MHP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli'nin
basın toplantısı metni şöyle:
(7 Haziran 2002)
Değerli basın mensupları
Değerli arkadaşlarım
Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında, Türkiye Büyük Millet Meclisinde
grubu bulunan beş siyasi partimiz Genel Başkanları ve temsilcilerin katılımıyla
bugün yapılan Zirve toplantısında, Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz her
yönüyle ele alınmıştır.
Bu toplantının, Türkiye’nin gündemindeki bu önemli konularda siyasi
parti liderlerinin düşüncelerini doğrudan öğrenmek imkanı vermesi bakımından
çok yararlı olduğunu düşünüyorum. Bu hassas konulardaki görüşlerimiz çok
açık ve samimi biçimde ve aracısız olarak birbirimize aktarılmıştır.
Bildiğiniz gibi, Zirve toplantısına DYP Genel Başkanı Sayın Tansu Çiller
katılmamıştır. Türkiye’nin içinden geçtiği bu hassas dönemde Devlet Başkanı’nın
davetine icabet etmek hususundaki karar tabiyatıyla Sayın Çiller’in takdirine
kalmıştır.
Ancak, kamuoyunda uzun bir süredir tartışılmakta olan bu hayati konulardaki
görüşlerini, resmi zabıt tutulan bir ortamda, kendilerinden doğrudan öğrenmeyi
isterdik. Bu konularda kamuoyuna yansıyan ve bazı noktalarda muğlak ve
çelişkili olan tutumunun açıklığa kavuşturulması için, Sayın Çiller bu
fırsatı maalesef değerlendirememiştir.
Zirve öncesinde 4 Haziran 2002 tarihli Grup toplantımızda, Zirve görüşmelerinin
tutanak altına alınarak, bilahare kamuoyuna açıklanmasını önermiştim. Bu
önerimiz, böyle toplantılarda yapılan görüşmelerin dışarıya bazen farklı
aktarıldığının ve bu konudaki yorum ve değerlendirmelerin gerçekleri her
zaman yansıtmadığının tecrübeyle sabit olması nedeniyle yapılmıştır.
Bugün yapılan Zirve sonrası basına yansıtılan eksik ve yanıltıcı bilgiler
ve bu konuda Televizyonlarda dile getirilen temelden yanlış yorumlar, bu
düşüncemizde ne derece haklı olduğumuzu göstermiştir.
Zirve görüşmeleri kayıt altına alınmıştır. Toplantıda dile getirilen
görüşler Devlet kayıtlarına girmiştir. Bunun değiştirilmesi artık mümkün
değildir. Kamuoyumuzun doğru bilgilendirilmesi her bakımdan büyük önem
taşımaktadır.
Kendi geleceğini yakından ilgilendiren bu hassas konularda Türk milletinin
gerçekleri öğrenmek, siyasi partilerin dile getirdikleri görüşleri aracısız
ve yorumsuz olarak, doğru ve eksiksiz bilmek hakkı olduğuna inanıyorum.
Bu mülahazalarla ve Zirve görüşmeleri hakkında basına yansıtılan eksik
bilgiler ve yanlış yorumlar ışığında, Milliyetçi Hareket Partisinin Zirvede
dile getirdiği görüşleri Türk milleti ile paylaşmak istiyorum.
Zirve toplantısında Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz, milli hassasiyetlerimiz
ve üyelik sürecimiz hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin baştan beri
sergilediği tutarlı ve kararlı tutum bütün açıklığıyla bir kez daha dile
getirilmiştir.
Temel konulara bakış açımızı ve ileriye dönük düşüncelerimiz hakkında
ifade ettiğim görüşler aynan şunlar olmuştur:
Türkiye nazik bir dönemden geçmektedir. Hepimiz tarihi bir sorumlulukla
karşı karşıya bulunuyoruz. Bu kritik dönemeçte, bu konuların Türkiye’nin
uzun vadeli çıkarlarını herşeyin üzerinde tutan bir sorumluluk anlayışıyla
ele alınması kaçınılmaz bir görevdir. Önümüzdeki sürecin bütün yönleriyle
ve gerçeklere dayalı olarak açık ve samimi bir biçimde değerlendirilmesinin
ortak sorumluluğumuz olduğuna inanıyorum.
Avrupa Birliği Türkiye’nin temel siyasi hedefidir. MHP, Avrupa Birliği
üyelik sürecimizi gönülden desteklemektedir.
Helsinki zirvesinde adaylık statümüzün kabulü, MHP’nin ortağı olduğu
57. Hükümet döneminde gerçekleştirilmiştir.
Helsinki sonrası dönemde Avrupa Birliğine uyum yönünde çok önemli adımlar
atılmıştır. Bu konuda önemli açılımlar içeren Ulusal Program hazırlanmış
ve uygulamaya konulmuştur. Aradan geçen dönem zarfında bu programda yer
alan başlıca hedeflere de büyük ölçüde ulaşılmıştır.
MHP, gerek Ulusal Programın hazırlanmasında, gerekse de köklü reformların
T.B.M.M’de kabul edilmesinde çok önemli siyasi bir destek sağlamıştır.
