Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
YASA METNİ
DGM YASASI DEĞİŞİKLİNE VETO (28.11.2001)
TÜTÜN YASASINA VETO (6.7.2001)
MEMURLARIN YARGILANMASI YASASINA VETO (5.7.2001)
RTÜK YASASINA VETO (18.6.2001)
AF YASASINA VETO (15.12.2000)
DEMİREL VE ÖZAL DÖNEMİNDEKİ VETOLAR

BANKACILIK İLE İLGİLİ YASAYA KISMEN VETO...
25 Ocak 2002

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, bankacılık ile ilgili düzenlemeler içeren ''Mali Sektöre Olan Borçların Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun''un 3 maddesini, yeniden görüşülmek üzere TBMM'ye iade etti.

4739 sayılı yasa, TBMM Genel Kurulu'nda 10 Ocak 2002'de kabul edilmişti.

Sezer, 15 Aralık 2000'de "Şartla Salıverilme"ye ilişkin yasa, 18 Haziran 2001'de "RTÜK Yasası'nda değişiklik öngören yasa", 5 Temmuz 2001 tarihinde "Memurların yargılanmasına ilişkin yasa", 6 Temmuz 2001'de de "Tütün yasasında değişiklik öngören yasa" ile 28 Kasım 2001'de 4719 sayılı "Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun, 18.11.1992 Tarihli ve 3842 Sayılı Kanun ile Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"u kısmen veto etmişti. Böylece, Cumhurbaşkanı Sezer, göreve gelişinden bu yana altıncı kez veto yetkisini kullanmış oldu.
 

Sezer, Yasa'nın, kamu bankalarında 31.12.2002 tarihinden sonra özel hukuk hükümlerine tabi olmayan personel çalıştırılamayacağına ilişkin kural içeren 6., özerk kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumların denetimini düzenleyen 7., kamu bankalarının yönetim, denetim ve tasfiye kurulları üyelerinin sorumluluğunu, özel bankaların yönetim, denetim ve tasfiye kurullarına uygulanan özel hukuk hükümlerine ve mevzuata bağlayan ve ceza ve idare hukuku yönünden memur sayılamayacaklarını düzenleyen geçici 1. maddelerini bir kez daha görüşülmesi için TBMM'ye gönderdi.
 
Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklama ve Cumhurbaşkanı Sezer'ın geri göndermeye ilişkin yazısı şöyle:
(25 Ocak 2002)

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce 10.01.2002 gününde kabul edilen ve yayımlanmak üzere Cumhurbaşkanlığı'na gönderilen 4739 sayılı "Mali Sektöre Olan Borçların Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"un ;

- 1-3. maddeleri ile, mali sektöre olan borçların yeniden yapılandırılmasına ilişkin düzenlemeler getirilmekte,

- 4. maddesi ile, 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Yasası'nda,

- 5. maddesi ile, bankaların sermaye yapısının güçlendirilmesi de dahil olmak üzere 4389 sayılı Bankalar Yasası'nda,

- 6. maddesi ile, 4603 sayılı "Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun"da,

değişiklikler ve yeni düzenlemeler yapılmakta,

- 7. maddesi ile, özel yasalarla kurulmuş, kamu tüzel kişiliğini, idari ve mali özerkliği haiz kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumların denetimi yeni esaslara bağlanmakta,

- Geçici 1. maddesi ile, kamu bankaları yönetim, denetim ve tasfiye kurulu üyelerinin sorumluluğu düzenlenmekte,

- Geçici 2. maddesi ile, Emlak Konut Anonim Şirketi'nde çalışan personelin diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakline ilişkin kural getirilmekte,

- Geçici 3. maddesi ile de, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası ve Türkiye Halk Bankası'nın, 2002 yılında, tarım kesimine, esnaf ve sanatkarlara, küçük ve orta boy işletmelere ve ihracatçılara kendi kaynaklarından ek kredi limiti tahsis edecekleri belirtilmektedir.

