Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklama
ve Cumhurbaşkanı Sezer'ın geri göndermeye ilişkin yazısı şöyle:
(25 Ocak 2002)
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce 10.01.2002 gününde kabul edilen ve
yayımlanmak üzere Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen 4739 sayılı "Mali Sektöre
Olan Borçların Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun"un ;
- 1-3. maddeleri ile, mali sektöre olan borçların yeniden yapılandırılmasına
ilişkin düzenlemeler getirilmekte,
- 4. maddesi ile, 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Yasası'nda,
- 5. maddesi ile, bankaların sermaye yapısının güçlendirilmesi de dahil
olmak üzere 4389 sayılı Bankalar Yasası'nda,
- 6. maddesi ile, 4603 sayılı "Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye
Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında
Kanun"da,
değişiklikler ve yeni düzenlemeler yapılmakta,
- 7. maddesi ile, özel yasalarla kurulmuş, kamu tüzel kişiliğini, idari
ve mali özerkliği haiz kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumların denetimi
yeni esaslara bağlanmakta,
- Geçici 1. maddesi ile, kamu bankaları yönetim, denetim ve tasfiye
kurulu üyelerinin sorumluluğu düzenlenmekte,
- Geçici 2. maddesi ile, Emlak Konut Anonim Şirketi'nde çalışan personelin
diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakline ilişkin kural getirilmekte,
- Geçici 3. maddesi ile de, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası ve Türkiye
Halk Bankası'nın, 2002 yılında, tarım kesimine, esnaf ve sanatkarlara,
küçük ve orta boy işletmelere ve ihracatçılara kendi kaynaklarından ek
kredi limiti tahsis edecekleri belirtilmektedir.
Yapılan inceleme sonunda, Sayın Cumhurbaşkanımız, Anayasa'nın 4709 sayılı
Yasa ile değişik 89 ve 104. maddeleri uyarınca 4739 sayılı Yasa'nın yayımlanmasını
kısmen uygun bulmayarak; Yasa'nın,
- Kamu bankalarında 31.12.2002 tarihinden sonra özel hukuk hükümlerine
tabi olmayan personel çalıştırılamayacağına ilişkin kural içeren 6. maddesinin,
- Özerk kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumların denetimini düzenleyen
7. maddesinin,
- Kamu bankalarının yönetim, denetim ve tasfiye kurulları üyelerinin
sorumluluğunu, özel bankaların yönetim, denetim ve tasfiye kurullarına
uygulanan özel hukuk hükümlerine ve mevzuata bağlayan ve ceza ve idare
hukuku yönünden memur sayılamayacaklarını düzenleyen geçici 1. maddesinin,
bir kez daha görüşülmesi için, 4739 sayılı Yasa'yı Türkiye Büyük Millet
Meclisi'ne geri göndermişlerdir.
T.C.
CUMHURBAŞKANLIĞI
SAYI : B.01.0.KKB.01-18/A-1-2002-64 25 / 01 /2002
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
İLGİ: 14 Ocak 2002 günlü, A.01.0.GNS.0.10.00.02-12729/30369 sayılı yazınız.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce 10.01.2002 gününde kabul edilen, 4739
sayılı "Mali Sektöre Olan Borçların Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun" incelenmiştir:
1- 4739 sayılı Yasa'nın 6. maddesinin (A) fıkrasıyla değiştirilen,
4603 sayılı "Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim
Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun"un geçici
1. maddesinin 3. fıkrasında,
- Bu bankalarda 31.12.2002 gününden sonra özel hukuk kurallarına bağlı
olmayan personel çalıştırılamayacağı,
- Yeniden yapılandırma sürecinde bankaların yönetim kurullarınca gerek
özel hukuk kurallarına göre çalıştırılmak üzere kendisine sözleşme önerilen,
ancak özel hukuk kurallarına göre çalışmayı kabul etmeyen, gerekse özel
hukuk hükümlerine göre çalışması uygun görülmeyip sözleşme imzalanması
uygun görülmeyen personelin, bankaların yönetim kurullarınca Devlet Personel
Başkanlığı'na bildirileceği,
- Devlet Personel Başkanlığı'nın kendisine bildirilen personel listelerini
en geç kırkbeş gün içinde saptayacağı kamu kurum ve kuruluşlarındaki boş
kadro ve pozisyonlara atanmalarını sağlamak üzere ilgili kurum ya da kuruluşa
göndereceği,
kurala bağlanmıştır.
