Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in yeni yıl mesajı
şöyle:
(31 Aralık 2001)
Değerli Yurttaşlarım,
Üzüntü ve sevinçleriyle bir yılı daha geride bırakıyor, umut ve beklentilerle
yeni bir yıla giriyoruz.
Her yeni yıl, umudun ve iyimserliğin egemen olduğu bir ortamı da birlikte
getirmektedir. 2002 yılında barışı ve huzuru isteyen tüm insanlığın düşlerinin
gerçekleşmesini diliyor, hepinize saygılarımı, en iyi dileklerimi sunuyorum.
Yeni yılda, dünyadaki şiddetin bitmesini, açlık ve yoksulluk sınırında
yaşamak zorunda kalan insanlara yardım eli uzatılmasını, insanlığın ortak
sorunlarının uluslararası işbirliğiyle çözülmesini, demokrasinin tüm dünyada
egemen olmasını, insanlığa yaraşır bir çevre bilincinin gelişmesini diliyorum.
Değerli Yurttaşlarım,
Uygarlığın temel göstergelerinden olan insan hakları, demokrasi ve hukukun
üstünlüğü kavramlarının uygulamadaki başarıları, ülkelerin çağdaşlık yarışında
bulundukları yeri göstermektedir.
Temel hak ve özgürlüklerin gerçekleştirilip, korunduğu bir kurallar
ve kurumlar rejimi olan demokrasi, insanlığın uzun deneyimler sonucu ulaştığı
en iyi yönetim biçimidir.
Demokrasinin korunması ve yaşatılması çağdaş kural ve kurumların yanında,
demokrasi kültürünün özümsenmesi ve toplumun tüm katmanlarına yayılması
ile olanaklıdır.
Sorumlulukların paylaşıldığı, herkesin birbirinin özgürlük alanlarına
saygı gösterdiği, farklılıkların ayrıcalık değil, zenginlik biçiminde algılandığı
demokrasi, toplumun ortak yaşam alanını zenginleştiren çok seslilik, çok
renkliliktir.
Demokrasinin yaşam biçimi olarak özümsenmesi, insan haklarının etkili
biçimde korunabildiği toplumlarda olanaklıdır.
İnsan haklarına saygı ve bu hakların Anayasa ve yasalarla güvence altına
alınması çağdaş demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur.
Bu nedenle, demokratikleşme ve insan hakları alanında evrensel ölçütlere
ulaşmak için ortaya koyacağımız kararlılığın ve gerçekleştireceğimiz reform
nitelikli atılımların, Türkiye'nin demokratik ülkeler topluluğu içinde
saygın bir konuma yükselmesini sağlayacağını hiçbir zaman gözardı etmemeliyiz.
Gelecek kuşaklara güzel ve temiz bir dünya bırakmak hepimizin sorumluluğudur.
Kaynakların bilinçsizce kullanılmasını önleyecek ve kalkınma ile çevre
değerleri arasındaki dengeyi kuracak "sürdürülebilir kalkınma" ilkesinin
gözetilmesi, daha da önemlisi bireylerin çabaları, çevre sorunlarının çözümünde
bizleri başarıya ulaştıracaktır.
Ülkelerin bu yaşamsal konuda işbirliği yapması ve çevresel değerleri
dikkate alan politikalar uygulaması, daha güzel, daha temiz ve daha yaşanabilir
bir dünya yaratılmasına öncülük edecektir.
Değerli Yurttaşlarım,
Yeni bir yıla girdiğimiz bugünlerde, ekonomide yaşanan olumlu gelişmeler,
mutlu ve aydınlık Türkiye ereğine ulaşmak yolunda daha umutlu olmamızı
sağlamaktadır.
Ekonominin tüm sektörleriyle yeniden canlandırılarak, uzun yılların
birikimi olan yapısal sorunların aşılması için, 2002 yılında daha çok çalışmamız
gerektiğine inanıyorum.
Toplumun tüm kesimlerini derinden etkileyen ekonomik sorunların hızla
çözümlenmesi, reform çabalarının sürdürülmesi, devletin etkin ve saydam
bir yapıya kavuşturulması önümüzdeki dönemde temel önceliğimiz olmalıdır.
Kendi dinamikleriyle işleyen, siyasetten, spekülasyon ve yönlendirmelerden
etkilenmeyen, üretime ve büyümeye hız kazandıran, toplumun gönenç düzeyini
yükselten güçlü bir ekonomik yapıya ulaşılması, ülkemizi dünya ülkeleriyle
rekabette güçlü kılacak, Ulusumuzun yaşam standartlarını yükseltecektir.
Bu nedenle, piyasalarda egemen olan olumlu gelişmelerin iyi değerlendirilerek,
Türk ekonomisini güçlendirmeye, yeni istihdam alanları yaratmaya, yurttaşlarımızın
gelir düzeyini artırmaya yönelik atılımların 2002 yılında kararlılıkla
sürdürülmesi gerekmektedir.
