Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
ARJANTİN RAPORU (Ocak-2002)
2001 ŞUBAT KRİZİ

CHP ARJANTİN RAPORU...
CHP Genel Başkanı Baykal'ın basın toplantısı...
28 Ocak 2002
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Arjantin'de 2001 yılı sonunda yaşanan ekonomik kriz ve yolaçtığı sosyal, siyasal çalkantılar konusunda Başdanışmanı Bülent Tanla'nın bu ülkedeki incelemeleri sonucu hazırladığı raporu 28 Ocak 2002'de düzenlediği basın toplantısıyla kamuoyuna açıkladı.
 
Bülent Tanla, Arjantin'de yaşanan gelişmeleri yerinde incelemek amacıyla 5-11 Ocak 2002 tarihleri arasında bu ülkeye gitti. Tanla'nın hazırladığı rapor, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal'ın düzenlediği basın toplantısıyla kamuoyuna duyuruldu.

CHP Genel Başkanı Baykal, Türkiye'nin Arjantin'den alacağı en temel dersin, Türkiye'nin derhal ekonomik büyüme sürecine sokulması, ikinci dersin ise orta sınıfın ayakta tutulması olduğunu söyledi. 

Baykal, Arjantin ile Türkiye'nin birbirinden çok farklı iki ülke olduğunu ve paralellik kurmanın yanlış olduğunu belirtti. 

Krize maruz kalmış bir ülke olarak çıkarılması gereken ana sonucun Türkiye'nin derhal kalkınmaya başlaması ve ekonominin büyümeye başlaması olduğunu ifade eden Baykal, "Küçülen bir ekonomiyle hiçbir sorunumuzu çözmemiz mümkün değildir. Küçülen bir ekonomiyle borçlarımızı ödememiz de mümkün değildir" diye konuştu. 

Arjantin'den alınacak ikinci dersin, orta sınıfa dikkat etmek olduğunu vurgulayan Baykal, orta sınıfın toplumun çimentosu olduğunu söyledi. Baykal, "Orta sınıfa dikkat. Orta sınıf, bir ülkede siyasetin de ekonominin de, iç barışın da güvenliğin de en önemli dayanağıdır. Orta sınıfı tahrip olan bir ülkenin başına her alanda büyük sorunlar gelir. Orta sınıfı ayakta tutalım" dedi.

Türkiye'nin toplumsal doku farklılığı, gelenekleri ve ahlak anlayışının toplumsal tepkiyi önlediğini ancak bunu fazla zorlamamak gerektiğine işaret eden Baykal, "Açlık insana duvar deldirir, oraya getirmemek lazım" diye konuştu.
 

CHP Genel Başkanı Deniz BAYKAL'ın basın toplantısındaki konuşması ve sorulara yanıtları şöyle:
(28 Ocak 2002) 

Deniz BAYKAL- Merhaba arkadaşlar. 

Değerli arkadaşlarım bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nin Arjantin krizi dolayısıyla gerçekleştirdiği bir girişimin sonucunu kamuoyumuza yansıtmak üzere sizden rica ettik. 

Bildiğiniz gibi, Arjantin krizi karşısında Türkiye sürekli gündeme taşındı. Arjantin Türkiye paralellikleri kurulmak istendi. Arjantin'deki sosyal patlama bütün dünyada, fakat özellikle Türkiye'de ilgiyi çekti. Çünkü Türkiye'de de bir ekonomik kriz yaşanmaktaydı. Yaşanan ekonomik krizin Arjantin'deki gibi bir sosyal patlamaya dönüşüp, dönüşmeyeceği kaygısı Türkiye'deki ekonomik krizin bundan sonraki gelişme aşamalarının Arjantin'e paralel olup olmayacağı soruları herkesin zihnini işgal etti. Böyle tartışmalar yaşanıyordu. 

Biliyorsunuz Arjantin çok uzun bir süreden bu yana bir IMF programı uygulaması içindeydi. Bu uygulamanın başlangıçtaki aşamalarında çok parlak sonuçlar alındığı düşünülüyordu ve Arjantin bütün dünyaya örnek olarak sunuluyordu. Çok iddialı bir özelleştirme programı Arjantin'de gerçekleştirilmişti. Çok yüksek düzeyde bir enflasyon kısa sürede çok etkili bir biçimde indirilmişti. Bu sonuçlar bütün dünyanın Arjantin'e yönelik ilgisini çok yukarı düzeye çıkarmıştı. 

Türkiye de, bir yandan enflasyonu indirme, bir yandan kamu kesiminin borçlarını, kamu açıklarını kontrol altına alma çabası içinde idi. Bu çabaların bundan sonraki aşamalarında IMF ile birlikte geliştirdiğimiz programın başarıyla uygulansa bile bir süre sonra Türkiye'nin önüne yeni yeni sorunlar çıkarıp çıkarmayacağı kaygısı Türkiye ile ilgili herkesi yakından etkiliyordu. 