Bu düzenleme ile, kamu bankalarında çalıştırılması uygun görülen tüm
personelin 2002 yılı sonuna kadar özel hukuk statüsüne geçirilmesi öngörülmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası ve Türkiye
Emlak Bankası, 4603 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin 5. fıkrası ile 233 ve
399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerin kapsamından, bir başka deyişle
kamu iktisadi teşebbüsleri statüsünden çıkarılmış, aynı maddenin 2. fıkrasında
da, bu bankaların, anonim şirket statüsünde olduğu ve bu Yasa'da yer verilen
kurallar dışında 4389 sayılı Bankalar Yasası ile genel kurallara bağlı
bulunduğu belirtilmiştir. Böylece, anılan bankalar, Yasa'nın yürürlüğe
girdiği 25.11.2000 gününden başlayarak özel hukuk kurallarına bağlı duruma
getirilmişlerdir.
Bununla birlikte, sermayesinin tümü kamuya ilişkin olan bu bankaların,
yeniden yapılandırma ve özelleştirme çalışmaları tamamlanıncaya ve sermayelerindeki
kamu payı yüzde ellinin altına düşünceye kadar kamu bankası niteliğini,
dolayısıyla personelinin de kamu görevlisi statüsünü koruyacağı açıktır.
Nitekim, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 22.01.1996 günlü, 1996/1 sayılı ilke
kararında; özelleştirme kapsamına alınan kamu iktisadi teşebbüsleri ve
bağlı ortaklıklarının, özel hukuk tüzel kişiliğine geçiş döneminde kamu
kurumu olma niteliğini tümüyle yitirmemiş oldukları, bu kurumlarda çalışan
sözleşmeli ve kapsam dışı personelin kamu personeli sayıldıkları, idare
ile olan ilişkileri nedeniyle açılan davalarda işlemin yasaya ve hukuka
uygun olup olmadığının incelenmesinin idari yargı yerinin görevine girdiği
kabul edilmiştir.
Bu karar da, özelleştirme işlemi tamamlanıp sermayesindeki kamu payı
yüzde ellinin altına düşmeyen kamu kuruluşlarında çalışan personelin idare
ile olan ilişkilerinde, idare hukuku alanına giren statü hukukunun geçerli
olduğunu ve personelin kamu görevlisi niteliğini sürdürdüğünü göstermektedir.
Anayasa'nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ile
diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü
oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin memurlar
ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütüleceği belirtilmiştir.
Görüldüğü gibi, anılan maddede, hizmetleri yalnız kamusal yönetim biçimiyle
değil, özel yönetim biçimiyle yürütülen kamu kuruluşları da kapsama alınmış
ve bu kuruluşlardaki asli ve sürekli hizmetlerin kamu görevlilerince yürütüleceği
kurala bağlanmıştır.
4603 sayılı Yasa'nın 2. maddesinin 2. fıkrasında, yeniden yapılandırma
işlemlerinin tamamlanmasından sonra kamu bankalarının hisse satış işlemlerinin
4046 sayılı Yasa kuralları çerçevesinde sonuçlandırılacağı, yeniden yapılandırma
ve hisse satış işlemlerinin bu Yasa'nın yürürlüğe girmesinden itibaren
üç yıl içinde bitirileceği, Bakanlar Kurulu'nun bu süreyi bir kez olmak
üzere yarısı kadar uzatabileceği vurgulanmıştır.
Yeniden yapılandırma ve özelleştirme süreci, Yasa'nın Resmi Gazete'de
yayımlandığı 25.11.2000 gününde başlamıştır. Özelleştirme süreci, süre
uzatılmazsa 25.11.2003 gününe kadar tamamlanacaktır. Dolayısıyla, özelleştirme
işlemleri bitirilmeden ve bu süre içinde kamu bankası statüsü süren bankaların,
kamu hukuku statüsünde olması gereken personeli özel hukuk kurallarına
bağlı duruma getirilecektir.
