ANAP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Yılmaz'ın,
partisinin grup toplantısında yaptığı konuşma şöyle:
(30 Nisan 2001)
Değerli arkadaşlarım, hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Yaklaşık dört aydan beri Türkiye'nin gündeminde önemli bir yer tutan
Beyaz Enerji Operasyonu, nihayet geçtiğimiz hafta mahkemeye intikal etmiştir.
Bildiğiniz gibi, geçen hafta sonuna doğru açıklanan Savcılık İddianamesinde,
Enerji Bakanımız Sayın Cumhur Ersümer’e yönelik herhangi bir suçlama veya
bir ceza talebi söz konusu değildir. Buna rağmen, Sayın Ersümer, hukuki,
ahlaki ve siyasi hiçbir sorumluluğu olmamasına rağmen, Bakanlık görevinden
istifa etmiştir.
Bütün arkadaşlarımın bilmesi gerekir ki, bu istifanın amacı, kişisel
korunma değildir. Bu istifanın bir tek amacı vardır, o da siyaset kurumuna,
Hükümete ve partimize yönelik saldırıların önünü kesmektir. Sayın Ersümer,
suyu bulandırarak kendi amaçlarını gerçekleştirmek için belirsizlik ortamı
yaratmaya çalışanlara fırsat vermemek gayesiyle istifa etmiştir. Sayın
Ersümer’in 1997 Temmuzunda başlayan ve 1999’un ilk 5 ayı bir ana bırakılırsa,
bugüne kadar devam eden bakanlık süresi, Türkiye'de cumhuriyetten bu yana
görev yapan Enerji Bakanları veya enerjiyle ilgili bakanlar içerisinde
en parlak bakanlık dönemi olmuştur. Başka hiçbir Enerji Bakanının döneminde
Türkiye bu kadar büyük enerji üretimi sağlayacak yatırımları gerçekleştirmemiştir.
Geçmişte hiçbir başka dönemde, Türkiye'nin doğalgaz şebekesi bu kadar
hızlı bir gelişme kaydetmemiştir. İnşallah bu sene içerisinde doğalgaz
boru hattını İzmir’e, Ege Bölgesine de ulaştırıyoruz. Öbür yanda, Doğu
Beyazıt’tan başlayan, Erzurum-Sivas-Kırıkkale-Kayseri- Konya hattını tamamlıyoruz.
Önümüzdeki sene inşallah Gaziantep’e ulaşacağız. Velhasıl, Türkiye'nin
bütün bölgelerini dünyanın en ekonomik, en verimli enerji kaynağı olan
doğalgazla donatmak için bu dönemde, Sayın Ersümer’in bakanlığı döneminde
çok büyük bir atılım gerçekleştirilmiştir.
Ben, burada, sizlerin de yakından izlediğiniz, şahidi olduğunuz bütün
bu bakanlık süresince yaptığı değerli hizmetler için ve istifa suretiyle
partimize ve siyaset kurumuna karşı ortaya koyduğu özverili tutum için
Cumhur Ersümer’e teşekkür ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, Anavatan Partisi, bu olayla ilk defa bu tür iftiralara,
bu tür saldırılara, bu tür tertiplere maruz kalıyor değildir. Biz, ülkeye
ve millete hizmet için attığımız her adımda, gerçekleştirdiğimiz her çalışmada
benzer engellerle karşılaştık. Bu engellerin bazıları anında bertaraf edilmiştir,
bazıları Mecliste soruşturma aşamasında çözülmüştür, bazıları da yargı
süreci sonunda çözülmüştür. Ama, her defasında haklılığımızı, doğruluğumuzu
ve bize karşı atılan bu suçlamaların iftira olduğunu tescil ettirip, alnımızın
akıyla milletimizin huzuruna çıktık.
Son aylarda Enerji Bakanlığında yürütülen operasyonlar aracılığıyla
karşılaştığımız durum, aslında partimize karşı yöneltilen saldırıların
yeni bir versiyonundan başka bir şey değildir.
Değerli arkadaşlarım, bu operasyonlar çerçevesinde ortaya çıkan bazı
uygulamaları ve gelişmeleri doğru değerlendirmek zorundayız. Her şeyden
önce soruşturma usulü olarak kullanılmaya başlayan yeni bir yöntem olduğunu
unutmayalım. Bu yöntem, 1999 yılında bu Meclis tarafından çıkarılan 4422
sayılı Yasayla getirilen yöntemdir. Bu yasayla, olağanüstü bir soruşturma
yöntemi getirilmiştir. Bu yasa kapsamındaki suçlar, Devlet Güvenlik Mahkemesi
kapsamına alınmıştır.