Biz düşündük ki, bu soruları yabancı basın kuruluşlarının yorumları, haberleri çerçevesinde ele alıp, değerlendirmek bizim için uygun değildir. Biz, Türkiye olarak bu konuya doğrudan kendimiz ilgi göstermeli ve bu konuyu ayrıntılarıyla değerlendirmeli, incelemeliyiz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu anlayış içinde bir girişim gerçekleştirdik bildiğiniz gibi. Genel Başkan Başdanışmanı olarak görev yapan Sayın Bülent Tanla'yı Arjantin'e giderek durumu ayrıntılı bir biçimde incelemesi, değerlendirmesi, doğru bir fotoğraf çekmesi ve Arjantin'de bu olayı yaşamış olanların kendi ağızlarından değerlendirmelerini alması ve ayrıntılı bir değerlendirmeyi bize sunması gerektiğini düşündük ve Sayın Tanla'dan rica ettik. Sayın Tanla Arjantin'e gitti. Arjantin'de Büyükelçiliğimizde doğrudan temas kurdu. Arjantin'deki Türk Büyükelçisi büyük ilgi gösterdi. Bu girişimden büyük mutluluk duydu. Ve bütün olanaklarıyla bu çalışmanın başarıya ulaşması için her türlü katkıyı verdi. Güzel bir program düzenlendi. Başlangıçta hiç beklemediğimiz, umut etmediğimiz halde Arjantin'de çok başarıyla uygulanmış olan birinci IMF programının ve şimdi çöküşe giden sürecin doğrudan başında birinci derecede sorumlu olarak bulunmuş ekonomiden sorumlu bakan Cavallo ile ilk kez dünyada doğrudan görüşme şansını elde etti. Cavallo hiçbir Arjantin siyasetçisi ve medya mensubuyla görüşmüyordu. Hiçbir dünya basın mensubuyla görüşmüyordu. Kendi içine kapanmış bir durumdaydı. Sayın Tanla'nın bir Türk siyasi partisi adına durumu incelemek ve öğrenmek için oraya geldiğini öğrenince ilgi gösterdi. Buluşmayı kabul etti. Çok ayrıntılı, çok yararlı bir doğrudan görüşme şansını Sayın Tanla elde etti. Bu görüşme gerçekleşti. Sendika liderleriyle görüştü. Kamuoyunun önemli noktalarında bulunan hemen hemen herkesle görüştü. Eski devlet başkanıyla görüştü ve oradaki fotoğrafı olabildiğince ayrıntılı bir biçimde çekmeyi başardı. Ben kendisine teşekkür ediyorum ve kutluyorum bu çabaları dolayısıyla. Tabi oradan derlediği izlenimler sürekli olarak bizim tarafımızdan değerlendirilecektir, ele alınacaktır. Geldiği ilk andan itibaren bu çalışmaları birlikte götürüyoruz. 

Şimdi kamuoyuna yansıtılabilecek bir rapor çerçevesinde bir çalışma oluşturdu. Bunu kamuoyumuza bugün şimdi sizin aracılığınızla yansıtacağız. Bunun ötesinde toplanmış izlenimler, belgeler, bilgiler ve değerlendirmeler var. Onları da aşama aşama gerektikçe kamuoyumuza yansıtacağız. Ama biz kendi içimizdeki çalışmalarımızda, değerlendirmelerimizde Sayın Tanla'nın Arjantin'deki bu çalışmalarının ürünlerini sürekli gözönünde bulunduracağız. 

Raporu birazdan sizlere dağıtacağız, göreceksiniz. Bunu okurken bir uyarı yapmama izin verin. Dünyada hiçbir ülke bir başka ülkeyle tam bir benzeşme içinde değildir. O nedenle ülkeler arasında böyle paralellikler kurulması çok yanıltıcı sonuçlara bizi götürebilir. Çok dikkatli olmak gerekir. Sosyal bilimlerde teşbih olmaz, benzetme olmaz. İşte falan ülke öyle, burası böyle bu siyasette olur. Ciddi bilimsel değerlendirmede bunun sınırları vardır. Bunu unutmamak gerekir. Hiçbir ülke bir başka ülkeyle birebir benzerlik anlayışı içinde değerlendirilmemelidir. Hele Türkiye ile Arjantin'in birbirinden büyük farklılıkları vardır. Başta bir defa Arjantin'de bir ulus devlet oluşturma çabaları maalesef, maalesef diyorum. Kendine adıma değil Arjantin yetkilileri, devlet başkanı ve yöneticilerinin de kanaati olduğu için onlar adına da bunu söylüyorum. Arjantin'de bir ulus, devlet oluşumu gerçekleştirilebilmiş değildir. Arjantin son yüzyılı aşkın dönem içinde sürekli göç alan ve Avrupa'dan, Amerika kıtasından, hatta Ortadoğu'dan çok sayıda insanın katılımıyla oluşmuş bir siyasal organizasyon niteliğinde yani Arjantin milletini oluşturmanın henüz çok uzağında olduğu daha öncede biliniyordu. Bu son krizde de ortaya çıkmıştır. Nedir bir meşhur sözleri var. “Arjantinliler kendilerini İngiliz zanneden, İspanyolca konuşan İtalyanlardır” diye bir söz var. Hatta birileri buna bir unsur daha ekliyorlar. Yani böyle bir tablo var. 

Bu Türkiye'den faklı bir tabloyla karşı karşıya bulunduğu gösteriyor. Nitekim bu son krizden sonra Arjantin halkının önemli bir kesimi geldikleri ülkenin tabiatında da olabileceklerini düşünerek Sefaretlere, Büyükelçiliklere başvurup o kimliklerini canlandırma girişimine geçmişlerdir. Bu çerçevede Türkiye'ye de yönelik bazı girişimler vardır. Yani Osmanlı İmparatorluğu zamanında göç etmiş, Osmanlı tebası olan bazı Arjantinliler işte biz acaba Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak gelemez miyiz gibi girişimler içinde ve bizim büyükelçiliğimiz olağanüstü bir vize talebine muhatap durumdadır. 

