|
Başbakan Ecevit, NTV'nin canlı yayınında Ankara Temsilcisi Murat Akgün'ün
sorularını yanıtladı. Ecevit, Akgün'ün sorularına şu yanıtları verdi:
(12 Temmuz 2002)
Soru: İsterseniz röportajımıza dün ve bugün Ankara'da en çok
konuşulan konuyla başlayalım. Siz Sayın Derviş'in istifasını istediniz
mi veya onu azletmek gibi bir niyetiniz var mıydı? Bunu kendisine ima ettiniz
mi?
Ecevit: Göreve devam etmesinin yalnız Türkiye açısından değil,
uluslararası ilişkiler ve ekonomik ilişkilerimiz açısından da çok yararlı
olacağını düşünüyordum. Fakat, Sayın Cem'e kararını bildirmiş gibi görünüyordu.
Ona rağmen ben ısrar ettim. Ona rağmen Sayın Cumhurbaşkanı ısrar etti.
Ve bizim telkinlerimizi, ricalarımızı kabul etti. Bildiğiniz gibi dün akşama
doğru, yeni oluşum denilen birlikten ayrıldığını kabul etti. Bence, hayırlı
bir karar vermiş oldu. Çünkü, ekonomik alanda çok duyarlı gelişmeler başlamıştı.
Türkiye'de hükümetimiz tarafından başlatılmıştı. Bunları başka bir çatı
altında sürdürmek kolay olmayabilirdi. O bakımdan sevindim. Gerçi, biraz
önce Sayın İsmail Cem, televizyondaki konuşmasında sanki Sayın Derviş'in
yeni oluşumla ilgisi kabul ediliyormuş gibi bir üslup kullandı. Bu, belki
kendi temennisi olabilir. Fakat, Sayın Derviş bizim hükümetimizdeki görevini
sürdürüyor.
Soru: Birlikteliğinden ayrıldı dediniz. Sayın Derviş, size (ben
onlarla hareket etmeyeceğim) mi dedi?
Ecevit:Hükümet olmanın belli kuralları vardır. Hükümet içindeki
görevini sürdürmeyi kabul etti, Sayın Derviş. O bakımdan bir tereddüt yok.
Soru: Bunu ısrarla soruyorum. Bugün bir gazetede Sayın Derviş'in
açıklaması var. Ben yine Sayın Özkan ve Sayın Cem ile devam edeceğim. Kalışımın
nedeni devletin isteğidir diye. Sayın Derviş hükümeti eleştiren bir fikir
ortaya koyarsa hükümet bundan nasıl etkilenecek?
Ecevit: Tabii, öyle bir duruma geldiğimiz zaman durumu yeniden
değerlendiririz. Bahsettiğiniz son demeci ben görmedim henüz. Fakat, tabii
öyle bir duruma geldiğimiz zaman değerlendiririz. Bahsettiğiniz son demeci
ben görmedim henüz. Ama, hem bir partiye, hem de başka bir partiye bağlılık
olamaz. Eminim ki, bunu Sayın Derviş de düşünür. O bakımdan bir tereddütüm
yoktur.
Soru: Sayın Derviş'in ikna süreci var. Sayın Derviş, dün 16.30'da
istifasını gönderdi ve 18.00 civarında geri çekti. Sayın Cumhurbaşkanı'nın
devreye girmesini siz mi istediniz? Kendi mi devreye girdi?
Ecevit: İkimiz aynı düşünceyi ayni isteği paylaşıyorduk. Bildiğiniz
gibi, perşembeleri benim Sayın Cumhurbaşkanı ile haftalık görüşmelerim
vardır. Dünkü görüşme sırasında da Sayın Cumhurbaşkanı'na Sayın Derviş'i
ikna edemediğini söyledim. Hükümette kalmasının yararlı olacağını söyledim.
Sayın Cumhurbaşkanı da aynı düşüncede olduğunu söyledi. Onun üzerine, Sayın
Cumhurbaşkanı, Sayın Derviş'i telefonla arayıp kendi isteğini ona iletme
kararını verdi. Ondan sonra da bildiğiniz sonuca ulaşıldı.
Soru: Dün akşam ya da bugün Sayın Derviş ile telefon irtibatınız
oldu mu?