Ayrıca, hepinizin bildiği gibi, bu kanunla getirilen yöntem, savcılara
telefon dinleme, gizli görevli, yani ajan kullanma, bütün yazılı, sesli,
görüntülü, elektromanyetik kayıtlara el koyma imkânını getirmektedir. Ayrıca,
suçtan doğan bütün değerleri ve ürünleri müsadere etme yetkisi verilmiştir.
Bu suç kapsamında mahkûm olanlar, şartlı salıvermeden yararlanamamakta,
ayrıca tutukluluk sürelerini ve cezalarını da özel cezaevlerinde geçirmektedirler.
Ayrıca, bu kanun kapsamında verilen cezalar, tecil edilememekte ve para
cezasına da çevrilememektedir.
Şimdi, hepimizin hatırlaması gereken bir şey var; biz bu kanunu neden
çıkardık, 4422 sayılı Kanunu niçin çıkardık? Bu kanunu çıkarmamızın bir
tek amacı vardı, o da: Mafya ile daha etkin mücadele yapmaktı. Bildiğiniz
gibi, Türkiye yıllarca mafyadan çok çekmiş bir ülkedir. Mafyayla mücadelede
istenilen neticeye ulaşılamamasına sebep olarak, geçmişte eldeki hukuki
imkanların kısıtlı olması gösterilmiştir. İşte, bu yetersizliği ortadan
kaldırabilmek için 55. Hükümet döneminde ciddi birtakım çalışmalar yapılmıştır.
Bizim Hükümetimiz döneminde başlatılan bu çalışmaların bir ürünü olarak
da, şimdiki 57. Hükümet döneminde 30 Temmuz 1999 tarihinde Çıkar Amaçlı
Suç Örgütleri ile Mücadele Kanunu çıkarılmıştır. Tekrar söylüyorum: Bu
Yasanın esas amacı, mafyaya karşı daha etkili mücadele edilmesinin sağlanması,
bu yoldan mafyanın kökünün kazınmasıdır.
Mafyanın elindeki en önemli gücün, sindirme, bastırma ve yıldırma gücü
olduğu herkesin malumudur. Bütün dünyada mafya, bu gücü kullanarak, işlediği
suçların ortaya çıkmasını ve adaletin tecellisini engelleyebilmektedir.
Bunu bildiğimiz içindir ki, mafyanın sindirme, bastırma ve yıldırma gücünün
üstesinden gelebilecek olağanüstü yöntemler, tıpkı diğer uygar ülkelerde
olduğu gibi, bu yasayla bizim sistemimize de getirilmiştir.
Değerli arkadaşlarım, bütün bu olağanüstü soruşturma yöntemleri, olağanüstü
bir örgütlenmeyle mafyanın çökertilmesi için getirilmiştir. Bunun dışındaki
olağan suç ve durumlarda, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunundaki olağan hükümler
uygulanacaktır. Kanun koyucu, olağanüstü yöntemin uygulama alanının sınırlarını
da açıkça kanunda ortaya koymuştur. Bugün bu operasyon dolayısıyla üzülerek,
ama açıkça ifade ediyorum ki, kanundaki bu sınırlar zorlanmış, mafya için
getirilen olağanüstü yöntemlerin, olağan suçlar için de kullanılması gibi
bir eğilim ortaya çıkmıştır. Aksi takdirde, Ankara’nın göbeğindeki Enerji
Bakanlığındaki bir rüşvet olayının jandarma tarafından soruşturulmasının
hiçbir izahı yoktur.
