CHP Genel Başkanı Deniz BAYKAL'ın basın toplantısındaki
konuşması ve sorulara yanıtları şöyle:
(28 Ocak 2002)
Deniz BAYKAL- Merhaba arkadaşlar.
Değerli arkadaşlarım bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nin Arjantin krizi
dolayısıyla gerçekleştirdiği bir girişimin sonucunu kamuoyumuza yansıtmak
üzere sizden rica ettik.
Bildiğiniz gibi, Arjantin krizi karşısında Türkiye sürekli gündeme taşındı.
Arjantin Türkiye paralellikleri kurulmak istendi. Arjantin'deki sosyal
patlama bütün dünyada, fakat özellikle Türkiye'de ilgiyi çekti. Çünkü Türkiye'de
de bir ekonomik kriz yaşanmaktaydı. Yaşanan ekonomik krizin Arjantin'deki
gibi bir sosyal patlamaya dönüşüp, dönüşmeyeceği kaygısı Türkiye'deki ekonomik
krizin bundan sonraki gelişme aşamalarının Arjantin'e paralel olup olmayacağı
soruları herkesin zihnini işgal etti. Böyle tartışmalar yaşanıyordu.
Biliyorsunuz Arjantin çok uzun bir süreden bu yana bir IMF programı
uygulaması içindeydi. Bu uygulamanın başlangıçtaki aşamalarında çok parlak
sonuçlar alındığı düşünülüyordu ve Arjantin bütün dünyaya örnek olarak
sunuluyordu. Çok iddialı bir özelleştirme programı Arjantin'de gerçekleştirilmişti.
Çok yüksek düzeyde bir enflasyon kısa sürede çok etkili bir biçimde indirilmişti.
Bu sonuçlar bütün dünyanın Arjantin'e yönelik ilgisini çok yukarı düzeye
çıkarmıştı.
Türkiye de, bir yandan enflasyonu indirme, bir yandan kamu kesiminin
borçlarını, kamu açıklarını kontrol altına alma çabası içinde idi. Bu çabaların
bundan sonraki aşamalarında IMF ile birlikte geliştirdiğimiz programın
başarıyla uygulansa bile bir süre sonra Türkiye'nin önüne yeni yeni sorunlar
çıkarıp çıkarmayacağı kaygısı Türkiye ile ilgili herkesi yakından etkiliyordu.
Biz düşündük ki, bu soruları yabancı basın kuruluşlarının yorumları,
haberleri çerçevesinde ele alıp, değerlendirmek bizim için uygun değildir.
Biz, Türkiye olarak bu konuya doğrudan kendimiz ilgi göstermeli ve bu konuyu
ayrıntılarıyla değerlendirmeli, incelemeliyiz. Cumhuriyet Halk Partisi
olarak bu anlayış içinde bir girişim gerçekleştirdik bildiğiniz gibi. Genel
Başkan Başdanışmanı olarak görev yapan Sayın Bülent Tanla'yı Arjantin'e
giderek durumu ayrıntılı bir biçimde incelemesi, değerlendirmesi, doğru
bir fotoğraf çekmesi ve Arjantin'de bu olayı yaşamış olanların kendi ağızlarından
değerlendirmelerini alması ve ayrıntılı bir değerlendirmeyi bize sunması
gerektiğini düşündük ve Sayın Tanla'dan rica ettik. Sayın Tanla Arjantin'e
gitti. Arjantin'de Büyükelçiliğimizde doğrudan temas kurdu. Arjantin'deki
Türk Büyükelçisi büyük ilgi gösterdi. Bu girişimden büyük mutluluk duydu.
Ve bütün olanaklarıyla bu çalışmanın başarıya ulaşması için her türlü katkıyı
verdi. Güzel bir program düzenlendi. Başlangıçta hiç beklemediğimiz, umut
etmediğimiz halde Arjantin'de çok başarıyla uygulanmış olan birinci IMF
programının ve şimdi çöküşe giden sürecin doğrudan başında birinci derecede
sorumlu olarak bulunmuş ekonomiden sorumlu bakan Cavallo ile ilk kez dünyada
doğrudan görüşme şansını elde etti. Cavallo hiçbir Arjantin siyasetçisi
ve medya mensubuyla görüşmüyordu. Hiçbir dünya basın mensubuyla görüşmüyordu.
Kendi içine kapanmış bir durumdaydı. Sayın Tanla'nın bir Türk siyasi partisi
adına durumu incelemek ve öğrenmek için oraya geldiğini öğrenince ilgi
gösterdi. Buluşmayı kabul etti. Çok ayrıntılı, çok yararlı bir doğrudan
görüşme şansını Sayın Tanla elde etti. Bu görüşme gerçekleşti. Sendika
liderleriyle görüştü. Kamuoyunun önemli noktalarında bulunan hemen hemen
herkesle görüştü. Eski devlet başkanıyla görüştü ve oradaki fotoğrafı olabildiğince
ayrıntılı bir biçimde çekmeyi başardı. Ben kendisine teşekkür ediyorum
ve kutluyorum bu çabaları dolayısıyla. Tabi oradan derlediği izlenimler
sürekli olarak bizim tarafımızdan değerlendirilecektir, ele alınacaktır.
Geldiği ilk andan itibaren bu çalışmaları birlikte götürüyoruz.