Bu diğer ülkeler içinde öyledir. Çünkü İtalya'dan, İngiltere'den, Avrupa'nın değişik yörelerinden çok geniş ölçüde göç almıştır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında, öncesinde ve sonrasında o kriz dönemlerinde, İkinci Dünya Savaşı öncesinde ve sonrasında. O nedenle böyle bir ulus, devlet şekillenmiş değildir. Bu sadece millet bilincinin oluşması bakımından değil, siyasi yapı bakımından da bir farklılığı ortaya koymaktadır. Eyalet sistemi Arjantin'de egemendir. Yani Arjantin'de bir tane bütçe yoktur. Eyaletlerin tümünün bütçesi vardır. Buenos Aires merkezi hükümeti oluşturan Eyaletin başkentidir ve federal yapının da başkentidir. Ama Buenos Aires dışında pek çok başkent vardır. Bu durum bu son krizde çok garip bir tabloya da götürmüştür. Arjantin'de sadece bir ulusal para yoktur. Bildiğiniz gibi, ulusal para bu son kriz döneminde dolara eş olarak kabul edilmiştir. Pezo dolar eşitliği anlayışı içinde bir program uygulanmıştı. Fakat Arjantin ekonomisine sadece dolar ve pezo değil, aynı zamanda üç ayrı para daha vardır. Yani o paralar sadece belli Eyalette geçerli değil, Arjantin'in tümünde fakat yasal olarak da her yerde geçmesi zorunlu hale dönüştürülememiş, kullananların çoğu kere kabulüne bağlı, yarım tedavülde, çeyrek tedavülde paralar vardır. Bu raporda o konularda da bilgiler alacaksınız. 

Yani bütünlük, devlet bütünlüğü, bütçe bütünlüğü mali disiplin açısından Türkiye ile karşılaştırılamayacak çok köklü, büyük farklılıklar vardır. Bunları unutmamak gerekir. O nedenle başlangıçta bu uyarıları yapma gereğini duyuyorum. 

Arjantin'de gene ilgi çekici şimdiden bir iki gözlemimi aktarayım. 1910 yılında Arjantin ekonomisi Amerika Birleşik Devletleri ekonomisinden daha büyük bir gayri safi milli hasılaya sahiptir. Yani 1910 yılında Arjantin'in ulusal geliri, milli hasılası Amerika'dan daha büyüktür. Ve kalkınma hızı da daha büyüktür. 1910-1930 arasında Arjantin hızlı kalkınma sürecini işletebilmiştir. 1930'lara kadar kalkınma devam etmiştir. 1930'larda Arjantin dünyada kendine özgü bir ekonomik ve siyasal rejimi yaşamıştır. O zamanlar ihracatta yedincidir. 1930'lu yıllardan sonra ve özellikle 1940'larda, 50'lerde Arjantin ekonomisi dünyada bir başka örneği olmayan bir modelin etkisi altında yönetilmiştir. Bu model peronizma modelidir. Yani peronist bir ekonomi dünyanın klasik sağ-sol tanımlarını allak bullak eden bir anlayış bu ekonomide kendisini göstermiştir. Bu dönemde aşırı devlet işletmeciliği, kamu egemenliği ve sosyal destek fonlarının yaygınlığı sendikaların kamu himayesinde kamu fonlarıyla desteklenen yaygın ve etkin bir konuma gelmesi gibi durumlar ortaya çıkmıştır. Daha sonrada bildiğiniz gibi 1980'e kadar askeri müdahaleler dönemleri yaşanmıştır. 80'den sonra Arjantin neo-liberal ekonomi politikalarının egemenliği altına girmiştir. Yani 1980'den itibaren IMF anlayışının neo-liberal politikanın en ileri ölçüde uygulandığı dünyanın bir laboratuar ülkesi haline dönüştürülmüştür. 

Dünyanın en iddialı özelleştirme programı çok kısa bir süre içinde 1980'li yılların içinde Arjantin'de gerçekleştirilmiştir. Özelleştirme programı çerçevesinde kamunun bütün ekonomik varlıkları hemen hemen elden çıkarılmıştır. Yani hava yollarından at yarışı işletmeciliğine kadar ne varsa herşey satılmıştır. Satılırken ekonomik işletmelerin cazibesini arttırmak için bütün yükler devletin sırtına yıkılmıştır, kamuya yıkılmıştır. Kıdem tazminatlarını kamu üstlenmiştir. Kuruluşların borçlarını kamu üstlenmiştir. Özelleştirme yoluyla bu kuruluşları alan özel işletmeler ki, çoğu yabancı sermayeyle bağlantılı işletmelerdir. Teknolojiyi geliştirmek için yatırım yapmak amacıyla devlet garantisiyle borç almışlardır ve o borçları ödememişlerdir. Yani devlete daha sonrada yük yansıtılmıştır, aktarılmıştır. Ve çok ağır, 100 milyar dolar civarında özelleştirmeden bir fatura Arjantin'in sırtına yıkılmıştır. Özelleştirme bir anlamda 80'li yıllarda alkışlanıyordu, çok başarılı görülmüştür. Ama o özelleştirmenin bedeli, sancısı, yansımaları daha sonra kamu dengesinin allak bullak olmaya devam etmesiyle kendisini zaman içinde göstermiştir. Ve bugün gelinen noktada Arjantin ekonomisi dünyaya borçlarının ana parasını ve faizini ödeyemeyeceğini resmen ilan etmiştir. Şimdi bu çerçevede uluslararası temaslar yapılıyor. Arjantin ekonomisi evet buraya yöneliyor. Bu noktaya gelirken tabi bu demin anlattığım sürecin yanı sıra özelleştirme uygulamalarına paralel, olağanüstü yaygın yolsuzluklar yaşanmıştır. Yani Arjantin ekonomisini iflasa götüren sürecin içinde yanlış özelleştirme, kamu maliyesinin disiplin altına alınamaması, peronist politikanın kalıntıları ve yolsuzlukların yaygın bir biçimde bütün ekonomiyi etkisi altına alması hep birlikte sonucun oluşumuna katkı yapmıştır. Son dönemde Arjantin ekonomisini yönetenler vatandaşların bankalardaki tasarruflarını ödeyemeyeceklerini ilan etmek zorunda kalmışlardır. Vatandaşın kendi tasarrufu pezo cinsinden ya da dolar cinsinden Arjantin'deki bankalarda bulunan bu tasarrufun ödenemeyeceğini, o tasarrufların dondurulduğunu, kimsenin parasını bankasından çekemeyeceğini ilan etmişlerdir. Ve pezo konusunda işte ayda 1200 pezo, dolar konusunda da 2 yıl sonra, 3 yıl sonra yavaş yavaş başlayacağız diye bir program ilan etmişlerdir. Tabi bu büyük bir paniğin yaşanmasına yol açmıştır. 