Aslında, denilebilir ki, olağan bir suç için, bir rüşvet suçu için bu
kanunun getirdiği olağanüstü soruşturma yönteminin bir defalık kullanılmasında
önemli bir sakınca olmayabilir. Netice itibariyle mesele mahkemeye gidecektir,
mahkeme sürecinde de, yargı sürecinde de, mahkeme bu hususa ilişkin nihai
kararını verecektir. Yani, bu suç 4422’ye girer mi girmez mi, bundan dolayı
devlet güvenlik mahkemesi mi yetkilidir, normal mahkeme mi yetkilidir;
buna neticede mahkeme karar verecektir. Yani, ortada bir yanlışlık yapılmışsa,
bu ileride düzeltilebilir, böyle düşünülebilir. Ama, olağan durumlar için
geçerli olan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunundaki yöntemin bir kenara bırakılıp,
olağanüstü soruşturma yönteminin yasaya aykırı olarak kullanılmasının yaygınlaştırılması,
korkarım ki Türkiye'de kötü bir çığır açacaktır. Soruşturmaların 4422 sayılı
Yasa kapsamında başlatılıp, yani olağan bir suçun soruşturmasında bunu
zorla 4422’ye sokup, kanunun getirdiği olağanüstü bazı yetkileri, o olağan
suçun takibinde kullanıp, ondan sonra da mahkeme safhasına gelindiğinde,
kanundaki başka bir maddeden suç isnadı yapılabilecektir.
Bu ne demektir? Bu, her zaman, herkesin, herhangi bir suçtan dolayı
bu kanunun özel olarak mafya için getirdiği, telefonlarının dinlenmesi,
ajanla takip edilmesi imkânlarına maruz kalması demektir. Böyle bir durum,
devlet ve toplum için son derece tehlikeli sonuçlar doğurabilecektir. Böyle
bir durumda, hukuk devleti olmaktan çıkıp, bir gestapo, bir polis devleti
mi olmaya doğru gidiyoruz endişesi doğacaktır. Bu endişe ortamının doğup
yerleşmesinin toplum üzerindeki etkileri de, zannedildiğinden çok daha
yıkıcı olacaktır.
Değerli arkadaşlarım, bu söylediklerimi hiç kimse, sadece Beyaz Enerji
Operasyonu ile ilişkili düşünmemelidir, öyle değerlendirmemelidir. Unutmayın
ki, dün basın toplantısında da söyledim, bu soruşturmada yapılan bütün
usul hatalarına rağmen, kanuna karşı yapılan bütün zorlamalara rağmen,
soruşturmanın kesintisiz sonuna kadar devam ettirilmesini, Liderler Zirvesinde
savunan, isteyen benim. Ama, bizim bu operasyon çerçevesindeki talebimiz,
iddiaların, suç isnatların, Sayın Bakanla ilgili, partimizle ilgili, benimle
ilgili bazı sanıkların yaptıkları suç isnatlarının hiç değilse çok kaba
bir elemesinin yapılması ve hiçbir hukuki değer taşımadığı açıkça ortada
olan iddiaların ayıklanmasıydı. Bu nedenle, hangi yöntemle olursa olsun,
sonuna kadar gidilmesini savunan biz olduk. Ama huzurunuzda açıkça ifade
ediyorum ki, bu yapılmamıştır. Soruşturma, hukuki bir soruşturma değil,
siyasi bir soruşturma olarak yürütülmüştür. İddianame, hukuki bir belge
olarak değil, siyasi bir belge olarak ortaya konmuştur. Aksi takdirde,
bizim savcıdan beklediğimiz, bizim hakkımızdaki, Bakanımız hakkındaki iddiaların
doğruluğunu araştırmasıydı. Bu konuda savcı, iddianamesinde hiçbir hususa
yer vermemiştir.
Bunu doğrulayan hiçbir delil bulamadığı halde, bu ifadeleri doğrulayan,
yani Sayın Bakanla şu veya bu şekilde niza içerisinde olan, ihtilaf halinde
olan kişilerin ifadelerini doğrulayan hiçbir delil olmadığına iddianamesinde
yer vermemiştir. Ama, başka bir şey de yapmamıştır: İçişleri Bakanımızın
makamında, Enerji Bakanımızın, İçişleri Bakanımızın, savcının ve jandarma
yetkililerinin katıldığı bir toplantıda, Sayın Bakanlarımıza da okunan,
sanıkların kendi aralarındaki, Sayın Bakanı bu rüşvet olayında bir engel
olarak gördüklerini ifade eden telefon konuşmalarının deşifrelerine de
iddianamede yer verilmemiştir. Aslında, onlar Sayın Bakana yöneltilen iddiaların
doğru olmadığının en açık delilidir. Onun için diyorum ki, bu iddianame
hukuki değil, siyasi bir iddianamedir.