Ecevit: Hayır, ona fırsat olmadı daha.
Soru: Sayın Derviş'in istifasını istediniz mi ya da azline yönelik
bir imada bulundunuz mu?
Ecevit:Hayır, gerçekle hiçbir ilgisi yoktur.
Soru: Sayın Bahçeli'nin Sayın Derviş ile ilişkilerinin inişli
çıkışlı olduğunu düşünecek olursak, bütün bu son gelişmeler hükümeti nasıl
etkileyecek?
Ecevit:Uzlaşmanın zorlukları vardır. Bizim Hükümetimiz şimdiye
kadar zorlukları başarıyla aşabilmiştir. Zaman zaman MHP'nin Lideriyle
ve bazı bakanları ile Sayın Derviş arasında tartışmalar olmuştur,
ama sonunda uzlaşıya varılmıştır. Yine öyle olacağını umuyorum.
Soru: İsmal Cem dün istifa etti. Kulislerde dile getirilen yorumlardan
birisi de Cem'in partide tutulabileceği idi. Bu yorumlara kalıyor musunuz?
Ecevit: Sayın Cem, bize kararını önceden bildirmedi veya ima
etmedi. Kendisinin yurtdışından bir geziden gelişinden hemen sonra kendisini
aradım. Düşüncesini öğrenmek istedim, fakat son derece de karamsar bir
tablo çizdi. Bir şey söyleme olanağını fırsatını bana vermedi, ama ben
kendisi ile beraber çalışma eğilimimi belli ettim. O da zannederim bunu
bilir. Fakat buna rağmen, bu kararını aldı. Tabii bu karar beni birçok
bakımdan üzdü. Bir kere DSP yolundan ayrılmış gibi izlenim verdi, Sayın
Cem bugünkü konuşmasında...
Konuşmasında aynen şöyle diyor:
"Demokratik Sol Parti, aynen hükümet gibi, geçmişte olumlu uygulamalara
öncülük yapmıştır. Ne var ki, özellikle yanlış yönetim anlayışının giderek
ağırlık kazanmasıyla DSP, demokratik sol ilkelerini hayata geçirecek gücü
kaybetmiştir. Bunu yeniden kazanabileceği umudu da, toplumda kaybolmuştur.
Türkiye'yi sosyal demokrat anlayışla yönetmek işlevi, siyasette sahipsiz
kalmıştır, boşlukta kalmıştır." dedi Sayın Cem...
Bu çok büyük bir haksızlık bence. Sayın Cem'den bunu beklemezdim. Bir
kere öyle kuşkuları, kaygıları var idiyse bunu her zaman bir arada görüşebilirdik.
Çok eski bir hukukumuz vardır.
Soru: Yüzyüze görüşme niye bu süreçte olmadı?
Ecevit: Bu, bir kere çok hızlı gelişti. Özellikle sayın Cem bakımından
hızlı gelişti. Kendisi Göcek'teydi, buraya gelmesini bekledim. Geldiği
zaman da umut verici bir gelişme göremedim, çok ani oldu. Temenni ederdim
ki, beklerdim ki, bu kararı vermeden önce Sayın Cem benimle görüşme ihtiyacını
duymuş olsun. Önceden bu niyetini bildirmiş olsun, bunu eski hukukumuza,
dostluğumuza dayanarak bunu beklerdim.
Soru: Bir randevu talebinde bulunmadı mı?
Ecevit: Hayır, Hayır.
Soru: Siz de onu çağırmadınız...