Yapılan inceleme sonunda, Sayın Cumhurbaşkanımız, Anayasa'nın 4709 sayılı Yasa ile değişik 89 ve 104. maddeleri uyarınca 4739 sayılı Yasa'nın yayımlanmasını kısmen uygun bulmayarak; Yasa'nın, 

- Kamu bankalarında 31.12.2002 tarihinden sonra özel hukuk hükümlerine tabi olmayan personel çalıştırılamayacağına ilişkin kural içeren 6. maddesinin,

- Özerk kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumların denetimini düzenleyen 7. maddesinin,

- Kamu bankalarının yönetim, denetim ve tasfiye kurulları üyelerinin sorumluluğunu, özel bankaların yönetim, denetim ve tasfiye kurullarına uygulanan özel hukuk hükümlerine ve mevzuata bağlayan ve ceza ve idare hukuku yönünden memur sayılamayacaklarını düzenleyen geçici 1. maddesinin,

bir kez daha görüşülmesi için, 4739 sayılı Yasa'yı Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne geri göndermişlerdir.

T.C.
CUMHURBAŞKANLIĞI


SAYI : B.01.0.KKB.01-18/A-1-2002-64 25 / 01 /2002
 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

İLGİ: 14 Ocak 2002 günlü, A.01.0.GNS.0.10.00.02-12729/30369 sayılı yazınız.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce 10.01.2002 gününde kabul edilen, 4739 sayılı "Mali Sektöre Olan Borçların Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun" incelenmiştir:

1- 4739 sayılı Yasa'nın 6. maddesinin (A) fıkrasıyla değiştirilen, 4603 sayılı "Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun"un geçici 1. maddesinin 3. fıkrasında, 

- Bu bankalarda 31.12.2002 gününden sonra özel hukuk kurallarına bağlı olmayan personel çalıştırılamayacağı,

- Yeniden yapılandırma sürecinde bankaların yönetim kurullarınca gerek özel hukuk kurallarına göre çalıştırılmak üzere kendisine sözleşme önerilen, ancak özel hukuk kurallarına göre çalışmayı kabul etmeyen, gerekse özel hukuk hükümlerine göre çalışması uygun görülmeyip sözleşme imzalanması uygun görülmeyen personelin, bankaların yönetim kurullarınca Devlet Personel Başkanlığı'na bildirileceği,

- Devlet Personel Başkanlığı'nın kendisine bildirilen personel listelerini en geç kırkbeş gün içinde saptayacağı kamu kurum ve kuruluşlarındaki boş kadro ve pozisyonlara atanmalarını sağlamak üzere ilgili kurum ya da kuruluşa göndereceği,

kurala bağlanmıştır.

Bu düzenleme ile, kamu bankalarında çalıştırılması uygun görülen tüm personelin 2002 yılı sonuna kadar özel hukuk statüsüne geçirilmesi öngörülmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası ve Türkiye Emlak Bankası, 4603 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin 5. fıkrası ile 233 ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerin kapsamından, bir başka deyişle kamu iktisadi teşebbüsleri statüsünden çıkarılmış, aynı maddenin 2. fıkrasında da, bu bankaların, anonim şirket statüsünde olduğu ve bu Yasa'da yer verilen kurallar dışında 4389 sayılı Bankalar Yasası ile genel kurallara bağlı bulunduğu belirtilmiştir. Böylece, anılan bankalar, Yasa'nın yürürlüğe girdiği 25.11.2000 gününden başlayarak özel hukuk kurallarına bağlı duruma getirilmişlerdir.

Bununla birlikte, sermayesinin tümü kamuya ilişkin olan bu bankaların, yeniden yapılandırma ve özelleştirme çalışmaları tamamlanıncaya ve sermayelerindeki kamu payı yüzde ellinin altına düşünceye kadar kamu bankası niteliğini, dolayısıyla personelinin de kamu görevlisi statüsünü koruyacağı açıktır.

Nitekim, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 22.01.1996 günlü, 1996/1 sayılı ilke kararında; özelleştirme kapsamına alınan kamu iktisadi teşebbüsleri ve bağlı ortaklıklarının, özel hukuk tüzel kişiliğine geçiş döneminde kamu kurumu olma niteliğini tümüyle yitirmemiş oldukları, bu kurumlarda çalışan sözleşmeli ve kapsam dışı personelin kamu personeli sayıldıkları, idare ile olan ilişkileri nedeniyle açılan davalarda işlemin yasaya ve hukuka uygun olup olmadığının incelenmesinin idari yargı yerinin görevine girdiği kabul edilmiştir.

Bu karar da, özelleştirme işlemi tamamlanıp sermayesindeki kamu payı yüzde ellinin altına düşmeyen kamu kuruluşlarında çalışan personelin idare ile olan ilişkilerinde, idare hukuku alanına giren statü hukukunun geçerli olduğunu ve personelin kamu görevlisi niteliğini sürdürdüğünü göstermektedir.