Bu son sosyal patlamanın bir orta sınıf patlaması olduğunu da dikkatinizi çekmek istiyorum. Yani Arjantin'de 13 milyon yoksul vardır. Mutlak yoksulluk sınırının altında yaşayan insan vardır. Biliyorsunuz Arjantin'in nüfusu 37 milyondur. Türkiye'nin nüfusunun yarısı civarındadır 37 milyon. Buna karşılık Arjantin'in toprak genişliği Türkiye'nin üç katıdır. Yani 2.7 üç katından fazladır. 2.7 milyon kilometrekaredir Arjantin. Büyük bir kıta ülkedir. Türkiye'nin yarısı civarında nüfusu vardır ve sosyal yapısıyla ilgili çok büyük ilgi çekici rakamlar var. Yani gelir dağılımı Türkiye'den daha aslında dengeli gözüküyor kriz öncesinde özellikle. 8 milyon civarında yoksul insan vardır. Ama bu son patlamanın içinde yer alanlar o yoksullar değildir. Mutlak yoksulluk sınırının altında yaşayanlar değildir. Lümpen hareketi değildir, bu son sosyal patlama. Bir orta sınıf patlamasıdır. Yani işi olan, kredi kartı olan, belki altında arabası olan, çocuğunu okula gönderen insanlar birden bire bankalardaki paralarını çekemeyecekleri ve hazır olmadıkları bir yoksulluğu çoluk çocuklarıyla birlikte yaşamak zorunda kaldıklarını gördükleri anda her türlü tepki artık kontrol edilemez hale gelmiştir ve saldırılar gerçekleştirilmiştir. 

Şimdi önemli bir Türkiye'deki tartışmalar açısından dikkat edilmesi gereken bir nokta Arjantin'in 3 yıldan beri küçülen bir ekonomiye sahip olmasıdır. Arjantin ekonomisi 3 yıldır büyüyemiyor ve giderek artan, yaygınlaşan, derinleşen küçülme süreci artık tahammül sınırlarının aşılmasına çok büyük bir katkı getiriyor ve bildiğiniz patlamalar bunun sonucunda ortaya çıkıyor. 

Türkiye'de geçen yıl çok kaygı verici bir küçülme yaşadık biliyorsunuz. %9'un üzerinde bir küçülme ortaya çıktı. Arjantin 3 yıldır küçülüyor ama Arjantin'deki küçülmenin %1,5 ila 3 arasında her yıl gerçekleştiğine dikkatinizi çekerim. Yani bizim bir yıldaki küçülmeden daha küçük bir küçülmeyi 3 yılda onlar yaşamışlardır. Bu Türkiye'nin önümüzdeki yıl mutlaka büyüme süreci içine yerleştirilmesi zorunluluğunu bize bir kez daha hatırlatmaktadır. Yani yanlış yönetim, israf, kamu maliyesinin disiplin altına alınamaması ve kamu yükünü artıran bir özelleştirme uygulaması, arkasından onunla beraber giderek yaygınlaşan yolsuzluklar, ekonominin küçülmesi, küçülmenin işsizliği yaygınlaştırmaya başlaması ve orta sınıfın tedirgin edilmesi, rahatsız edilmesi Arjantin'deki krizin sosyal boyutunu ortaya koymaktadır. Borçlar hep borçla ödenmiştir, iç borç ödenmemiştir. Borç sarmalı giderek yaygınlaşmış, artmıştır. 