Ecevit: Ben çağırma ortamını hazırlamaya çalıştım, ama öyle bir
ortam yoktu. DSP için bence asla kabul edilemeyecek olumsuz iddialarda
bulunuyor bugünkü konuşmasında Sayın Cem. Oysa şimdi önderliğini üstlendiğini
siyasal varlık da parti diyemem oluşum diyorlar, siyasette böyle bir tabir
yok gerçi. Bu yeni oluşumun, bildiğim kadarıyla parti hazırlığı da yok,
programı tüzüğü de yok. Buraya çekmeye çalıştıkları veya çektikleri milletvekillerine
sundukları bir proje yok. O bakımdan da oluşumun nasıl gelişeceğini doğrusu
merak ediyorum. İlginç gelişmeler de oluyor, örneğin bizden ayrılanlar
bazıları geri geliyor veya gelmek istiyor. Daha ilginç şeyler oluyor. Bir
milletvekili arkadaşım geliyor evvelsi gün, partiden ayrılanlara ne kadar
kızgın olduğunu, haksızlık olduğunu söylüyor, ama o arkadaşımız ertesi
gün partiden ayrılmış oluyor, partiden... Böyle ilkesizliklerle ilkeli
bir parti kurmanın kolay olmayacağını sanıyorum. Bu ayrılıp giden arkadaşlarımızın
DSP'den düşünsel olarak ayrılıkları nedir? Şu ana kadar hiçbiri bu konuda
bir düşünce açıklamamıştır. (DSP'de düşünceler, uygulamalar bakımından
şu eksiklikleri, yanlışlıkları bulduk bunları da düzeltme imkanı da bulamadık,
onun için ayrıldık) demeleri gerekir, normal siyasi yaşamda... Fakat şimdiye
kadar öyle bir şey olmadı. Şu sırada Türkiye'de bir gereksiz, mantığı olmayan
ayrılığa gitmenin yararı değil zararı dokunacağına inanıyorum. Çünkü
ekonomimiz çok kritik bir aşamadan geçiyor.
Aslında iyi bir sürece girmişti demokrasi, enflasyon, faiz düşüyordu,
dışsatım artıyordu, turizm artıyordu, imalat sanayi artıyordu, üretim ve
tüketim artıyordu. Şimdi bu süreci nasıl devam ettireceğiz. Fakat biz elimizden
geleni yapacağız. Özellikle dış alemden Türk ekonomisine bakış şimdi tereddütlerle
dolu hale geldi. Böyle bir aşamada özellikle gerçek anlamda bir ihtiyacı
karşılamayan bir ayrılışın şu aşamada yer almasını son derece de sakıncalı
buluyorum.
Melesa, biliyorsunuz bu ay, AB'nin en üst düzey yetkililerinin resmi
görüşmeler yapmak üzere Türkiye'ye geleceklerdi. Ancak erteletmek mecburiyetinde
kaldık.
Ekonomik bakımdan da ciddi sıkıntılarla karşılaşılacaktır. O bakımdan
tatmin edici ve doyurucu gerekçesi olmayan bir hareketin yer alması, hem
de erken seçimin gündeme gelmesi nasıl olacak bilemiyorum.
Kurulacak partinin yapısını da öngöremiyorum. Çünkü bir siyasal partinin
Meclis seçimlerine katılabilmesi için belli sürenin geçmesi, koşulları
yerine getirilmiş olması gerekiyor. Bir kere erken seçimde buna vakit kalmayacak
o zaman ne olacak bu oluşum. Eğer parti adını alıp seçime girecekse oluşum
denen varlık... Kurulu partilerden birine yamanma, onun adını, kimliğini
kullanma ihtiyacını duyacaktır. Bu da tutarlı bir davranış olmasa gerekir.
Soru: Erken seçime vakit kalmayabilir dediniz, sizin kafanızda
oluşmuş bir tarih var mı?
Ecevit: Şu sırada, Sayın Bahçeli'nin, MHP adına dile getirdiği
bir istek var. Hatta isteğin ötesinde, bütün üyelerin imzasıyla bir dilekçe
de verdiler; 3 Kasım önerisi, daha önce eylül tabii... Ve buna DSP dışındaki
bütün partiler de onay vermiş gibi göründüler. Bu ifadeyi şunun için kullanıyorum;
genellikle Türkiye'de bir parti erken seçime gitmek ister. Diğer partiler
de onun gerisinde kalmış gibi görünmemek için, mertlik uğruna eğer deyim
yerindeyse, ''Biz de varız'' dediler. Bu daha önceki seçimlerde de olmuştu.
Bütün partiler, bir partinin arkasından sürüklenip, ''Biz de erken seçim
istiyoruz'' dediler.
