|
İsmail Cem'in basın toplantısında okuduğu 9 sayfalık metin şöyle:
(12 Temmuz 2002)
HEDEF: ÇAĞDAŞ ÇOĞUNLUĞUN SOSYAL DEMOKRASİ EKSENİNDEKİ İTTİFAKINI
VE İKTİDARINI GERÇEKLEŞTİRMEK...
Sevgili vatandaşlarım, değerli basın mensupları,
Türkiyemizin sıkıntılı bir dönemden geçtiği, zor günler yaşamakta olduğumuz
açıktır.
Önce kesin bir inancımı vurgulamak istiyorum.
Kimse, Türkiye'nin içinden ya da dışından kimse, hesabını yanlış yapmasın:
Türkiye'nin günümüzdeki sorunlarına günümüzdeki görüntüsüne bakıp da Türkiye'nin
geleceğine pay biçmesin. Türkiye'nin geleceği için hüküm vermesin.
Türkiye'nin elbette büyük sorunları var. Ama Türkiye'nin gücü, Türkiye'nin
birikimi, gücü, Türkiye'nin kudreti, sorunlarından çok daha büyüktür.
Bu gücü hayata geçirecek olan Türkiye'nin çağdaş birikimleridir. Birikimleri
büyük bir ittifaka, sosyal demokrasi eksenindeki çağdaş çoğunluğa, çağdaş
çoğunluğun iktidarına dönüştürmek önümüzde duran vazifedir. Bizim iddiamız,
bizim amacımız budur, bunu gerçekleştirmek için yola çıkmaktayız.
Sorun yaratan değil, çözüm üreten siyasete ihtiyaç var. Bağnazlığın
değil, aklın temsilcisi olan, ataletin değil, değişimin ifadesi olan bir
siyaset...
Demokratik değişimin öncüsü ve sözcüsü olan bu yeni siyasetin işlevi,
Türkiye'yi yenileştirmektir.
Bu bilinçle, Türkiye'ye büyük bir güvenle bu basın açıklamasını yapmaktayım.
Bu açıklamalarımla ilgili soru almayacağım, ilerde suallere ve cevaplara
çok fırsatımız olacak.
Sevgili vatandaşlarım,
Bu toplantıya önce teşekkürle başlamak istiyorum.
Dışişleri Bakanlığındaki çalışmamda, bana en büyük desteği veren, en
doğru yönlendirmeleri yapan Başbakanımız Sayın Ecevit'e şükranımı sunuyorum.
Sayın Ecevit'in bazen çetin ve çileli, ama her zaman dürüst ve onurlu siyasal
yaşamında ülkemize ve halkımıza yaptığı hizmetler de daima şükranla anılacaktır.
Sayın Cumhurbaşkanımız Sezer'e, Sayın Dokuzuncu Cumhurbaşkanımız Demirel'e
en üst düzeydeki yönlendirmeleri ve çok değerli destekleri için şükranımı
sunuyorum.
Aynı şekilde Sayın Genelkurmay Başkanına ve güvenlik boyutu taşıyan
dış konularda çok yoğun ortak çalışmalar yaptığımız sayın komutanlara,
beş yılın hükümetlerinde birlikte çalıştığımız bakanlara, bu hükümetlerde
Başbakan ve Başbakan Yardımcılığı sorumluluğunu taşımış Sayın Yılmaz'a,
Sayın Sezgin'e, son hükümette kendisinden her zaman değerli destek gördüğüm
Sayın Bahçeli'ye ve Sayın Özkan'a teşekkürümü sunuyorum.
En özellikli şükranım, elbette Dışişleri Bakanlığı'nın mensuplarına,
çalışma arkadaşlarıma yöneliktir. Kendileri, Türkiye'nin en kıymetli birikiminde
yer almaktadır. Çalışkanlıklarıyla, disiplinli yaklaşımlarıyla memleket
sevgileriyle hepimize örnektir. Kendilerine çok büyük bir teşekkür borçluyum.
Ve elbette basınımıza, siz meslektaşlarıma, özellikle diplomasi muhabirlerine,
öneriniz, eleştiriniz için, dostluğunuz için, ayrıca bu mekanı bana sağlayan
Ankara Gazeteciler Cemiyeti'ne teşekkürlerimi sunmaktayım.
Bütün bunların ötesinde ve üstünde, benim büyük teşekkürüm ve gönül
borcum halkımadır. Bakanlığımın ilk gününde yaptığım konuşmada, dış siyaseti
halkımızın ekmeği ve esenliği, çocuklarımızın geleceği ve güvenliği olarak
tanımlamıştım. Beş yıl süresince halkımın bana verdiği bazen sesli, bazen
sessiz destek, benim en büyük siyasal övüncüm ve mutluluğum olmuştur.