Anayasa'nın 128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ile diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütüleceği belirtilmiştir.

Görüldüğü gibi, anılan maddede, hizmetleri yalnız kamusal yönetim biçimiyle değil, özel yönetim biçimiyle yürütülen kamu kuruluşları da kapsama alınmış ve bu kuruluşlardaki asli ve sürekli hizmetlerin kamu görevlilerince yürütüleceği kurala bağlanmıştır.

4603 sayılı Yasa'nın 2. maddesinin 2. fıkrasında, yeniden yapılandırma işlemlerinin tamamlanmasından sonra kamu bankalarının hisse satış işlemlerinin 4046 sayılı Yasa kuralları çerçevesinde sonuçlandırılacağı, yeniden yapılandırma ve hisse satış işlemlerinin bu Yasa'nın yürürlüğe girmesinden itibaren üç yıl içinde bitirileceği, Bakanlar Kurulu'nun bu süreyi bir kez olmak üzere yarısı kadar uzatabileceği vurgulanmıştır.

Yeniden yapılandırma ve özelleştirme süreci, Yasa'nın Resmi Gazete'de yayımlandığı 25.11.2000 gününde başlamıştır. Özelleştirme süreci, süre uzatılmazsa 25.11.2003 gününe kadar tamamlanacaktır. Dolayısıyla, özelleştirme işlemleri bitirilmeden ve bu süre içinde kamu bankası statüsü süren bankaların, kamu hukuku statüsünde olması gereken personeli özel hukuk kurallarına bağlı duruma getirilecektir.

Oysa, kamu bankalarını kamu iktisadi teşebbüsü statüsünden çıkarıp özel hukuk kurallarına bağlı kılan 4603 sayılı Yasa'nın 2. maddesinin 3. fıkrasında, Yasa'nın yürürlüğe girdiği günde bu bankalarda görevde bulunan personelin aylıkları, özlük hakları ve emeklilikleri yönünden bağlı oldukları kuralların uygulamasının sürdürüleceği vurgulanmıştır.

Görüldüğü gibi, başlangıçta Yasa Koyucu, kamu bankalarını bankacılık işlemleri yönünden özel hukuk kurallarına bağlı kılmasına karşın, personelin kamu görevlisi statüsünü sürdürmesini öngörmüştür.

Açıklanan gerekçelerle, özelleştirme işlemi bitmeden ya da sermayesindeki kamu payı yüzde ellinin altına düşmeden, kamu bankalarındaki tüm personelin özel hukuk kurallarına bağlı duruma getirilmesinin hukukla bağdaşmayacağı düşünülmektedir.

2- a) 4739 sayılı Yasa'nın "Denetim" başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasında, özel yasalarla kurulan, kamu tüzel kişiliğini, idari ve mali özerkliği haiz kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumların yıllık hesaplarının, Başbakanlık'ca belirlenen Başbakanlık müfettişi, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu denetçisi ve Maliye müfettişinden oluşan bir komisyon tarafından denetlenmesi öngörülmüştür.

Anılan fıkrada, yıllık hesapların denetlenmesi sonucunda ne gibi işlem yapılacağı belirtilmemiştir.

Özel bütçeli kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumların denetlenmesi konusunda Anayasa'da açık bir kural bulunmadığından, öncelikle bunların gelirlerinin kamu geliri olup olmadığına bakılması gerekmektedir. Söz konusu kurul, üst kurul ve kurumlar kamu tüzel kişiliğini haiz olduklarına göre, bunların gelirlerinin kamu geliri olduğunda duraksanamaz.

Kamu gelirlerinden yapılacak giderlerin denetimi konusunda Anayasa'da iki yöntem benimsenmiştir.

Anayasa'nın 160. maddesinde, Sayıştay'ın, genel ve katma bütçeli dairelerin gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemekle görevli olduğu belirtilmiş; 165. maddesinde de, sermayesinin yarısından fazlası doğrudan ya da dolaylı olarak Devlete ilişkin kamu kuruluş ve ortaklıklarının Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce denetlenmesi esaslarının yasayla düzenleneceği kurala bağlanmıştır.

Anayasa Koyucu'nun anılan maddelerde benimsediği sisteme göre, kamu gelirleri, giderleri ve mallarının denetimine ilişkin kuralların, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimini öngörecek içerikte olması gerekmektedir. Anayasa'da, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimi dışında bir yöntem kabul edilmemiş, genel kuralın ayrıklığına da yer verilmemiştir.