Bir tek biz, 'İstemeyiz' dedik, DSP olarak. ''Siz zayıf partisiniz,
sizin gücünüz yok, o yüzden böyle davranıyorsunuz'' dediler. Oysa en kazançlı
çıkan parti biz olduk. Kendi partimizin gereksinmeleri dolayısıyla biz
buna karşı değiliz. Fakat, dediğim gibi Türkiye'de 57. Hükümet çok önemli
başarılar, reformlar başlattı. Bunları hızla uygulamaya da başladı. Daha
başlatacağımız reformlar da vardı. Şimdi bütün bunlar maalesef gündemden
çıkacak. Çünkü, şu sırada eğer gerçekten kasım başlarında seçim yapılacaksa,
artık reform falan düşünemez partiler. Hepsi sahaya gidip seçim çalışmaları
yapacaklardır. Bu yüzden de Türkiye çok büyük bir zaman kaybına uğrayacaktır,
Türkiye. O bakımda çok kaygılıyım.
Sayın İsmail Cem, bu sabahki konuşmasında, DSP'ye o müphem ithamlarını
sürdürürken, Sayın İsmail Cem'e şunu sormak isterdim; acaba DSP gerçekten
kendisinin söylediği gibi, daha önce değil, bugün söylediği gibi, kimliğinden
uzaklaştı mı? DSP çatısı altında böyle bir iddia yok. Sayın Cem'in de böyle
bir iddiası yoktu, aynı partide birlikte çalışırken... Ve kendisiyle birlikte
ayrılanların da böyle bir iddiaları yok. Kaldı ki, ''DSP kimliğinden uzaklaştı''
iddialarına rağmen, aslında 57. Hükümet döneminde DSP'nin büyük katkısıyla
çok köklü reformlar yapıldı. Bir kere eğitimde çok ciddi atılım gerçekleştirdik.
Sayısız yapısal reform yasaları çıkardık. Bütün dünyada hayranlık uyandırdı,
'Bu kadar kısa sürede bu kadar çok reform yapılabilir mi' diye.
Laiklik, bizim tabirimizle inançlara saygılı laiklik, Türkiye'de bu
hükümet döneminde büyük bir gelişme gösterdi. Artık irtica tehlikesi Türkiye'nin
gündeminden büyük ölçüde çıktı, bu hükümet döneminde... Başlı başına bu
bile çok önemli bir başarıdır. Ayrıca, AB'nin kapısı bize sımsıkı kapalı
tutuluyordu. Bu hükümet döneminde o kapı aralandı. Şimdi büsbütün açılma
olasılığı da gündeme geldi. Eğer Türkiye'deki bu son belirsizlikler ortaya
çıkmazsa...
Öte yandan, DSP, Türkiye'de bilgi çağını büyük ölçüde başlattı. Teknoparklar
açılmasına katkıda bulundu. Çağdaş ekonomi kavramını Türkiye'ye getirdi,
büyük ölçüde. AB ile ilişkilerde önemli mesafeler alındı. Bu bakımdan partiden
ayrılanların, tabii bazı kişisel nedenleri olabilir, duygusal nedenleri
olabilir. Ama niçin ayrıldıkları, ne yapmak istedikleri, yapmak istedikleri
şeylerin DSP'den farkları ne olacaktır? Bu konuda hiçbir düşünsel hazırlık
yapılmadan bazı arkadaşlar kendilerini ortaya attılar. Onun için bunu ciddi
bir partileşme olarak göremiyorum.
Soru: Öyle ya da böyle Türkiye'nin gündemine erken seçim girdi.
Hükümet ortaklarınızdan seçim tarihi hakkında değişik fikirler var. Siz
de biraz önce söylediniz. Sayın Bahçeli, 3 Kasım'ı önermişti. Ancak, şart
değil gözüyle bakıyor. Yani, ''Tarihte oynanabilir'' diyor. Sayın Yılmaz,
''Bir an evvel AB yasaları bu hükümetle çıkmazsa bir an önce seçime gidelim''
diyor. Muhtemelen ANAP'ın isteği Eylül sonu ekim başı görünüyor. Peki hükümet
ortakları arasında bu konuda ne zaman uzlaşma sağlanacak?
Ecevit: Sayın Bahçeli'nin bu konudaki son konuşmasından önce
koalisyonu oluşturan 3 parti de ısrarla şunu belirttiler kamuoyuna; Nisan
2004'den önce seçim yapılmamalıdır. Normal tarihi geldiğinde yapılmadır.