Şimdi kamuoyuna yansıtılabilecek bir rapor çerçevesinde bir çalışma
oluşturdu. Bunu kamuoyumuza bugün şimdi sizin aracılığınızla yansıtacağız.
Bunun ötesinde toplanmış izlenimler, belgeler, bilgiler ve değerlendirmeler
var. Onları da aşama aşama gerektikçe kamuoyumuza yansıtacağız. Ama biz
kendi içimizdeki çalışmalarımızda, değerlendirmelerimizde Sayın Tanla'nın
Arjantin'deki bu çalışmalarının ürünlerini sürekli gözönünde bulunduracağız.
Raporu birazdan sizlere dağıtacağız, göreceksiniz. Bunu okurken bir
uyarı yapmama izin verin. Dünyada hiçbir ülke bir başka ülkeyle tam bir
benzeşme içinde değildir. O nedenle ülkeler arasında böyle paralellikler
kurulması çok yanıltıcı sonuçlara bizi götürebilir. Çok dikkatli olmak
gerekir. Sosyal bilimlerde teşbih olmaz, benzetme olmaz. İşte falan ülke
öyle, burası böyle bu siyasette olur. Ciddi bilimsel değerlendirmede bunun
sınırları vardır. Bunu unutmamak gerekir. Hiçbir ülke bir başka ülkeyle
birebir benzerlik anlayışı içinde değerlendirilmemelidir. Hele Türkiye
ile Arjantin'in birbirinden büyük farklılıkları vardır. Başta bir defa
Arjantin'de bir ulus devlet oluşturma çabaları maalesef, maalesef diyorum.
Kendine adıma değil Arjantin yetkilileri, devlet başkanı ve yöneticilerinin
de kanaati olduğu için onlar adına da bunu söylüyorum. Arjantin'de bir
ulus, devlet oluşumu gerçekleştirilebilmiş değildir. Arjantin son yüzyılı
aşkın dönem içinde sürekli göç alan ve Avrupa'dan, Amerika kıtasından,
hatta Ortadoğu'dan çok sayıda insanın katılımıyla oluşmuş bir siyasal organizasyon
niteliğinde yani Arjantin milletini oluşturmanın henüz çok uzağında olduğu
daha öncede biliniyordu. Bu son krizde de ortaya çıkmıştır. Nedir bir meşhur
sözleri var. “Arjantinliler kendilerini İngiliz zanneden, İspanyolca konuşan
İtalyanlardır” diye bir söz var. Hatta birileri buna bir unsur daha ekliyorlar.
Yani böyle bir tablo var.
Bu Türkiye'den faklı bir tabloyla karşı karşıya bulunduğu gösteriyor.
Nitekim bu son krizden sonra Arjantin halkının önemli bir kesimi geldikleri
ülkenin tabiatında da olabileceklerini düşünerek Sefaretlere, Büyükelçiliklere
başvurup o kimliklerini canlandırma girişimine geçmişlerdir. Bu çerçevede
Türkiye'ye de yönelik bazı girişimler vardır. Yani Osmanlı İmparatorluğu
zamanında göç etmiş, Osmanlı tebası olan bazı Arjantinliler işte biz acaba
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak gelemez miyiz gibi girişimler içinde
ve bizim büyükelçiliğimiz olağanüstü bir vize talebine muhatap durumdadır.
Bu diğer ülkeler içinde öyledir. Çünkü İtalya'dan, İngiltere'den, Avrupa'nın
değişik yörelerinden çok geniş ölçüde göç almıştır. Birinci Dünya Savaşı
sonrasında, öncesinde ve sonrasında o kriz dönemlerinde, İkinci Dünya Savaşı
öncesinde ve sonrasında. O nedenle böyle bir ulus, devlet şekillenmiş değildir.
Bu sadece millet bilincinin oluşması bakımından değil, siyasi yapı bakımından
da bir farklılığı ortaya koymaktadır. Eyalet sistemi Arjantin'de egemendir.
Yani Arjantin'de bir tane bütçe yoktur. Eyaletlerin tümünün bütçesi vardır.
Buenos Aires merkezi hükümeti oluşturan Eyaletin başkentidir ve federal
yapının da başkentidir. Ama Buenos Aires dışında pek çok başkent vardır.
Bu durum bu son krizde çok garip bir tabloya da götürmüştür. Arjantin'de
sadece bir ulusal para yoktur. Bildiğiniz gibi, ulusal para bu son kriz
döneminde dolara eş olarak kabul edilmiştir. Pezo dolar eşitliği anlayışı
içinde bir program uygulanmıştı. Fakat Arjantin ekonomisine sadece dolar
ve pezo değil, aynı zamanda üç ayrı para daha vardır. Yani o paralar sadece
belli Eyalette geçerli değil, Arjantin'in tümünde fakat yasal olarak da
her yerde geçmesi zorunlu hale dönüştürülememiş, kullananların çoğu kere
kabulüne bağlı, yarım tedavülde, çeyrek tedavülde paralar vardır. Bu raporda
o konularda da bilgiler alacaksınız.
Yani bütünlük, devlet bütünlüğü, bütçe bütünlüğü mali disiplin açısından
Türkiye ile karşılaştırılamayacak çok köklü, büyük farklılıklar vardır.
Bunları unutmamak gerekir. O nedenle başlangıçta bu uyarıları yapma gereğini
duyuyorum.