Oysa, kamu bankalarını kamu iktisadi teşebbüsü statüsünden çıkarıp özel
hukuk kurallarına bağlı kılan 4603 sayılı Yasa'nın 2. maddesinin 3. fıkrasında,
Yasa'nın yürürlüğe girdiği günde bu bankalarda görevde bulunan personelin
aylıkları, özlük hakları ve emeklilikleri yönünden bağlı oldukları kuralların
uygulamasının sürdürüleceği vurgulanmıştır.
Görüldüğü gibi, başlangıçta Yasa Koyucu, kamu bankalarını bankacılık
işlemleri yönünden özel hukuk kurallarına bağlı kılmasına karşın, personelin
kamu görevlisi statüsünü sürdürmesini öngörmüştür.
Açıklanan gerekçelerle, özelleştirme işlemi bitmeden ya da sermayesindeki
kamu payı yüzde ellinin altına düşmeden, kamu bankalarındaki tüm personelin
özel hukuk kurallarına bağlı duruma getirilmesinin hukukla bağdaşmayacağı
düşünülmektedir.
2- a) 4739 sayılı Yasa'nın "Denetim" başlıklı 7. maddesinin birinci
fıkrasında, özel yasalarla kurulan, kamu tüzel kişiliğini, idari ve mali
özerkliği haiz kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumların yıllık hesaplarının,
Başbakanlık'ca belirlenen Başbakanlık müfettişi, Başbakanlık Yüksek Denetleme
Kurulu denetçisi ve Maliye müfettişinden oluşan bir komisyon tarafından
denetlenmesi öngörülmüştür.
Anılan fıkrada, yıllık hesapların denetlenmesi sonucunda ne gibi işlem
yapılacağı belirtilmemiştir.
Özel bütçeli kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumların denetlenmesi
konusunda Anayasa'da açık bir kural bulunmadığından, öncelikle bunların
gelirlerinin kamu geliri olup olmadığına bakılması gerekmektedir. Söz konusu
kurul, üst kurul ve kurumlar kamu tüzel kişiliğini haiz olduklarına göre,
bunların gelirlerinin kamu geliri olduğunda duraksanamaz.
Kamu gelirlerinden yapılacak giderlerin denetimi konusunda Anayasa'da
iki yöntem benimsenmiştir.
Anayasa'nın 160. maddesinde, Sayıştay'ın, genel ve katma bütçeli dairelerin
gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemekle
görevli olduğu belirtilmiş; 165. maddesinde de, sermayesinin yarısından
fazlası doğrudan ya da dolaylı olarak Devlete ilişkin kamu kuruluş ve ortaklıklarının
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce denetlenmesi esaslarının yasayla düzenleneceği
kurala bağlanmıştır.
Anayasa Koyucu'nun anılan maddelerde benimsediği sisteme göre, kamu
gelirleri, giderleri ve mallarının denetimine ilişkin kuralların, Türkiye
Büyük Millet Meclisi denetimini öngörecek içerikte olması gerekmektedir.
Anayasa'da, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimi dışında bir yöntem kabul
edilmemiş, genel kuralın ayrıklığına da yer verilmemiştir.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi'nin, Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Fonların
Türkiye Büyük Millet Meclisince Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında 3346
sayılı Yasa ile ilgili 28.01.1988 günlü, E.1987/12, K.1988/3 sayılı kararında,
"Yasaya bırakılan, denetleme esaslarının düzenlenmesidir. Yasayla düzenleme
yapılırken, kimi kuruluşların denetim dışında tutulması, Anayasa'nın kapsamını
belirleyen buyurucu kuralına aykırılık oluşturur" denilerek, bu husus açıkça
vurgulanmıştır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin, Anayasa'nın 98, 99 ve 100. maddelerinde
yazılı soru, Meclis araştırması, genel görüşme, gensoru ve Meclis soruşturması
gibi yöntemlerle denetim yapma olanağına sahip bulunması, yukarıda yapılan
değerlendirmenin haklılığını ortadan kaldırmamaktadır. Çünkü, bu denetim
yöntemlerine karşın, Anayasa Koyucu'nun kamu gelir, gider ve mallarının
denetimi konusunda özel kurallar koyması, bu kurallara uyulmasını zorunlu
kılmaktadır.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesi'nin aynı kararında, "Bu yapı içerisinde,
kamu iktisadi teşebbüsü kavramının fonları kapsamadığı söylenebilir. Ancak
bütçeden, bütçe içi ya da bütçe dışı kamu kaynaklarından oluşan, tüzelkişiliğe
sahip ve bir kamu hizmeti yapmak üzere bir amaca tahsis edilen fonların,
Anayasa'nın 165. maddesine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce denetlenmesi
esasları kanunla düzenlenmesi gereken, sermayesinin yarısından fazlası
doğrudan doğruya veya dolaylı olarak Devlete ait olan kamu kuruluş ve ortaklıkları
arasında bulunduğu kuşkusuzdur" denilerek, 165. madde bağlamında Türkiye
Büyük Millet Meclisi'nin denetimine bağlı tutulacak kamu kuruluşları saptanırken
uygulanacak ölçütler belirlenmiştir.