Bunu biz söyledik ve söylüyoruz. MHP söylüyordu ısrarla. ANAP söylüyordu.
Şimdi biz yine buna karşı çıkmaya devam ediyoruz. Diğer partilerin tavırları
ne olacaktır, bunu henüz bilemiyoruz.
Soru: 3 Kasım tarihinin, sizin açınızdan sürpriz olduğunu görüyorum.
Ecevit: Sürpriz oldu. Çünkü, Sayın Bahçeli bu açıklamayı yapmadan
bir kaç gün önce, ''Nisan 2004'den önce seçim yapılmamalıdır'' diyordu
ısrarla...
Soru: Sayın Bahçeli'nin seçim konusundaki açıklamasını nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Ecevit: O konuda sitemimizi yaptım. Düşünceleri farklı olsa bile,
ki farklı olduğunu bilmiyorduk, koalisyon ortaklarının böyle önemli bir
konuyu önce kendi aralarında konuşmaları gerekirdi. Gerçi 2-3 gün önceki
son toplantımızda ben bu konuyu gündeme getirdim, ama açıklamalar yapıldıktan
sonra.
Soru: Hükümetin durumunu etkileyebilecek istifalar var partinizde.
Eğer istifalar biraz daha artar da hükümetin güvenoyunu sağlamayacak duruma
gelirse tutumunuz ne olur?
Ecevit: O sadece bizim tutumumuza bağlı bir şey değil, eğer öyle
bir durum ortaya çıkacak olursa oy dağılımı bakımından, tabii biz de ayrılmak
durumunda kalacağız. Aslında MHP ile aramızdaki milletvekili sayısı son
1-2 günkü durumuna geldiğinde normal olarak bizim istifa etmemiz gerekirdi.
Fakat bunu MHP yönetimi doğru bulmuyor. Bizim olabildiğince süre koalisyonun
başında kalmamız gerektiğini uygun buluyor. Biz de şu sırada Türkiye'de,
bu kritik aşamada, bir hükümet sorunu ortaya çıkmasın diye peki diyoruz.
Ama dediğiniz gibi belli bir sayının üstüne varıldığı zaman biz istemesek
bile bizi düşürebilirler.
Soru: Siz o zaman kendiliğinizden çekilmeyi, istifa etmeyi
gündeme getirecek misiniz?
Ecevit: Olabilir de olmayabilir de. Önemli olan şu: Belirttiğiniz
durumda çok kısa bir süre içinde yeni hükümet kurulması gerekecek. Tabii
bu da bir hayli zaman israfına neden olacak. Oysa zaman şimdi çok kıymetlendi.
Soru: Milletvekili sayınız anamuhalefet DYP'nin altına düşerse,
bu sizin açınızdan bir sorun yaratır mı? Şu anda 85'e 85...
Ecevit:Yaratır diyorum. Bakalım göreceğiz.
Soru: Seçim öncesi bir hükümet senaryosundan bahsediliyordu,
ANAP'ın dışarıda bırakılıp yerine DYP'nin alınması şeklinde. Bu senaryoyu
nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ecevit:Bizim bu senaryolarla hiç ilgimiz yok. Biz de basından
izliyoruz. Tabii bu MHP'de çok tepki uyandırıyor. Belki onun için zaten
erken seçimi gündeme getirdiler. Koalisyon ortaklarını değiştirmeye teşebbüs
etmek gibi bir niyetimiz kesinlikle yok.
Soru: Partinizdeki istifalar devam ediyor. Böyle bir ortamda
olağanüstü kurultay gibi bir düşünceniz var mı?
Ecevit: Erken seçim konusu gündeme getirilmeden önce, biz partide
böyle bir düşünce benimsemiştik. Erken kurultayın hazırlıklarına da başlamıştık.
Fakat şimdi erken seçim gündeme gelince eğer kabul görürse bu öneri, o
zaman biz istesek bile kurultay yapmaya vakit kalmaz.
Soru: Siyasi kulislerdeki bir yorum da, olağanüstü kurultay yapılsaydı
İsmail Cem'in partide kalacağı yönünde...?