Arjantin'de gene ilgi çekici şimdiden bir iki gözlemimi aktarayım. 1910
yılında Arjantin ekonomisi Amerika Birleşik Devletleri ekonomisinden daha
büyük bir gayri safi milli hasılaya sahiptir. Yani 1910 yılında Arjantin'in
ulusal geliri, milli hasılası Amerika'dan daha büyüktür. Ve kalkınma hızı
da daha büyüktür. 1910-1930 arasında Arjantin hızlı kalkınma sürecini işletebilmiştir.
1930'lara kadar kalkınma devam etmiştir. 1930'larda Arjantin dünyada kendine
özgü bir ekonomik ve siyasal rejimi yaşamıştır. O zamanlar ihracatta yedincidir.
1930'lu yıllardan sonra ve özellikle 1940'larda, 50'lerde Arjantin ekonomisi
dünyada bir başka örneği olmayan bir modelin etkisi altında yönetilmiştir.
Bu model peronizma modelidir. Yani peronist bir ekonomi dünyanın klasik
sağ-sol tanımlarını allak bullak eden bir anlayış bu ekonomide kendisini
göstermiştir. Bu dönemde aşırı devlet işletmeciliği, kamu egemenliği ve
sosyal destek fonlarının yaygınlığı sendikaların kamu himayesinde kamu
fonlarıyla desteklenen yaygın ve etkin bir konuma gelmesi gibi durumlar
ortaya çıkmıştır. Daha sonrada bildiğiniz gibi 1980'e kadar askeri müdahaleler
dönemleri yaşanmıştır. 80'den sonra Arjantin neo-liberal ekonomi politikalarının
egemenliği altına girmiştir. Yani 1980'den itibaren IMF anlayışının neo-liberal
politikanın en ileri ölçüde uygulandığı dünyanın bir laboratuar ülkesi
haline dönüştürülmüştür.
Dünyanın en iddialı özelleştirme programı çok kısa bir süre içinde 1980'li
yılların içinde Arjantin'de gerçekleştirilmiştir. Özelleştirme programı
çerçevesinde kamunun bütün ekonomik varlıkları hemen hemen elden çıkarılmıştır.
Yani hava yollarından at yarışı işletmeciliğine kadar ne varsa herşey satılmıştır.
Satılırken ekonomik işletmelerin cazibesini arttırmak için bütün yükler
devletin sırtına yıkılmıştır, kamuya yıkılmıştır. Kıdem tazminatlarını
kamu üstlenmiştir. Kuruluşların borçlarını kamu üstlenmiştir. Özelleştirme
yoluyla bu kuruluşları alan özel işletmeler ki, çoğu yabancı sermayeyle
bağlantılı işletmelerdir. Teknolojiyi geliştirmek için yatırım yapmak amacıyla
devlet garantisiyle borç almışlardır ve o borçları ödememişlerdir. Yani
devlete daha sonrada yük yansıtılmıştır, aktarılmıştır. Ve çok ağır, 100
milyar dolar civarında özelleştirmeden bir fatura Arjantin'in sırtına yıkılmıştır.
Özelleştirme bir anlamda 80'li yıllarda alkışlanıyordu, çok başarılı görülmüştür.
Ama o özelleştirmenin bedeli, sancısı, yansımaları daha sonra kamu dengesinin
allak bullak olmaya devam etmesiyle kendisini zaman içinde göstermiştir.
Ve bugün gelinen noktada Arjantin ekonomisi dünyaya borçlarının ana parasını
ve faizini ödeyemeyeceğini resmen ilan etmiştir. Şimdi bu çerçevede uluslararası
temaslar yapılıyor. Arjantin ekonomisi evet buraya yöneliyor. Bu noktaya
gelirken tabi bu demin anlattığım sürecin yanı sıra özelleştirme uygulamalarına
paralel, olağanüstü yaygın yolsuzluklar yaşanmıştır. Yani Arjantin ekonomisini
iflasa götüren sürecin içinde yanlış özelleştirme, kamu maliyesinin disiplin
altına alınamaması, peronist politikanın kalıntıları ve yolsuzlukların
yaygın bir biçimde bütün ekonomiyi etkisi altına alması hep birlikte sonucun
oluşumuna katkı yapmıştır. Son dönemde Arjantin ekonomisini yönetenler
vatandaşların bankalardaki tasarruflarını ödeyemeyeceklerini ilan etmek
zorunda kalmışlardır. Vatandaşın kendi tasarrufu pezo cinsinden ya da dolar
cinsinden Arjantin'deki bankalarda bulunan bu tasarrufun ödenemeyeceğini,
o tasarrufların dondurulduğunu, kimsenin parasını bankasından çekemeyeceğini
ilan etmişlerdir. Ve pezo konusunda işte ayda 1200 pezo, dolar konusunda
da 2 yıl sonra, 3 yıl sonra yavaş yavaş başlayacağız diye bir program ilan
etmişlerdir. Tabi bu büyük bir paniğin yaşanmasına yol açmıştır.
