Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
DERVİŞ'İN CHP'YE KATILIMI (23.8.2002)

KEMAL DERVİŞ'İN BASIN TOPLANTISI...
15 Ağustos 2002
Kemal Derviş, 15 Ağustos 2002'de düzenlediği basın toplantısında, Yeni Türkiye Partisi'ne (YTP) katılmayacağını açıkladı. Derviş, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın solda birleşme çağrısını çok olumlu bulduğunu belirtti.
 
DERVİŞ'İN BASIN TOPLANTISINDAN...

"YTP'ye girmem mümkün değil"

"Sosyal demokrat birlikteliği aramıyorlar. Yani başka bir birlikteliği arıyorlar gibi. Dolayısıyla o bakımdan biraz ayrı bir konuma düştük"

"Seçim öncesi bir koalisyon oluşamazsa, belki seçimden sonra bir birliktelik olabilir. Bunu düşünmek gerekir"

"Deniz Baykal'ın attığı adım, çağrı, bence çok önemlidir, çok olumlu karşıladım"

"Bu çağrı merkez soldaki sosyal demokratların ve demokratik solda duran insanların biraraya gelmelerine bence kapıyı açmıştır"

"Deniz Baykal bence bu konuda çok önemli bir adım atmıştır. Bu çalışmaları birlikte sanıyorum yürüteceğiz, konuşacağız. Bir sonuca varacağımızı sanıyorum. Ama kimseyi dışlamamız lazım"

"4 Kasım'da Meclis'de güçlü bir sosyal demokrat, demokratik sol hareketin temsil edilmesi ve oyların mümkün olduğu kadar boşa gitmemesi Türk demokrasisi için, Türkiye'deki emeğin, sanayinin, çiftçinin esnafın da bence yararına olacaktır"

"4 Kasım'dan sonra dengeli, toplumun ana akımlarını yansıtan bir Meclis'in olması ve bu Meclis'te ekonomiyi yönetecek bir iktidarın destek bulması, Türkiye'nin şu andaki en önemli önceliğidir, bu çabam devam edecek"

"Yeni Türkiye Partisi ile, arkadaşlarımla yani evet birlikte hareket edeceğiz dediğim zaman bir kere o günlerde seçim tarihi daha belirlenmemişti. Olup olmayacağı belli değildi. Yani bir şeyler yapmamız lazım. Hareketlendirmemiz lazım. Bir çıkmaza doğru, yani hükümetteki bu Avrupa yasaları konusundaki fikir ayrılıkları... gerçekten birlikte hareket edelim. Ama benim isteğim her zaman bu birlikte hareket etme bu sosyal demokrasiyi bir araya getirebilmek, bir ittifak içine sokmak, bir birliktelik içine sokmak yönündeydi. Bunda ayrıldığımız zaman en temel bir olayda ayrılmış oluyoruz. Yani biz birlikteliği önemli görmüyoruz deyince o zaman tabi temel benim yani çabamla ayrı bir durum ortaya çıkıyor. Bu şu anlama gelmiyor; bence Yeni Türkiye Partisi Türkiye için çok yararlı olabilir. Yenilikçi, biraz da sağda liberal ve yenilikçi kesimlere hitap edebilir. Ve tekrarlıyorum başarılı olmalarını istiyorum. Kesinlikle başarısız olmaları beni sevindirmez. Tersine mutlaka başarılı olmaları gerekir diye düşünüyorum ve gönlüm orada yani. Başarılı olmalarını istiyorum."

Derviş, basın toplantısı öncesi bir süre Türk-İş Genel Başkanı Bayram Meral ile görüştü.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, 14 Ağustos'da, "CHP olarak bütünleşmeye inanan herkesi kucaklamaya hazır olduğumuzu, herkesin de eteğindeki taşı dökerek bu kararı alma cesareti sergilemesi gerektiğini bir kez daha ifade ediyorum. Umut ediyorum bu doğrultuda bir açılım gerçekleşir" demişti.
 

Devlet eski Bakanı Kemal Derviş'in düzenlediği basın toplantısında yaptığı konuşma ve sorulara verdiği yanıtlar şöyle:
(15 Ağustos 2002)

Kemal DERVİŞ- Değerli basın mensupları, sevgili arkadaşlar, izleyen sevgili vatandaşlarım, bir kere Türk-İş’e bize mekanlarını verdikleri için, bu fırsatı tanıdıkları için çok teşekkür etmek istiyorum. Türkiye’ye ilk gelişimde de sanırım ilk geldiğim yer Türk-İş olmuştu. Ekonomik sorunları tartışmak üzere. Ve ayrıca biliyorsunuz özellikle  Sayın Başkan Bayram Meral’e bayağı ciddi müzakerelerimiz de oldu. Ama bu müzakereler sırasında iyi bir dostluk da oluştu. İki sosyal demokrat olarak bu dostluk hergün derinleşiyor. Kendisi çok iyi bir müzakereci. Emek için işçi için istiyor, koruyor emeği. Mümkün olanı da alıyor. Ama aynı zamanda da yurt sevgisi ve sorumluluk duygusu da her zaman onu bir çözüm arayışına götürüyor. Bunu da çok takdir ettim.

Şimdi tabii ileriye bakmamız lazım. Buraya geçmişi tartışmaya gelmedik. Ben bir konuşma filan da hazırlamadım. Biliyorsunuz genelde hazırlamıyorum, olmuyor. İçimden nasıl geliyorsa o anda öyle konuşmam gerekiyor. Fakat bugüne nasıl geldiğimizi çok kısa bir gözden geçirmek istiyorum. Ve niye? Niye bu birliktelik arayışı, ittifak, solda birlik, merkez solda birlik? Niye bunun üzerinde bu kadar ısrarla duruyorum. Niye bu konuda bu kadar çaba sarfediyoruz dostlarımızla? Bunu çok kısaca bir daha anlatmak istiyorum.