Şimdi Arjantinli yöneticilerin Türkiye'ye bakışında da ilgi çekici taraflar var. Arjantinliler bir yandan Türkiye'ye gıpta ediyorlar. Türkiye'nin IMF'den ciddi destek alıyor olmasının çok önem taşıdığına dikkati çekiyorlar ve bu desteğin 11 Eylül sonrası dünya şartlarından kaynaklandığını belirtiyorlar. Türkiye'nin stratejik önemi dünyada birden bire çok artmıştır. Ve bunun sonucunda da Türkiye'ye ciddi bir mali destek yönetilmiştir diyorlar. Türkiye'nin Avrupa'yla yakın ilişki içinde olmasını, Türkiye'nin konumunun önemli olduğuna dikkati çekiyorlar. Cavallo'nun galiba değil mi sana söylediği “unutmayın diyor Türkiye'nin Avrupa Birliğinin Başkenti Brüksel'e mesafesi İspanya'nın Brüksel'e mesafesine eşittir”. İspanya Avrupa Başkentine ne kadar uzaksa Türkiye de o kadar uzaktır. Bu çok önemli bir avantajdır. Biz dünyanın unutulmuş bir coğrafyasındayız. Kendi kaderimize terk edildik, stratejik bir önemimiz yok falan diye değerlendirmeler yapıyor. Ve Türkiye'de krizin sosyal boyutunun derinleşmemesi konusunda onlar bize uyarılar söylüyorlar. Aman dikkatli olun. Tabi bu da Türkiye'nin büyümesi demektir. Kalkınmaya başlaması, istihdamın canlanması, işsizliğin azalması demektir. Sosyal boyutunu kesin unutmayın. Bunu ayrıca sizin düşünmeniz gerekir diye uyarılar yapıyorlar. 

Ben olaya dışarıdan bakan birisi olarak Sayın Tanla'nın bu raporunda dile getirdiği düşünceleri sizlerle biraz paylaşayım diye bunlara dikkati çektim. Çok yararlı çalışma. Hem uyarılar taşıması bakımından, hem farklılıklara dikkati çekmesi bakımından, Türkiye'nin önemini, özelliğini, konumunu, üstünlüklerini, daha iyi anlamamıza yardımcı olması açısından bu çalışma bence çok değerli. Bir de ayrıca tabi Türkiye'de artık aracıyla siyaset yapma, bir takım başka kuruluşların yönlendirmesiyle, aktarmasıyla, bilgilendirmesiyle, siyaset yapma dönemini sona erdirmemiz lazım. 

Biz bir dünya ülkesiyiz. Sorunlara kendimiz doğrudan bakma, kendi anlayışımızla değerlendirme yapma ve sonuç çıkarma hakkına ve görevine, sorumluluğuna sahibiz, böyle düşünüyoruz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu anlayış içindeyiz. Her soruna biz kendi aklımızla bakarız, kendi bilgimizle bakarız, kendi yararımız doğrultusunda bakarız, bakmalıyız diye düşünüyoruz. Böyle bir siyaset anlayışı içinde bu girişimi yaptık. Toplumumuzun da bu konuyu büyük bir sevinçle, memnuniyetle karşıladığını görüyorum. Bundan da ayrıca biz büyük bir mutluluk duyuyoruz. Çünkü doğru yaklaşımın Türkiye'de özlendiği böylece ortaya çıkıyor. Bu çerçevede bu girişim çok yararlı olmuştur. 

SORULAR - CEVAPLAR

Soru: Efendim raporu gördükten sonra Türkiye ile ilgili izlenimlerinizde bir değişiklik oldu mu? Olumlu mu?

BAYKAL- Bir değişiklik olmadı ama konuları daha net görmeye başladığımız, daha doğru değerlendirme, daha sağlıklı değerlendirme yapma şansını elde ettiğimiz açıktır. Yani ben gerçekten çok ilgilendim, çok yararlandım. Bunları böyle öğrenmiş birisi olarak şimdi Türkiye sorunlara daha bir güvenle yaklaşım yaptığımı düşünüyorum. 

Soru: Şimdi Sayın Tanla Arjantin'e gitti, görüşmelerde bulundu, incelemelerde bulundu ve bir rapor hazırladı. Siz şimdi bunu basın toplantısıyla açıkladınız. Türkiye ile Arjantin kıyaslandığı, hala bu tür kıyaslamalar yapanlar var. Efendim siz şimdi buradan, bu raporu çıkardıktan sonra hükümete yönelik tavsiyeleriniz ve çağırınız ne olacak? Bunları sizden almak istiyoruz. Bir de bu incelemelerin, bu raporun ardından Türkiye Arjantin olur mu? Sosyal patlama olanağını Türkiye'de nasıl görüyorsunuz? 

BAYKAL- Önce birinci nokta; Arjantin'den alınacak en temel ders benim için Türkiye'nin derhal ekonomik büyüme sürecine yerleştirilmesidir. Yani en temel nokta bizim bir krize maruz kalmış bir ülke olarak çıkarmamız gereken ana sonuç derhal Türkiye'nin kalkınmaya başlamasıdır, ekonominin büyümeye başlamasıdır. Küçülen bir ekonomiyle hiçbir sorunumuzu çözmemiz mümkün değildir. Küçülen bir ekonomiyle borçlarımızı ödememiz de mümkün değildir. Yani borçlarımızı elbette ödeyeceğiz. Borçlarımızı ödemeyelim diye bir düşünce zihnimizden geçmez. Türkiye'de kimsenin alacağı kalmamıştır. Türkiye bütün borçlarını daima son kuruşuna kadar ödemiştir. Şu andaki borçlarımızı da ödeyeceğiz. Hiç kuşku yok. Ama bundan bağımsız olarak söylüyorum. Türkiye'nin borçlarını ödemeye devam etmesi, Türkiye'nin bundan sonra alacaklar karşısında güçlü bir ülke olmasına bağlıdır. Büyümeye bağlıdır, Türkiye büyürse borçlarını ödeyebilir. Büyüyemeyen bir ülkenin borçları ödemesi de mümkün değildir. Bakın Arjantin artık ödeme yapılmıyor dedi. Siz bilirsiniz dedi. Niye dedi? 3 yıldır küçüldü, küçülmesine yol açan yanlış politikalar vardı o ayrı bir iş tabi. Buraya gelmemek lazımdır. Buraya gelmemek için de Türkiye'nin büyümesi lazımdır. 