Bu son sosyal patlamanın bir orta sınıf patlaması olduğunu da dikkatinizi
çekmek istiyorum. Yani Arjantin'de 13 milyon yoksul vardır. Mutlak yoksulluk
sınırının altında yaşayan insan vardır. Biliyorsunuz Arjantin'in nüfusu
37 milyondur. Türkiye'nin nüfusunun yarısı civarındadır 37 milyon. Buna
karşılık Arjantin'in toprak genişliği Türkiye'nin üç katıdır. Yani 2.7
üç katından fazladır. 2.7 milyon kilometrekaredir Arjantin. Büyük bir kıta
ülkedir. Türkiye'nin yarısı civarında nüfusu vardır ve sosyal yapısıyla
ilgili çok büyük ilgi çekici rakamlar var. Yani gelir dağılımı Türkiye'den
daha aslında dengeli gözüküyor kriz öncesinde özellikle. 8 milyon civarında
yoksul insan vardır. Ama bu son patlamanın içinde yer alanlar o yoksullar
değildir. Mutlak yoksulluk sınırının altında yaşayanlar değildir. Lümpen
hareketi değildir, bu son sosyal patlama. Bir orta sınıf patlamasıdır.
Yani işi olan, kredi kartı olan, belki altında arabası olan, çocuğunu okula
gönderen insanlar birden bire bankalardaki paralarını çekemeyecekleri ve
hazır olmadıkları bir yoksulluğu çoluk çocuklarıyla birlikte yaşamak zorunda
kaldıklarını gördükleri anda her türlü tepki artık kontrol edilemez hale
gelmiştir ve saldırılar gerçekleştirilmiştir.
Şimdi önemli bir Türkiye'deki tartışmalar açısından dikkat edilmesi
gereken bir nokta Arjantin'in 3 yıldan beri küçülen bir ekonomiye sahip
olmasıdır. Arjantin ekonomisi 3 yıldır büyüyemiyor ve giderek artan, yaygınlaşan,
derinleşen küçülme süreci artık tahammül sınırlarının aşılmasına çok büyük
bir katkı getiriyor ve bildiğiniz patlamalar bunun sonucunda ortaya çıkıyor.
Türkiye'de geçen yıl çok kaygı verici bir küçülme yaşadık biliyorsunuz.
%9'un üzerinde bir küçülme ortaya çıktı. Arjantin 3 yıldır küçülüyor ama
Arjantin'deki küçülmenin %1,5 ila 3 arasında her yıl gerçekleştiğine dikkatinizi
çekerim. Yani bizim bir yıldaki küçülmeden daha küçük bir küçülmeyi 3 yılda
onlar yaşamışlardır. Bu Türkiye'nin önümüzdeki yıl mutlaka büyüme süreci
içine yerleştirilmesi zorunluluğunu bize bir kez daha hatırlatmaktadır.
Yani yanlış yönetim, israf, kamu maliyesinin disiplin altına alınamaması
ve kamu yükünü artıran bir özelleştirme uygulaması, arkasından onunla beraber
giderek yaygınlaşan yolsuzluklar, ekonominin küçülmesi, küçülmenin işsizliği
yaygınlaştırmaya başlaması ve orta sınıfın tedirgin edilmesi, rahatsız
edilmesi Arjantin'deki krizin sosyal boyutunu ortaya koymaktadır. Borçlar
hep borçla ödenmiştir, iç borç ödenmemiştir. Borç sarmalı giderek yaygınlaşmış,
artmıştır.
Şimdi Arjantinli yöneticilerin Türkiye'ye bakışında da ilgi çekici taraflar
var. Arjantinliler bir yandan Türkiye'ye gıpta ediyorlar. Türkiye'nin IMF'den
ciddi destek alıyor olmasının çok önem taşıdığına dikkati çekiyorlar ve
bu desteğin 11 Eylül sonrası dünya şartlarından kaynaklandığını belirtiyorlar.
Türkiye'nin stratejik önemi dünyada birden bire çok artmıştır. Ve bunun
sonucunda da Türkiye'ye ciddi bir mali destek yönetilmiştir diyorlar. Türkiye'nin
Avrupa'yla yakın ilişki içinde olmasını, Türkiye'nin konumunun önemli olduğuna
dikkati çekiyorlar. Cavallo'nun galiba değil mi sana söylediği “unutmayın
diyor Türkiye'nin Avrupa Birliğinin Başkenti Brüksel'e mesafesi İspanya'nın
Brüksel'e mesafesine eşittir”. İspanya Avrupa Başkentine ne kadar uzaksa
Türkiye de o kadar uzaktır. Bu çok önemli bir avantajdır. Biz dünyanın
unutulmuş bir coğrafyasındayız. Kendi kaderimize terk edildik, stratejik
bir önemimiz yok falan diye değerlendirmeler yapıyor. Ve Türkiye'de krizin
sosyal boyutunun derinleşmemesi konusunda onlar bize uyarılar söylüyorlar.
Aman dikkatli olun. Tabi bu da Türkiye'nin büyümesi demektir. Kalkınmaya
başlaması, istihdamın canlanması, işsizliğin azalması demektir. Sosyal
boyutunu kesin unutmayın. Bunu ayrıca sizin düşünmeniz gerekir diye uyarılar
yapıyorlar.