Nitekim, Anayasa Mahkemesi'nin, Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük Millet Meclisince Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında 3346 sayılı Yasa ile ilgili 28.01.1988 günlü, E.1987/12, K.1988/3 sayılı kararında, "Yasaya bırakılan, denetleme esaslarının düzenlenmesidir. Yasayla düzenleme yapılırken, kimi kuruluşların denetim dışında tutulması, Anayasa'nın kapsamını belirleyen buyurucu kuralına aykırılık oluşturur" denilerek, bu husus açıkça vurgulanmıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin, Anayasa'nın 98, 99 ve 100. maddelerinde yazılı soru, Meclis araştırması, genel görüşme, gensoru ve Meclis soruşturması gibi yöntemlerle denetim yapma olanağına sahip bulunması, yukarıda yapılan değerlendirmenin haklılığını ortadan kaldırmamaktadır. Çünkü, bu denetim yöntemlerine karşın, Anayasa Koyucu'nun kamu gelir, gider ve mallarının denetimi konusunda özel kurallar koyması, bu kurallara uyulmasını zorunlu kılmaktadır.

Öte yandan, Anayasa Mahkemesi'nin aynı kararında, "Bu yapı içerisinde, kamu iktisadi teşebbüsü kavramının fonları kapsamadığı söylenebilir. Ancak bütçeden, bütçe içi ya da bütçe dışı kamu kaynaklarından oluşan, tüzelkişiliğe sahip ve bir kamu hizmeti yapmak üzere bir amaca tahsis edilen fonların, Anayasa'nın 165. maddesine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce denetlenmesi esasları kanunla düzenlenmesi gereken, sermayesinin yarısından fazlası doğrudan doğruya veya dolaylı olarak Devlete ait olan kamu kuruluş ve ortaklıkları arasında bulunduğu kuşkusuzdur" denilerek, 165. madde bağlamında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin denetimine bağlı tutulacak kamu kuruluşları saptanırken uygulanacak ölçütler belirlenmiştir.

Buna göre, geliri bütçeden, bütçe içi ya da bütçe dışı kamu kaynaklarından oluşan, tüzel kişiliğe sahip ve bir kamu hizmeti yapmak üzere kurulan kamu kuruluşları Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin denetimine bağlı olacaklardır. Özel yasalarla kurulan ve gelirlerinin kamu geliri olduğunda kuşku duyulmayan kurul, üst kurul ya da kurumların bu ölçütlerin tümünü taşıdığı açıktır.

İncelenen Yasa'nın 7. maddesinin ikinci fıkrasındaki "....Bu kurul ve kuruluşlar faaliyetlerine ilişkin olarak yılda bir defa Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunu bilgilendirir" kuralı, Anayasa'ya uygunluğu sağlayıcı bir düzenleme değildir. Çünkü, "bilgilendirme"nin, "denetim"den beklenen sonuçları doğurmayacağı ortadadır.

Anayasa Mahkemesi'nin yine aynı kararının incelenmesinden, yasada, kamu kuruluşlarının Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin denetiminde olduğunu belirtmenin yeterli olmayacağı, denetim yönteminin de önem taşıdığı sonucuna varmak olanaklıdır. Anayasa Mahkemesi, 3346 sayılı Yasa'daki, "Bu denetim, fonların bağlı olduğu bakanlıkların yeni yıl bütçe kanun tasarılarının tümü üzerindeki görüşmeler sırasında, Anayasa'nın 162. maddesinde belirtilen usule göre ve fonların müteakip yıl bütçe tahminleri ile bir önceki yıl faaliyet sonuçları üzerinden yapılır" kuralını, gerekli denetimi sağlamayacağı gerekçesiyle iptal etmiştir.

Anayasa Mahkemesi, Tanıtma Fonu İle Vergi İdaresini Geliştirme Fonu'na ilişkin yasalarda öngörülen ve denetimi üç kamu görevlisinden oluşan komisyona bırakan yöntemi de, Anayasa'da getirilen sisteme aykırı bulmuştur. (24.02.1987 günlü, E.1985/24, K.1987/6 sayılı; 19.03.1987 günlü, E.1986/5, K.1987/7 sayılı kararlar)

Ayrıca, idari ve mali özerkliği bulunan kamu tüzel kişilerinin yıllık hesaplarının, yönetim örgütü içinde yer alan teftiş ve denetim kurumları görevlilerinden oluşan bir komisyonca denetlenmesi, kurulların "özerk" niteliğiyle de bağdaşmamaktadır.

