Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
DSP'DEN İSTİFALAR
İSMAİL CEM'İN BASIN TOPLANTISI (12.7.2002)

BAŞBAKAN ECEVİT'İN AÇIKLAMALARI...
12 Temmuz 2002
DSP Genel Başkanı ve Başbakan Bülent Ecevit, partisinden istifalar ile ortaya çıkan son durum konusunda NTV'ye açıklamalarda bulundu.
 

Başbakan Bülent Ecevit, Devlet Bakanı Kemal Derviş'in istifasını istemediğini beldirdi, "Sayın Derviş'in istifasını geri alması konusunda Sayın Cumhurbaşkanı ile ikimiz aynı isteği paylaşıyorduk" dedi.

Ecevit, Kemal Derviş'in yeni oluşumdan ayrıldığı için hükümette kaldığını söyledi. Bülent Ecevit, "Sayın Cem, Derviş'in yeni oluşumla ilişkisi kabul edilmiş gibi konuştu. Bu kendisinin bir temennisi olabilir ancak..." diye konuştu..

Ecevit, Dışişleri Bakanlığı görevinden istifa eden İsmail Cem'in basın toplantısındaki açıklamalarını "büyük bir haksızlık" olarak değerlendirdi ve "Sayın Cem'den bunu beklemezdim" dedi.

Başbakan Bülent Ecevit, yeni siyasi oluşuma ilişkin olarak, "Hiçbir düşünsel hazırlık yapılmadan bazı arkadaşlar kendilerini ortaya attılar. Onun için bunu ciddi bir parti çalışması olarak göremiyorum" yorumunu yaptı.

Ecevit, istifaların artması ve hükümetin güvenoyunu sağlamayacak duruma gelmesi halinde "ayrılmak durumunda kalacağını" söyledi.

Bahçeli’nin 3 Kasım’da erken seçim yapılması önerisini "çok erken" diye niteleyen Başbakan, MHP’yi erken seçimden vazgeçirmeye çalıştığını söyledi.

Bu arada, yakın çevresine istifa süreciyle ilgili açıklamalarda bulunan Kemal Derviş, Cumhurbaşkanı Sezer’in ricası üzerine istifasını geri aldığını söyledi. Hükümette bulunduğu süre içinde fiilen yeni oluşumda bulunmasının mümkün olmadığını belirten Kemal Derviş, "Ancak bu da yeni oluşumu desteklemediğim anlamına gelmez" dedi.
 


Başbakan Ecevit, NTV'nin canlı yayınında Ankara Temsilcisi Murat Akgün'ün sorularını yanıtladı. Ecevit, Akgün'ün sorularına şu yanıtları verdi:
(12 Temmuz 2002)

Soru: İsterseniz röportajımıza dün ve bugün Ankara'da en çok konuşulan konuyla başlayalım. Siz Sayın Derviş'in istifasını istediniz mi veya onu azletmek gibi bir niyetiniz var mıydı? Bunu kendisine ima ettiniz mi?

Ecevit: Göreve devam etmesinin yalnız Türkiye açısından değil, uluslararası ilişkiler ve ekonomik ilişkilerimiz açısından da çok yararlı olacağını düşünüyordum. Fakat, Sayın Cem'e kararını bildirmiş gibi görünüyordu. Ona rağmen ben ısrar ettim. Ona rağmen Sayın Cumhurbaşkanı ısrar etti. Ve bizim telkinlerimizi, ricalarımızı kabul etti. Bildiğiniz gibi dün akşama doğru, yeni oluşum denilen birlikten ayrıldığını kabul etti. Bence, hayırlı bir karar vermiş oldu. Çünkü, ekonomik alanda çok duyarlı gelişmeler başlamıştı. Türkiye'de hükümetimiz tarafından başlatılmıştı. Bunları başka bir çatı altında sürdürmek kolay olmayabilirdi. O bakımdan sevindim. Gerçi, biraz önce Sayın İsmail Cem, televizyondaki konuşmasında sanki Sayın Derviş'in yeni oluşumla ilgisi kabul ediliyormuş gibi bir üslup kullandı. Bu, belki kendi temennisi olabilir. Fakat, Sayın Derviş bizim hükümetimizdeki görevini sürdürüyor.

Soru: Birlikteliğinden ayrıldı dediniz. Sayın Derviş, size (ben onlarla hareket etmeyeceğim) mi dedi?