Ben olaya dışarıdan bakan birisi olarak Sayın Tanla'nın bu raporunda
dile getirdiği düşünceleri sizlerle biraz paylaşayım diye bunlara dikkati
çektim. Çok yararlı çalışma. Hem uyarılar taşıması bakımından, hem farklılıklara
dikkati çekmesi bakımından, Türkiye'nin önemini, özelliğini, konumunu,
üstünlüklerini, daha iyi anlamamıza yardımcı olması açısından bu çalışma
bence çok değerli. Bir de ayrıca tabi Türkiye'de artık aracıyla siyaset
yapma, bir takım başka kuruluşların yönlendirmesiyle, aktarmasıyla, bilgilendirmesiyle,
siyaset yapma dönemini sona erdirmemiz lazım.
Biz bir dünya ülkesiyiz. Sorunlara kendimiz doğrudan bakma, kendi anlayışımızla
değerlendirme yapma ve sonuç çıkarma hakkına ve görevine, sorumluluğuna
sahibiz, böyle düşünüyoruz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu anlayış içindeyiz.
Her soruna biz kendi aklımızla bakarız, kendi bilgimizle bakarız, kendi
yararımız doğrultusunda bakarız, bakmalıyız diye düşünüyoruz. Böyle bir
siyaset anlayışı içinde bu girişimi yaptık. Toplumumuzun da bu konuyu büyük
bir sevinçle, memnuniyetle karşıladığını görüyorum. Bundan da ayrıca biz
büyük bir mutluluk duyuyoruz. Çünkü doğru yaklaşımın Türkiye'de özlendiği
böylece ortaya çıkıyor. Bu çerçevede bu girişim çok yararlı olmuştur.
SORULAR - CEVAPLAR
Soru: Efendim raporu gördükten sonra Türkiye ile ilgili izlenimlerinizde
bir değişiklik oldu mu? Olumlu mu?
BAYKAL- Bir değişiklik olmadı ama konuları daha net görmeye başladığımız,
daha doğru değerlendirme, daha sağlıklı değerlendirme yapma şansını elde
ettiğimiz açıktır. Yani ben gerçekten çok ilgilendim, çok yararlandım.
Bunları böyle öğrenmiş birisi olarak şimdi Türkiye sorunlara daha bir güvenle
yaklaşım yaptığımı düşünüyorum.
Soru: Şimdi Sayın Tanla Arjantin'e gitti, görüşmelerde bulundu,
incelemelerde bulundu ve bir rapor hazırladı. Siz şimdi bunu basın toplantısıyla
açıkladınız. Türkiye ile Arjantin kıyaslandığı, hala bu tür kıyaslamalar
yapanlar var. Efendim siz şimdi buradan, bu raporu çıkardıktan sonra hükümete
yönelik tavsiyeleriniz ve çağırınız ne olacak? Bunları sizden almak istiyoruz.
Bir de bu incelemelerin, bu raporun ardından Türkiye Arjantin olur mu?
Sosyal patlama olanağını Türkiye'de nasıl görüyorsunuz?
BAYKAL- Önce birinci nokta; Arjantin'den alınacak en temel ders
benim için Türkiye'nin derhal ekonomik büyüme sürecine yerleştirilmesidir.
Yani en temel nokta bizim bir krize maruz kalmış bir ülke olarak çıkarmamız
gereken ana sonuç derhal Türkiye'nin kalkınmaya başlamasıdır, ekonominin
büyümeye başlamasıdır. Küçülen bir ekonomiyle hiçbir sorunumuzu çözmemiz
mümkün değildir. Küçülen bir ekonomiyle borçlarımızı ödememiz de mümkün
değildir. Yani borçlarımızı elbette ödeyeceğiz. Borçlarımızı ödemeyelim
diye bir düşünce zihnimizden geçmez. Türkiye'de kimsenin alacağı kalmamıştır.
Türkiye bütün borçlarını daima son kuruşuna kadar ödemiştir. Şu andaki
borçlarımızı da ödeyeceğiz. Hiç kuşku yok. Ama bundan bağımsız olarak söylüyorum.
Türkiye'nin borçlarını ödemeye devam etmesi, Türkiye'nin bundan sonra alacaklar
karşısında güçlü bir ülke olmasına bağlıdır. Büyümeye bağlıdır, Türkiye
büyürse borçlarını ödeyebilir. Büyüyemeyen bir ülkenin borçları ödemesi
de mümkün değildir. Bakın Arjantin artık ödeme yapılmıyor dedi. Siz bilirsiniz
dedi. Niye dedi? 3 yıldır küçüldü, küçülmesine yol açan yanlış politikalar
vardı o ayrı bir iş tabi. Buraya gelmemek lazımdır. Buraya gelmemek için
de Türkiye'nin büyümesi lazımdır.
Bakın bir süre önce Wall Street Journal'de fevkalade önemli bir uyarı
çıktı. Bunun büyük anlamı olduğuna inanıyorum. Çünkü Amerikalı bir gazeteci,
Amerika'nın en saygın gazetelerinden birisi yazıyor ve ana fikri bildiğiniz
gibi “Türkiye IMF politikalarına emanet edilemeyecek kadar önemli bir ülkedir”.
Aynen bunu söylüyor. Bunu söyleyenler IMF karşıtı değil, IMF düşmanı bir
anlayışla bunu söylemiyor. IMF'nin önemli olduğunu, IMF'nin kendi işini
yapacağını, yapması gerektiğini bilerek şimdi Amerikan hükümetine diyor
ki, dikkat Türkiye sadece IMF zihniyetine, IMF ölçülerine bırakamazsınız.