Bakın bir süre önce Wall Street Journal'de fevkalade önemli bir uyarı çıktı. Bunun büyük anlamı olduğuna inanıyorum. Çünkü Amerikalı bir gazeteci, Amerika'nın en saygın gazetelerinden birisi yazıyor ve ana fikri bildiğiniz gibi “Türkiye IMF politikalarına emanet edilemeyecek kadar önemli bir ülkedir”. Aynen bunu söylüyor. Bunu söyleyenler IMF karşıtı değil, IMF düşmanı bir anlayışla bunu söylemiyor. IMF'nin önemli olduğunu, IMF'nin kendi işini yapacağını, yapması gerektiğini bilerek şimdi Amerikan hükümetine diyor ki, dikkat Türkiye sadece IMF zihniyetine, IMF ölçülerine bırakamazsınız. 

Dünya, Türkiye'nin büyük, güçlü, ayaklarını yere basan, sağlam bir ekonomiye sahip olması ihtiyacı içindedir. Bunu sağlamak içinde IMF ötesi bir ilgiye, kaygıya ihtiyaç vardır. Bu ne demektir? IMF'nin amacı bu ülke ekonomisini büyütmek değildir. Borçları tahsil etmek, krizin uluslararasılaşmasını önlemektir. Bu meşru bir kaygıdır. Ama bu IMF'nin kaygısıdır. Türkiye'yi yönetenlerin başka bir kaygısının olması lazım.

Nedir Türkiye'yi yönetenlerin kaygısı, ne olmalıdır? Türkiye'yi yönetenlerin kaygısı Türkiye'yi büyütmek olmalıdır. Türkiye'yi yönetenler eğer Türkiye'yi büyütme misyonlarını, görevlerini kavrarlar ve gereğini yaparlarsa IMF de daha rahat eder, IMF'nin gözettiği hedeflere de Türkiye uyabilir. O bakımdan Arjantin'den benim çıkardığım aman ha bir Türkiye'yi büyütelim. İki; orta sınıfa dikkat. İkinci sonuç budur.

Orta sınıfa dikkat. Orta sınıf bir ülkede siyasetin de, ekonominin de, hukuk üstünlüğünün de, yani iç barışın, güvenliğin de en önemli dayanağıdır. Orta sınıfı tahrip olan bir ülkenin başına her alanda büyük sorunlar gelir. Arjantin'den alınacak bir ders de budur. Orta sınıfı ayakta tutalım. Orta sınıf toplumun çimentosu, orta sınıfın etrafında insanlar, ülkeler, toplum dayanma gücünü yükseltebiliyor, krizleri taşıyabiliyor, güçlükleri aşabiliyor. Orta sınıf çünkü aşağıya doğruda elini uzatabiliyor. Toplumun tümünü rahatlatabiliyor. Son zamanlarda bizim yönetimin dikkatinden kaçan en temel noktalardan biriside budur. Bu rapordan sonra bizi yönetenlere aman büyümeyi sağlayın, aman orta sınıfa dikkat edin, orta sınıfı perişan etmeyin, çözmeyin. Bunun sonu felakettir sonucunu çıkarıyorum. Bunları yansıtmak istiyorum. 

Tabi Arjantin'den alınması gereken dersler arasında ekonomik ve mali disiplinin sağlanmasının çok önemli olduğu anlaşılıyor. Yani mali dağınıklık hesap yapabilme, durumun net fotoğrafını çekme şansını bile ortadan kaldırıyor. Yani dış borçların miktarını bile doğru dürüst söylemek imkanı kalmıyor. İç borçları bile bilemiyorlar. Çünkü Eyaletlerin kendine göre borç hesapları var. Bu hesapları bir yerde görebilen bir insan yok. Ve o borçlar giderek durumu kaygı verici bir noktaya getiriyor. Bu mali dağınıklık tabi Arjantin'de zirveye çıkmış. Ayrı para birimleri çıkmaya başlamış. Yani nedir? Mesela Buenos Aires bir Eyaletlere ödemesi gereken ödemeyi yapamıyor. Çünkü sıkıntı içinde, vermesi gereken para var. Yani belediyelere yardım yapamayan bir şey gibi düşünün, merkezi hükümet gibi düşünün. Ödeyemiyor, ödeyemeyince onlar da tutuyorlar o ödenmesi gereken para karşılığında kendileri para çıkarıyorlar. Mesela patagon diye bir para birimi var. Patagon ne? Patagonya kavramından geliyor zaten. Patagon diyorlar. Patagon Eyaletlere merkezi hükümetin vermesi gereken para verilmediği için Eyaletlerde yanında çalışana maaş veremiyor. Yapması zorunlu harcamayı yapamıyor. O da patagonla yapıyor. Patagonun karşılığı alacağı. Ama alacak tahsil edilmemiş. E peki o alan parayı ne yapıyor. Herkes kabul ediyor mu? Etmiyor. Bazen dükkanların üzerinde görüyorsunuz diyor Tanla. Burada bilmek vize kartı ve patagon geçmez. Geçen yer var, geçmeyen yer var. Kabul eden var, etmeyen var falan. Bu bir mali çözülme tabi. Bu çok vahim bir tablo. Buralara kesin gitmemek lazım. Türkiye için böyle bir tehlike yok. 