Ecevit:Hükümet olmanın belli kuralları vardır. Hükümet içindeki görevini sürdürmeyi kabul etti, Sayın Derviş. O bakımdan bir tereddüt yok.

Soru: Bunu ısrarla soruyorum. Bugün bir gazetede Sayın Derviş'in açıklaması var. Ben yine Sayın Özkan ve Sayın Cem ile devam edeceğim. Kalışımın nedeni devletin isteğidir diye. Sayın Derviş hükümeti eleştiren bir fikir ortaya koyarsa hükümet bundan nasıl etkilenecek?

Ecevit: Tabii, öyle bir duruma geldiğimiz zaman durumu yeniden değerlendiririz. Bahsettiğiniz son demeci ben görmedim henüz. Fakat, tabii öyle bir duruma geldiğimiz zaman değerlendiririz. Bahsettiğiniz son demeci ben görmedim henüz. Ama, hem bir partiye, hem de başka bir partiye bağlılık olamaz. Eminim ki, bunu Sayın Derviş de düşünür. O bakımdan bir tereddütüm yoktur.

Soru: Sayın Derviş'in ikna süreci var. Sayın Derviş, dün 16.30'da istifasını gönderdi ve 18.00 civarında geri çekti. Sayın Cumhurbaşkanı'nın devreye girmesini siz mi istediniz? Kendi mi devreye girdi?

Ecevit: İkimiz aynı düşünceyi ayni isteği paylaşıyorduk. Bildiğiniz gibi, perşembeleri benim Sayın Cumhurbaşkanı ile haftalık görüşmelerim vardır. Dünkü görüşme sırasında da Sayın Cumhurbaşkanı'na Sayın Derviş'i ikna edemediğini söyledim. Hükümette kalmasının yararlı olacağını söyledim. Sayın Cumhurbaşkanı da aynı düşüncede olduğunu söyledi. Onun üzerine, Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Derviş'i telefonla arayıp kendi isteğini ona iletme kararını verdi. Ondan sonra da bildiğiniz sonuca ulaşıldı.

Soru: Dün akşam ya da bugün Sayın Derviş ile telefon irtibatınız oldu mu?

Ecevit: Hayır, ona fırsat olmadı daha.

Soru: Sayın Derviş'in istifasını istediniz mi ya da azline yönelik bir imada bulundunuz mu?

Ecevit:Hayır, gerçekle hiçbir ilgisi yoktur.

Soru: Sayın Bahçeli'nin Sayın Derviş ile ilişkilerinin inişli çıkışlı olduğunu düşünecek olursak, bütün bu son gelişmeler hükümeti nasıl etkileyecek?

Ecevit:Uzlaşmanın zorlukları vardır. Bizim Hükümetimiz şimdiye kadar zorlukları başarıyla aşabilmiştir. Zaman zaman MHP'nin Lideriyle ve bazı bakanları  ile Sayın Derviş arasında tartışmalar olmuştur, ama sonunda uzlaşıya varılmıştır. Yine öyle olacağını umuyorum.

Soru: İsmal Cem dün istifa etti. Kulislerde dile getirilen yorumlardan birisi de Cem'in partide tutulabileceği idi. Bu yorumlara kalıyor musunuz?

Ecevit: Sayın Cem, bize kararını önceden bildirmedi veya ima etmedi. Kendisinin yurtdışından bir geziden gelişinden hemen sonra kendisini aradım. Düşüncesini öğrenmek istedim, fakat son derece de karamsar bir tablo çizdi. Bir şey söyleme olanağını fırsatını bana vermedi, ama ben kendisi ile beraber çalışma eğilimimi belli ettim. O da zannederim bunu bilir. Fakat buna rağmen, bu kararını aldı. Tabii bu karar beni birçok bakımdan üzdü. Bir kere DSP yolundan ayrılmış gibi izlenim verdi, Sayın Cem bugünkü konuşmasında...

Konuşmasında aynen şöyle diyor:

"Demokratik Sol Parti, aynen hükümet gibi, geçmişte olumlu uygulamalara öncülük yapmıştır. Ne var ki, özellikle yanlış yönetim anlayışının giderek ağırlık kazanmasıyla DSP, demokratik sol ilkelerini hayata geçirecek gücü kaybetmiştir. Bunu yeniden kazanabileceği umudu da, toplumda kaybolmuştur. Türkiye'yi sosyal demokrat anlayışla yönetmek işlevi, siyasette sahipsiz kalmıştır, boşlukta kalmıştır." dedi Sayın Cem...