Biliyorsunuz Şubat sonu, hatta Mart başında geçen yıl geldiğimizde maalesef Kasım 2000, ondan sonra Şubat 2001 krizleriyle Türkiye’nin ekonomisi çökmüştü. Çok iki ağır darbe ve memleketin ekonomisi gerçekten görülmemiş biçimde zedelenmişti. Biliyorsunuz faizler birkaç gün %4000-5000 gibi inanılmaz rakamlara çıkmıştı. Devlet, hazine maaşlarını ödeyemeyecek duruma gelmişti. Martta yeniden borçlanmaya, yeniden kaynak bulmaya başladığımız zaman faiz yüzde 200 idi. Enflasyon bir ayda yüzde 20 gibi bir orana yükselmişti. Maalesef bu durumda gelebildik. Sizlerle birlikte, bütün halkımızla birlikte, meclisin de desteğiyle ve Sayın Başbakan Bülent Ecevit’in ricası üzerine işe başladık. Ama bu noktadan aldık.

Ve gene ayrıntıya girmeyeceğim, hem kaynak bularak, yani daha uygun, daha uzun vadeli, maliyeti biraz daha düşük kaynağı sağlayarak, hem de içeride ekonomik yapıyı değiştiren temel bir takım yapısal reformları gerçekleştirerek dengeyi zor da oldu bu, kolay olmadı. Ama bu dengeyi, bu makro ekonomik dengeyi yeniden sağlayabildik. Yani akut krizden, ağır krizden Türkiye hepimizin çabasıyla ve bu arada işçi hareketinin de desteğiyle, sanayicinin de desteğiyle, çiftçinin, esnafın da sabrıyla bu felaket durumdan daha dengeli, ama henüz iyi olmayan, insanlarımızı rahatlatmayan, yeterli ölçüde büyümeyi sağlamayan, istihdamı sağlamayan bir düzeye geldik.

Ama uçuruma düşmedik. Birçok başka ülke biliyorsunuz dünyada maalesef bu dönemde tam olarak uçuruma düştü. Biz Türkiye olarak bunu yapmadık. Bundan kurtulduk, dengeleri sağladık ve bugün dahi bütün bu siyasal tartışmalara rağmen, görüyorsunuz ekonomi çok da sarsılmıyor, yavaş yavaş büyümeye geçiş devam ediyor.

Fakat hükümette çalışırken, aynı zamanda şunu gördük ki, eşgüdüm olmadan, gerçek bir eşgüdüm olmadan, fikir ve gönül birliğine dayanmayan bir birliktelik olmadan, devleti etkin kılmak, yönetimi düzeltmek, hızlı karar verebilen, doğru karar verebilen bir biçime sokmak son derece zor, hatta olanaksız. Türkiye’yi bu son yıllarda idare eden koalisyonlar genelde ayrı dünya görüşlerini birleştiren, fikir ve gönül birliği içinde olmayan partilerin bir araya gelmesiyle oluştu. Ve maalesef bu geçen yıl yaşadığımız kriz neden oluştu, niye bu noktaya geldik diye düşündüğümüzde ki ben bunu hükümette çalışırken daha iyi gördüm. Aslında bunun belki de temel nedeni, parasal, mali nedenlerden çok bu parçalanmış siyasal yapının varlığından oluştu.

Sayın Başbakanımızın, Sayın Bülent Ecevit’in, hepimiz çok seviyor, sayıyoruz ve bu sevgi ve saygı aynen devam ediyor. Çok olağanüstü tarihi kişiliği, liderliği ile bir ölçüde buna rağmen uyumlu bir hükümeti sağlayabildi. Bu kişiliği sayesinde. Ama aslında hükümeti oluşturan üç parti, üç ayrı dünya görüşünü benimseyen ve Türkiye’nin geleceğini de aynı yerde görmeyen partilerden oluşan bir koalisyondu bu. Ama Sayın Bülent Ecevit’in kişiliği, tarihi ağırlığı bunu, buna rağmen götürebildi. Ben öyle gördüm.

Mart, Nisan, Mayıs aylarında, makro ekonomik dengeler yeniden tesis oldu. Haydi artık büyümeye geçelim, haydi artık beklediğimiz istihdamı sağlayalım, yatırımları çekebilelim. İnsanlara hemen değil, hep söylerim, hemen bu kadar ağır bir krizden sonra büyük bir rahatlık getirmek mümkün değil. Bunu kim söylüyorsa doğru söylemiyor. Ama gene de emin adımlarla, 2-3 yıl içinde Türkiye’yi gerçekten rahatlatan bir ortama girmek mümkün. Ama bunu önleyen işte bu parçalanmış siyasal yapı, bu aslında birliktelik içinde olmayan insanların birlikte çalışmaya uğraşması.

Oradan geldim. Bu seçim ittifakı, merkez sol ve merkez solda sosyal, liberal birliktelik, demokratik solda sosyal demokratların toplanması tür görüşlerime ve çabalarıma. Yani bunun kökeninde ekonominin sorunlarına, istihdamın, üretimin, geçim sorunlarına çare bulmak. Yani siyasetten çok ekonomiden kaynaklanan ve ekonominin gereksinimlerinden kaynaklanan bir arayış veya bir çaba. Bunun önemine bugün de aynen inanıyorum.