Dünya, Türkiye'nin büyük, güçlü, ayaklarını yere basan, sağlam bir ekonomiye
sahip olması ihtiyacı içindedir. Bunu sağlamak içinde IMF ötesi bir ilgiye,
kaygıya ihtiyaç vardır. Bu ne demektir? IMF'nin amacı bu ülke ekonomisini
büyütmek değildir. Borçları tahsil etmek, krizin uluslararasılaşmasını
önlemektir. Bu meşru bir kaygıdır. Ama bu IMF'nin kaygısıdır. Türkiye'yi
yönetenlerin başka bir kaygısının olması lazım.
Nedir Türkiye'yi yönetenlerin kaygısı, ne olmalıdır? Türkiye'yi yönetenlerin
kaygısı Türkiye'yi büyütmek olmalıdır. Türkiye'yi yönetenler eğer Türkiye'yi
büyütme misyonlarını, görevlerini kavrarlar ve gereğini yaparlarsa IMF
de daha rahat eder, IMF'nin gözettiği hedeflere de Türkiye uyabilir. O
bakımdan Arjantin'den benim çıkardığım aman ha bir Türkiye'yi büyütelim.
İki; orta sınıfa dikkat. İkinci sonuç budur.
Orta sınıfa dikkat. Orta sınıf bir ülkede siyasetin de, ekonominin de,
hukuk üstünlüğünün de, yani iç barışın, güvenliğin de en önemli dayanağıdır.
Orta sınıfı tahrip olan bir ülkenin başına her alanda büyük sorunlar gelir.
Arjantin'den alınacak bir ders de budur. Orta sınıfı ayakta tutalım. Orta
sınıf toplumun çimentosu, orta sınıfın etrafında insanlar, ülkeler, toplum
dayanma gücünü yükseltebiliyor, krizleri taşıyabiliyor, güçlükleri aşabiliyor.
Orta sınıf çünkü aşağıya doğruda elini uzatabiliyor. Toplumun tümünü rahatlatabiliyor.
Son zamanlarda bizim yönetimin dikkatinden kaçan en temel noktalardan biriside
budur. Bu rapordan sonra bizi yönetenlere aman büyümeyi sağlayın, aman
orta sınıfa dikkat edin, orta sınıfı perişan etmeyin, çözmeyin. Bunun sonu
felakettir sonucunu çıkarıyorum. Bunları yansıtmak istiyorum.
Tabi Arjantin'den alınması gereken dersler arasında ekonomik ve mali
disiplinin sağlanmasının çok önemli olduğu anlaşılıyor. Yani mali dağınıklık
hesap yapabilme, durumun net fotoğrafını çekme şansını bile ortadan kaldırıyor.
Yani dış borçların miktarını bile doğru dürüst söylemek imkanı kalmıyor.
İç borçları bile bilemiyorlar. Çünkü Eyaletlerin kendine göre borç hesapları
var. Bu hesapları bir yerde görebilen bir insan yok. Ve o borçlar giderek
durumu kaygı verici bir noktaya getiriyor. Bu mali dağınıklık tabi Arjantin'de
zirveye çıkmış. Ayrı para birimleri çıkmaya başlamış. Yani nedir? Mesela
Buenos Aires bir Eyaletlere ödemesi gereken ödemeyi yapamıyor. Çünkü sıkıntı
içinde, vermesi gereken para var. Yani belediyelere yardım yapamayan bir
şey gibi düşünün, merkezi hükümet gibi düşünün. Ödeyemiyor, ödeyemeyince
onlar da tutuyorlar o ödenmesi gereken para karşılığında kendileri para
çıkarıyorlar. Mesela patagon diye bir para birimi var. Patagon ne? Patagonya
kavramından geliyor zaten. Patagon diyorlar. Patagon Eyaletlere merkezi
hükümetin vermesi gereken para verilmediği için Eyaletlerde yanında çalışana
maaş veremiyor. Yapması zorunlu harcamayı yapamıyor. O da patagonla yapıyor.
Patagonun karşılığı alacağı. Ama alacak tahsil edilmemiş. E peki o alan
parayı ne yapıyor. Herkes kabul ediyor mu? Etmiyor. Bazen dükkanların üzerinde
görüyorsunuz diyor Tanla. Burada bilmek vize kartı ve patagon geçmez. Geçen
yer var, geçmeyen yer var. Kabul eden var, etmeyen var falan. Bu bir mali
çözülme tabi. Bu çok vahim bir tablo. Buralara kesin gitmemek lazım. Türkiye
için böyle bir tehlike yok.
Neyse öbür tarafa gelince Türkiye'de tepki olur mu, olmaz mı toplumsal
tepki? Türkiye'nin toplumsal dokusunun farklılığı ortada bunu hepimiz çok
iyi biliyoruz. Bizim değerlerimiz, geleneklerimiz, anlayışımız falan, toplumsal
ahlakımız çok farklı. Fakat bunu çok zorlamamak lazım. Bunun sınırları
olabileceğini kesin unutmamak lazım. Bu geride bıraktığımız Ramazan ayında
hepimiz bu konuda önemli gözlemler yaptık. Halkın içinde bulunduğu durumu
bir kez daha görme noktasına geldik. Yani açlık insana duvar deldirir.