Birbirini tamamlayan düşünce,kanaat ve basın özgürlüğü ile ilgili alanda görev yapan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ile temel hak ve özgürlüklerle ilgili alanlarda görev yapan diğer kurul, üst kurul ve kurumların denetiminin yönetim birimlerinin müfettişlerinden oluşan bir komisyonca yapılması, bağımsız ve yansız olması gereken bu gibi kurul, üst kurul ve kurumların görev kapsamıyla da bağdaşmamaktadır.

Madde kapsamına giren kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumların yıllık hesaplarının denetlenmesi görev ve yetkisinin, Anayasa'nın 160. maddesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapma görev ve yetkisiyle donatılan ve bağımsız bir Yüksek Denetleme Organı olan Sayıştay'a verilmesi, kurulların "özerk" yapısına daha uygun düşecektir.

Anayasa'nın 160. maddesinin birinci fıkrasında, Sayıştay'ın, genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak yanında, "kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla" görevli olduğu belirtildiğinden, Sayıştay'a verilecek böyle bir görevin anayasal dayanağı da bulunmaktadır.

Bu nedenlerle, incelenen Yasa'nın 7. maddesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetimini öngörmeyen içeriğiyle anayasal sisteme uygun düşmemektedir.

Üstelik, anılan madde ile, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapan Sayıştay'ın ve düzenlediği raporları Türkiye Büyük Millet Meclisi Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu'nca karara bağlanan Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu'nun denetimindeki kimi özerk kurumlar da bu kapsamdan çıkarılmaktadır.

Gerçekten, yürürlükteki kurallara göre Rekabet Kurumu ile Telekomünikasyon Kurumu Sayıştay'ın, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu ile Şeker Kurumu da Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu'nun denetimine bağlı iken, Yasa'nın 7. maddesinde, bu kurumların, diğer kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumlar bağlamında, özel komisyonca denetlenmeleri öngörülmüştür.

Öte yandan, Hükümetimiz ile Dünya Bankası (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası) arasında imzalanan ve 12.07.2001 günlü, 2001/2706 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile onaylanan "Program Amaçlı Mali ve Kamu Sektörü Uyum Kredisi"ne ilişkin anlaşma gereğince "Kamu Harcama Yönetimi Reformu" çalışmalarına hız verilmiştir.

Bu reformun temel alanlarından birini Sayıştay denetiminin kapsamının genişletilmesi oluşturmakta, Hükümetimizin de yapılan anlaşma bağlamında bu yönde açık taahhüdü bulunmaktadır.

Söz konusu anlaşma eki belgelere göre, Sayıştay'ın denetim alanının, özerk kurumları, sosyal güvenlik kuruluşlarını, bütçe dışı fonları ve tüm Hükümet kuruluşlarını kapsayacak biçimde genişletilmesine yönelik, gerekli hukuksal değişiklikleri de içerecek bir eylem planı hazırlanması da taahhütler arasındadır.

b) 4739 sayılı Yasa'nın 7. maddesinin son fıkrasında, bu madde kapsamındaki kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumların yasalarındaki ve diğer yasalardaki bu maddeye aykırı kuralların uygulanmayacağı belirtilmiştir.

Anayasa'nın 108. maddesinde, "İdarenin hukuka uygunluğunun, düzenli ve verimli şekilde yürütülmesinin ve geliştirilmesinin sağlanması amacıyla, Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak kurulan Devlet Denetleme Kurulu, Cumhurbaşkanın isteği üzerine, tüm kamu kurum ve kuruluşlarında ve sermayesinin yarısından fazlasına bu kurum ve kuruluşların katıldığı her türlü kuruluşta, kamu kurumu niteliğinde olan meslek kuruluşlarında, her düzeydeki işçi ve işveren meslek kuruluşlarında, kamuya yararlı derneklerle vakıflarda, her türlü inceleme, araştırma ve denetlemeleri yapar" kuralı bulunmakta; 2443 sayılı Devlet Denetleme Kurulu Kurulması Hakkında Yasa'nın 2. maddesinde de, Anayasa'nın 108. maddesi kuralı yinelenerek, Devlet Denetleme Kurulu'nun görev alanı belirlenmektedir.