Neyse öbür tarafa gelince Türkiye'de tepki olur mu, olmaz mı toplumsal tepki? Türkiye'nin toplumsal dokusunun farklılığı ortada bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Bizim değerlerimiz, geleneklerimiz, anlayışımız falan, toplumsal ahlakımız çok farklı. Fakat bunu çok zorlamamak lazım. Bunun sınırları olabileceğini kesin unutmamak lazım. Bu geride bıraktığımız Ramazan ayında hepimiz bu konuda önemli gözlemler yaptık. Halkın içinde bulunduğu durumu bir kez daha görme noktasına geldik. Yani açlık insana duvar deldirir. Oraya getirmemek lazım. Elbette bizim toplumsal dayanışmamız, bizim insanımızın ahlakı çok farklı. Biliyorum biz, bize ait olmayan bir şeye el uzatmamayı temel değer olarak kabul etmiş bir toplum ahlakının içinden geliyoruz. Ama bunun çok ciddi şekilde sarsılmaya başladığını da görmeliyiz. Yani kapkaççılıkların yaygınlaşmaya başlaması, işte çeşitli alanlarda bir takım bizi üzen olayların yaşanmaya başlaması kaygı vericidir bu çerçevede. 

Dikkatli olmak lazım. Toplumda patlama olmadı. Şartlarımız farklı, olmayabilir. Ama bir an için Arjantin'deki tabloyu esas alarak düşünün ve kararı, hükmü siz alın. Yani hayatının birikimini bankaya yatırmış insanlar ve sonra bir gün diyorsunuz ki, bunlar burada donmuştur. Böyle tablonun yol açabileceği çok ciddi sıkıntılar vardır. Önemli olan işin oraya gelmemesidir. Türkiye'de geleceğini zannetmiyorum. Böyle bir durum gözükmüyor. Ama dikkatli olmayız. Rahatladık, hallettik diyip ferahlamamalıyız. İşi ciddi tutmaya devam etmeliyiz. Türkiye kriz ortamından hızla uzaklaşmalıdır. 

Soru: Uzaklaşıyor muyuz? 

BAYKAL- Yani Türkiye'nin kriz ortamından uzaklaşma şansı hep olmuştur. Çünkü esas olan bu kriz değildir. Bu kriz istisnadır. Bu kriz yadırgatıcıdır. Bu kriz şaşırtıcıdır. Olmaması gereken bu idi. Ve her an Türkiye'nin doğru politikalarla gerekeni yaparak bu krizden çıkma şansı hep olageldi. Şu şans şimdi de var, daha önce de olabilirdi. Daha önce daha fazla yaşama geçirilme şansı da vardı. Şu anda da bu şans var, gelecekte de bu şans vardır. Türkiye krize mahkum bir ülke değildir.

Yani çok gereksiz bir krizin içindeyiz. Türkiye'nin işaret etmeye çalıştığınız noktayı anlamaya çalışıyorum. IMF ile ilişkilerinde özel bir mali desteğe kavuşmuş olması tabi büyük önem taşıyor ve Türkiye'de çok olumlu bir biçimde bu algılandı. Bir iyimserlik çıtasının yükselmesine yol açtı. Bütün bunları bende memnuniyetle not ediyorum. Memnuniyetle gözlemliyorum. Ama tekrar bir noktaya dikkati çekmek isterim. Bu sorunun çözümü anlamına gelmiyor. Yani Türkiye sorunlarını çözme açısından 11 Eylül sonrası dünya şartlarını çok iyi bir biçimde kullanabilir. 11 Eylül sonrası dünya şartları Türkiye'nin değerinin dünyada daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmuştur. Türkiye'ye o nedenle ciddi destek yönelmeye başlamıştır. Bu desteği çok iyi kullanmak lazım. Yani nedir bunu çok iyi kullanmak? 

Bunu çok iyi kullanmanın yolu Türkiye'yi kalkınma rayına oturtmaktır. Ben ne zaman sevineceğim biliyor musunuz? Türkiye'de ekonomik büyüme başladı. Kesin bir biçimde ortaya çıkmaya başladığı an oh diyeceğim. O olmadan kimse oh demesin. Kimse ekonomik büyüme başladığı noktasına Türkiye gelmeden iyi gidiyor herşey tamam bu işi hallettik duygusuna kesin kendisini kaptırmasın. Yanlış olur, yazık olur. Böyle bir noktaya gelebilir miyiz? Evet gelebiliriz. Şuanda geldik mi? Hayır şu anda gelmedik. O nedenle ben sırtımızdaki yükün kalktığı gibi bir duygu içinde, bir rahatlama, bir ferahlama duygusu içinde değilim. Ama öyle olmak istiyorum. Ne zaman öyle olurum? Bana Devlet İstatistik Enstitüsü'nün rakamları, efendim Ticaret Odası'nın rakamları, Türkiye'de İhracatçılar Birliği'nin rakamları ekonomik büyümeyle ilgili çok sevindirici bir tırmanışın başladığını Türkiye'nin büyüyen bir ekonomiye dönüşmekte olduğunu gösterir. Hah aman dikkat bunu bozmayalım, daha da arttıralım demeye o zaman başlarız. Ama henüz o noktaya ne yazık ki hala gelmedik. Ama gelme şansımız çok yüksektir. Çünkü demin söylediğim gibi olağanüstü bir mali desteğe sahip olduk onu çok iyi değerlendirmeliyiz. 

Soru: Efendim ekonomik gelişmeyi... 

BAYKAL- Atılım ileriye doğru mu, geriye doğru mu? 