Ecevit: Bunlar birtakım varsayımlar. Ciddiye alınabileceğini
sanmıyorum. Partiyle hiçbir sorunu olmayan bazı kimseler bile ayrıldılar.
Belli ki, bir ilkesizlik durumu var. Bu siyasal yaşamımız açısından üzücü
bir durum. Yani parti değiştirmek olabilir. Ama bunun bir gerekçesi olması
gerekir, bir somut nedeni olması gerekir. Ve bunun da kamuoyuna açıklanması
gerekir. Parti yönetimine, siz şu, şu sakıncaları yaptınız ve yapmaya devam
ediyorsunuz. Onun için biz ayrılıyoruz, diyebilirler. Dostça söyleyebilirler...
Fakat bunlar olmadı. Yeni oluşumun başına geçeceğini söyleyen Sayın Cem,
eski hukukumuza dayanarak bana bu konudaki görüşlerini ve kararını bana
bildirme lütfunda bulunabilirdi. Buna da gerek görmedi.
Soru: Sayın Cem'den size bir olağanüstü kurultaya gidelim diye
bir teklif oldu mu?
Ecevit:Hayır.
Soru: Partinizdeki istifalar Sayın Cem'den sonra artacak mı ya
da kaç kişinin geri dönmesini bekliyorsunuz?
Ecevit: Bilmiyorum. Bu hesapları da yapmıyorum. Onu göreceğiz.
Soru: Sayın Şükrü Sina Gürel Başbakan Yardımcılığı'na atandı.
Siyasi kulislerdeki yaygın yorum, bu atamanın AB karşıtı bir atama olduğu
ve Sayın İsmail Cem'in gitmesini başlatan süreç olduğu yönünde. Sayın Mesut
Yılmaz'a olumsuz bir mesaj olduğu yönünde...Siz bu atamayla neyi amaçladınız?
Ecevit: Sayın Gürel, dış politikanın yalnız uygulamasını değil,
bilimini yapmış bir arkadaşımız. O da AB üyeliğimizi kesinlikle istiyor.
Ama nüans bakımından değişik düşünceler olabilir. Farklı düşünceler olabilir.
Ama şu anada kadar da olmamıştır. Belki özel toplantılarda biraz belki
farklı bazı düşünceler olmuş olabilir ama Sayın Şükrü Gürel bir siyaset
bilimcisi ve politikacı olarak uzun yıllar birlikte çalıştığımız bir arkadaşımız.
Ondan Türkiye'nin AB politikasına ciddi bir karşı çıkış olacağını sanmıyorum.
Bazı konulurda direnebilir ve o dirençte haklı da olabilir, ama hiçbir
zaman bunu AB'nin kapılarını bize kapatacak ölçüye vardıracağını inanmıyorum.
Soru: Hafta başında sağ kolunuz durumundaki Sayın Özkan ve 6'sı
bakan 40'in üzerinde milletvekili istifa etti. İlk andaki tepkiniz ne oldu?
Ecevit: Sayın Özkan ile aramızda bir soğukluk başlamıştı. Geçmişte
olumlu çalışmalarımız oldu, fakat onun ayrılma niyetini biliyordum. Fakat
onun dışında birçok kimselerin ayrılması benim için şaşırtıcı oldu. Çünkü,
birçokları için en küçük, gerçek bir neden görmedim DSP'den ayrılmaları
için.
Soru: Sayın Özkan'ın gidiş nedeni, sağlık nedenleriyle çıkan
yorumlar nedeniyle sizi savunmaması mı oldu, yoksa başka şeyler var mı?
Ecevit: Artık bunun üzerinde durmanın zamanı geçti. Şimdi ayrı
partilerdeyiz. Kendisine de başarılar diliyorum, arkadaşımıza. Artık geçmişi
bu kadar sürekli irdelemenin bir faydasının olmayacağına inanıyorum.
Soru: Sayın Derviş'in istifa edip, ardından istifasını geri çekmesinden
sonra kendisinin çok büyük prestij kazandığı, ancak hükümetin ve sizin
prestij kaybettiğiniz iddia ediliyor?
Ecevit: Niçin prestij kaybetmişim?...
Soru: Yorumlar şöyle ki, gitmesini istediği bir bakan kabinede
kaldı. Yorumlara göre, siz Derviş'in gitmesini istediniz, ancak gelişmeler
onun kabinede kalmasına yol açtı...
Ecevit: Kalmasına yol açan gelişmelerin içinde ve başında ben
de varım. Kesinlikle bana rağmen olmuş bir şey değil ve ben kalması için
özellikle ısrar ettim.
Soru: Partinizin başında erken seçime girmeye kararlı mısınız?
Aklınızdan geçen başka planlar var mı acaba?
Ecevit: Benim aklımda erken seçim olmayacağı düşüncesine göre
birtakım projeler vardı, kendi siyasal geleceğim ile ilgili olarak. Fakat
şimdi birtakım hazırlıklara vakit bırakmayacak kadar yeni bir sürece girme
olasılığımız var, eğer MHP'nin teklifi kabul edilirse. O bakımdan yeniden
düşünmem gerekiyor.
Soru: Bu projeler neydi?
Ecevit: Şu aşamada onları söylemem doğru olmaz. Eğer normal zamanında
seçim yapılacak olsaydı ona göre bazı projelerim vardı. O aşamaya geldiğimizde
açıklanabilirdi, ama şu aşamada görevimin başındayım ve görevimin başında
kalmaya mecburum. Çünkü, başka birtakım süreçleri gerçekleştirmek için
zaman yok.
Soru: Şükrü Sina Gürel'in Başbakan Yardımcılığı'na atanması kendisinin
veliaht olduğuna dair yorumlara yol açtı. Böyle bir şey söz konusu mu?
Ecevit:Demokraside padişahlık, veliahtlık gibi şeyler olmaz.
İnönü'nün bir yabancı gazeteciye söylediği sözleri hatırlarım. Kendisinin
yerine kimi getirmeyi düşündüğünü soran gazeteciye 'biz padişahlığı ortadan
kaldırmış bir devletiz. Nasıl bana bunu soruyorsunuz' dedi. Dediğim
gibi, kendiliğinden oluşan bir şeydi. Fakat, şu sırada dediğim gibi partimin
yapısını sürdürme zorunluluğu ile karşı karşıyayız. Bunu yerine getireceğim.
O bakımdan, sıkıntıyla da karşılaşacağımı ummuyorum. Fakat, asıl temennim
Sayın Bahçeli'nin bu erken, fazlasıyla erken seçim projesinden vazgeçmesi.
Kolay kolay vazgeçmeyeceğini biliyorum. Bunu da saygıyla karşılıyorum.
Fakat, şunu umuyorum, eğer biz üç koalisyon ortağı olarak üzerinde rahatça
anlaşabileceğimiz formüller oluşturabilirsek, Avrupa Birliği ile ilgili
olarak böyle formüller gerçekleştirebilirsek, o zaman erken seçime gerek
olmadığını belki Sayın Bahçeli de kabul eder.
Soru: Bu formüller nasıl hayata geçecek? MHP'nin kemikleşmiş
bir pozisyonu var.İdam cezasına açık kapı bırakıyor.
Ecevit:Şimdi, bu idam cezası konusu en duyarlı konuydu. Orada
büyük anlayış gösterdi MHP. Bildiğiniz gibi benim ricam üzerine bir koalisyon
sorunu yapmayacaklarını, koalisyon partilerinin ikisinin MHP'den farklı
bir tavır izlemesinde sakınca görmeyeceklerini söylemişlerdi. Böylelikle,
aslında idam sorunu çözülmüş oldu. Eğer, uygulamada çözülemezse bunun sorumluluğu
MHP'ye ait olmayacaktır. MHP dışındaki bütün partiler idam kalkmalıdır
dediklerine anlaşamamamız için bir neden yoktur. Diğerlerine gelince; kültür
hakları, dil sorunu gibi, biz henüz bu konuları gündemimize alarak Bakanlar
Kurulu'nda görüşmüş değiliz. Onun için bu konuda şimdiden karamsarlığa
kapılmanın gereği yoktur, bence... Gerçi, birtakım yorumlarda, toplantılarda
birçok büyük farklılıklar olacakmış gibi gösteriliyor. Ama, ben o kanıda
değilim.