Oraya getirmemek lazım. Elbette bizim toplumsal dayanışmamız, bizim insanımızın
ahlakı çok farklı. Biliyorum biz, bize ait olmayan bir şeye el uzatmamayı
temel değer olarak kabul etmiş bir toplum ahlakının içinden geliyoruz.
Ama bunun çok ciddi şekilde sarsılmaya başladığını da görmeliyiz. Yani
kapkaççılıkların yaygınlaşmaya başlaması, işte çeşitli alanlarda bir takım
bizi üzen olayların yaşanmaya başlaması kaygı vericidir bu çerçevede.
Dikkatli olmak lazım. Toplumda patlama olmadı. Şartlarımız farklı, olmayabilir.
Ama bir an için Arjantin'deki tabloyu esas alarak düşünün ve kararı, hükmü
siz alın. Yani hayatının birikimini bankaya yatırmış insanlar ve sonra
bir gün diyorsunuz ki, bunlar burada donmuştur. Böyle tablonun yol açabileceği
çok ciddi sıkıntılar vardır. Önemli olan işin oraya gelmemesidir. Türkiye'de
geleceğini zannetmiyorum. Böyle bir durum gözükmüyor. Ama dikkatli olmayız.
Rahatladık, hallettik diyip ferahlamamalıyız. İşi ciddi tutmaya devam etmeliyiz.
Türkiye kriz ortamından hızla uzaklaşmalıdır.
Soru: Uzaklaşıyor muyuz?
BAYKAL- Yani Türkiye'nin kriz ortamından uzaklaşma şansı hep
olmuştur. Çünkü esas olan bu kriz değildir. Bu kriz istisnadır. Bu kriz
yadırgatıcıdır. Bu kriz şaşırtıcıdır. Olmaması gereken bu idi. Ve her an
Türkiye'nin doğru politikalarla gerekeni yaparak bu krizden çıkma şansı
hep olageldi. Şu şans şimdi de var, daha önce de olabilirdi. Daha önce
daha fazla yaşama geçirilme şansı da vardı. Şu anda da bu şans var, gelecekte
de bu şans vardır. Türkiye krize mahkum bir ülke değildir.
Yani çok gereksiz bir krizin içindeyiz. Türkiye'nin işaret etmeye çalıştığınız
noktayı anlamaya çalışıyorum. IMF ile ilişkilerinde özel bir mali desteğe
kavuşmuş olması tabi büyük önem taşıyor ve Türkiye'de çok olumlu bir biçimde
bu algılandı. Bir iyimserlik çıtasının yükselmesine yol açtı. Bütün bunları
bende memnuniyetle not ediyorum. Memnuniyetle gözlemliyorum. Ama tekrar
bir noktaya dikkati çekmek isterim. Bu sorunun çözümü anlamına gelmiyor.
Yani Türkiye sorunlarını çözme açısından 11 Eylül sonrası dünya şartlarını
çok iyi bir biçimde kullanabilir. 11 Eylül sonrası dünya şartları Türkiye'nin
değerinin dünyada daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmuştur. Türkiye'ye
o nedenle ciddi destek yönelmeye başlamıştır. Bu desteği çok iyi kullanmak
lazım. Yani nedir bunu çok iyi kullanmak?
Bunu çok iyi kullanmanın yolu Türkiye'yi kalkınma rayına oturtmaktır.
Ben ne zaman sevineceğim biliyor musunuz? Türkiye'de ekonomik büyüme başladı.
Kesin bir biçimde ortaya çıkmaya başladığı an oh diyeceğim. O olmadan kimse
oh demesin. Kimse ekonomik büyüme başladığı noktasına Türkiye gelmeden
iyi gidiyor herşey tamam bu işi hallettik duygusuna kesin kendisini kaptırmasın.
Yanlış olur, yazık olur. Böyle bir noktaya gelebilir miyiz? Evet gelebiliriz.
Şuanda geldik mi? Hayır şu anda gelmedik. O nedenle ben sırtımızdaki yükün
kalktığı gibi bir duygu içinde, bir rahatlama, bir ferahlama duygusu içinde
değilim. Ama öyle olmak istiyorum. Ne zaman öyle olurum? Bana Devlet İstatistik
Enstitüsü'nün rakamları, efendim Ticaret Odası'nın rakamları, Türkiye'de
İhracatçılar Birliği'nin rakamları ekonomik büyümeyle ilgili çok sevindirici
bir tırmanışın başladığını Türkiye'nin büyüyen bir ekonomiye dönüşmekte
olduğunu gösterir. Hah aman dikkat bunu bozmayalım, daha da arttıralım
demeye o zaman başlarız. Ama henüz o noktaya ne yazık ki hala gelmedik.
Ama gelme şansımız çok yüksektir. Çünkü demin söylediğim gibi olağanüstü
bir mali desteğe sahip olduk onu çok iyi değerlendirmeliyiz.
Soru: Efendim ekonomik gelişmeyi...
BAYKAL- Atılım ileriye doğru mu, geriye doğru mu?
Evet, yani o konuda maalesef arzu ettiğimiz netlikte bir gelişmeyi sağlayamadık.
Bundan da büyük üzüntü duyuyorum. Türkiye demokratik standartları yakalama
bakımından daha ciddi, kararlı bir açılım içinde olmalıdır. Bu getirilen
değişikliklerin Türkiye'de eleştiri hakkını bile daraltabilecek bir nitelik
taşıdığı anlaşılıyor. Bunun hızla düzeltilmesi gerektiğine inanıyorum.