Bu mutlaka olmalıdır. Bu olmazsa, Kasım, Aralık’ta gene çok zor günler bekliyor bizi. Bunu oluşturmazsak. Bu çabanın devam etmesi gerekir. Yani bu çaba, olmuyor, ne yapalım deyip bırakırsak, o zaman tamam belki bir an için rahatlarız. Seçime kadar rahatlarız. Ama seçimden sonra büyük sorunlarla karşı karşıya kalırız. Ve seçim bu sorunların çözülmesi için gittiğimiz bir olay. Bu seçimle daha birlikteliği sağlayan, daha iyi bir yönetimi sağlayan bir hükümetin ortaya çıkması için Türkiye seçime giriyor. Başbakanın da bir ara rahatsız olmasıyla biliyorsunuz hükümetteki birliktelik tamamen bozuldu. Özellikle Avrupa konusunda, ki Avrupa birçok şeyi simgeliyor. Sadece AB değil. Çok ayrı görüşler ortaya kondu. Hem yurt içi özgürlükler, hem Türkiye’nin ekonomik geleceği açısından  Avrupa yasaları çok önemliydi. Ve burada da şunu kabul etmek lazım meclis olağanüstü bir iş yaparak bu yasaları geçirdi. Geçiren farkındasınız Meclis, sivil toplum yardımıyla, hükümet değil, çünkü hükümet bölündü burada. Ama bu başarıldı, çok da iyi oldu.

Şimdi bu noktada var gücümle haftalardır uğraşıyoruz. Tek başımıza da değiliz tabii. Sivil toplumdan da yardım görüyoruz. Türk-İş’ten, DİSK’ten, sanayicilerden, esnaftan, esnaf derneklerinden yardım görüyoruz ve bir çaba içindeyiz. Ve çok da aslında 4 hafta öncesini düşündüğümüz zaman ciddi bir mesafeyi de kat ettik, Türkiye olarak. Yani bugün merkez soldaki birliktelik gündemdedir. İnsanların istediği, aradığı, destek verdiği bir şeydir. Önemli olan meclise girmek, milletvekili olarak seçilip mecliste yer almak değil. O yapılabilir veya yapılmayabilir. Önemli olan ondan sonra o Meclisten çıkacak olan çoğunluktur ve yapıdır.

Elbette koalisyonlar olabilir. Seçimden sonra da koalisyon olabilir. Ama bu koalisyonlar mümkün olduğu kadar gerçek bir fikir ve gönül birliğine dayanmaları gerekir.  Hatta bence koalisyonlar seçimden önce açıklansa daha da iyi olur. Vatandaş nasıl bir koalisyona oy verdiğini görebilse çok daha iyi olur. Hatta onun da ötesine gidiyorum. Belki mümkün olmayabilir. Bakanlar kurulunun bir kısmı hiç değilse, seçimden önce açıklansa. O da iyi olur. Birçok Avrupa ülkesinde de öyle oluyor.  Yani vatandaş hangi bakanlar kuruluna oy verdiğini seçimden önce görüyor. Sadece lidere değil, sadece partiye değil kadroya oy vermek imkanını elde ediyor. Bu tartışmalar bizi belli bir noktaya kadar götürdü. İşte kararsızlık mı var diye sorunlar, biraz da eleştirenler oldu. Bence kararsızlık değil, ben bunu aylardır söylüyorum. Bu çabanın olması gerekir, bu ittifakın olması gerekir, bu birlikteliğin olması gerekir. Dolayısıyla bunda biraz inat etmek bence kararsızlık değil, ben onu daha ziyade kararlılık olarak algılıyorum. Ama tabii bir noktaya kadar. O noktadan sonra da bazı şeyler olmuyorsa, bunlar da olmuyor diye kabul etmek, yani insan istemese de bunları kabul etmek mecburiyetinde kalır tabii.

Şimdi aslında son 24 veya 48 saat içinde önemli bir noktaya geldik. Biraz üzücü, biraz da sevindirici yanı var. Beni biraz üzen, YTP’nin ‘solda ittifak bizi ilgilendirmiyor’ demesi. Bu çabanın yanlış olduğunu düşünmesi. Ve bir şekilde biz buna katılmıyoruz demesi. Haklı gerekçeleri olabilir, farklı bir yaklaşım içinde olabilir. Halk seçmen birleştirsin diyor, olabilir. Saygı duyarım kendi görüşlerine de. Ama halk için kolay değil yani sanıyorum şimdi 23 parti var pusulada... Halkın önüne 23 partili bir pusulayı getirdiğiniz zaman ne yapacak, nasıl birleştirecek? Hiç kolay değil. Bu konuda biraz görüş ayrılığı var aramızda. Ben merkez solda, sosyal demokratları bir araya getirebilecek bir çabanın sürmesi gerekir diyorum. Tabii hızla sonuca varmak gerekir, çok da vaktimiz yok artık önümüzde.

YTP başkanları da, yöneticileri de biz bu tür birleşme, birliktelik arayışında yokuz. Bunda çaba göstermeyeceğiz dediler. Gerçi başka bir birliktelik var orda. Mesela DTP ile bir ittifak var. Yani tamamen ittifak bizi ilgilendirmiyor demiyorlar, ama soldaki bir ittifakı ve özelikle CHP’siyle ve DSP ile bir ittifak çabasını gereksiz gördüklerini açıkladılar dün. Bu durumda artık aynı görüşte değiliz. Bu çabanın içinde olmayan bir partiye girmem kendimle çelişkiye sokar beni. Yani YTP’ye girmem mümkün değil bu durumda.

Şunu da söyleyeyim. Sayın İsmail Cem ve Sayın Hüsamettin Özkan ile beraber 17 ay çalıştık. İsmail Cem Dışişleri Bakanıydı. Ekonomi konusunda fazla bir çalışmamız olmadı. Fakat güzel bir dostluğumuz var. Çok değerli bir insandır. Çok başarılı bir dış politikada bir deneyimi var. Sayın Hüsamettin Özkan ile de her gün birlikte çalıştık hükümette. Benim için mutlaka bu dostluğun sürmesi gerekir.  Ben kendilerine çok büyük başarılar dilerim. Ve şunu da söyleyeyim eğer seçim öncesi bir koalisyon oluşamaz ise belki seçimden sonra bir birliktelik olabilir. Bunu da düşünmek gerekir. Ben kendilerine yürekten başarı dilerim. Ve mutlaka çabalarında devam etmelerini ve bu çabalarında da olumlu sonuç almalarını isterim. Ayrıca özellikle merkezde, merkez sağdaki bir toparlanmanın da belki bir bakıma yardımcısı olacaklardır. Mümkündür. O da yararlıdır.

