Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
ZİRVEDE KRİZ
22 ŞUBAT KRİZİ

DEVLETİN ZİRVESİNDE KRİZ...
Ecevit'in grup konuşması
21 Şubat 2001
DSP Genel Başkanı ve Başbakan Bülent Ecevit'in, partisinin TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşma...
Ecevit'in konuşması şöyle:
(21 Şubat 2001)
 

Sayın başkan, değerli, sevgili milletvekili arkadaşlarım, sayın konuklar, değerli gazeteciler Konuşmama başlarken hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım benim yaklaşık 50 yıllık siyasal yaşamım var. Herhalde Türkiye’de yaşayan siyasetçiler arasında en uzun süredir siyasetin içinde bulunan kimse benim. Fakat iki gün önce rastladığım olaylar, karşılaştığım olaylar, bu 50 yıllık siyasal yaşamımda başıma gelmemişti. O bakımdan son derecede üzgünüm. Dünkü toplantının Cumhuriyet tarihimizde benzeri yoktur. O bakımdan son derecede üzücü bir olaydır. Böylesine hiç muhatap olmamıştım.  Hiç kimseye de böyle bir davranışım olmamıştı.

Milli Güvenlik Kurulu Toplantısının açılışında, ama resmen başlamadan önce Komutanların huzurunda, kamu görevlileri huzurunda sayın Cumhurbaşkanı Sezer’in yaptığı konuşmayı kastediyorum, dediğim gibi böyle bir olaya hayatımda muhatap olmamıştım. Devlet geleneklerimizde de böyle bir olay yoktur.

Bana göre siyasette öz kadar üslupda önemlidir Fakat sayın Cumhurbaşkanının kullandığı üslubun benzerine ben siyasal yaşamımızda, devlet hayatımda rastlamamıştım.

Benim 1960’lı-70’li yıllarda sayın Süleyman Demirel ile pek çok tartışmalarımız olmuştu. Fakat hiçbir zaman üslupta birbirimizi kırmamıştık ve O’nun Cumhurbaşkanlığı benim Başbakanlığım döneminde de tam bir uyum içinde çalışabilmiştik. Geçmişteki tartışmaları bir yana bırakmıştık. Bu örneği düşündüğüm vakit iki gün önce karşılaştığım muamelenin ne kadar acı, ne kadar haksız olduğunu görmüş oluyorum.

Sayın Cumhurbaşkanı’nın benden şikayetleri olabilir. Sayın Cumhurbaşkanının
Hükümetimizden şikayetleri olabilir. Fakat bunları getireceği yer herhalde Milli Güvenlik
Kurulu değildi. Böyle olayları, böyle düşünceleri MGK’na getirmenin özel bir anlamı vardır.
Bunu telaffuz bile etmek istemiyorum. O bakımdan da son derecede üzüldüm.

Kendisinin Cumhurbaşkanı seçilişinden itibaren sayın Necdet Sezer’le Hükümet olarak maalesef uyumlu çalışamadık. Bunun kusurunun bende olduğunu sanmıyorum. Çünkü dediğim gibi geçmiş yıllarda çok ağır tartışmalar geçirmiş olduğumuz dönemlerde, yıllarda sayın Süleyman Demirel’le böyle bir durumla karşılaşmamıştık. O Cumhurbaşkanı, ben Başbakanken demin söylediğini gibi tam bir uyum içinde çalışabilmiştik. Yani uyum ve uzlaşı bakımından bana düşen görevi yerine getirebilmiştim sanıyorum. Kaldı ki kamuoyunda da benim uzlaşıya, uyuma ne kadar önem verdiğimi bilenler çoğunluktadır. Kimseyi kırıcı bir üslupla karşıma almadım. Buna her zaman özen gösterdim.

