Ecevit'in konuşması şöyle:
(21 Şubat 2001)
Sayın başkan, değerli, sevgili milletvekili arkadaşlarım, sayın konuklar,
değerli gazeteciler Konuşmama başlarken hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım benim yaklaşık 50 yıllık siyasal yaşamım var. Herhalde
Türkiye’de yaşayan siyasetçiler arasında en uzun süredir siyasetin içinde
bulunan kimse benim. Fakat iki gün önce rastladığım olaylar, karşılaştığım
olaylar, bu 50 yıllık siyasal yaşamımda başıma gelmemişti. O bakımdan son
derecede üzgünüm. Dünkü toplantının Cumhuriyet tarihimizde benzeri yoktur.
O bakımdan son derecede üzücü bir olaydır. Böylesine hiç muhatap olmamıştım.
Hiç kimseye de böyle bir davranışım olmamıştı.
Milli Güvenlik Kurulu Toplantısının açılışında, ama resmen başlamadan
önce Komutanların huzurunda, kamu görevlileri huzurunda sayın Cumhurbaşkanı
Sezer’in yaptığı konuşmayı kastediyorum, dediğim gibi böyle bir olaya hayatımda
muhatap olmamıştım. Devlet geleneklerimizde de böyle bir olay yoktur.
Bana göre siyasette öz kadar üslupda önemlidir Fakat sayın Cumhurbaşkanının
kullandığı üslubun benzerine ben siyasal yaşamımızda, devlet hayatımda
rastlamamıştım.
Benim 1960’lı-70’li yıllarda sayın Süleyman Demirel ile pek çok tartışmalarımız
olmuştu. Fakat hiçbir zaman üslupta birbirimizi kırmamıştık ve O’nun Cumhurbaşkanlığı
benim Başbakanlığım döneminde de tam bir uyum içinde çalışabilmiştik. Geçmişteki
tartışmaları bir yana bırakmıştık. Bu örneği düşündüğüm vakit iki gün önce
karşılaştığım muamelenin ne kadar acı, ne kadar haksız olduğunu görmüş
oluyorum.
Sayın Cumhurbaşkanı’nın benden şikayetleri olabilir. Sayın Cumhurbaşkanının
Hükümetimizden şikayetleri olabilir. Fakat bunları getireceği yer herhalde
Milli Güvenlik
Kurulu değildi. Böyle olayları, böyle düşünceleri MGK’na getirmenin
özel bir anlamı vardır.
Bunu telaffuz bile etmek istemiyorum. O bakımdan da son derecede üzüldüm.
Kendisinin Cumhurbaşkanı seçilişinden itibaren sayın Necdet Sezer’le
Hükümet olarak maalesef uyumlu çalışamadık. Bunun kusurunun bende olduğunu
sanmıyorum. Çünkü dediğim gibi geçmiş yıllarda çok ağır tartışmalar geçirmiş
olduğumuz dönemlerde, yıllarda sayın Süleyman Demirel’le böyle bir durumla
karşılaşmamıştık. O Cumhurbaşkanı, ben Başbakanken demin söylediğini gibi
tam bir uyum içinde çalışabilmiştik. Yani uyum ve uzlaşı bakımından bana
düşen görevi yerine getirebilmiştim sanıyorum. Kaldı ki kamuoyunda da benim
uzlaşıya, uyuma ne kadar önem verdiğimi bilenler çoğunluktadır. Kimseyi
kırıcı bir üslupla karşıma almadım. Buna her zaman özen gösterdim.
Bu özel önemi taşıyan resmen Milli Güvenlik Kurulu’nun toplantı gündemi
içinde yer almayan bu hitapta, sayın Cumhurbaşkanının hitabında, özellikle
üslup bakımından son derecede şaşırtıcı bir durum vardır. Mesala, “yürütme
olarak yasamayı tamamen emrinize aldınız” dedi gayet sert bir üslupla.