Bu konularda gönül rahatlığı içindeyiz.
Ulusal Programda Türkiye’nin üyelik sürecinde atacağı adımların ve bu
konuda üstlendiği yükümlülüklerinin çerçevesi çok açık olarak çizilmiştir.
Milliyetçi Hareket Partisinin Ulusal Programda belirlenen bu esaslara ve
çerçeveye bağlılığı sürmektedir.
Bugün Avrupa Birliği ile ilişkilerimizde çok hassas bir dönemeçten geçilmektedir.
2002 Aralık’ta yapılacak Kopenhag Zirvesinde Türkiye ile üyelik müzakerelerine
başlanması için bir karar çıkması, bu konuda bir tarih verilmesi önümüzdeki
en kritik konudur.
Geldiğimiz bu noktada, 10 ila 12 yıl sürecek bir müzakere sürecinin
başlatılması için bir tarih verilmesinin bile, Ulusal Programın çerçevesinin
dışında kalan bazı konularda ilave adımlar atılması şartına bağlandığı
görülmektedir.
Önşart olarak dayatılan bu talepler, idam cezasının bu safhada terör
suçlarını da kapsayacak şekilde kaldırılması ve anadilde eğitim-öğrenim
ile televizyon yayını yapılmasına imkan verilmesidir.
Ancak, üyelik sürecimizin ilerletilmesi için bunlar da yeterli olmayacaktır.
Bu üç önşartın yanısıra Kıbrıs sorunu da Türkiye’nin önüne getirilecektir.
Avrupa Birliği’nin niyeti, bu ay sonuna kadar Rum tarafıyla teknik üyelik
müzakerelerini tamamlamak ve Aralık 2002’de Kıbrıs’ı üye almaktır. Bu artık
anlaşılmıştır. Bu durumda Türkiye bir ikilemle karşı karşıya bırakılacaktır.
Türkiye’ye bir tarih verilmesi karşılığında şunlar talep edilecektir: Ya
Kıbrıs sorununun Yunan/Rum beklentileri doğrultusunda çözümüne razı olarak
Sayın Denktaş’ı buna ikna edin, ya da en azından siyasi çözüm öncesi Kıbrıs’ın
üyeliğine rıza gösterin ve daha önce böyle bir durumda alacağınızı açıkladığınız
tedbirleri uygulamaya koymayın.
MHP, Avrupa Birliği üyelik sürecimizin Devletin temel nitelikleri ve
üniter yapısı ile milli birlik ve beraberliğimiz korunarak sonuçlandırılmasını
arzulamaktadır. Türkiye’nin sosyal dokusunun zedelenmesine, iç huzur ve
istikrar ortamının tehlikeye düşmesine yol açmayacak bir dönüşüm süreci
ile Avrupa Birliği üyesi olmasını samimiyetle istemektedir.
MHP, bugün ön şart olarak karşımıza getirilen bu üç konunun geçmişten
kopuk olarak değerlendirilemeyeceğine, Türkiye’de yaşanan terör olgusundan
ve sürmekte olan terör tehdidi potansiyelinden bağımsız olarak ele alınamayacağına
inanmaktadır.
Terör örgütü’nün yeni siyasallaşma sürecinin ve Avrupa Birliği üyeliğini
kullanarak bu amaçlarına ulaşma stratejisinin gözardı edilemeyeceğini ve
Avrupa Birliği’nin taleplerinin PKK/KADEK’in bu siyasi platformu ile örtüştüğü
gerçeğinin doğru değerlendirilmesinin kaçınılmaz olduğunu düşünüyoruz.
Bunlar bizim samimi görüşlerimiz ve inançlarımızdır. Bu nedenle bugün
dayatılmak istenilen üç konu ile Kıbrıs konusunda karşımıza çıkartılan
denklemi, MHP’nin bugünkü konjonktürde kabul etmesi hiçbir şart altında
mümkün değildir.
Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini gönülden destekleyen MHP, bu noktada
diğer siyasi partilerden farklı düşünmektedir.
Bu anlamda karşımıza bir yol ayrımı çıkmaktadır.
Bu noktada, sorumluluğumuzun bilincinde olarak, siyasi parti liderlerimizin
şu temel konulardaki görüşlerini öğrenmek istiyorum:
Bütün siyasi partilerimizi, Kıbrıs dahil bu dört konuyu her şart altında
yerine getirilmesi kaçınılmaz olan mutlak ön şart olarak mı görmektedir?
Bu konulardaki hassasiyetlerimizi paylaşıyorlarsa, bunların Avrupa Birliği
ile açık ve samimi bir biçimde ele alınarak, bu konularda daha gerçekçi
ve sağlıklı bir perspektif geliştirmesini sağlamak imkanlarımız hakkında
ne düşünmektedirler?
Bu yaklaşımla, Avrupa Birliği’nin haklı endişelerimizi gözönüne alan
bir zihniyet değişikliğine giderek, bugüne kadar yapılanlar temelinde üyelik
müzakerelerine başlanması için bir tarih vermeye ikna edilmesi şansımız
olup olmadığını nasıl değerlendirmektedirler?