Bu çok büyük bir haksızlık bence. Sayın Cem'den bunu beklemezdim. Bir kere öyle kuşkuları, kaygıları var idiyse bunu her zaman bir arada görüşebilirdik. Çok eski bir hukukumuz vardır.

Soru: Yüzyüze görüşme niye bu süreçte olmadı?

Ecevit: Bu, bir kere çok hızlı gelişti. Özellikle sayın Cem bakımından hızlı gelişti. Kendisi Göcek'teydi, buraya gelmesini bekledim. Geldiği zaman da umut verici bir gelişme göremedim, çok ani oldu. Temenni ederdim ki, beklerdim ki, bu kararı vermeden önce Sayın Cem benimle görüşme ihtiyacını duymuş olsun. Önceden bu niyetini bildirmiş olsun, bunu eski hukukumuza, dostluğumuza dayanarak bunu beklerdim.

Soru: Bir randevu talebinde bulunmadı mı?

Ecevit: Hayır, Hayır.

Soru: Siz de onu çağırmadınız...

Ecevit: Ben çağırma ortamını hazırlamaya çalıştım, ama öyle bir ortam yoktu. DSP için bence asla kabul edilemeyecek olumsuz iddialarda bulunuyor bugünkü konuşmasında Sayın Cem. Oysa şimdi önderliğini üstlendiğini siyasal varlık da parti diyemem oluşum diyorlar, siyasette böyle bir tabir yok gerçi. Bu yeni oluşumun, bildiğim kadarıyla parti hazırlığı da yok, programı tüzüğü de yok. Buraya çekmeye çalıştıkları veya çektikleri milletvekillerine sundukları bir proje yok. O bakımdan da oluşumun nasıl gelişeceğini doğrusu merak ediyorum. İlginç gelişmeler de oluyor, örneğin bizden ayrılanlar bazıları geri geliyor veya gelmek istiyor. Daha ilginç şeyler oluyor. Bir milletvekili arkadaşım geliyor evvelsi gün, partiden ayrılanlara ne kadar kızgın olduğunu, haksızlık olduğunu söylüyor, ama o arkadaşımız ertesi gün partiden ayrılmış oluyor, partiden... Böyle ilkesizliklerle ilkeli bir parti kurmanın kolay olmayacağını sanıyorum. Bu ayrılıp giden arkadaşlarımızın DSP'den düşünsel olarak ayrılıkları nedir? Şu ana kadar hiçbiri bu konuda bir düşünce açıklamamıştır. (DSP'de düşünceler, uygulamalar bakımından şu eksiklikleri, yanlışlıkları bulduk bunları da düzeltme imkanı da bulamadık, onun için ayrıldık) demeleri gerekir, normal siyasi yaşamda... Fakat şimdiye kadar öyle bir şey olmadı. Şu sırada Türkiye'de bir gereksiz, mantığı olmayan ayrılığa gitmenin yararı değil zararı dokunacağına  inanıyorum. Çünkü ekonomimiz çok kritik bir aşamadan geçiyor.

Aslında iyi bir sürece girmişti demokrasi, enflasyon, faiz düşüyordu, dışsatım artıyordu, turizm artıyordu, imalat sanayi artıyordu, üretim ve tüketim artıyordu. Şimdi bu süreci nasıl devam ettireceğiz. Fakat biz elimizden geleni yapacağız. Özellikle dış alemden Türk ekonomisine bakış şimdi tereddütlerle dolu hale geldi. Böyle bir aşamada özellikle gerçek anlamda bir ihtiyacı karşılamayan bir ayrılışın şu aşamada yer almasını son derece de sakıncalı buluyorum.

Melesa, biliyorsunuz bu ay, AB'nin en üst düzey yetkililerinin resmi görüşmeler yapmak üzere Türkiye'ye geleceklerdi. Ancak erteletmek mecburiyetinde kaldık.

Ekonomik bakımdan da ciddi sıkıntılarla karşılaşılacaktır. O bakımdan tatmin edici ve doyurucu gerekçesi olmayan bir hareketin yer alması, hem de erken seçimin gündeme gelmesi nasıl olacak bilemiyorum.