Bu özel önemi taşıyan resmen Milli Güvenlik Kurulu’nun toplantı gündemi içinde yer almayan bu hitapta, sayın Cumhurbaşkanının hitabında, özellikle üslup bakımından son derecede şaşırtıcı bir durum vardır. Mesala, “yürütme olarak yasamayı tamamen emrinize aldınız” dedi gayet sert bir üslupla. “Yargıya müdahale ediyorsunuz, buna ne hakkınız var. Başbakan olarak yargıya müdahale edemezsiniz” dedi. Daha ayrıntılı olarak işledi bu temayı ve bunları söyledikten sonra “sizin etrafınızdakiler size yanlış akıl veriyorlar” dedi. Yani sadece beni değil, başında bulunduğum Hükümeti, Genel Başkanı olduğum Partimi, Demokratik Sol Parti’yi de itham etmiş oluyordu. Bu gibi çıkışları devam edince “bitti mi efendim” dedim. Çünkü uzayıp gidiyordu konuşması. “Bitmedi” dedi. Onun üzerine ya orada kalıp askerlerin önünde, kamu görevlilerinin önünde tatsız bir tartışmaya girecektim veya yerimden kalkıp çekip gidecektim. Bunu benimsemek zorunda kaldım.

Bu arada Anayasa’dan söz ettiğimizde kendisini Anayasa’nın tek hamisi ve Anayasa konusunda tek bilgili insan, en bilgili insan gibi gördüğü belliydi. Yine aynı şekilde Anayasa hakkında benim bir Anayasa uzmanı olmadığım halde anlayamadığım, idrak edemediğim bir takım iddialarda bulununca Anayasa’nın bunları taşımadığını söyledim. Onun üzerine Anayasa metnini, kitabını üzerimize attı bildiğiniz gibi. Dediğim gibi bu durumda toplantıyı sürdürmemiz mümkün değildi ve doğru olmayacaktı. Ve tabii bu olay ben söylemesem de, bilgi vermesem de yalanlarla da, yanlışlarla da dolu olarak derhal kamuoyuna yansıyacaktı. Nitekim bizim söylediklerimizin, bildiklerimizin ötesinde bir takım söylemler, bir takım haberler dolaşmaya başladı ve bu durum bir ekonomik kriz başlangıcına ulaşmış oldu maalesef.

Fakat Hükümetin kararlı tutumuyla bu kriz başlangıcını da esenlikle geride bırakabileceğimize inanıyorum. Bu konuda geçen yılın sonunda çok başarılı bir sınav vermiştik. Aynı sınavı şimdi de verebileceğimize inanıyorum.

Tabi bunun için kamuoyuna, hem Türk hem yabancı kamuoyuna hitap ederken Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasındaki bu tartışmanın ekonomiyle ilgisi olmadığını, ekonominin aynı kararlılıkla süreceğini, sürmesi gerektiğini, ekonomik programın Türkiye’de başarıyla uygulanmakta olduğunu, o sayede enflasyonun aşağıya çekildiğini kamuoyuna hatırlatmamız, süratle ve derhal hatırlatmamız gerekiyordu. Bu konuda bize dostlar telkinde bulundular. Hemen dün kamuoyunu teskin edici ve olayın ekonomiye herhangi bir etkisinin olmayacağını ifade edici açıklamalar yapmamızın çok yararlı olacağı ifade edildi. Ben bildiğiniz gibi bu şekilde üst üste açıklamalar yaptım. Fakat önemli olan bu konuda Başbakan ve Cumhurbaşkanı arasında da bir ayrılık olmadığı imajını iç ve dış kamuoyuna iletmemiz gerekiyordu. Onun için dün bir yandan yarım kalmış saydığım MGK’nun yeniden toplanması için girişimlerde bulunurken, bir yandan da dün sayın Cumhurbaşkanına sözlü olarak bir maruzatta bulundum, bir düşüncemi arz ettim. Yüz yüze değil, fakat uzmanları aracılığı ile. Kendisinin de, eğer uygun bulursa, ekonomik programın başarıyla sürmekte olduğunu ve süreceğini ifade eden bir açıklamayı derhal yapmasının çok uygun olacağını” kendilerinin taktirine sundum. Bir süre sonra bana sözlü yanıt geldi. Yanıtta şöyle deniliyordu: “Sayın Cumhurbaşkanının şimdilik bir açıklama yapmak için bir vesile görmediklerini, Uluslararası Para Fonu Başkan Yardımcısı Fisher’in kendisini ziyaret etmediğini, dolayısiyle 22 Şubat Perşembe günü sayın Cumhurbaşkanını ziyaretinden, ya da 26 Şubat Pazartesi günü gerçekleşecek MGK toplantısından sonra böyle bir açıklama yapmayı düşünebileceğini” kaydetti. Dakikalar önemliydi, saatler önemliydi, gün önemliydi. Fakat sayın Cumhurbaşkanı bana “sizinle iki gün sonra buluşacağız, buluşuruz, o zaman belki düşünürüm” veyahut” ayın 26’sında MGK toplanacak o zaman belki düşünürüm” tarzında yanıt vermesi beni son derecede şaşırttı Bu isteği kendim için istemiyordum. Bu isteği Hükümetimiz için de istemiyordum. Bu isteği milletimizin esenliği için istiyordum. Belli ki devlet anlayışımızda, siyaset anlayışımızda bazı ciddi ayrılıklar var. Bunu bir veri olarak kabul edip, bu ayrılıklarla yaşamaya mecburuz. Sonucun milletimiz bakımından hayırlı olmasını dilerim. Anayasa’nın l03’üncü maddesi Cumhurbaşkanına “Devlet organları arasında uyum sağlama” görevi verdiğine göre, zaman içinde sayın Cumhurbaşkanının bu uyumu gösterme yollarını bulacağını, bulmasını temenni ederim.