Evet, yani o konuda maalesef arzu ettiğimiz netlikte bir gelişmeyi sağlayamadık. Bundan da büyük üzüntü duyuyorum. Türkiye demokratik standartları yakalama bakımından daha ciddi, kararlı bir açılım içinde olmalıdır. Bu getirilen değişikliklerin Türkiye'de eleştiri hakkını bile daraltabilecek bir nitelik taşıdığı anlaşılıyor. Bunun hızla düzeltilmesi gerektiğine inanıyorum. Doğalgaz fiyatları ya da emlak beyannameleri konusundaki hatadan bu daha ağır bir hatadır. Daha vahim bir hatadır. Bunun hemen toparlanması lazım. Hele böyle bir kriz döneminde insanların büyük tepkiler içinde yaşadıkları ve bu tepkilerini her zamanda çok ölçülü olmayabilecek ifadelerle ortaya koydukları dikkate alınacak olursa bu getirilen düzenlemelerin önümüzdeki dönemde çok ciddi sorunlara yol açması kaçınılmaz olur. Yani kaş yapalım derken göz çıkarmaya gittikleri izlenimini alıyorum. O bakımdan Türkiye'nin demokratikleşme konusunda kaygılardan, vehimlerden kafasını, ruhunu kurtarıp halkına güvenerek, kendine güvenerek daha cesaretli adımlar atması gerektiğine inanıyorum. 

Soru: Sayın Baykal, Türkiye Irak'ın toprak bütünlüğünden sık sık bahsediyor bu aralar ama gözönünde olan bir gerçek var ki, Kuzey Irak'ta da bir Kürdistan şekilleniyor. Talabani ve Barzani şu anda bir pul bastırmışlar ve bu puldaki Kürdistan içerisinde İskenderun ve Sivas da görülüyor. Sizce Türkiye olarak bu konudaki tavrımız net mi, ne düşünüyorsunuz?

BAYKAL- Efendim maalesef net değil. Yani Türkiye Irak'ın toprak bütünlüğü konusundaki söylemini hiç değiştirmedi. Ta başından beri o söylemi sürdürüyoruz. Ama o söylemin bir gerçeği yansıtma durumu ne yazık ki, hızla kayboluyor. Her geçen gün Irak'ta bir parçalanmanın kurumsallaşmaya yöneldiğini, kalıcı hale doğru dönüşmeye başladığını hepimiz üzüntüyle görüyoruz. Ama bu duruma rağmen Türkiye'nin resmi söylemi Irak'ın toprak bütünlüğü olmaya devam ediyor. Tabi şaşırtıcı olan sadece Türkiye değil, Amerika Birleşik Devletleri'nin söylemi de o olmaya devam ediyor. Amerika Birleşik Devletleri de Türkiye'nin Irak'ın toprak bütünlüğünün korunacağı konusunda oldukça ileri ifadeleri sürekli kullanıyor. Ama bu ifadeler ne yazık ki, gözlerimizin önünde ortaya çıkan bir gerçeği değiştirmiyor. Bu dikkatle değerlendirilmesi gereken bir konudur. Bu şuana kadar ki, gelişmelerin ortaya koyduğu sonuçtur. Önümüzdeki günlerde bu tablonun ortaya çıkacak başka bazı gelişmelerden etkilenmesi kaçınılmazdır. Irak'a bir askeri müdahalenin yapılması, sıcak çatışmanın Irak'ta yaşanması, Irak'ın toprak bütünlüğünü güvence altına alma konusunda ne gibi sonuçlar doğurur bunu doğrusu bu aşamadan söylemek çok zordur. Kaygıyla izlenmesi gereken bir tabloyla karşı karşıyayız. Ve bu hükümette bu konuda ne yazık ki, ta başından beri başlayan bu sürecin gelişmesine seyirci kalmıştır. 

Soru: Sayın Baykal, bahsedilen Irak konusunda kritik dönemde Türkiye Rusya ile askeri işbirliği anlaşması imzaladı ki, Rusya'nın Irak konusundaki tavrı...
 
BAYKAL- Askeri işbirliği değil, güvenlik işbirliği yapıyoruz Rusya ile... Önemli bir anlaşma yapıldı. Türk kamuoyu bunu yeterince maalesef değerlendiremedi, dikkatlerden kaçtı. Bu Türkiye ile Rusya'nın bölgede karşılıklı çekişme, sürtüşme ve hatta rekabet anlayışından bir ortaklık anlayışına, bir işbirliği anlayışına doğru yönelme eğiliminde olduğunu sergiliyor. Dikkatle izlenmesi gereken bir noktadır. Ben bu konuda Genelkurmayımızın hükümetten farklı, ondan değişik bir politika sergileme arayışı içinde olduğuna kesinlikle ihtimal vermiyorum. Bu anlaşma çünkü hükümetin katkılarıyla gerçekleştirilmiş bir anlaşmadır. Genelkurmayın da elbette katkısıyla gerçekleşmiştir. Yani Türkiye'de siyasi kadroyla askeri kadro arasında bu noktada bir sıkıntı yoktur. Ama bu gelişmeleri herkesin farklı tedirginlik düzeylerinde de olsa dikkatle izlediğini, değerlendirdiğini düşünüyorum. Bu gelişmeleri Türkiye bakımından uygun bir noktaya ilk fırsatta taşımamız lazımdır. 

Evet Arjantin'den başladık, Irak'tan çıktık değil mi? 

Peki çok teşekkürler arkadaşlar. 

ARJANTİN RAPORU


(1 NİSAN 2002)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2002 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.