Kurulacak partinin yapısını da öngöremiyorum. Çünkü bir siyasal partinin Meclis seçimlerine katılabilmesi için belli sürenin geçmesi, koşulları yerine getirilmiş olması gerekiyor. Bir kere erken seçimde buna vakit kalmayacak o zaman ne olacak bu oluşum. Eğer parti adını alıp seçime girecekse oluşum denen varlık... Kurulu partilerden birine yamanma, onun adını, kimliğini kullanma ihtiyacını duyacaktır. Bu da tutarlı bir davranış olmasa gerekir.

Soru: Erken seçime vakit kalmayabilir dediniz, sizin kafanızda oluşmuş bir tarih var mı?

Ecevit: Şu sırada, Sayın Bahçeli'nin, MHP adına dile getirdiği bir istek var. Hatta isteğin ötesinde, bütün üyelerin imzasıyla bir dilekçe de verdiler; 3 Kasım önerisi, daha önce eylül tabii... Ve buna DSP dışındaki bütün partiler de onay vermiş gibi göründüler. Bu ifadeyi şunun için kullanıyorum; genellikle Türkiye'de bir parti erken seçime gitmek ister. Diğer partiler de onun gerisinde kalmış gibi görünmemek için, mertlik uğruna eğer deyim yerindeyse, ''Biz de varız'' dediler. Bu daha önceki seçimlerde de olmuştu. Bütün partiler, bir partinin arkasından sürüklenip, ''Biz de erken seçim istiyoruz'' dediler.

Bir tek biz, 'İstemeyiz' dedik, DSP olarak. ''Siz zayıf partisiniz, sizin gücünüz yok, o yüzden böyle davranıyorsunuz'' dediler. Oysa en kazançlı çıkan parti biz olduk. Kendi partimizin gereksinmeleri dolayısıyla biz buna karşı değiliz. Fakat, dediğim gibi Türkiye'de 57. Hükümet çok önemli başarılar, reformlar başlattı. Bunları hızla uygulamaya da başladı. Daha başlatacağımız reformlar da vardı. Şimdi bütün bunlar maalesef gündemden çıkacak. Çünkü, şu sırada eğer gerçekten kasım başlarında seçim yapılacaksa, artık reform falan düşünemez partiler. Hepsi sahaya gidip seçim çalışmaları yapacaklardır. Bu yüzden de Türkiye çok büyük bir zaman kaybına uğrayacaktır, Türkiye. O bakımda çok kaygılıyım.

Sayın İsmail Cem, bu sabahki konuşmasında, DSP'ye o müphem ithamlarını sürdürürken, Sayın İsmail Cem'e şunu sormak isterdim; acaba DSP gerçekten kendisinin söylediği gibi, daha önce değil, bugün söylediği gibi, kimliğinden uzaklaştı mı? DSP çatısı altında böyle bir iddia yok. Sayın Cem'in de böyle bir iddiası yoktu, aynı partide birlikte çalışırken... Ve kendisiyle birlikte ayrılanların da böyle bir iddiaları yok. Kaldı ki, ''DSP kimliğinden uzaklaştı'' iddialarına rağmen, aslında 57. Hükümet döneminde DSP'nin büyük katkısıyla çok köklü reformlar yapıldı. Bir kere eğitimde çok ciddi atılım gerçekleştirdik. Sayısız yapısal reform yasaları çıkardık. Bütün dünyada hayranlık uyandırdı, 'Bu kadar kısa sürede bu kadar çok reform yapılabilir mi' diye.

Laiklik, bizim tabirimizle inançlara saygılı laiklik, Türkiye'de bu hükümet döneminde büyük bir gelişme gösterdi. Artık irtica tehlikesi Türkiye'nin gündeminden büyük ölçüde çıktı, bu hükümet döneminde... Başlı başına bu bile çok önemli bir başarıdır. Ayrıca, AB'nin kapısı bize sımsıkı kapalı tutuluyordu. Bu hükümet döneminde o kapı aralandı. Şimdi büsbütün açılma olasılığı da gündeme geldi. Eğer Türkiye'deki bu son belirsizlikler ortaya çıkmazsa...

Öte yandan, DSP, Türkiye'de bilgi çağını büyük ölçüde başlattı. Teknoparklar açılmasına katkıda bulundu. Çağdaş ekonomi kavramını Türkiye'ye getirdi, büyük ölçüde. AB ile ilişkilerde önemli mesafeler alındı. Bu bakımdan partiden ayrılanların, tabii bazı kişisel nedenleri olabilir, duygusal nedenleri olabilir. Ama niçin ayrıldıkları, ne yapmak istedikleri, yapmak istedikleri şeylerin DSP'den farkları ne olacaktır? Bu konuda hiçbir düşünsel hazırlık yapılmadan bazı arkadaşlar kendilerini ortaya attılar. Onun için bunu ciddi bir partileşme olarak göremiyorum.