Ekonomik gelişmenin sürekli kılınarak sosyal gönenci artırıcı, işsizliği
önleyici, adil gelir paylaşımını sağlayıcı önlemleri almanın yanı sıra,
yaşanan sıkıntıların yükünün herkese gücü oranında yansıtılmasına özen
gösterilmesi de bir zorunluluktur.
İşsizsizliğin temel sorun olmaktan çıkarılması, tüm sektörlerde üretimin
yeniden canlandırılması ve yeni iş olanaklarının yaratılmasına bağlıdır.
Bu, aynı zamanda, üretime dayalı güçlü bir ekonomik yapının oluşturulması
ve sosyal gönencin yükseltilmesinin de ön koşuludur.
İçinde bulunduğumuz dönemde, toplumun tüm kesimlerinin, ülke çıkarlarını
kişisel çıkarlarının üzerinde tutarak, sorunlara sahip çıkma duyarlılığını
göstermesinin, amaçlarımıza daha kısa sürede ulaşılmasında belirleyici
rol oynayacağını bir kez daha anımsatmak istiyorum.
Sorunların boyutu ne olursa olsun, Türkiye, dinamizmini ve olanaklarını
harekete geçirerek, yaşadığı sıkıntılı günleri başarıyla aşacak güçtedir.
Ülkemizin gelişme sürecini kesintiye uğratan ekonomik krizlerin ve sosyal
adaletsizliğin en büyük nedeni yolsuzluktur.
Ülke kaynaklarının savurganca tüketilmesine neden olan ve kişisel çıkarlara
hizmet eden yolsuzluklara karşı duyarsız kalınması toplumsal barışı zedeleyeceği
gibi, Devlete duyulan güveni de etkileyecektir.
Yolsuzlukların, ekonomik ve siyasal yaşamı etkilemediği, yönetimin her
kesiminde saydamlık ve sorumluluğun yaşama yön verdiği bir ülkede yaşamak,
toplumun tüm kesimlerinin temel amacı olmalıdır.
Değerli Yurttaşlarım,
Ekonomik ve sosyal alanlarda yeniden yapılanma sürecindeki ülkemizi
geleceğe taşıyacak bilimsel birikimimiz ve yetişkin insan gücümüz vardır.
Yapmamız gereken, toplum olarak yenilikçi düşüncelere yönelmek, bilimi
ve bilimsel düşünceyi her alanda yaşama geçirerek üretime dönüştürmektir.
Devletimizin de desteğiyle gerçekleştirilecek köklü bir bilim reformu,
bilimsel kaynaklarımızı harekete geçirerek, proje ve yaratıcı düşüncelerin
değerlendirilmesine olanak verecek, uluslararası ortamda ülkemize bilimsel
saygınlık kazandıracaktır.
Gelişmiş ülkelerin güçlü ekonomik altyapılarına kavuşmak ve küresel
rekabette var olmak, eğitim-öğretim sistemini yeni çağın gereklerine göre
biçimlendirmek ve bilim ve teknolojiye gereken önemi vermekle olanaklıdır.
Değerli Yurttaşlarım,
Türkiye, 2001 yılı içinde Avrupa Birliği'ne tam üyelik sürecinde önemli
ilerlemeler sağlamıştır. Tam üyelik yönünde attığımız adımlar, kamuoyumuzun
geniş desteğine sahip olan bu sürecin artık geri döndürülemez biçimde ilerlemekte
olduğunu göstermiştir.
Ulusal Programımızın yaşama geçirilmesi amacıyla alınan kararlar ve
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kabul ettiği kapsamlı anayasa değişiklikleri
bu konudaki kararlılığımızı ortaya koymuştur. Türkiye'nin bu kararlılığı,
Laeken Zirvesinde Avrupa Birliği tarafından da olumlu karşılanmıştır.
Önümüzdeki dönemde, Avrupa Birliği'nin siyasal ölçütlerinin hukuk sistemimize
aktarılmasını sağlayacak uyum yasalarıyla ilgili çalışmaların vakit geçirilmeden
tamamlanmasını bekliyoruz. Avrupa Birliği'nin genişleme sürecinde bir dönüm
noktası olan 2002 yılında tam üyelik görüşmelerinin başlatılmasına yönelik
tüm olanakları en iyi biçimde değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum.
2001 yılında Kıbrıs konusunda da önemli gelişmeler yaşanmıştır. Geçen
Kasım ayında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş'ın
girişimiyle Kıbrıs'ta doğrudan görüşmelerin önünün açılması, sorunun çözümü
yönündeki umutları yeniden canlandırmıştır. Sayın Denktaş'ın başlattığı
bu yeni sürecin sorunun çözümünde son aşamayı oluşturmasını ve yeni yılda,
Ada'nın gerçekleri temelinde, hakça ve kalıcı bir çözüme ulaşılmasını diliyoruz.
11 Eylül'de dostumuz ve müttefikimiz Amerika Birleşik Devletleri'nde
gerçekleştirilen acımasız terör eylemlerini tepkiyle karşıladık ve en güçlü
biçimde kınadık. İnsanlığın en temel değerlerini hedef alan bu saldırılar,
terörizmin ulaştığı boyutların korkunçluğunu ortaya koyduğu gibi, yıllardan
bu yana terörizme karşı uluslararası düzeyde işbirliği ve dayanışma içinde
hareket edilmesine yönelik çağrılarımızın ne denli yerinde olduğunu göstermiştir.
Türkiye, terörizme karşı başlatılan uluslararası girişimlere etkin destek
vermekte ve bu girişimlerin başarılı olabilmesi için uluslararası toplumun
ortak bir terör tanımı üzerinde anlaşması gerektiğine inanmaktadır.
Amerika Birleşik Devletleri'nde gerçekleştirilen terör saldırıları,
terörizmin temelinde dinler arası çatışmanın değil, hoşgörüsüzlük, bağnazlık
ve anlayışsızlık gibi sorunların yattığını göstermiştir. Türkiye, geçen
Eylül ayından bu yana bu önemli noktayı her fırsatta vurgulamış ve uluslararası
anlayış ortamının güçlendirilmesine katkıda bulunmak amacıyla, Avrupa Birliği
ile İslam Konferansı Örgütü arasında bir diyalog sürecinin başlatılmasına
öncülük etmiştir.
11 Eylül saldırılarının uluslararası düzeyde geniş çaplı yansımaları
olmuştur. Bu çerçevede, Afganistan'daki çağdışı Taliban yönetiminin devrilmesi
ve yıllardır büyük sıkıntılar içinde yaşayan dost ve kardeş Afgan halkının
özlediği uygarca yaşam koşullarına kavuşturulması amacıyla başlatılan askeri
harekat başarıya ulaşmış ve bu ülkede Afgan toplumunun beklentileri doğrultusunda
geçici bir yönetim kurulmuştur.
Afganistan'da oluşturulan geçici yönetimin göreve başlaması Türkiye'de
sevinçle karşılanmıştır. Öteden beri Afganistan'a çeşitli alanlarda yardımlarda
bulunmakta olan ülkemiz, Kabil Büyükelçiliğini ve Mezar-ı Şerif Başkonsolosluğunu
yeniden hizmete açmıştır. Türkiye, Afganistan'da barış, uzlaşma ve kalkınma
ortamının oluşturulması, ulusal birliğin kurulması ve ülkenin yeniden yapılanması
yönünde geçici Afgan yönetimine elinden gelen yardımı yapmayı sürdürecektir.
Geride bıraktığımız yılın son aylarında Ortadoğu'da şiddet olaylarının
artması, gerginliğin tırmanması ve taraflar arasındaki temasların kesilme
noktasına gelmesi Türkiye'de büyük üzüntü ve kaygı yaratmıştır. Tüm Ortadoğu'da
istikrarsızlık yaratma tehlikesi taşıyan şiddet sarmalının bir an önce
durdurularak taraflar arasındaki görüşme sürecinin yeniden başlamasını
istemekte ve ilgili taraflara bu yöndeki telkinlerimizi sürdürmekteyiz.
Bölgemizde barış ve istikrarın egemen olması, ekonomik kalkınma ve işbirliği
olanaklarının bölge halklarının yararına en geniş biçimde değerlendirilmesi
temel dış politika önceliklerimiz arasındadır. Türkiye, bu anlayışla, tüm
komşularıyla karşılıklı yarar ve içişlerine saygı temelinde ilişkilerini
geliştirmeye çalışmaktadır.
Değerli Yurttaşlarım,
Umutlarımız, beklentilerimiz ve ulaşmak için çaba göstereceğimiz ereklerimiz,
gelecekle aramızdaki en güçlü bağdır. Geleceğe olan inancımızı ve umudumuzu
yitirmemeli, daha iyiye ulaşmak için daha çok çalışmalıyız. Güçlü bir Türkiye
için birey olarak hepimize düşen sorumluluklar ve görevler vardır.
Yurttaşlarımızın sağduyusu, özverisi ve sorunların aşılması yolunda
gösterdiği birlik ve dayanışma, güçlü Türkiye'nin en önemli güvencesidir.
Gönüllü katılımlar ile başlatılan kampanyaların ekonomik yaşamımıza
getirdiği hareketlilik, yurttaş olma bilinç ve sorumluluğuyla başlatılan
girişimler, kendi olanaklarımız ve öz kaynaklarımızla başarıya ulaşabileceğimizin
habercisidir.
Ülke sorunlarından yakınmak yerine, üzerimize düşen sorumlulukları tam
olarak yerine getirdiğimizde ve ülkemize katkıda bulunabileceğimiz yeni
alanlar yaratabildiğimizde, daha güzel günlere ulaşmamız kolaylaşacaktır.
Bu duygu ve düşüncelerle yurt içindeki ve dışındaki yurttaşlarımızın,
Kıbrıs'taki soydaşlarımızın ve tüm insanlığın yeni yılını kutluyorum. Yeni
yılın herkese, sağlık, mutluluk ve esenlik dolu günler getirmesini diliyorum.
|