Mesela, dil konusu, kültür hakları konusu... Ben ilke olarak çok geniş
görüşlü davranılmasından yanayım. Ama, bir de Türkiye'nin bugünkü koşullarını
gözönünde tutmaya mecburum. Eğer Türkiye'deki bu dil sorununu Türkiye'yi
bölme projeleri olan bazı kimseler ellerini atmış olmasalardı, ben yarın
dışarı çıkar, (bu kültür sorununu derhal çözmeliyiz) derdim. Ama, maalesef
bunu istismar etmek için pusuda bekleyen güçler var. Bundan da bizim kaygımız
var. Şu ölçüde, bu ölçüde olmasa bile belli ki MHP'nin de bu konuda benzer
kaygıları var. Onun için bütün kusuru MHP'ye yüklemek de doğru olmayabilir.
Benim görüşüme göre, 3 lider, bu konuya da hep birlikte çözüm getirmeliyiz.
Soru: DSP'deki kan kaybından sonra başbakanlığın Sayın Bahçeli'ye
geçmesi, böyle bir formül söz konusu mu?
Ecevit:Ne olacağı belli olmaz. Bizden gidenlerin sayısı belli
bir noktaya varmadıkça MHP benim başbakanlığı sürdürmemi istiyor. O sayı
belli bir sayının üstüne çıkarsa, ne olacağını şimdiden bilemem...
Soru: Sayın Çiller, ''ABD Irak'a saldırdığı zaman ben başbakan
olmak istiyorum'' dedi. Acaba sizin elinizde, resmi kanallardan, çeşitli
kanallardan gelen ABD'nin yakın bir gelecekte Irak'a saldırmaya hazırlandığına
ilişkin bir mesaj var mı?
Ecevit:Bildiğiniz gibi, Amerikan yönetiminin içinde çok değişik
düşünceler var. Bu düşünceler yerine oturmuş değil... Bu bakımdan bir şey
söylemek zor. Fakat, bu arada Sayın Çiller'in demecini de çok yadırgadığımı
belirtmek isterim. Irak'ta karşı bir savaş açılmasını içine sindirmenin
de ötesinde isteyip, başbakanlığın da kendisine verilmesini istemesi, fazlasıyla
iddialı bir istek değil, garip de bir istek. Biz, devlet olarak çevremizde
savaş istemiyoruz. Bu Irak sorununa da böyle bir savaşçı yaklaşımı uygun
bulmuyoruz. O bakımda, dediğim gibi, Sayın Çiller'in demecini biraz yadırgadım.
Soru: Sağlığınız nasıl? Son günlerde yoğun bir tempo içindesiniz,
evde kalması lazım gibi tartışmalar var. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
Ecevit: Kendimi her gün biraz daha iyi hissediyorum. Yapmam gereken
görevleri, yataktayken, hastayken de yapmaya çalışıyordum. Ama, çok sınırlı
imkanlarım oluyordu. Fakat, şimdi çok daha rahat konuşabiliyorum, çalışabiliyorum.
Beni sevindiren bir şey, rahatsızlığım sırasında - ki 2 ayı aşmıştı- koalisyon
ortaklarıyla aramda herhangi bir sorun olmadı. Bu çok sevindirici, umut
verici bir durum. Çünkü, demokrasileri çok köklü birçok ülkelerde bile
bu kadar uzun süreli ve uzlaşmalı bir koalisyon benim bildiğim kadar pek
görülmemiştir veya çok az görülmüştür. Çok partili koalisyon örnekleri,
kuzey ülkelerinde görülür, Norveç, İsveç, Danimarka, Finlandiya... Fakat,
onlarda bile bizde olduğundan daha sık koalisyon değişiklikleri olur genellikle.
O bakımdan, ben koalisyonlar bakımından Türkiye'nin geleceğine umutla bakıyorum
ve biraz gayretle dışarıdan veya içeriden kışkırtmalara zihnimizi, kafamızı,
kulaklarımızı, gözlerimizi kapatırsak, biz üç koalisyon partisi olarak
bu görevi sonuna kadar sürdürebiliriz ve sürdürmek zorundayız. Onun için
konuyu koalisyon ortaklarımızla tekrar konuşacağım.
Soru: Yakında bir zirve olasılığı var mı?
Ecevit:Her zaman olabilir.
|