Soru: Öyle ya da böyle Türkiye'nin gündemine erken seçim girdi. Hükümet ortaklarınızdan seçim tarihi hakkında değişik fikirler var. Siz de biraz önce söylediniz. Sayın Bahçeli, 3 Kasım'ı önermişti. Ancak, şart değil gözüyle bakıyor. Yani, ''Tarihte oynanabilir'' diyor. Sayın Yılmaz, ''Bir an evvel AB yasaları bu hükümetle çıkmazsa bir an önce seçime gidelim'' diyor. Muhtemelen ANAP'ın isteği Eylül sonu ekim başı görünüyor. Peki hükümet ortakları arasında bu konuda ne zaman uzlaşma sağlanacak?

Ecevit: Sayın Bahçeli'nin bu konudaki son konuşmasından önce koalisyonu oluşturan 3 parti de ısrarla şunu belirttiler kamuoyuna; Nisan 2004'den önce seçim yapılmamalıdır. Normal tarihi geldiğinde yapılmadır. Bunu biz söyledik ve söylüyoruz. MHP söylüyordu ısrarla. ANAP söylüyordu. Şimdi biz yine buna karşı çıkmaya devam ediyoruz. Diğer partilerin tavırları ne olacaktır, bunu henüz bilemiyoruz.

Soru: 3 Kasım tarihinin, sizin açınızdan sürpriz olduğunu görüyorum.

Ecevit: Sürpriz oldu. Çünkü, Sayın Bahçeli bu açıklamayı yapmadan bir kaç gün önce, ''Nisan 2004'den önce seçim yapılmamalıdır'' diyordu ısrarla...

Soru: Sayın Bahçeli'nin seçim konusundaki açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ecevit: O konuda sitemimizi yaptım. Düşünceleri farklı olsa bile, ki farklı olduğunu bilmiyorduk, koalisyon ortaklarının böyle önemli bir konuyu önce kendi aralarında konuşmaları gerekirdi. Gerçi 2-3 gün önceki son toplantımızda ben bu konuyu gündeme getirdim, ama açıklamalar yapıldıktan sonra.

Soru: Hükümetin durumunu etkileyebilecek istifalar var partinizde. Eğer istifalar biraz daha artar da hükümetin güvenoyunu sağlamayacak duruma gelirse tutumunuz ne olur?

Ecevit: O sadece bizim tutumumuza bağlı bir şey değil, eğer öyle bir durum ortaya çıkacak olursa oy dağılımı bakımından, tabii biz de ayrılmak durumunda kalacağız. Aslında MHP ile aramızdaki milletvekili sayısı son 1-2 günkü durumuna geldiğinde normal olarak bizim istifa etmemiz gerekirdi. Fakat bunu MHP yönetimi doğru bulmuyor. Bizim olabildiğince süre koalisyonun başında kalmamız gerektiğini uygun buluyor. Biz de şu sırada Türkiye'de, bu kritik aşamada, bir hükümet sorunu ortaya çıkmasın diye peki diyoruz. Ama dediğiniz gibi belli bir sayının üstüne varıldığı zaman biz istemesek bile bizi düşürebilirler.

Soru: Siz o zaman kendiliğinizden çekilmeyi, istifa etmeyi  gündeme getirecek misiniz?

Ecevit: Olabilir de olmayabilir de. Önemli olan şu: Belirttiğiniz durumda çok kısa bir süre içinde yeni hükümet kurulması gerekecek. Tabii bu da bir hayli zaman israfına neden olacak. Oysa zaman şimdi çok kıymetlendi.

Soru: Milletvekili sayınız anamuhalefet DYP'nin altına düşerse, bu sizin açınızdan bir sorun yaratır mı? Şu anda 85'e 85...

Ecevit:Yaratır diyorum. Bakalım göreceğiz.

Soru: Seçim öncesi bir hükümet senaryosundan bahsediliyordu, ANAP'ın dışarıda bırakılıp yerine DYP'nin alınması şeklinde. Bu senaryoyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ecevit:Bizim bu senaryolarla hiç ilgimiz yok. Biz de basından izliyoruz. Tabii bu MHP'de çok tepki uyandırıyor. Belki onun için zaten erken seçimi gündeme getirdiler. Koalisyon ortaklarını değiştirmeye teşebbüs etmek gibi bir niyetimiz kesinlikle yok.