Özel yasalarla kurulan, kamu tüzel kişiliğini, idari ve mali özerkliği haiz kurul, üst kurul ve bunlara bağlı kurumlar Devlet Denetleme Kurulu'nun görev ve yetki alanına girmektedir.

Devlet Denetleme Kurulu'nun bu görev ve yetkisi Yasa'dan önce Anayasa'dan kaynaklanmaktadır.

Bu nedenle, 4739 sayılı Yasa'nın 7. maddesinin son fıkrası kuralı, Anayasa'nın 108. maddesine açık aykırılık oluşturmaktadır.

3- 4739 sayılı Yasa'nın geçici 1. maddesinin ikinci fıkrasında, Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Anonim Şirketi, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Yönetim, Denetim ve Tasfiye kurulu üyelerinin bu Yasa ve 4603 sayılı Yasa kuralları çerçevesinde yaptıkları işlemlerden dolayı hukuksal sorumluluklarının, bankacılık sektöründe etkinlikte bulunan özel bankaların yönetim, denetim ve tasfiye kurullarına uygulanan özel hukuk hükümlerine ve mevzuata bağlı oldukları; üçüncü fıkrasında da, bu üyelerin ceza ve idare hukuku yönünden memur sayılamayacakları öngörülmüştür.

Yukarıda (1) sayılı bölümde belirtildiği gibi, bu bankaların, sermayelerindeki kamu payı yüzde ellinin altına düşünceye kadar kamu bankası niteliği taşıdıkları ve bu dönem içinde bankaların yönetim, denetim ve tasfiye kurulları üyelerinin, diğer personel gibi kamu kaynaklarını kullanan kamu görevlileri olduğu açıktır.

Üstelik, 4603 sayılı Yasa'nın 2. maddesi uyarınca 28.03.2001 günlü, 2001/2002 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan "Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi'nin Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar"ın 4. maddesinde, yeniden yapılandırma ve özelleştirmeye hazırlık işlemleri için gereksinim duyulan kaynağın, genel bütçeden ve uluslararası finans kuruluşlarından sağlanacak kaynaklardan karşılanacağı belirtilmiştir.

Özel hukuk kurallarına bağlı tutulmalarına karşın, sermayeleri kamuya ilişkin olduğuna ve bu bankaların yeniden yapılandırılarak özelleştirmeye hazırlanmaları bir kamu görevi niteliğinde bulunduğuna göre, yeniden yapılandırma sürecinde işlemleri yürütecek görevlilerin, sorumluluk yönünden özel hukuk kurallarına bağlı kılınması hukuka uygun düşmemektedir.

Kamu bankalarında çalışan personel özelleştirme işlemleri tamamlanıncaya kadar kamu görevlisi sayılırken, yönetim, denetim ve tasfiye kurulu üyelerinin sorumluluk yönünden bu statüden çıkarılması haklı bir nedene dayandırılamaz. Bu durum, yapılan düzenlemenin hukuka aykırılığını daha somut biçimde ortaya koymaktadır.

Öte yandan, 4603 sayılı Yasa'ya 20.06.2001 günlü, 4684 sayılı Yasa'yla eklenen geçici 5. maddede getirilen, kamu bankalarının yeniden yapılandırılması ile görevli yönetim ve denetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin özel düzenlemenin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne açılan davanın incelemesi sürmektedir.

Söz konusu geçici madde düzenlemesinin, Anayasa Mahkemesi'nce Anayasa'ya uygun bulunması durumunda yürürlüğünü sürdüreceği ve sorumluluk hukuku yönünden getirilen bu farklı statünün varlığını koruyacağı kuşkusuzdur.

Ancak, anılan geçici maddenin Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmesi durumunda, Anayasa'ya uygun bir düzenlemenin yapılması kaçınılmaz olacaktır. 

Oysa, incelenen 4739 sayılı Yasa'nın geçici 1. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarındaki düzenlemeler, 4603 sayılı Yasa'nın geçici 5. maddesindeki dava konusu düzenlemeden daha geniş kapsamdadır. 

Anayasa'nın 4709 sayılı Yasa ile değişik 89. ve 104. maddeleri uyarınca, yayımlanması yukarıdaki gerekçelerle kısmen uygun bulunmayan 4739 sayılı "Mali Sektöre Olan Borçların Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"; 6., 7. ve geçici 1. maddelerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce bir kez daha görüşülmesi için ekte geri gönderilmiştir.

Ahmet Necdet SEZER

CUMHURBAŞKANI
 



(25 OCAK 2002)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2002 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.