Doğalgaz fiyatları ya da emlak beyannameleri konusundaki hatadan bu daha
ağır bir hatadır. Daha vahim bir hatadır. Bunun hemen toparlanması lazım.
Hele böyle bir kriz döneminde insanların büyük tepkiler içinde yaşadıkları
ve bu tepkilerini her zamanda çok ölçülü olmayabilecek ifadelerle ortaya
koydukları dikkate alınacak olursa bu getirilen düzenlemelerin önümüzdeki
dönemde çok ciddi sorunlara yol açması kaçınılmaz olur. Yani kaş yapalım
derken göz çıkarmaya gittikleri izlenimini alıyorum. O bakımdan Türkiye'nin
demokratikleşme konusunda kaygılardan, vehimlerden kafasını, ruhunu kurtarıp
halkına güvenerek, kendine güvenerek daha cesaretli adımlar atması gerektiğine
inanıyorum.
Soru: Sayın Baykal, Türkiye Irak'ın toprak bütünlüğünden sık
sık bahsediyor bu aralar ama gözönünde olan bir gerçek var ki, Kuzey Irak'ta
da bir Kürdistan şekilleniyor. Talabani ve Barzani şu anda bir pul bastırmışlar
ve bu puldaki Kürdistan içerisinde İskenderun ve Sivas da görülüyor. Sizce
Türkiye olarak bu konudaki tavrımız net mi, ne düşünüyorsunuz?
BAYKAL- Efendim maalesef net değil. Yani Türkiye Irak'ın toprak
bütünlüğü konusundaki söylemini hiç değiştirmedi. Ta başından beri o söylemi
sürdürüyoruz. Ama o söylemin bir gerçeği yansıtma durumu ne yazık ki, hızla
kayboluyor. Her geçen gün Irak'ta bir parçalanmanın kurumsallaşmaya yöneldiğini,
kalıcı hale doğru dönüşmeye başladığını hepimiz üzüntüyle görüyoruz. Ama
bu duruma rağmen Türkiye'nin resmi söylemi Irak'ın toprak bütünlüğü olmaya
devam ediyor. Tabi şaşırtıcı olan sadece Türkiye değil, Amerika Birleşik
Devletleri'nin söylemi de o olmaya devam ediyor. Amerika Birleşik Devletleri
de Türkiye'nin Irak'ın toprak bütünlüğünün korunacağı konusunda oldukça
ileri ifadeleri sürekli kullanıyor. Ama bu ifadeler ne yazık ki, gözlerimizin
önünde ortaya çıkan bir gerçeği değiştirmiyor. Bu dikkatle değerlendirilmesi
gereken bir konudur. Bu şuana kadar ki, gelişmelerin ortaya koyduğu sonuçtur.
Önümüzdeki günlerde bu tablonun ortaya çıkacak başka bazı gelişmelerden
etkilenmesi kaçınılmazdır. Irak'a bir askeri müdahalenin yapılması, sıcak
çatışmanın Irak'ta yaşanması, Irak'ın toprak bütünlüğünü güvence altına
alma konusunda ne gibi sonuçlar doğurur bunu doğrusu bu aşamadan söylemek
çok zordur. Kaygıyla izlenmesi gereken bir tabloyla karşı karşıyayız. Ve
bu hükümette bu konuda ne yazık ki, ta başından beri başlayan bu sürecin
gelişmesine seyirci kalmıştır.
Soru: Sayın Baykal, bahsedilen Irak konusunda kritik dönemde
Türkiye Rusya ile askeri işbirliği anlaşması imzaladı ki, Rusya'nın Irak
konusundaki tavrı...
BAYKAL- Askeri işbirliği değil, güvenlik işbirliği yapıyoruz
Rusya ile... Önemli bir anlaşma yapıldı. Türk kamuoyu bunu yeterince maalesef
değerlendiremedi, dikkatlerden kaçtı. Bu Türkiye ile Rusya'nın bölgede
karşılıklı çekişme, sürtüşme ve hatta rekabet anlayışından bir ortaklık
anlayışına, bir işbirliği anlayışına doğru yönelme eğiliminde olduğunu
sergiliyor. Dikkatle izlenmesi gereken bir noktadır. Ben bu konuda Genelkurmayımızın
hükümetten farklı, ondan değişik bir politika sergileme arayışı içinde
olduğuna kesinlikle ihtimal vermiyorum. Bu anlaşma çünkü hükümetin katkılarıyla
gerçekleştirilmiş bir anlaşmadır. Genelkurmayın da elbette katkısıyla gerçekleşmiştir.
Yani Türkiye'de siyasi kadroyla askeri kadro arasında bu noktada bir sıkıntı
yoktur. Ama bu gelişmeleri herkesin farklı tedirginlik düzeylerinde de
olsa dikkatle izlediğini, değerlendirdiğini düşünüyorum. Bu gelişmeleri
Türkiye bakımından uygun bir noktaya ilk fırsatta taşımamız lazımdır.
Evet Arjantin'den başladık, Irak'tan çıktık değil mi?
Peki çok teşekkürler arkadaşlar.
ARJANTİN RAPORU
(1
NİSAN 2002)
  |