Soru: Partinizdeki istifalar devam ediyor. Böyle bir ortamda olağanüstü kurultay gibi bir düşünceniz var mı?

Ecevit: Erken seçim konusu gündeme getirilmeden önce, biz partide böyle bir düşünce benimsemiştik. Erken kurultayın hazırlıklarına da başlamıştık. Fakat şimdi erken seçim gündeme gelince eğer kabul görürse bu öneri, o zaman biz istesek bile kurultay yapmaya vakit kalmaz.

Soru: Siyasi kulislerdeki bir yorum da, olağanüstü kurultay yapılsaydı İsmail Cem'in partide kalacağı yönünde...?

Ecevit: Bunlar birtakım varsayımlar. Ciddiye alınabileceğini sanmıyorum. Partiyle hiçbir sorunu olmayan bazı kimseler bile ayrıldılar. Belli ki, bir ilkesizlik durumu var. Bu siyasal yaşamımız açısından üzücü bir durum. Yani parti değiştirmek olabilir. Ama bunun bir gerekçesi olması gerekir, bir somut nedeni olması gerekir. Ve bunun da kamuoyuna açıklanması gerekir. Parti yönetimine, siz şu, şu sakıncaları yaptınız ve yapmaya devam ediyorsunuz. Onun için biz ayrılıyoruz, diyebilirler. Dostça söyleyebilirler... Fakat bunlar olmadı. Yeni oluşumun başına geçeceğini söyleyen Sayın Cem, eski hukukumuza dayanarak bana bu konudaki görüşlerini ve kararını bana bildirme lütfunda bulunabilirdi. Buna da gerek görmedi.

Soru: Sayın Cem'den size bir olağanüstü kurultaya gidelim diye bir teklif oldu mu?

Ecevit:Hayır.

Soru: Partinizdeki istifalar Sayın Cem'den sonra artacak mı ya da kaç kişinin geri dönmesini bekliyorsunuz?

Ecevit: Bilmiyorum. Bu hesapları da yapmıyorum. Onu göreceğiz.

Soru: Sayın Şükrü Sina Gürel Başbakan Yardımcılığı'na atandı. Siyasi kulislerdeki yaygın yorum, bu atamanın AB karşıtı bir atama olduğu ve Sayın İsmail Cem'in gitmesini başlatan süreç olduğu yönünde. Sayın Mesut Yılmaz'a olumsuz bir mesaj olduğu yönünde...Siz bu atamayla neyi amaçladınız?

Ecevit: Sayın Gürel, dış politikanın yalnız uygulamasını değil, bilimini yapmış bir arkadaşımız. O da AB üyeliğimizi kesinlikle istiyor. Ama nüans bakımından değişik düşünceler olabilir. Farklı düşünceler olabilir. Ama şu anada kadar da olmamıştır. Belki özel toplantılarda biraz belki farklı bazı düşünceler olmuş olabilir ama Sayın Şükrü Gürel bir siyaset bilimcisi ve politikacı olarak uzun yıllar birlikte çalıştığımız bir arkadaşımız. Ondan Türkiye'nin AB politikasına ciddi bir karşı çıkış olacağını sanmıyorum. Bazı konulurda direnebilir ve o dirençte haklı da olabilir, ama hiçbir zaman bunu AB'nin kapılarını bize kapatacak ölçüye vardıracağını inanmıyorum.

Soru: Hafta başında sağ kolunuz durumundaki Sayın Özkan ve 6'sı bakan 40'in üzerinde milletvekili istifa etti. İlk andaki tepkiniz ne oldu?

Ecevit: Sayın Özkan ile aramızda bir soğukluk başlamıştı. Geçmişte olumlu çalışmalarımız oldu, fakat onun ayrılma niyetini biliyordum. Fakat onun dışında birçok kimselerin ayrılması benim için şaşırtıcı oldu. Çünkü, birçokları için en küçük, gerçek bir neden görmedim DSP'den ayrılmaları için.

Soru: Sayın Özkan'ın gidiş nedeni, sağlık nedenleriyle çıkan yorumlar nedeniyle sizi savunmaması mı oldu, yoksa başka şeyler var mı?