“Yargıya müdahale ediyorsunuz, buna ne hakkınız var. Başbakan olarak yargıya
müdahale edemezsiniz” dedi. Daha ayrıntılı olarak işledi bu temayı ve bunları
söyledikten sonra “sizin etrafınızdakiler size yanlış akıl veriyorlar”
dedi. Yani sadece beni değil, başında bulunduğum Hükümeti, Genel Başkanı
olduğum Partimi, Demokratik Sol Parti’yi de itham etmiş oluyordu. Bu gibi
çıkışları devam edince “bitti mi efendim” dedim. Çünkü uzayıp gidiyordu
konuşması. “Bitmedi” dedi. Onun üzerine ya orada kalıp askerlerin önünde,
kamu görevlilerinin önünde tatsız bir tartışmaya girecektim veya yerimden
kalkıp çekip gidecektim. Bunu benimsemek zorunda kaldım.
Bu arada Anayasa’dan söz ettiğimizde kendisini Anayasa’nın tek hamisi
ve Anayasa konusunda tek bilgili insan, en bilgili insan gibi gördüğü belliydi.
Yine aynı şekilde Anayasa hakkında benim bir Anayasa uzmanı olmadığım halde
anlayamadığım, idrak edemediğim bir takım iddialarda bulununca Anayasa’nın
bunları taşımadığını söyledim. Onun üzerine Anayasa metnini, kitabını üzerimize
attı bildiğiniz gibi. Dediğim gibi bu durumda toplantıyı sürdürmemiz mümkün
değildi ve doğru olmayacaktı. Ve tabii bu olay ben söylemesem de, bilgi
vermesem de yalanlarla da, yanlışlarla da dolu olarak derhal kamuoyuna
yansıyacaktı. Nitekim bizim söylediklerimizin, bildiklerimizin ötesinde
bir takım söylemler, bir takım haberler dolaşmaya başladı ve bu durum bir
ekonomik kriz başlangıcına ulaşmış oldu maalesef.
Fakat Hükümetin kararlı tutumuyla bu kriz başlangıcını da esenlikle
geride bırakabileceğimize inanıyorum. Bu konuda geçen yılın sonunda çok
başarılı bir sınav vermiştik. Aynı sınavı şimdi de verebileceğimize inanıyorum.
Tabi bunun için kamuoyuna, hem Türk hem yabancı kamuoyuna hitap ederken
Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasındaki bu tartışmanın ekonomiyle ilgisi
olmadığını, ekonominin aynı kararlılıkla süreceğini, sürmesi gerektiğini,
ekonomik programın Türkiye’de başarıyla uygulanmakta olduğunu, o sayede
enflasyonun aşağıya çekildiğini kamuoyuna hatırlatmamız, süratle ve derhal
hatırlatmamız gerekiyordu. Bu konuda bize dostlar telkinde bulundular.
Hemen dün kamuoyunu teskin edici ve olayın ekonomiye herhangi bir etkisinin
olmayacağını ifade edici açıklamalar yapmamızın çok yararlı olacağı ifade
edildi. Ben bildiğiniz gibi bu şekilde üst üste açıklamalar yaptım. Fakat
önemli olan bu konuda Başbakan ve Cumhurbaşkanı arasında da bir ayrılık
olmadığı imajını iç ve dış kamuoyuna iletmemiz gerekiyordu. Onun için dün
bir yandan yarım kalmış saydığım MGK’nun yeniden toplanması için girişimlerde
bulunurken, bir yandan da dün sayın Cumhurbaşkanına sözlü olarak bir maruzatta
bulundum, bir düşüncemi arz ettim. Yüz yüze değil, fakat uzmanları aracılığı
ile. Kendisinin de, eğer uygun bulursa, ekonomik programın başarıyla sürmekte
olduğunu ve süreceğini ifade eden bir açıklamayı derhal yapmasının çok
uygun olacağını” kendilerinin taktirine sundum. Bir süre sonra bana sözlü
yanıt geldi. Yanıtta şöyle deniliyordu: “Sayın Cumhurbaşkanının şimdilik
bir açıklama yapmak için bir vesile görmediklerini, Uluslararası Para Fonu
Başkan Yardımcısı Fisher’in kendisini ziyaret etmediğini, dolayısiyle 22
Şubat Perşembe günü sayın Cumhurbaşkanını ziyaretinden, ya da 26 Şubat
Pazartesi günü gerçekleşecek MGK toplantısından sonra böyle bir açıklama
yapmayı düşünebileceğini” kaydetti. Dakikalar önemliydi, saatler önemliydi,
gün önemliydi. Fakat sayın Cumhurbaşkanı bana “sizinle iki gün sonra buluşacağız,
buluşuruz, o zaman belki düşünürüm” veyahut” ayın 26’sında MGK toplanacak
o zaman belki düşünürüm” tarzında yanıt vermesi beni son derecede şaşırttı
Bu isteği kendim için istemiyordum. Bu isteği Hükümetimiz için de istemiyordum.
Bu isteği milletimizin esenliği için istiyordum. Belli ki devlet anlayışımızda,
siyaset anlayışımızda bazı ciddi ayrılıklar var. Bunu bir veri olarak kabul
edip, bu ayrılıklarla yaşamaya mecburuz. Sonucun milletimiz bakımından
hayırlı olmasını dilerim. Anayasa’nın l03’üncü maddesi Cumhurbaşkanına
“Devlet organları arasında uyum sağlama” görevi verdiğine göre, zaman içinde
sayın Cumhurbaşkanının bu uyumu gösterme yollarını bulacağını, bulmasını
temenni ederim.
Değerli arkadaşlarım beni en çok üzen olaylardan biri de sayın Cumhurbaşkanının
adeta “bu haksızlıklara, usulsüzlüklere, soygunlara sahip çıktınız” anlamına
gelecek iddialarda bulması idi. Oysa bildiğiniz gibi yolsuzluklara karşı
Hükümetimiz döneminde verilen mücadele Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde
verilmemiştir. Son dönem içinde başlatılan yolsuzluk soruşturmalarını artık
saymaya vaktimiz yetmiyor, hafızamız yetmiyor. Balina, kasırga, fırtına,
paraşüt, hayal, sis, akrep, bufalo, enerji ve belki hatırlamadığım daha
başkaları da vardır, bunlar hep soruşturma isimleri. Bunların üstüne Hükümetimiz
döneminde bütün güvenlik güçlerimizin nasıl kararlılıkla gittiği belli.
Eğer arkalarında Hükümetin, iktidarın gücü, onayı olmasaydı, teşviği olmasaydı
herhalde güvenlik güçleri bu soruşturmaları kamuoyunu da tatmin edecek
şekilde yürütme olanağını, gücünü bulamazdı.
Değerli arkadaşlarım bildiğiniz gibi dün bir girişimde bulundum. Son
MGK toplantısı aslında başlayamadan bittiği için bence yapılmamış sayılırdı.
Onun için mutlaka, ilk fırsatta MGK’nın yinelenmesi gerektiğini düşündüm.
Bunun için gerekli girişimleri yaptım. O sayede Pazartesi günü MGK toplanacak.
Tabi nasıl bir ortam içinde, nasıl bir hava içinde toplanacağız onu
bilemiyorum ama şunu içinize sindirmeliyiz. Bizi haklı olarak kızdıran
olaylar olabilir, küstüren durumlar olabilir, fakat her şeyin üstünde devletin
işlerliğini sağlamamız gerekir.
Değerli arkadaşlarım DSP kuruluş günlerinden beri çok ağır sıkıntılarla
karşılaşmıştır. Fakat bunların üstesinden gelmiştir. Bunlara rağmen hızla
gücünü sürdürmüş ve bugünkü durumuna, birinci parti durumuna gelmiştir.
Öte yandan Hükümetimiz her bakımdan güven verici bir çalışma içindedir.
Üç ayrı parti, birbirinden ayrı düşünceleri, eğilimleri olan partiler.
DSP’nin başkanlığında bir araya gelmiş ve tam bir uyum içinde, şimdiye
kadar Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir partiler arası uyum içinde, uzlaşı
içinde millete hizmetini yerine getirmektedir
Güçlüklerle karşılaşabiliriz. Fakat milletimizden aldığımız güçle, bu
güçlüklerin üstünden Hükümet olarak gelebileceğimize, koalisyon partileri
olarak geleceğinize ve DSP olarak geleceğimize inanıyorum.
Hepinizi ve milletimizi Allah korusun.
|