Değerli arkadaşlarım beni en çok üzen olaylardan biri de sayın Cumhurbaşkanının adeta “bu haksızlıklara, usulsüzlüklere, soygunlara sahip çıktınız” anlamına gelecek iddialarda bulması idi. Oysa bildiğiniz gibi yolsuzluklara karşı Hükümetimiz döneminde verilen mücadele Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde verilmemiştir. Son dönem içinde başlatılan yolsuzluk soruşturmalarını artık saymaya vaktimiz yetmiyor, hafızamız yetmiyor. Balina, kasırga, fırtına, paraşüt, hayal, sis, akrep, bufalo, enerji ve belki hatırlamadığım daha başkaları da vardır, bunlar hep soruşturma isimleri. Bunların üstüne Hükümetimiz döneminde bütün güvenlik güçlerimizin nasıl kararlılıkla gittiği belli. Eğer arkalarında Hükümetin, iktidarın gücü, onayı olmasaydı, teşviği olmasaydı herhalde güvenlik güçleri bu soruşturmaları kamuoyunu da tatmin edecek şekilde yürütme olanağını, gücünü bulamazdı.

Değerli arkadaşlarım bildiğiniz gibi dün bir girişimde bulundum. Son MGK toplantısı aslında başlayamadan bittiği için bence yapılmamış sayılırdı. Onun için mutlaka, ilk fırsatta MGK’nın yinelenmesi gerektiğini düşündüm. Bunun için gerekli girişimleri yaptım. O sayede Pazartesi günü MGK toplanacak.

Tabi nasıl bir ortam içinde, nasıl bir hava içinde toplanacağız onu bilemiyorum ama şunu içinize sindirmeliyiz. Bizi haklı olarak kızdıran olaylar olabilir, küstüren durumlar olabilir, fakat her şeyin üstünde devletin işlerliğini sağlamamız gerekir.

Değerli arkadaşlarım DSP kuruluş günlerinden beri çok ağır sıkıntılarla karşılaşmıştır. Fakat bunların üstesinden gelmiştir. Bunlara rağmen hızla gücünü sürdürmüş ve bugünkü durumuna, birinci parti durumuna gelmiştir. Öte yandan Hükümetimiz her bakımdan güven verici bir çalışma içindedir. Üç ayrı parti, birbirinden ayrı düşünceleri, eğilimleri olan partiler. DSP’nin başkanlığında bir araya gelmiş ve tam bir uyum içinde, şimdiye kadar Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir partiler arası uyum içinde, uzlaşı içinde millete hizmetini yerine getirmektedir

Güçlüklerle karşılaşabiliriz. Fakat milletimizden aldığımız güçle, bu güçlüklerin üstünden Hükümet olarak gelebileceğimize, koalisyon partileri olarak geleceğinize ve DSP olarak geleceğimize inanıyorum.

Hepinizi ve milletimizi Allah korusun.
 
 



KAYNAK: DSP TBMM GRUBU
(21 ŞUBAT 2001)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş