TİSK Yönetim Kurulu'nca yayınlanan deklarasyon şöyle:
(21 Mart 2001)
TİSK YÖNETİM KURULU DEKLARASYONU
"İstikrar Programı'nın Temel Stratejisi,
Ulusal Rekabet Gücünün Artırılması Olmalıdır"
Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu Yönetim Kurulu olarak 20
Mart 2001 tarihinde yaptığımız toplantıda, ülkemizin içinde bulunduğu ciddi
ekonomik kriz ve bu krizden çıkış yolları konusundaki düşüncelerimizi Türk
Kamuoyuna duyurmaya karar vermiş bulunmaktayız.
Ülkemizin bugün yaşadığı ağır ekonomik kriz şartlarından kurtulabilmesi
için uygulanacak yeni İstikrar Programı’na esas teşkil etmek üzere IMF
ile imzalanan Çerçeve Anlaşma’yı memnuniyetle karşılamaktayız.
İşveren kesimi olarak söz konusu Anlaşmayı destekliyor ve bir an önce
uygulamaya dönüşmesini bekliyoruz.
Yaşanan krizlerin ortaya koyduğu tecrübeler ışığında ve yeni İstikrar
Programı’nın başarısını teminen aşağıdaki hususlara dikkat çekmek istiyoruz.
EKONOMİK İSTİKRARIN ÖN KOŞULU, SİYASİ İSTİKRAR VE SOSYAL UZLAŞMADIR.
Önümüzdeki dönemde devlet, siyasi istikrarı ve kendi içinde uyumlu çalışma
ortamını sağlamak zorundadır.
Bu bağlamda, Hükümetin İstikrar Programı’nın üçlü diyalog mekanizmasına
konu olmasına yönelik yeni yaklaşımını son derece isabetli görmekteyiz.
Bu yöntemin uygulamada da sürdürülmesini temenni etmekteyiz.
PROGRAM, İŞSİZLİK VE BUNA İLİŞKİN TEDBİRLERE ODAKLANMALIDIR.
Bugün Türkiye’nin ana sorunu, giderek küçülen milli gelir ve bunun neticesinde
ortaya çıkan önemli işsizlik tehdididir.
İşsizlikte artış riskini göğüsleyebilmek ve milli gelir pastasını büyütebilmek
için reel sektörün üretim1 yatırım ve istihdam yaratma gücünü destekleyecek
"Rekabet Gücü Politikası" ve "Üçlü İstihdam Politikası" oluşturularak uygulanmalıdır.
İşletmeleri istihdam yaratmaktan caydıran yükler en aza indirilmeli,
yeni yükümlülükler getirilmemelidir.
KRİZİN ÜSTESİNDEN GELMEK VE YENİDEN BÜYÜME TRENDİNE GEÇEBİLMEK, SOSYAL
TARAFLARIN SORUMLULUK ALMALARINA BAĞLIDIR.
Biz Türk işverenleri olarak, kendimizi yatırım ve üretim yapmak, istihdam
yaratmak ve ihracatı artırmak konusunda birinci derecede sorumlu görüyoruz.
Krizin ekonomik ve sosyal olumsuzluklarını büyütmemek için alınabilecek
tedbirlerin başında mümkün olduğunca istihdamı korumak, işten çıkarmayı
son çare olarak düşünmek ve işletmelerin devamlılığını sağlamak gerektiği
düşüncesindeyiz.
Bu süreçte, geçmişte olduğu gibi tarafların anlaşması ile, çalışma hayatını
düzenleyen yasalar elvermese bile, işsizliği önleyecek ve işletme performansını
artıracak esnek çalışma yöntemlerine müracaat edilmesi ülkemizin menfaatine
olacaktır.
İşçi kesiminin de çalışma barışını ve işverenlerle işbirliğini ön planda
tutan bir yaklaşım izleyeceğine inanıyoruz.
İşverenin istihdamı koruma gayreti, ancak işçi sendikalarının işletmelerin
rekabet gücünü gözetmesiyle sonuç verebilir.
Eğitim, verimlilik ve kalite artırıcı çalışmalar, özellikle kriz dönemlerinde
ön plana çıkması gereken sosyal tarafların ortak çalışma alanlarıdır.
Devlet yönetiminde ise partizanlığa ve popülizme yer olmamalıdır.
Bürokrasi reformu yapılmalı; başta özelleştirme olmak üzere ertelenmiş
yapısal reformlar bir an önce gerçekleştirilmelidir.
REEL SEKTÖRÜN İKİ ÖNEMLİ PROBLEMİ ACİLEN ÇÖZÜM BEKLEMEKTEDİR.
31 Mart 2001, reel sektör açısından son derece kritik bir tarihtir.
Bu tarihte, banka kredileri, dönem sonu faizleri ve vergiler ödenecek,
ayrıca SSK primleri artacaktır.
Bankaların Şubat 2001’deki mali krizi fırsat bilerek, kredi faiz oranlarını
tek taraflı olarak % 2000'lere varan oranlarda yükseltmeleri ve bunda ısrar
etmeleri 1 Nisan’da birçok işyerinin kapısına kilit vurmasına ve pek çok
işçinin de işsiz kalmasına neden olabilecektir.
Diğer taraftan, SSK primine esas kazanç sınırlarının yaklaşık % 50 artarak
140 milyon TL tutarındaki Asgari ücret için 119 milyon TL tutarında SSK
primi ödenecektir. Tavandan prim ödemede ise bu rakam 353 milyon TL civarında
olacaktır.
Hükümet acilen, kredi faiz oranlarındaki haksız uygulamalar konusunda
reel sektör ve Bankacılık kesimi temsilcilerini biraraya getirerek bir
uzlaşma yolu açmalı; prime esas kazanç tabanı da Asgari Ücrete bağlanarak
çözümlenmelidir.
|