Değerli arkadaşlarım, bizim 4422 sayılı Yasanın amacı dışında uygulanmasının
doğuracağı sonuçlara ilişkin endişemiz, aslında kendimiz için değil toplum
içindir. Amacımız, yanlış bir çığır açılıp, ülkedeki havanın bir kesim
için veya bazı toplum kesimleri için solunamaz hale gelmesini önlemektir.
Biz bugüne kadar bu ülke insanları biraz daha özgür olsunlar, özgürlük
alanı bir adım daha genişlesin diye mücadele veren bir partiyiz. Böyle
bir amaç peşinde olan bir siyasi kadronun, ülkenin bir polis cumhuriyetine
dönüşme eğilimine kayıtsız kalması mümkün değildir.
Belki bugün burada söylediklerimizi, bizim Bakanımızla ilgili, bizimle
ilgili bir olay sebebiyle söylenmiş sözler olarak düşünenler olacaktır.
Ama, unutmasınlar ki, yarın eğer bir gazete idarehanesi, öbürgün bir ticaret
şirketi, bir başka gün bir işçi sendikası, diğer bir gün bir vakıf, öteki
gün bir muhalefet partisi, telefonları dinlenerek izlenirse, jandarma tarafından
basılırsa, bizim ne demek istediğimiz çok daha iyi anlaşılacaktır; ama,
korkarım ki, o zaman vakit geçmiş olacaktır.
Değerli arkadaşlarım, illa da bir suç bulup çıkarma ve bu suçu da gidip
bir yerlere dayandırma mantığıyla işe girişilmesi ve bunun için bütün usul
hükümlerinin zorlanması, son derece yanlış olmuştur. Böyle bir durumda,
hukuk, adaletin ve hakkın tecellisine yarayan bir araç olmaktan çıkmış,
aksine istenilen amaca ulaşmak için adaleti katleden bir araç haline gelmiştir.
Hele istenilen esas amaç, milletin kaderine yön veren siyaset kurumunu
milletten kopararak yeniden ve millete karşı şekillendirmekse, durum çok
daha vahim demektir. Hukuk, böyle bir araç için kullanılamaz; hukuk, böyle
bir araç için kullanılmamalıdır. Siyaseti şekillendirecek olan, milletten
ve milletin iradesinden başka hiçbir şey olamaz. Millete rağmen hiç kimse,
hiçbir kurum, hiçbir parti ayakta duramaz.
Değerli arkadaşlarım, usul hükümlerinin konulmasının en önemli nedeni,
kişilerin hak ve hukukunun korunmasıdır. Korunan hak ve hukuku zorlayarak,usul
hükümleri üzerinden çiğnemenin çok ağır sonuçları vardır. Yapılan her zorlama,
bu ülkeyi hukuk devleti yapan değerleri çiğneyip ezmek demektir. Zorlamalar
sonucunda yeni ve kötü çığırlar açılmakta, yargı dahil, bütün kurumlar
bundan yara almaktadır. İhtilaller ve büyük siyasi değişimler sonunda ortaya
çıkan devrisabık yaratma anlayışı, hiçbir şekilde kabul edilmese bile,
neticede belki anlaşılabilir bir şeydir; ama, ihtilal dönemlerinde kullanılabilecek
metotları sivil yönetim döneminde kullanılarak, bir siyasi kadroyu tasfiye
etmeye çalışırsanız, bunun ne kabul edilebilir ne de anlaşılabilir hiçbir
tarafı yoktur. Eğer söz konusu metotla sonuç alınacak olursa, bu ülkede
hiçbir sivil iktidarı ayakta tutmak mümkün olmayacaktır. Bunu, bütün Meclise,
muhalefet başta olmak üzere, diğer siyasi partilere, tüm milletvekillerine
ve sivil toplum örgütlerimize bir defa daha hatırlatmakta fayda görüyorum.
Değerli arkadaşlarım, kötülüğü, sırf kötülük olsun diye, kötülükten
zevk alarak yapmak çok nadir bir durumdur; bunun adına sadizm denir. Kötü
bir işin temelinde, aslında daima bir amaç vardır, bir muhakeme vardır;
yani, bu kötü işle ulaşılmak istenen bir hedef vardır. Türkiye'de statüko,
yani mevcut durumu korumak isteyenler, siyaseti kendi istek ve amaçlarına
göre yeniden şekillendirmek arzusundadırlar. Statüko, bu amacını gerçekleştirmek
için her kuralı çiğnemekten, her usulsüzlüğe başvurmaktan da çekinmemektedir.