Fakat benim çabam her zaman sosyal demokrat kesimde olmuştur. Bütün hayatım boyunca sosyal demokrat oldum. Tabii 17 yaşımdaki görüşlerimle, bugünkü görüşlerim aynı değil. Dünya bir evrim geçirdi, hepimiz bu evrimi geçirdik. Şunu anladık: ekonomik açıdan, piyasa ekonomisi en etkin araçtır. Piyasa ekonomisine karşı bir anlayış refah getirmiyor, bürokrasi getiriyor, ağır bir devletçilik getiriyor ve sonunda insanlara iş, üretim, güzel gelecekler sağlayamıyor. Yani piyasa ekonomisini bugün çağdaş sosyal demokrasi benimsemiştir. Ama sadece piyasa değil. Piyasanın yanında, gelir dağılımını gözeten, piyasayı düzenleyen, dar gelirliden yana olan bir devletin var olması ve etkin olması, bir rant kavgası alanı değil, ama bu gelir dağılımını, bu hakça düzeni savunan, piyasayı iyi işlemeye, yarışmacı, tekelci değil, yarışmacı ölçüler içinde işlemeye zorlayan veya yardım eden, zorlama doğru bir kelime değil, yardım eden bir devletin varlığı çok önemli. Ve burada tabii ayrıca sivil toplum, çağdaş dünyamızda, sivil toplum olgusu çok önemlidir. Sanıyorum 21. asırda göreceğiz, hem ulusal düzeyde, hem uluslar arası düzeyde sivil toplumun her gün önemi artacaktır. Sivil toplum örgütlerin önemi artacaktır. Türkiye’de de sanıyorum Avrupa’ya yönelmemizde, özgürlüklere yönelmemizde sivil toplumun şimdiden çok önemli, öncü bir rolü var.

Bu tabii üzdü beni. Sevinmedim bu son 48 saatteki bu duruma.

Ancak öbür taraftan da Sayın Deniz Baykal’ın  attığı adım, yaptığı çağrı bence çok önemlidir. Çok olumlu karşıladım. Ve bu çağrı merkez soldaki sosyal demokratların ve demokratik solda duran insanların çağdaş biçimde bir araya gelmelerine bence kapıyı açmıştır. Tabii iş bitmiş değil. Bu konuda mutlaka çabanın sürmesi gerekir. Ama sanıyorum bugün ben kendisiyle görüşmedim ama gelin, konuşalım, çalışalım bu işi yapalım demesi önemli. Ve yeni. Bu biçimde bu adımı dün attı Sayın Baykal. Bu konuda bence çalışmaların devam etmesi ve daha da ileriye götürülmesi gerekir. Zorluklar var, zorluklar olacaktır.

Fakat mutlaka 4 Kasım'da mecliste güçlü bir sosyal demokrat, demokratik sol hareketin temsil edilmesi ve oyların mümkün olduğu kadar boşa gitmemesi Türk demokrasisinin, Türkiye’deki emeğin de, sanayinin de, çiftçinin de, esnafın da bence yararına olacaktır. Mutlaka 4 Kasım’dan sonra dengeli, toplumun ana akımlarını yansıtan bir meclisin olması ve bu meclisten yönetecek, özellikle ekonomiyi yönetecek bir iktidarın destek bulması Türkiye’nin şu andaki tabii en önemli önceliğidir.

Bu konuda çabam devam edecek. Kaldı ki bu çaba sadece bir günlük, bir anlık bir çaba değil. Uzun soluklu, uzun dönemde de üstünde çalışmamız gereken bir çabadır. Yani en güzel çözümü belki hemen yaratamayabiliriz. Yaratamazsak da umutsuzluğa kapılmamız gerekir. Tabii ki bugün çok önemli, yarın çok önemli, gelecek hafta önemli. Tabii her şeyden önce 3 Kasım çok önemli. Ama sivil toplumla birlikte siyaseti bu yönde değiştirebilirsek ve artık geçen 10 yılda olduğu gibi parçalanmış ve sadece karşılıklı güç dengelerine dayanan koalisyonlar değil de, gerçek bir fikir ve gönül birliği içinde çalışan insanlarla birlikte hükümetler kurulabilirse o zaman bu son 18 aydır  Türkiye’nin gösterdiği çaba, özellikle dar gelirlinin  fedakarlığı, yapısal reformlar, ekonomik program gerçekten bizi sonuca götürebilir. Ama yeniden çok bölünmüş, çok parçalanmış duruma gelirsek o zaman gerçekten bu kadar ağır sorunları olan maalesef ama aynı zamanda çok da güzel olanakları olan bu ülkeyi yönetmek kolay değil. Bu çabayı göstermemiz lazım, biraz daha sabırlı olmamız lazım.

Biliyorsunuz bazen insan ya bu işi yapalım bitirelim, bu akşam hiç olmazsa rahat uyuyalım diyor. Ama o yetmiyor, çabayı hakikaten pratik bir sonuca doğru götürebilmek için sürdürmemiz gerekiyor. Yani çok iyi düşünmemiz gerekiyor. Bütün hesapları iyi yapmamız lazım. Ben tabii siyasetçi değilim. Hep söyledik onu iktisatçıyım. Rakama dayanırım. Hesap yapmaya çalışırım. Sadece el yordamıyla hareket etmeyi zor buluyorum. Ve tabii siyasette de eminim benden çok deneyimli arkadaşlarımız var. Ve sanıyorum bir gazeteci arkadaşıma da birkaç ay önce siyaseti gerçekten yapabilir miyiz, nasıl yaparız, başarılı olur muyuz bu konuda bazı kuşkularım var dedim. Bu kuşkularım devam ediyor, gerçekten. Ama şunu gördüm siyasal çözüm üretmeden, ekonomiyi de düzeltmek mümkün değil. Yani biraz düzeltiriz, bazı dengeleri kurarız. Yani şöyle durumu kurtarırız da esas sorunu çözemiyoruz bu yüzden. Onun için bakın açık söyleyeyim ama bunun için bir siyasi çabanın içinde ekonomi uğruna devam etmek istiyorum. Ekonominin başarısı için, 40-50 ülkede çalıştım. Dünyada çok ülke gördüm. Çok ekonomi gördüm, izledim.

Türkiye’nin inanılmaz bir potansiyeli var. İnanılmaz. Türkiye gibi ülke pek yok. Bu kadar güzel kaynağı, bu kadar güzel olanakları olan esasen bu kadar güçlü olan ülke pek yok. Tarihte de görüyoruz bunu aslında. Çok güçlü dönemlerimiz oldu. Bütün dünyaya meydan okuyabildiğimiz dönemler oldu. Şunu da söyleyeyim bunu birkaç de gördüm, üniversitedeyken, biliyorsunuz üniversiteyi çok severim. Türk öğrencisi, Türk genci kişi olarak son derece başarılıdır. Son derecede yeni bir ortama veya bilime veya teknolojiye uyum gösterebiliyor. Her Türk vatandaşı kişi olarak gerçekten çok yeteneklidir. Bunu hep gördüm. Bütün dünyada izledim ve başkalarıyla karşılaştırdığımız zaman. Ama bir eksiğimiz var bu üstün yetenekli kişiler bir araya gelip takım oluşturmakta ciddi güçlük çekiyorlar.  Bunu başarmamız lazım. Türkiye’nin bu potansiyelini, gerçekten sonuca götürebilmemiz için yani 3 bin dolarlık bir ülke değil, kişi başına 10 bin dolarlık bir ülke olabilmemiz için 10 yıl içinde her alanda takım anlayışını getirip, takım oyunun kurallarını yerleştirip takım olarak oynamamız lazım. Ve birbirimizi aynı ülkenin insanlarıyız, birbirimizi kırmayalım, birbirimizi küçük düşürmeyelim. Tersine yarışalım, ama birbirimize bir bakıma yardım ederek yarışalım. Emin olun siyasette bile bu böyle. Yani bugün herhangi bir siyasi parti Türkiye’de ne kadar düzgün kadrolarla, ne kadar iyi insanlarla ve ne kadar gerçekçi bir söylemle meclise girerse bütün partiler bundan yarar görecek, zarar görmeyecek. Başkasının tabii ki yarışma var. Ama bu yarışmanın sonucunda gene bir meclis olacak, bir ülkedeyiz ve bu meclis demokratik görevini yapacak. Dolayısıyla bu meclisin içine ne kadar iyi insanlar girebilirse, ne kadar çalışkan, ne kadar dürüst, ne kadar sorunlara çözüm bulabilen insanlar girebilirse o kadar güçlü bir ülkeye kavuşacağız.

Son 48 saat çok hızlı oluştu. Dolayısıyla artık bunun ötesinde bugün bir şey söylemeyeceğim. Fakat bence birkaç gün öncesine kıyasla, daha somut, daha açık bir duruma doğru gidiyoruz. Ben Sayın Deniz Baykal’ın çağrısını çok olumlu buldum. Ve eğer hakikaten bunu isteyen insanlar ve sadece siyasi partilerdeki insanları kastetmiyorum. Sivil toplumu da kastediyorum.  Sizleri kastediyorum sayın başkan, genç sanayicileri kastediyorum, çiftçiyi kastediyorum. Yani sivil toplum örgütleri de buna yardımcı olurlarsa ve klasik siyasetçinin ötesinde bir kadroyla yeni meclis oluşabilirse o zaman bu çabamızda sizlerle birlikte bir başarı göstermiş oluruz. Ve daha etkin, daha hızla ve uyum içinde hareket edecek bir hükümetin inşallah da oluşmasının zeminini hazırlamış oluruz.

Şunu da söyleyeyim, bu yarışma son derece doğaldır ve bence bu ittifak ve bu birliktelik hiçbir zaman birisine karşı olmamalıdır. Yani birisine karşı birleşme değil. Daha dengeli, daha istikrarlı çoğunluğun oluşması için. Başkaları da arasın birlikteliği ve onlarda güçlü olsunlar. Neticede onların da bu hakkı. Ve bence biz bu Türkiye’de ciddi desteği olan, oyu olan, vatandaştan oy alabilen hiç kimseyi zayıflatmamız lazım. Yani bu Türkiye’dir. Ama bu dağılım, bu oylar toplanmalı ve istikrarlı birer hükümet zaman içinde, hükümetler çıkarma noktasında bir siyasi yelpazenin oluşması gerekir diye düşünüyorum.

Geçen birkaç gün gerçekten yorulduk, çok uğraştık. Başkaları da uğraştı, birlikte. Bu çaba devam edecek. Her ne kadar bazen hepimizin hayatında oluyor, biraz yorulursak da, umutsuzluğu da kapılıyorsak da, yani sokaklardaki çocukları görünce, onların geleceğini düşününce, mutlaka bu çabanın devam etmesi gerektiğine inanıyoruz ve sanıyorum önümüzdeki günlerde bunun bazı sonuçlarını da daha somut olarak göreceğiz.

Gerçekten vatandaşın önüne yenilik boyutu ağır basan, gençlik boyutu ağır basan, önemli olan bir seçeneği koymamız lazım. Bu seçeneği yaratmamız lazım. Sayın Deniz Baykal bence bu konuda önemli bir adım atmıştır. Kendisine teşekkür etmek istiyorum. Ve bu çalışmaları birlikte sanıyorum yürüteceğiz, konuşacağız, edeceğiz. Bir sonuca da varacağımızı sanıyorum. Ama kimseyi dışlamamız lazım. Sosyaldemokrat %1,1 oyu bile gözden çıkartmamamız lazım diye düşünüyorum.

Bu anlayış içinde hareket edebilirsek, bu anlayış içinde çaba gösterebilirsek o zaman Türkiye’nin önüne çok ciddi, çok olumlu, insanların sevinebileceği bir seçeneği de koyabiliriz diye düşünüyorum. Bir şey eklemek istiyorum bitirmeden önce. Soru almayacağım şimdiden söyleyeyim.

Peki peki. Ne yapalım çok tepki aldık. O zaman Başkan buraya soruları idare edecek.

Yalnız bir şeyi ekleme istiyorum. Özellikle gençlere seslenmek istiyorum. Seçim kütüğüne, yani vatandaşlara seslenmek istiyorum. Bu dinleyen gençlere özellikle; lütfen seçim kütüğüne yazılın. Seçmen olun. Önümüzdeki günlerde gidip yazılın. Yani bu sizin geleceğiniz. Lütfen yazılın, seçmen olun, tercihinizi yapın. İnşallah sosyaldemokrat tercih olur. Ama değilse de diğer tercihinizi yapın. Ama lütfen katılın. Yani bu konuda size seslenmek istiyorum ve özellikle gençlere; ben 53 yaşındayım pek artık fazla yaşlı sayılmam ama yani bizim hayatımızın önemli bir bölümü geçti. Ama 21 – 19 – 23 yaşındakiler sizin bütün hayatınız önünüzde. Biz bir şeyler yapabileceksek esas size yarayacak. Onun için lütfen seçmen olun.
 

SORULAR - YANITLARI

Evet şimdi 5 tane soruyu Sayın Başkan...

Soru: Şimdi efendim kafadaki sorular yeteri kadar açılmadı. Nedeni şu; sadece YTP’ye girmeyeceğinizi söylediniz net olarak. Ama bunun dışında ne tür bir arayış içinde olacağınız, siyasete girip girmeyeceğiniz, girecekseniz de CHP mi ya da bu arayışın nasıl olacağı şeklinde net bir şeyler söylemediniz. Asıl kafalardaki soruların çoğu da burada yatıyor. Bunlara açıklık getirirseniz iyi olacak. Siyasete girip girmeyeceğiniz ve bunun hangi parti olacağı, CHP olup olmayacağı?

Kemal DERVİŞ- Beş soruyu alalım, hepsini toptan cevaplayım.

Soru: Efendim YTP’ye girmenizin mümkün olmadığını söylediniz. Sayın Özkan ve Cem ile troyka olarak adlandırılan fotoğraf karelerinde yer alırken, onlar ile bu soldaki ittifak arayışlarınızı görüşmemiş miydiniz, bu fikri altyapı olgunlaşmamış mıydı o sırada, o esnada?

Soru: Sayın Deniz Baykal yarın Hacıbektaş’a gidiyor. Otobüste boş koltuk var diye bir çağrı yaptı. Bu koltuklardan birini dolduracak mısınız? Sayın Deniz Baykal Sayın Bayram Meral ile saat 14.00’de burada görüştü. Bu görüşme size bir ufuk açtı mı?

Soru: Sayın Bakan, gerek siyasi hayatınız, gerek Türkiye ekonomisi açısından kararsız olmanız olumsuz gelişmelere neden olmuyor mu?

Soru: YTP ile bu ortaklık kurulurken dışlamamak üzere kurulmuştu. Az önceki söyleminizde de bunu söylediniz. Kimseyi dışlamamak için... Ama orada da çözülme önce şöyle başladı: "Biz sol parti değiliz", ardından da "galiba sosyal demokrasi"... sonra siz koptunuz. Şu anda böyle bir birliktelik için çok erken adım attığınızı düşünüyor musunuz?

Soru: Sayın Baykal’ın liderliği hiçbir şekilde tartışmaya açmamış olması sizce ittifak arayışlarının önünü tıkayan unsurlardan biri değil mi?

Kemal DERVİŞ- Hayır. Arkadaşlar bundan sonra soru yok. Şimdi bakın; aslında çoğunu söyleyebildiğim kadar söyledim. Yani hani çok da fazla ekleyemiyorum sorularınızın üstüne ama fakat bu sorulara mümkün olduğu kadar yanıt vermeye çalışayım. Bir kere şunu tekrarlayım. Bakın ben siyaseti yani gerçekten bilmiyorum. Onu da söyleyeyim açık olarak. Yani siyaset deneyimim yok. Dolayısıyla bu iş benim için öyle çok kolay değil. Yani bir Hazine Bakanlığına beni oturtursanız bir hazine hesaplarını bana gösterdiğinizde orda ciddi deneyiyim var. Ekonomiyi biliyorum. Orada da hata edebilir herkes ama öyle bir hayattan geliyorum. Fakat şunu gördüm ki, yani iş hazineyle, ekonomiyle bitmiyor. Bir siyasal yapı sorunu var, bir siyasal anlayış sorunu var ve buradan kaynaklanan hatırlarsınız hep altını çizmişimdir. Yani siyaset alanı ve ekonomi alanı ayrışması.