Buna göre, geliri bütçeden, bütçe içi ya da bütçe dışı kamu kaynaklarından
oluşan, tüzel kişiliğe sahip ve bir kamu hizmeti yapmak üzere kurulan kamu
kuruluşları Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin denetimine bağlı olacaklardır.
Özel yasalarla kurulan ve gelirlerinin kamu geliri olduğunda kuşku duyulmayan
kurul, üst kurul ya da kurumların bu ölçütlerin tümünü taşıdığı açıktır.
İncelenen Yasa'nın 7. maddesinin ikinci fıkrasındaki "....Bu kurul ve
kuruluşlar faaliyetlerine ilişkin olarak yılda bir defa Türkiye Büyük Millet
Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunu bilgilendirir" kuralı, Anayasa'ya uygunluğu
sağlayıcı bir düzenleme değildir. Çünkü, "bilgilendirme"nin, "denetim"den
beklenen sonuçları doğurmayacağı ortadadır.
Anayasa Mahkemesi'nin yine aynı kararının incelenmesinden, yasada, kamu
kuruluşlarının Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin denetiminde olduğunu belirtmenin
yeterli olmayacağı, denetim yönteminin de önem taşıdığı sonucuna varmak
olanaklıdır. Anayasa Mahkemesi, 3346 sayılı Yasa'daki, "Bu denetim, fonların
bağlı olduğu bakanlıkların yeni yıl bütçe kanun tasarılarının tümü üzerindeki
görüşmeler sırasında, Anayasa'nın 162. maddesinde belirtilen usule göre
ve fonların müteakip yıl bütçe tahminleri ile bir önceki yıl faaliyet sonuçları
üzerinden yapılır" kuralını, gerekli denetimi sağlamayacağı gerekçesiyle
iptal etmiştir.
Anayasa Mahkemesi, Tanıtma Fonu İle Vergi İdaresini Geliştirme Fonu'na
ilişkin yasalarda öngörülen ve denetimi üç kamu görevlisinden oluşan komisyona
bırakan yöntemi de, Anayasa'da getirilen sisteme aykırı bulmuştur. (24.02.1987
günlü, E.1985/24, K.1987/6 sayılı; 19.03.1987 günlü, E.1986/5, K.1987/7
sayılı kararlar)
Ayrıca, idari ve mali özerkliği bulunan kamu tüzel kişilerinin yıllık
hesaplarının, yönetim örgütü içinde yer alan teftiş ve denetim kurumları
görevlilerinden oluşan bir komisyonca denetlenmesi, kurulların "özerk"
niteliğiyle de bağdaşmamaktadır.
Birbirini tamamlayan düşünce,kanaat ve basın özgürlüğü ile ilgili alanda
görev yapan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ile temel hak ve özgürlüklerle
ilgili alanlarda görev yapan diğer kurul, üst kurul ve kurumların denetiminin
yönetim birimlerinin müfettişlerinden oluşan bir komisyonca yapılması,
bağımsız ve yansız olması gereken bu gibi kurul, üst kurul ve kurumların
görev kapsamıyla da bağdaşmamaktadır.
Madde kapsamına giren kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumların yıllık
hesaplarının denetlenmesi görev ve yetkisinin, Anayasa'nın 160. maddesiyle
Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapma görev ve yetkisiyle donatılan
ve bağımsız bir Yüksek Denetleme Organı olan Sayıştay'a verilmesi, kurulların
"özerk" yapısına daha uygun düşecektir.
