapılması
yönünden ciddi sakıncalar yaratacaktır.
Öte yandan, 4483 sayılı Yasa'nın 4. maddesinin ikinci fıkrasında, diğer
makam ve memurlarla kamu görevlilerinin, bu Yasa kapsamına giren bir suç
işlendiğini ihbar, şikayet, bilgi, belge ya da bulgulara dayanarak öğrendiklerinde,
durumu Cumhuriyet başsavcılığına değil, izin vermeye yetkili organa iletecekleri
belirtilmiştir. Bu durumda, işlendiği öne sürülen suçları soruşturup kovuşturma
yetkisi bulunan Cumhuriyet başsavcılığının böyle bir suçun işlendiğinden
ve yapılan ön incelemeden haberi de olmayacaktır.
Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında, Cumhuriyet başsavcılıklarının,
suçun işlendiğini öğrendiklerinde gerekli girişimleri başlatıp, soruşturma
izni verilmesini isteme haklarının kullanılmasını önleyen düzenlemeler,
- Delillerin karartılmasına,
- Soruşturmanın geciktirilmesine,
- Dava açılması durumunda yargılamanın yeterli ve doğru deliller üzerinden
yapılamamasına,
- Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin büyük huzursuzluklara ve sürtüşmelerine,
neden olacağından hukuka uygun düşmemektedir.
3- 4483 sayılı Yasa'nın 9. maddesinin, 4696 sayılı Yasa'yla değişik
ikinci fıkrasında, Cumhuriyet başsavcılığının ön incelemeye geçilmemesine
ve soruşturma izni verilmemesine ilişkin kararlara karşı yetkili organa
itiraz edebileceği belirtilmiştir.
Oysa, fıkranın değiştirilmeden önceki metninde, soruşturma izni istemine
bağlı olarak soruşturma izni verilmemesine ilişkin karara karşı Cumhuriyet
başsavcılığının itiraz yoluna gidebileceği kurala bağlanmıştır.
Görüldüğü gibi, Cumhuriyet başsavcılığı, önceki kurala göre, soruşturma
izni verilmemesine ilişkin karara karşı itiraz yoluna bir kez başvuracak
iken, yapılan değişiklikle itiraz yolunun ikiye çıkarılması, bu duyarlı
konuda sonuç alınmasını güçleştirecek ve geciktirecek niteliktedir.
4- 4483 sayılı Yasa'nın 4. maddesinin, 4696 sayılı Yasa'nın 2.
maddesiyle değişik dördüncü fıkrasında, "1.11.1984 tarihli ve 3071 sayılı
Kanunun 4 üncü maddesindeki yazılı şartları taşımayan ve yapılan araştırma
sonucunda daha önce sonuçlandırılmış konular ile yukarıdaki fıkraya aykırı
bulunan ihbar ve şikayetler, Cumhuriyet başsavcılıkları ve izin vermeye
yetkili merciler tarafından işleme konulmaz ve bu durum ihbar ve şikayette
bulunana bildirilir. Ayrıca, bu durumun ön incelemenin herhangi bir aşamasında
tespit edilmesi halinde, ön inceleme raporu düzenlenmeksizin konu sonuçlandırılır"
kuralına yer verilmiş; aynı maddenin üçüncü fıkrasında da, "Bu Kanuna göre
memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında yapılacak ihbar ve şikayetlerin
soyut ve genel nitelikte olmaması, ihbar veya şikayetlerde kişi ve/veya
olay belirtilmesi zorunludur" düzenlemesi getirilmiştir.
Böylece, üçüncü fıkraya aykırı ihbar ve şikayetlerin yanısıra 3071 sayılı
Yasa'nın 4. maddesindeki koşulları taşımayan, yani dilekçe sahibinin adı,
soyadı ve imzası ile iş ya da ikametgah adresini içermeyen ya da daha önce
izin vermeye yetkili organın doğrudan ya da araştırma yaptırarak sonuçlandırdığı
konulara ilişkin bulunan ihbar ve şikayet dilekçelerinin de işleme konulmayacağı,
kesin, açık ve buyurucu bir biçimde kurala bağlanmıştır.
Benzeri düzenlemeye, 4483 sayılı Yasa'nın ön incelemeye ilişkin 5. maddesinin
4696 sayılı Yasa'nın 3. maddesiyle değiştirilen birinci fıkrasının ikinci
tümcesinde de yer verilmiştir.
Anılan fıkraların, 3071 sayılı Yasa'nın 4. maddesindeki koşulları taşımayan
ve "yapılan araştırma sonucunda daha önce sonuçlandırılmış konular"ın işleme
konulmayacağını ve bu durumun ön incelemenin herhangi bir aşamasında saptanması
durumunda "ön inceleme raporu düzenlemeksizin konunun sonuçlandırı"lacağını
öngören düzenlemesi hukuk anlayışıyla bağdaşmamaktadır. İdari organların
araştırma ve ön inceleme sonuçlarını "kesin hüküm" değerinde kabul etmenin
hukuksal dayanağı bulunmamaktadır.
Takipsizlik kararına bağlanmış konuların yeni bilgi ve belgelerin elde
edilmesi durumunda Cumhuriyet başsavcılıklarınca soruşturma konusu yapılması
zorunlu iken ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nın 445. ve Ceza Muhakemeleri
Usulü Yasası'nın 327. ve 330. maddelerinde kesinleşen yargı kararlarına
karşı bile olağanüstü yargı yolu öngörülmüşken, idari makamların yönetsel
kararlarının kesin hukuksal gerçeklik değerine yükseltilmesi, hukuka açık
aykırılık oluşturmaktadır.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesi'nin 5.12.1968 günlü, E: 1967/49, K: 1968/60
sayılı kararında da belirtildiği gibi, toplumsal yararlar gözönünde tutulduğunda
ihbarı yapanın kimliğinin belli olup olmaması birinci derecede önem taşımamaktadır.
İhbar ve şikayet dilekçelerinde "olay, yer ve kişi" somut olarak belirtilmişse,
dilekçede ad, soyad, imza ya da adres bulunmaması nedeniyle ya da ortaya
çıkan yeni bilgi ve belgelere karşın konunun daha önce yapılan araştırmayla
sonuçlandırıldığından söz edilerek ihbar ve şikayetlerin işleme konulmaması
ülke gerçekleriyle bağdaşmayacağı gibi, suç işleyen memurlar ve diğer kamu
görevlilerinin korunduğu izlenimine yol açması nedeniyle de yurttaşların
demokratik sisteme ve hukuk devletine olan güvenlerini zedeleyecek niteliktedir.
5- Anayasa'da güçler ayrılığı ilkesi benimsenmiş; başlangıç bölümünde,
güçler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına
gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve
bununla sınırlı uygar bir işbölümü ve işbirliği olduğu belirtilmiş; 7,
8 ve 9. maddelerinde de, yasama, yürütme ve yargı organlarının görev ve
yetkileri kurala bağlanmış; 6. maddesinde de, hiçbir organın, kaynağını
Anayasa'dan almayan bir Devlet yetkisini kullanamayacağı vurgulanarak,
organların birbirlerinin yetki alanına karışması önlenmiştir.
4696 sayılı Yasa değişiklikleri ile, Cumhuriyet başsavcılıklarının görev
ve yetki alanına giren konularda idare makamlarına yetki verilmesi, yürütmenin
yargı alanına el atması ve yürütmenin yargı erkine üstün konuma geçirilmesi
anlamına gelmektedir ki, bu durum, Anayasa'nın güçler ayrılığı ilkesi ve
9. maddesi ile bağdaşmamaktadır.
6- 4483 sayılı Yasa'nın 9. maddesinin , 4696 sayılı Yasa'nın
6. maddesiyle değişik birinci fıkrasında, yetkili organın, ön incelemeye
geçilmemesi kararının yalnızca şikayetçiye bildirileceği öngörülmüşken,
ikinci fıkrada, şikayetçiden ayrı olarak Cumhuriyet başsavcılığının da
ön incelemeye geçilmemesine ilişkin karara itiraz edebileceği kuralı getirilmektedir.
Belirtilen durum uygulamada duraksamalara ve sorunlara yol açabileceğinden,
ön incelemeye geçilmemesine ilişkin kararların Cumhuriyet başsavcılıklarına
da bildirileceğine ilişkin bir ibareye metinde yer verilmesinin gerekli
olduğu değerlendirilmektedir.
Ekonomik krizlerin, sosyal adaletsizliğin en büyük nedeni yolsuzluklardır.
4483 sayılı Yasa'da, memurlar ve diğer kamu görevlileri için öngörülen
dokunulmazlığın kısmen daraltılarak yolsuzluklarla savaşım amaçlanmalıdır.
Bu yapılmayıp, tersine Cumhuriyet başsavcılarının soruşturma izni isteme
yetkilerinin kaldırılmasına ilişkin düzenlemeler, memurların ve diğer kamu
görevlilerinin cezai sorumluluktan kurtarılmaları sonucunu doğurabilecektir
ki, bu sonuç, "yolsuzluk ve saydamlık" listesinde üst sıralara yükselmemizi
güçleştirecektir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, hukuka, kamu yararına ve Anayasal ilkelere
uygun düşmeyen kurallar içeren 4696 sayılı "Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin
Yargılanması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun", Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası'nın 89. ve 104. maddeleri uyarınca, yayımlanması
uygun görülmeyerek, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce bir daha görüşülmek
üzere ekte geri gönderilmiştir.
Ahmet Necdet SEZER
CUMHURBAŞKANI
|