Ama işte bu ayrışma, sağlıklı ayrışma siyasal yapıya da çok bağlı. Fikir ve gönül birlikteliği olan insanlar olunca bir hükümette zaten o rant kavgası kendiliğinden kayboluyor. Hiç olmazsa bir ölçüde. Demek istediğim şu; ben mutlaka siyasi çabalarımda veya siyasi hareketlerimde yeniyim ve buradan sizden, vatandaşlardan da biraz yani anlayış isteyeceğim. Çünkü hakikaten bazı şeyleri belki doğru algılayamıyorum. Ama benim çıkış noktam her zaman bu birlikteliği ve bu ortanın solunu, yani orta solu, sosyal demokrasiyi bir araya getiren bir hareketin oluşması yönünde olmuştur. Bunun aksine birşeyi hiçbir zaman söyledim. Hatta ilk defa bir gazeteci arkadaşlarla Merkez Bankası lokalinde bir araya geldiğimizde hiç siyaset aklımda yoktu o gün ama illa da siyaset diye sorular gelince valla benim gönlümde solun birleşmesi demiştim. Yani bu yeni bir şey değil. Bu zaten her zaman benim gönlümdeydi ve yani gerekli olan bir şey olarak görüyorum.

Bakın; şunu da söyleyeyim. Avrupa’ya bakıyoruz, Avrupa’da hiçbir şekilde bu kadar parçalanmış bir yapıyla seçime giren bir ülke yok. Yok yani. Yani her tarafta bir merkez sağ vardır. O birleşir kendi çapında ya bir ittifak kurar, ya kendi bir partisi olur. Öbür tarafta da bir merkez sol vardır. Bir iki tane belki ufak parti vardır. Bazen aşırı sağ bir parti vardır. Ama bu şekilde. Bizdeki olduğu gibi bu kadar parçalanmış bir yapıyı hiçbir yerde bulamazsınız. Bakın İtalya’ya, bakın İspanya’ya, bakın Fransa’ya yok. Dolayısıyla burada bizim yani düzeltmemiz gereken bir durum var.

Şimdi Yeni Türkiye Partisi ile, arkadaşlarımla yani evet birlikte hareket edeceğiz dediğim zaman bir kere o günlerde seçim tarihi daha belirlenmemişti. Olup olmayacağı belli değildi. Yani bir şeyler yapmamız lazım. Hareketlendirmemiz lazım. Bir çıkmaza doğru, yani hükümetteki bu Avrupa yasaları konusundaki fikir ayrılıkları gerçekten birlikte hareket edelim. Ama benim isteğim her zaman bu birlikte hareket etme bu sosyal demokrasiyi bir araya getirebilmek, bir ittifak içine sokmak, bir birliktelik içine sokmak yönündeydi. Bunda ayrıldığımız zaman en temel bir olayda ayrılmış oluyoruz. Yani biz birlikteliği önemli görmüyoruz deyince o zaman tabi temel benim yani çabamla ayrı bir durum ortaya çıkıyor. Bu şu anlama gelmiyor; bence Yeni Türkiye Partisi Türkiye için çok yararlı olabilir. Yenilikçi, biraz da sağda liberal ve yenilikçi kesimlere hitap edebilir. Ve tekrarlıyorum başarılı olmalarını istiyorum. Kesinlikle başarısız olmaları beni sevindirmez. Tersine mutlaka başarılı olmaları gerekir diye düşünüyorum ve gönlüm orada yani. Başarılı olmalarını istiyorum.

Ama bizim sosyal demokrat birlikteliği aramıyorlar. Yani başka bir birlikteliği arıyorlar gibi. Dolayısıyla o bakımdan biraz ayrı bir konuma düştük. Yani sosyal demokrat dediğimiz zaman CHP var, DSP var. Bazı başka daha ufak partiler ve insan toplulukları da var. Yani onları dışlayarak bir sosyal demokrat birliktelik oluşturmak pek mümkün değil gibime geliyor. En önemlisi tabi Cumhuriyet Halk Partisi bugün. Yani Cumhuriyet Halk Partisiyle oturup konuşmadan bu işleri nasıl yapacağız. Yani hiç olmazsa o çabayı göstermeden bir sonuca ulaşılmaz. Sanıyorum bu iki soruya aşağı yukarı cevap vermiş olduk.

Ben bugün zaten çok hızlı gelişti olay. Yani biliyorsunuz dün Sayın Baykal’ın çağrısı, Sayın Cem’in ona cevabı. Yani benim şu anda pat diye bir partiye giriyorum bu akşam deme durumum yok. Ve tekrarlıyorum benim için temel çaba bu yeni siyasal yapıyı oluşturmak. Birde ben hiçbir zaman tabi yani kendimi abartmamam lazım. Ben kendi başıma hiç böyle bir şeye soyunamam, yapamam da. Ama sanıyorum bizimle aynı fikri paylaşan, aynı yaklaşımı paylaşan çok geniş bir sivil toplum var. Bir kamuoyu var. Bana bugün okuyamıyorum hepsini, yani vatandaşların önünde özürde diliyorum. Herkese cevapta veremiyorum ama yüzlerce belki de yüzlercenin ötesinde faks var, mesaj var. Bu birliktelik gerçekten önemli. Kemal Derviş bundan vazgeçme. Bu çabayı sürdür, bunu mutlaka yapmak gerekir. Liderler birleşemiyorsa yani bu yüzden bırakma bunu.

Tekrarlıyorum bugün için değil, yarın için değil, bu önümüzdeki yıllar için gerekli. Yani bunun mutlaka olması gerekir. Onun için ben burada biraz yani çabayı devam ettiriyorsam, bu konuda ısrarlıysam, bunu bir kararsızlık belirtisi olarak bence algılamayın. Yani illa da bu partiye bu akşam gir veya yoksa kararsızsın değil. Yani kararlılığım bu sosyal demokrat çizgide birlikteliği sağlayan bir çabanın devamı. Yani bu seçim için olmazsa bundan sonra devam edeceğiz. Bence kararlılıktır bu. Ayrıcada hiç bu konuda farklı bir şey söylemedim. Türkiye’ye ayak bastığımdan bu yana. Hep aynı şeyi söyledim. Bu sosyal demokrat kesimde birliktelik şart dedim. Yani sosyal demokrat olduğum konusunda da hiçbir başka bir laf dinlememişsinizdir benden. Yani çağdaş, eski, katı, devletçi, devleti güçlü kılan, vatandaşı birazda ezen solculuk değil. Yani Rusya’da gördüğümüz Sovyet gibi bir solculuk değil tabi. Çağdaş, demokratik, özgürlükçü, kişinin insanın önemini çok önde tutan, özgürlükçü, liberal bir sosyal demokrasinin çizgisinden hiç sapmadım. Ekonomik politikada biraz görüşlerim değişmiş olabilir. 20 yıl önce hepimiz bankaların tümünün devletin elinde olmasına inanırdık sosyaldemokratlar olarak. Ondan sonra gördük ki, devletin elindeki banka sorunu çözmüyor. Bazen de daha da kötü hale getiriyor. Önemli olan devletin üretim yapması değil. Önemli olan devletin düzenlemesi ve ciddi düzenlemesi. Öyle güçlüye özel hak yok. Ben güçlüyüm onun için devlet istediğimi yapacak. Öyle bir olay yok. Dikkat edin Türkiye’de bunu son aylarda yapabildik. Kurallara uymayan uymak zorundadır. Ama kurallara uyan sanayici, bankacı, özel girişimci, çiftçi, esnaf özgürdür, özgürce yarışır ve devlette ona yardımcı olmak durumundadır. Onu; devletin ağır yükünü hissetmemelidir. Özürce çalışabilmelidir ve bu hakça gelir dağılımını, refahı halka, çalışana indirende düzen budur. Yani bu anlamda sosyal demokrasiden hiçbir zaman sapmadık. Onun için bu çabayı devam ettirmek, bu birlikteliği sağlamaya çalışmak bence kararlılıktır, kararsızlık değildir. Ha bazen insan biraz umutsuz oluyor, yoruluyor, biraz dinlenmeye ihtiyacı oluyor. Oluyor tabi bende de oluyor. Ama sanıyorum var gücümüzle bu işin içindeyiz. Güzel, genç çocuklarımızı gördükçe hep birlikte, yalnız yapamayız. El ele vererek bu çocuklara hak ettikleri çok daha müreffeh, insanların gelir düzeyinin çok daha yüksek olduğu bir Türkiye’yi hazırlamamız lazım.

Bakın; eninde sonunda önemli olan insan mutluluğudur. Hepimiz mutlu olmak için yaşamamız gerekir. Bu insanın hakkıdır. Mutluluğu aramak hepimizin hakkıdır. Yani mutluluğu aramak kötü bir şey değildir, ayıp bir şey değildir. Mutlaka insanlar mutluluğu aramalıdır. Ama insan nasıl mutlu olabilir? Mutlu insanlar arasında yaşadığı zaman, refah düzeyi yükselen, çalışabilen, iş bulabilen, yüzü gülen insanlar arasında olduğunuz zaman mutlu olursunuz. Dolayısıyla bu mutluluk arayışı bence çağdaş, sosyal demokrasinin temelidir. Biliyorsunuz Nazım Hikmet’in televizyonda da o güzel cümlesini bir kere tekrarladım. “Yaşamak güzel şey be güzel kardeşim”. Çok güzel bir laf, bir solcunun lafı. Hayatında da büyük çile çekmiş bir insanın lafı. Ama onun için yaşıyoruz. Mutlu olmak için yaşıyoruz. Mutsuz olmak için değil. Başkalarını mutsuz etmek veya başkalarını ezmek içinde yaşamıyoruz. Bütün hepimizi, toplumumuzu, ülkemizi ve ülkemizin ötesinde komşularımızla da iyi ilişkiler içinde hep birlikte mutlu olmak üzere yaşamak istiyor. Yani insanlığın temel şeysi bu. Bu çok karışık bir şeyde değil. Bir amaç da değil. Yani öyle çok kompleks, yani çok basit bir şey. Hepimizin istediği bu. Çocuklarımıza bunu çalışarak, birbirimize hoşgörülü davranarak, barış içinde yaşayarak, kendi içimizde de barışarak. Yani farklı kökenler, farklı dinler, yani bunları düşünmeden, biliyorsunuz Atatürk’e sordular nedir Türk nedir? Türkiyeli olan, Türk vatandaşı olan, Türk vatandaşı olan herkes eşit haklara sahiptir. Ve bu mutluluk arayışına katılır ve bu mutluluğu hak eder. Hiçbir ayrım gözetmeksizin. Ayrıca da çok da güvenmemiz lazım kendimize. Güçlü bir ülke Türkiye. Tabi ki, bizim aleyhimize çalışanlarda olacak. Ama kendimize güvenirsek bunları çok rahat aşarız. Bakın İsmail Cem’in bir lafını söyleyeceğim size. Sanıyorum şöyleydi; “korkularımızdan başka korkacak şeyimiz yok”. Gerçekten çok güzel bir laf. Korkmazsak mutlaka çok iyi şeyler olabilir. Çok hızlı bir düzelme, anında bütün sorununuza çözüm yani üretmek mümkün değil. Ama adım adım, emin adımlarla ve ciddi bir çabayla çok daha güzel bir Türkiye’ye ulaşabiliriz.

Çok teşekkürler artık burada bitiriyoruz.
 


(20 AĞUSTOS 2002)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2002 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.