Anayasa'nın 160. maddesinin birinci fıkrasında, Sayıştay'ın, genel ve
katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye
Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini
kesin hükme bağlamak yanında, "kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve
hükme bağlama işlerini yapmakla" görevli olduğu belirtildiğinden, Sayıştay'a
verilecek böyle bir görevin anayasal dayanağı da bulunmaktadır.
Bu nedenlerle, incelenen Yasa'nın 7. maddesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi
denetimini öngörmeyen içeriğiyle anayasal sisteme uygun düşmemektedir.
Üstelik, anılan madde ile, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim
yapan Sayıştay'ın ve düzenlediği raporları Türkiye Büyük Millet Meclisi
Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu'nca karara bağlanan Başbakanlık Yüksek
Denetleme Kurulu'nun denetimindeki kimi özerk kurumlar da bu kapsamdan
çıkarılmaktadır.
Gerçekten, yürürlükteki kurallara göre Rekabet Kurumu ile Telekomünikasyon
Kurumu Sayıştay'ın, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu ile Şeker Kurumu da
Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu'nun denetimine bağlı iken, Yasa'nın
7. maddesinde, bu kurumların, diğer kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumlar
bağlamında, özel komisyonca denetlenmeleri öngörülmüştür.
Öte yandan, Hükümetimiz ile Dünya Bankası (Uluslararası İmar ve Kalkınma
Bankası) arasında imzalanan ve 12.07.2001 günlü, 2001/2706 sayılı Bakanlar
Kurulu kararı ile onaylanan "Program Amaçlı Mali ve Kamu Sektörü Uyum Kredisi"ne
ilişkin anlaşma gereğince "Kamu Harcama Yönetimi Reformu" çalışmalarına
hız verilmiştir.
Bu reformun temel alanlarından birini Sayıştay denetiminin kapsamının
genişletilmesi oluşturmakta, Hükümetimizin de yapılan anlaşma bağlamında
bu yönde açık taahhüdü bulunmaktadır.
Söz konusu anlaşma eki belgelere göre, Sayıştay'ın denetim alanının,
özerk kurumları, sosyal güvenlik kuruluşlarını, bütçe dışı fonları ve tüm
Hükümet kuruluşlarını kapsayacak biçimde genişletilmesine yönelik, gerekli
hukuksal değişiklikleri de içerecek bir eylem planı hazırlanması da taahhütler
arasındadır.
b) 4739 sayılı Yasa'nın 7. maddesinin son fıkrasında, bu madde kapsamındaki
kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumların yasalarındaki ve diğer yasalardaki
bu maddeye aykırı kuralların uygulanmayacağı belirtilmiştir.
Anayasa'nın 108. maddesinde, "İdarenin hukuka uygunluğunun, düzenli
ve verimli şekilde yürütülmesinin ve geliştirilmesinin sağlanması amacıyla,
Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak kurulan Devlet Denetleme Kurulu, Cumhurbaşkanın
isteği üzerine, tüm kamu kurum ve kuruluşlarında ve sermayesinin yarısından
fazlasına bu kurum ve kuruluşların katıldığı her türlü kuruluşta, kamu
kurumu niteliğinde olan meslek kuruluşlarında, her düzeydeki işçi ve işveren
meslek kuruluşlarında, kamuya yararlı derneklerle vakıflarda, her türlü
inceleme, araştırma ve denetlemeleri yapar" kuralı bulunmakta; 2443 sayılı
Devlet Denetleme Kurulu Kurulması Hakkında Yasa'nın 2. maddesinde de, Anayasa'nın
108. maddesi kuralı yinelenerek, Devlet Denetleme Kurulu'nun görev alanı
belirlenmektedir.
Özel yasalarla kurulan, kamu tüzel kişiliğini, idari ve mali özerkliği
haiz kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumlar Devlet Denetleme Kurulu'nun
görev ve yetki alanına girmektedir.
Devlet Denetleme Kurulu'nun bu görev ve yetkisi Yasa'dan önce Anayasa'dan
kaynaklanmaktadır.