Ecevit: Artık bunun üzerinde durmanın zamanı geçti. Şimdi ayrı partilerdeyiz. Kendisine de başarılar diliyorum, arkadaşımıza. Artık geçmişi bu kadar sürekli irdelemenin bir faydasının olmayacağına inanıyorum.

Soru: Sayın Derviş'in istifa edip, ardından istifasını geri çekmesinden sonra kendisinin çok büyük prestij kazandığı, ancak hükümetin ve sizin prestij kaybettiğiniz iddia ediliyor?

Ecevit: Niçin prestij kaybetmişim?...

Soru: Yorumlar şöyle ki, gitmesini istediği bir bakan kabinede kaldı. Yorumlara göre, siz Derviş'in gitmesini istediniz, ancak gelişmeler onun kabinede kalmasına yol açtı...

Ecevit: Kalmasına yol açan gelişmelerin içinde ve başında ben de varım. Kesinlikle bana rağmen olmuş bir şey değil ve ben kalması için özellikle ısrar ettim.

Soru: Partinizin başında erken seçime girmeye kararlı mısınız? Aklınızdan geçen başka planlar var mı acaba?

Ecevit: Benim aklımda erken seçim olmayacağı düşüncesine göre birtakım projeler vardı, kendi siyasal geleceğim ile ilgili olarak. Fakat şimdi birtakım hazırlıklara vakit bırakmayacak kadar yeni bir sürece girme olasılığımız var, eğer MHP'nin teklifi kabul edilirse. O bakımdan yeniden düşünmem gerekiyor.

Soru: Bu projeler neydi?

Ecevit: Şu aşamada onları söylemem doğru olmaz. Eğer normal zamanında seçim yapılacak olsaydı ona göre bazı projelerim vardı. O aşamaya geldiğimizde açıklanabilirdi, ama şu aşamada görevimin başındayım ve görevimin başında kalmaya mecburum. Çünkü, başka birtakım süreçleri gerçekleştirmek için zaman yok.

Soru: Şükrü Sina Gürel'in Başbakan Yardımcılığı'na atanması kendisinin veliaht olduğuna dair yorumlara yol açtı. Böyle bir şey söz konusu mu?

Ecevit:Demokraside padişahlık, veliahtlık gibi şeyler olmaz. İnönü'nün bir yabancı gazeteciye söylediği sözleri hatırlarım. Kendisinin yerine kimi getirmeyi düşündüğünü soran gazeteciye 'biz padişahlığı ortadan kaldırmış bir devletiz. Nasıl bana bunu  soruyorsunuz' dedi. Dediğim gibi, kendiliğinden oluşan bir şeydi. Fakat, şu sırada dediğim gibi partimin yapısını sürdürme zorunluluğu ile karşı karşıyayız. Bunu yerine getireceğim. O bakımdan, sıkıntıyla da karşılaşacağımı ummuyorum. Fakat, asıl temennim Sayın Bahçeli'nin bu erken, fazlasıyla erken seçim projesinden vazgeçmesi. Kolay kolay vazgeçmeyeceğini biliyorum. Bunu da saygıyla karşılıyorum. Fakat, şunu umuyorum, eğer biz üç koalisyon ortağı olarak üzerinde rahatça anlaşabileceğimiz formüller oluşturabilirsek, Avrupa Birliği ile ilgili olarak böyle formüller gerçekleştirebilirsek, o zaman erken seçime gerek olmadığını belki Sayın Bahçeli de kabul eder.

Soru: Bu formüller nasıl hayata geçecek? MHP'nin kemikleşmiş bir pozisyonu var.İdam cezasına açık kapı bırakıyor.

Ecevit:Şimdi, bu idam cezası konusu en duyarlı konuydu. Orada büyük anlayış gösterdi MHP. Bildiğiniz gibi benim ricam üzerine bir koalisyon sorunu yapmayacaklarını, koalisyon partilerinin ikisinin MHP'den farklı bir tavır izlemesinde sakınca görmeyeceklerini söylemişlerdi. Böylelikle, aslında idam sorunu çözülmüş oldu. Eğer, uygulamada çözülemezse bunun sorumluluğu MHP'ye ait olmayacaktır. MHP dışındaki bütün partiler idam kalkmalıdır dediklerine anlaşamamamız için bir neden yoktur. Diğerlerine gelince; kültür hakları, dil sorunu gibi, biz henüz bu konuları gündemimize alarak Bakanlar Kurulu'nda görüşmüş değiliz. Onun için bu konuda şimdiden karamsarlığa kapılmanın gereği yoktur, bence... Gerçi, birtakım yorumlarda, toplantılarda birçok büyük farklılıklar olacakmış gibi gösteriliyor. Ama, ben o kanıda değilim.

Mesela, dil konusu, kültür hakları konusu... Ben ilke olarak çok geniş görüşlü davranılmasından yanayım. Ama, bir de Türkiye'nin bugünkü koşullarını gözönünde tutmaya mecburum. Eğer Türkiye'deki bu dil sorununu Türkiye'yi bölme projeleri olan bazı kimseler ellerini atmış olmasalardı, ben yarın dışarı çıkar, (bu kültür sorununu derhal çözmeliyiz) derdim. Ama, maalesef bunu istismar etmek için pusuda bekleyen güçler var. Bundan da bizim kaygımız var. Şu ölçüde, bu ölçüde olmasa bile belli ki MHP'nin de bu konuda benzer kaygıları var. Onun için bütün kusuru MHP'ye yüklemek de doğru olmayabilir. Benim görüşüme göre, 3 lider, bu konuya da hep birlikte çözüm getirmeliyiz.

Soru: DSP'deki kan kaybından sonra başbakanlığın Sayın Bahçeli'ye geçmesi, böyle bir formül söz konusu mu?

Ecevit:Ne olacağı belli olmaz. Bizden gidenlerin sayısı belli bir noktaya varmadıkça MHP benim başbakanlığı sürdürmemi istiyor. O sayı belli bir sayının üstüne çıkarsa, ne olacağını şimdiden bilemem...

Soru: Sayın Çiller, ''ABD Irak'a saldırdığı zaman ben başbakan olmak istiyorum'' dedi. Acaba sizin elinizde, resmi kanallardan, çeşitli kanallardan gelen ABD'nin yakın bir gelecekte Irak'a saldırmaya hazırlandığına ilişkin bir mesaj var mı?

Ecevit:Bildiğiniz gibi, Amerikan yönetiminin içinde çok değişik düşünceler var. Bu düşünceler yerine oturmuş değil... Bu bakımdan bir şey söylemek zor. Fakat, bu arada Sayın Çiller'in demecini de çok yadırgadığımı belirtmek isterim. Irak'ta karşı bir savaş açılmasını içine sindirmenin de ötesinde isteyip, başbakanlığın da kendisine verilmesini istemesi, fazlasıyla iddialı bir istek değil, garip de bir istek. Biz, devlet olarak çevremizde savaş istemiyoruz. Bu Irak sorununa da böyle bir savaşçı yaklaşımı uygun bulmuyoruz. O bakımda, dediğim gibi, Sayın Çiller'in demecini biraz yadırgadım.

Soru: Sağlığınız nasıl? Son günlerde yoğun bir tempo içindesiniz, evde kalması lazım gibi tartışmalar var. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Ecevit: Kendimi her gün biraz daha iyi hissediyorum. Yapmam gereken görevleri, yataktayken, hastayken de yapmaya çalışıyordum. Ama, çok sınırlı imkanlarım oluyordu. Fakat, şimdi çok daha rahat konuşabiliyorum, çalışabiliyorum. Beni sevindiren bir şey, rahatsızlığım sırasında - ki 2 ayı aşmıştı- koalisyon ortaklarıyla aramda herhangi bir sorun olmadı. Bu çok sevindirici, umut verici bir durum. Çünkü, demokrasileri çok köklü birçok ülkelerde bile bu kadar uzun süreli ve uzlaşmalı bir koalisyon benim bildiğim kadar pek görülmemiştir veya çok az görülmüştür. Çok partili koalisyon örnekleri, kuzey ülkelerinde görülür, Norveç, İsveç, Danimarka, Finlandiya... Fakat, onlarda bile bizde olduğundan daha sık koalisyon değişiklikleri olur genellikle. O bakımdan, ben koalisyonlar bakımından Türkiye'nin geleceğine umutla bakıyorum ve biraz gayretle dışarıdan veya içeriden kışkırtmalara zihnimizi, kafamızı, kulaklarımızı, gözlerimizi kapatırsak, biz üç koalisyon partisi olarak bu görevi sonuna kadar sürdürebiliriz ve sürdürmek zorundayız. Onun için konuyu koalisyon ortaklarımızla tekrar konuşacağım.

Soru: Yakında bir zirve olasılığı var mı?

Ecevit:Her zaman olabilir.
 


(12 Temmuz 2002)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2002 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.