Hükümetten ve DSP'den istifam, özü itibarıyla benzeşen tespit ve nedenlere
dayanıyor: Her ikisinin de, geçmişte başarıyla taşıdıkları işlevi, artık
yapamayacak duruma düşmüş olmaları...
Hükümet, iç çekişmeleri nedeniyle iktidar olmak vasfından uzaklaşmıştır.
Ayrıca DSP ağırlığındaki bir siyasal denge bozulmuştur. Hükümet, Türkiye'nin
ihtiyaç duyduğu adımları artık atamayan, uzlaşma ve çözüm üretemeyen bir
yapıya dönüşmüştür. Güç kaybına uğramıştır. Bu nedenlerle sağlıklı bir
dış siyaseti Bakan olarak uygulamamın imkanı ortadan kalkmıştır.
Demokratik Sol Parti, aynen hükümet gibi, geçmişte olumlu uygulamalara
öncülük yapmıştır. Ne var ki, özellikle yanlış yönetim anlayışının giderek
ağırlık kazanmasıyla DSP, demokratik sol ilkelerini hayata geçirecek gücü
kaybetmiştir. Bunu yeniden kazanabileceği umudu da, toplumda kaybolmuştur.
Türkiye'yi sosyal demokrat anlayışla yönetmek işlevi, siyasette sahipsiz
kalmıştır, boşlukta kalmıştır.
Şimdi, bütün bunlar artık geçmişe ait. Geçmişte kalarak geleceği yaratmak
mümkün değildir. Geriye baka baka ileriye gidilmez. Mevlana, yüzyıllar
öncesinde söylemiş; “Dünle birlikte gitti, cancağızım, ne kadar laf varsa
düne ait;şimdi yeni şeyler söylemek lazım...”
Sevgili vatandaşlarım,
Milletvekili arkadaşlarımızla ve tabii, öncelikle de Sayın Hüsamettin
Özkan ve Sayın Derviş ile birlikte yeni bir hareketi başlatmak kararını
aldık. Sayın Özkan'la yedi yıldır aynı partide ve hükümetlerde birlikte
çalışmaktayız. Buradaki dayanışmamız ve birlikteliğimiz yeni dönemde aynen
devam etmektedir ve edecektir.
Türkiye'ye dönüşünden beri yakın bir dayanışma içinde olduğumuz Sayın
Derviş ‘le hem ortak dünya görüşümüz, hem de gençlik yıllarından başlayan
dostluğumuz var. Dayanışmamız ve birlikteliğimiz devam etmektedir ve edecektir.
Ancak Sayın Derviş'in bugünkü konumunun gerçeklerine saygılıyız.
Konuşmamın başında yeni siyasete, Türkiye'nin yenileşmesini vurguladım.
Bugün Türkiyemizi daha ileriye götürecek yöntem şudur: Toplumun, kendi
tarihsel kültürel birikiminin ve Cumhuriyet ihtilalinin doğrultusunda kendini
yenilemesi ve Türkiye'yi çağdaş değerler ışığında geliştirmesi...
Günümüzün dünyasında ve Türkiye gerçeğinde bu hedefin önündeki başlıca
engel üretimsizliktir, işsizliktir, eşitliksizdir. Önümüzdeki tehlike,
evsiz insanların, doktorsuz hastaların, okulsuz çocukların, eğitimsiz çocukların
acılarına yabancılaşmaktır... Tehlike, insani değerlerden uzaklaşmak, ahlaki
düşüş içinde olmak, ahlak ölçülerini unutmak, sığlaşmaktır.
Yenileşmenin başlıca Engeli, kendimize güvensizliktir, insanımıza güvensizliktir.
Bizzat kendi korkularımızdır.
Oysa Türkiyemizin kendi korkularından başka korkacak hiçbir şeyi yoktur.
Önümüzde ortak bir iddia, elbirliğiyle gerçekleşecek ortak bir hedef
var. Türkiye'yi zirveye ulaştırmak. 21'inci yüzyıla bir dünya devleti kimliğiyle
adım atan Türkiyemizin özgün katkısını, insanlığın büyük yürüyüşüne her
alanda ve her düzeyde getirebilmek...
Değişim, kendi kimliğimizi, kendi özümüzü terk etmek değildir. Bu kimliği
ve bu özü yüceltecek en akılcı, en doğru yöntemleri hayata geçirmektir.
Türkiye, insanlarının iç dünyasıyla gönül bağlarını yeniden kuracaktır.
Toplumun kültür birikiminden daha fazla kaynaklanacaktır. Yenileşme tarihle
bütünleşecektir.
Türkiye'yi yenileştirmenin anlamı, iddiası ve misyonu budur.