Aslında, statüko, ülkemize büyük kötülük yapmaktadır. Bunun temelinde ise,
büyük bir muhakeme yanlışı vardır, muhakeme hatası vardır. Her demokratik
ülkenin siyaseti, kendi tabii şartları ve tarihi gelişimi içinde şekillenir.
Dışarıdan birtakım müdahalelerle siyasi yapıyı şekillendirip, siyasi istikrarı
yakalamış dünyada bir tek ülke bile yoktur. Tekrar ediyorum ki: Bu ülkede
siyaseti şekillendirecek olan, milletten ve onun iradesinden başka hiçbir
şey olamaz.
Siyasi tarihimizde attıkları birkaç adımda başarılı olduklarını zanneden
pek çok toplum ve siyaset mühendisinin, neticede hep kaybettiklerini gösteren
birçok ibret tablosu vardır. Sistem demokrasi olduktan sonra, sonunda hakim
olan da hep milletin iradesi olmuştur. Türkiye'de siyasetin yapısından
dolayı bir kriz doğmuş filan değildir; aksine, siyasete müdahale edilerek,
onun yönlendirilmeye ve vesayet altına alınmaya çalışılmasından doğan sorunlarımız
vardır. Yeni müdahalelerle bu sorunlar maalesef daha da derinleşmektedir.
Türkiye, sadece kronik krizler, hukukun yaralandığı operasyonlar, istikrarsızlıklar
ve polemikler ülkesi olmamalıdır. Türkiye'de birçok olumlu gelişmeler de
yaşanmaktadır. Özellikle, Hükümetin Anavatan Partisi kanadı olarak,bizim
sorumlu olduğumuz alanlarda son derece önemli ve geleceğimizi yakından
ilgilendiren icraatlar yapılmıştır. Açıkça ve altını çizerek belirtmek
isterim ki, Anavatan Partisi, bu Hükümette sorumluluk üstlendiği tüm bakanlıklarda
koalisyon şartları ve kendi çizgisi doğrultusunda fevkalade başarılı olmuştur.
Örneğin, Avrupa Birliğine üyelik sürecinde Katılım Ortaklığı Belgesi,
Çerçeve Yönetmelik ve Ulusal Program gibi fevkalade önemli aşamalar başarıyla
sonuçlandırılmıştır. Bu alandaki hedefimiz, en geç üç yıl içerisinde tam
üyelik müzakerelerine başlayabilecek düzeye gelmektir.
Son birkaç yıldan beri yaşanan talihsizliklerin ardından, Türk turizmi
tarihinin en büyük atılımını gerçekleştirmektedir. İlk veriler, bu sene,
geçtiğimiz yılki turist sayısı ve geliri bakımından ulaşılan rakamları
önemli ölçüde geçeceğimizi göstermektedir. Bütün zorlamalara ve direnmelere
rağmen, özelleştirme konusunda kararlı adımlar atılmaya devam edilmektedir.
Aynı şekilde, çok eski ve dağınık olan gümrük mevzuatımız tümüyle yenilenmiş,
uygulamada çok önemli mesafeler kat edilmiştir. İç güvenlik konusunda Türkiye,dünyanın
örnek ülkeleri düzeyine gelme aşamasındadır. Geçmişin faili meçhul cinayetleri
birer birer aydınlığa kavuşturulmaktadır.
Enerji alanında yaptıklarımızı biraz önce kısaca ifade ettim. Sosyal
güvenlik alanında bu dönemde yapılanlar, bütün Türkiye Cumhuriyeti tarihinde
yapılmamış icraatlardır.
Netice itibariyle, Anavatan Partisi, Hükümet içindeki tüm sorumluluk
alanlarında başarılı çalışmalar gerçekleştirmiştir.
Değerli arkadaşlarım, Anavatan Partisi, Türkiye'de gelişmenin,kalkınmanın,
değişimin, dışa açılmanın, ekonomiden demokrasiye, her alanda ilerlemenin
simgesidir. 1983 yılından beri gerçekleştirdiğimiz icraatlar, ortaya koyduğumuz
hizmetler, bunun en açık ispatıdır. Anavatan Partisi, bundan sonra da icraatlarıyla,
misyonunu yerine getirmeye devam edecektir. Bunu da, hiç kimseden korkmadan
ve yalnızca millete hesap vererek yapacaktır.
Hepinize saygılar sunuyorum. |