Bugüne kadar bize söylenen bunların olmazsa olmaz şartlar olduğu ve
tartışmaya açık bulunmadığıdır. Siyasi partilerimiz bu tespiti paylaşmakta
mıdırlar?
Siyasi partilerimizin değerlendirmesi, böyle bir ikna şansımız olmadığı
ve bu dört konunun mutlaka yerine getirilmesi gerektiği yönünde ise, ortaya
çıkan bu durumun doğru olarak değerlendirilmesi ve bundan gerekli bazı
sonuçların çıkarılması kaçınılmaz olacaktır.
Bu düşüncelerle, şartların bu yönde oluştuğunun belirginleşmesi halinde,
sorumluluk anlayışımızın bir gereği olarak, bu durumun aşılabilmesi için
bazı önerilerde bulunmak istiyorum.
Bizim dışımızdaki ortak değerlendirmenin bu şekilde tecelli etmesi karşısında,
bu dört konunun bir eylem paketine dönüştürülerek Meclis’in bu yönde istenilen
kararları alması için ortak çaba sarfedilmesi ihtiyacı doğmaktadır.
MHP dışındaki siyasi partilerin bu amaçla Parlamento zemininde bir ortak
siyasi platform oluşturmaları gerecektir.
Ancak, burada önemli bir konu ortaya çıkacaktır. MHP bu girişimlere
ortak olmayacaktır. Bu süreçler Hükümet tasarrufu olarak başlatılamayacaktır.
Aynı şekilde, bu konularda Meclis içindeki partilerarası ortak girişimlere
de MHP katılmayacaktır. Bunlara karşı oy kullanacak, tavır alacaktır.
Bunun siyasal açıdan bazı sonuçlar doğurmasının kaçınılmaz olduğu takdir
edilecektir. Ortak hükümet etme sorumluluğunu paylaşan Koalisyon ortaklarının
bu temel konularda karşı karşıya gelmeleri, siyasi etik ve siyasal gerçekler
açısından bakıldığında, doğal bir durum sayılamayacaktır.
Bu durum karşısında, diğer siyasi partilerimiz bu dört konuda ortak
hareket etmek hususunda mutabık iseler, bunları gerçekleştirecek siyasi
irade ve desteğe sahip yeni bir hükümet oluşumuna gidilmesi düşünülmelidir.
MHP’nin 127 Milletvekiline karşı, bu yeni oluşum bunları Meclisten geçirmek
için gerekli çoğunluğa fazlasıyla sahip olacaktır.
MHP, Türk Devletinin bekasını ve Türk milletinin çıkarlarını herşeyin
üstünde tutan bir gönül misyonunun adıdır. Biz Türkiye’nin çıkarlarına
hizmet edeceğine inandığımız konuların sonuna kadar arkasında durmaktan
çekinmeyiz. İnandıklarımızı sonuna kadar söyleriz.
Ancak, biz Türkiye’nin önünü tıkayan bir konumda da asla olamayız veya
böyle bir görüntünün oluşmasına da izin veremeyiz. MHP’nin hükümette kalmak
gibi bir hırsı ve hevesi yoktur. Bizler için önemli olan tek şey, hiçbir
karşılık beklemeden sevdiğimiz Türkiyemiz ve aziz milletimizdir.
Bu düşüncelerle, bizim dışımızdaki siyasi partiler bu 4 konuda önşart
olarak dayatılan düzenlemeleri yapmaktan ve istenilen kararları almaktan
başka bir çare bulunmadığını düşünüyorlarsa ve bunun Türkiye’nin hayrına
olacağına inanıyorlarsa, biz Türkiye’nin önünü açmak için bu yeni hükümet
oluşumunun da önünü açmaya hazırız.
Böyle bir yeni hükümet oluşumu imkanı varsa, bunun için gerekli ortak
siyasi irade ve destek ortaya konulursa, büyük bir vicdan rahatlığıyla
bunun Türkiye için hayırlı olmasını dileriz.
Değerli basın mensupları
Zirve toplantısında bizim söylediklerimiz aynen bunlardır.
Avrupa Birliği ile ilişkilerimizde yaşanan gelişmeler kamuoyumuzca yakından
izlenmekte ve toplumumuzun geniş kesimlerinin katıldığı yoğun tartışmalara
konu olmaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi, son dönemde, bu konuda başlatılan
gürültülü kampanyaların hedefi haline getirilmiştir. Partimize yöneltilen
haksız ve maksatlı suçlamaların giderek yoğunluk kazandığı görünmektedir.
Milliyetçi Hareket Partisi, benimsediği ilkeli tutumun doğruluğunun
huzuru içinde, aslında bundan rahatsızlık duymamaktadır. Türkiye’nin çıkarlarını
her düşüncenin üstünde tutan, bu konularda siyasi gelecek beklentisi ve
çıkar hesabıyla hareket etmeyen Milliyetçi Hareket Partisi, Türk devletinin
ve milletinin yararına olduğuna inandığı görüşleri sonuna kadar savunacaktır.
Bundan kimsenin şüphesi olmaması gerekir.
Hepinize teşekkür ediyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
|