Türkiye'nin tarihsel gelişme sürecinde Atatürk Cumhuriyeti'nin çağı
paylaşma hedefinde çok önemli aşama Avrupa Birliği'dir. Türkiye'nin Avrupa
Birliği'ne tam üyelik hedefi bir toplumsal değişim projesidir. Avrupa Birliği
kıta düzeyindeki bütünleşme sürecinde birlikte çalışma ve birlikte yaşama
anlayışıdır. Gönüllü beraberlik tercihidir. Türkiyemizin çağı paylaşmak
mesajıdır. Türkiye'yi Avrupa ve dünya dinamiğinde bir çekim, refah ve yatırım
merkezi yapmaktır. Avrupa Birliği ile ilişkilerinde Türkiye'yi beş yılda
getirdiğimiz aşama, üyelik müzakerelerinin açılmasıdır. Türkiye bu fırsatı
kaçırmamalıdır. Gereken adımları atmakta biz kararlıyız. Parti ve iktidar
programımızın çok önemli bir unsuru, Türkiye'nin AB üyeliğini gerçekleştirmek
olacaktır, bunun gereği olan siyasal ve ekonomik dönüşüm yasalarını tamamlayacaktır.
Sevgili vatandaşlarım,
Bizim insanımız, Türkiye'nin insanı, çocukları için daha güzel bir gelecek
istiyor. Herkes için fırsat eşitliği istiyor.
Çalışabilir olanlar, iş imkanı bekliyor. Çalışmak istiyor.
Dar gelirliler, orta gelirliler, işçiler ve köylüler, esnaf, ekonomik
gelişmeden pay almak istiyor.
Gençler, kendi dinamizmini topluma katmak, kahvehanelerde değil iş yerinde
hayata atılmak istiyor.
İnsanımız güvenlik ve istikrar istiyor. Girişimci önünü görebilmek,
Avrupa'yla, Amerikalıyla eşit koşullarda rekabet etmek istiyor. Üretimin,
istihdamın Ceza değil, destek görmesini istiyor.
İhtiyacı olan, sosyal güvenlik talep ediyor.
Özgürlük ve demokrasi ciddi ve temiz bir yönetim istiyor.
Çağı paylaşmak, gelişmiş bir Türkiye'de yaşamak istiyor .
Ve mutlaka ciddiyet istiyor, kendini yönetenlerden ve herkesten ciddi
olmasını, işini ciddiyetle yapmasını talep ediyor.
Burada, ülkemizin belki en büyük bir ihtiyacını vurgulamak İstiyorum:
Türkiye'ye etkin bir yönetim gerekiyor. Bilgiyi, birikimi, deneyimi ve
özellikle de gençliğin dinamizmini ortak hedeflere yöneltecek etkin bir
yönetim... Emeğe, verime kıymet veren, girişimciye güven ve destek veren,
uluslararası boyutta büyük projeleri hayata geçiren etkin bir yönetim...
Sevgili vatandaşlarım,
Bütün çağdaş birikimlerin birlikteliğiyle, uzlaşmasıyla gerçekleşecek
bir yenileşme sürecine sosyal demokrasinin katkısını getirmek üzere, bütün
Türkiye'yi kucaklamak üzere biz yeni siyasal partimizi oluşturmaktayız.
Partimiz kendi siyasal doğrultusunda, bu toplumsal beraberliğe öncülük
yapacaktır.
İşte bu hedeflere ulaşmak için Türkiye'yi yenileştirmek için bizim düşüncemiz,
önerimiz, iddiamız şudur;
Partimiz, insanlığın evrensel ilkelerinden, ortak değer yargılarından,
Türkiye'nin tarihsel yenileşme özlemlerinden; Cumhuriyetimizin temeli olan
laiklik ilkesinden, Mustafa Kemal Atatürk'ten, milli mücadele geçmişimizden,
cumhuriyet ve demokrasi dönüşümlerinden, insanımızın özgürlükçü ve eşitlikçi
taleplerinden, inanç dünyamızdaki adalet ve dayanışma anlayışlarından kaynaklanmaktayız...
Her şeyin en güzel olanını, en yeni ve çağdaş olanını insanımıza sunmak
için yola çıkmaktayız...
Türkiye'nin yenileşmesi, son tahlilde, imtiyazların imtiyaz olmaktan
çıkmasıdır. Fırsatların, kültür ve eğitimin, zenginliklerin, mutluluğun...
mümkün olan en geniş kitleye yayılmasıdır. Yenileşme, sürekli ve sonsuz
bir adalet arayışıdır... Sürekli bir gelişmedir...
Sevgili vatandaşlarım, büyük bir iyi niyetle, halkımıza ve kendimize
güvenle, inançla yola çıkmaktayız, Allah utandırmasın.
|