Bu nedenle, 4739 sayılı Yasa'nın 7. maddesinin son fıkrası kuralı, Anayasa'nın
108. maddesine açık aykırılık oluşturmaktadır.
3- 4739 sayılı Yasa'nın geçici 1. maddesinin ikinci fıkrasında,
Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi, Türkiye Halk Bankası
Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Yönetim, Denetim
ve Tasfiye kurulu üyelerinin bu Yasa ve 4603 sayılı Yasa kuralları çerçevesinde
yaptıkları işlemlerden dolayı hukuksal sorumluluklarının, bankacılık sektöründe
etkinlikte bulunan özel bankaların yönetim, denetim ve tasfiye kurullarına
uygulanan özel hukuk hükümlerine ve mevzuata bağlı oldukları; üçüncü fıkrasında
da, bu üyelerin ceza ve idare hukuku yönünden memur sayılamayacakları öngörülmüştür.
Yukarıda (1) sayılı bölümde belirtildiği gibi, bu bankaların, sermayelerindeki
kamu payı yüzde ellinin altına düşünceye kadar kamu bankası niteliği taşıdıkları
ve bu dönem içinde bankaların yönetim, denetim ve tasfiye kurulları üyelerinin,
diğer personel gibi kamu kaynaklarını kullanan kamu görevlileri olduğu
açıktır.
Üstelik, 4603 sayılı Yasa'nın 2. maddesi uyarınca 28.03.2001 günlü,
2001/2002 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan "Türkiye Cumhuriyeti
Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası
Anonim Şirketi'nin Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar"ın
4. maddesinde, yeniden yapılandırma ve özelleştirmeye hazırlık işlemleri
için gereksinim duyulan kaynağın, genel bütçeden ve uluslararası finans
kuruluşlarından sağlanacak kaynaklardan karşılanacağı belirtilmiştir.
Özel hukuk kurallarına bağlı tutulmalarına karşın, sermayeleri kamuya
ilişkin olduğuna ve bu bankaların yeniden yapılandırılarak özelleştirmeye
hazırlanmaları bir kamu görevi niteliğinde bulunduğuna göre, yeniden yapılandırma
sürecinde işlemleri yürütecek görevlilerin, sorumluluk yönünden özel hukuk
kurallarına bağlı kılınması hukuka uygun düşmemektedir.
Kamu bankalarında çalışan personel özelleştirme işlemleri tamamlanıncaya
kadar kamu görevlisi sayılırken, yönetim, denetim ve tasfiye kurulu üyelerinin
sorumluluk yönünden bu statüden çıkarılması haklı bir nedene dayandırılamaz.
Bu durum, yapılan düzenlemenin hukuka aykırılığını daha somut biçimde ortaya
koymaktadır.
Öte yandan, 4603 sayılı Yasa'ya 20.06.2001 günlü, 4684 sayılı Yasa'yla
eklenen geçici 5. maddede getirilen, kamu bankalarının yeniden yapılandırılması
ile görevli yönetim ve denetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin
özel düzenlemenin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne açılan davanın incelemesi
sürmektedir.
Söz konusu geçici madde düzenlemesinin, Anayasa Mahkemesi'nce Anayasa'ya
uygun bulunması durumunda yürürlüğünü sürdüreceği ve sorumluluk hukuku
yönünden getirilen bu farklı statünün varlığını koruyacağı kuşkusuzdur.
Ancak, anılan geçici maddenin Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmesi durumunda,
Anayasa'ya uygun bir düzenlemenin yapılması kaçınılmaz olacaktır.
Oysa, incelenen 4739 sayılı Yasa'nın geçici 1. maddesinin ikinci ve
üçüncü fıkralarındaki düzenlemeler, 4603 sayılı Yasa'nın geçici 5. maddesindeki
dava konusu düzenlemeden daha geniş kapsamdadır.
Anayasa'nın 4709 sayılı Yasa ile değişik 89. ve 104. maddeleri uyarınca,
yayımlanması yukarıdaki gerekçelerle kısmen uygun bulunmayan 4739 sayılı
"Mali Sektöre Olan Borçların Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"; 6., 7. ve geçici 1. maddelerinin
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce bir kez daha görüşülmesi için ekte geri
gönderilmiştir.
Ahmet Necdet SEZER
CUMHURBAŞKANI
|