Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklama
ve Cumhurbaşkanı Sezer'ın geri göndermeye ilişkin yazısı şöyle:
(27 Nisan 2002)
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER tarafından yayımlanması uygun bulunmayan
4754 sayılı "23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla
Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanunda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun", Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce bir kez daha
görüşülmesi için, Anayasa'nın 4709 sayılı Yasa ile değişik 89. maddesinin
ikinci fıkrası ile 104. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na geri gönderilmiştir.
Söz konusu Yasa'nın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na gönderilme
gerekçeleri aşağıda sunulmaktadır:
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
İLGİ : 26/04/2002 günlü, A.01.0.GNS.0.10.00.02-14963/35127 sayılı yazınız.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce 25.04.2002 gününde kabul edilen 4754
sayılı, "23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye,
Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Kanun" incelenmiştir:
Yasa'nın 1. maddesiyle 21.12.2000 günlü, 4616 sayılı "23 Nisan 1999
Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların
Ertelenmesine Dair Kanun"un, Anayasa Mahkemesi'nin 27.10.2001 günlü, 24566
sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 18.7.2001 günlü, E: 2001/4, K: 2001/332
sayılı kararıyla bir bölümü iptal edilen 1. maddesinin (2), (4) ve (9)
numaralı bentleri yeniden düzenlenmiştir.
4616 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin 2. bendinin birinci paragrafında
yer alan "..şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum edilenler ile aldıkları
ceza herhangi bir nedenle şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya dönüştürülenlerin
toplam hükümlülük süresinden on yıl indirilir." kuralı, Anayasa Mahkemesi'nin
söz konusu iptal kararı gözönünde tutularak, Yasa'nın 1. maddesiyle yeniden
düzenlenen 4616 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin 2. bendi ile "müebbet ağır
hapis cezasına hükümlü olanların veya şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya
mahkum edilenlerin ya da aldıkları ceza herhangi bir nedenle şahsi hürriyeti
bağlayıcı cezaya dönüştürülenlerin tabi oldukları infaz hükümlerine göre
çekmeleri gereken toplam cezalarından on yıl indirilir"; buna koşut olarak
bendin ikinci paragrafı da "Birinci paragraf hükümlerine göre çekmeleri
gereken toplam cezalarından on yıllık indirim yapıldıktan sonra ceza süresi
dolmuş olanlar, iyi halli olup olmadıklarına bakılmaksızın ve istemleri
olmaksızın derhal; toplam cezaları on yıldan fazla olanlar kalan cezalarını
çektikten sonra şartla salıverilirler." biçiminde değiştirilmiştir.
Hukuksal metinlerin niteliklerinin belirlenmesinde, taşıdıkları ada
değil içeriklerine bakılması ve değerlendirmenin buna göre yapılması gereklidir.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi'nin sözü edilen iptal kararında 4616 sayılı
Yasa'nın adı değil içeriği üzerinde durulmuş ve "2. bent ile Yasa kapsamına
giren cezalarda indirim yapılmakta 10 yıldan az cezaya mahkum kimi hükümlülerin
diğer koşullarında varlığı halinde hiç cezaeevine girmeksizin cezalarının
infazına olanak tanınmakta ise de, bu olanak genel affın tanımında belirtildiği
gibi ceza mahkumiyetini bütün neticeleri ile kaldırmamaktadır. Düzenlemenin
hükümlülere getirdiği yarar cezaevinde kalma süresini belirli koşullarla
kısaltması veya hiç cezaevine girmeden cezanın infazını sağlamasıdır.
Şartla salıverilmenin en önemli unsurları, cezanın belirli bir süresinin
cezaevinde çekilmiş olması ve hükümlünün bu süre içerisinde iyi hal göstermesidir.
Oysa, 2. bent ile 10 yıla kadar hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olan
hükümlülerin iyi halli olup olmadıklarına bakılmaksızın salıverilmelerinin
sağlanması bu düzenlemenin şartlı salıverilme olmayıp kendine özgü bir
müessese olduğunu göstermektedir.
Türk Ceza Yasası'nın 98. maddesine göre, cezayı ortadan kaldıran veya
azaltan ya da değiştiren bir düzenleme olarak adlandırılan özel affın,
toplu ve şartlı olarak getirilmesinin de olanaklı bulunduğu dikkate alındığında,
2. bentte yer alan kuralın, müebbet ve 10 yıldan fazla süreli hükümlülükler
bakımından cezadan indirim öngören, tabi oldukları infaz hükümlerine göre
çekmeleri gereken toplam cezalarından veya toplam hükümlülük sürelerinden
on yıllık indirim yapıldıktan sonra ceza süresi veya hükümlülük süresi
dolmuş olanlar bakımından ise, belirli bir süreyle suç işlememe bozucu
(infisahi) koşuluna bağlanmış, toplu özel af niteliğindedir.
Her ne kadar, 4616 sayılı Yasa'nın 8. bendi ile Yasa'nın yayımı tarihinden
sonra cezaevinin disiplinini bozucu hareketlerinden dolayı disiplin cezası
almış olanların tüzük hükümlerine göre disiplin cezaları kaldırılmadığı
sürece 1. madde hükümlerinden yararlanamayacaklarının öngörüldüğü ve bu
hükümlülerin cezalarının bir kısmını cezaevinde geçirmiş oldukları ileri
sürülebilirse de, uygulanma koşulu olarak kabul edilmesi gereken bu durum,
2. bentle getirilen düzenlemenin özel af niteliğinde olduğu yolundaki düşünceyi
değiştirmemektedir" denilerek, getirilen düzenlemenin özel af niteliğinde
olduğu duraksamaya yer bırakmayacak bir biçimde vurgulanmıştır.
Anayasa'nın 153. maddesinin son fıkrasında, "Anayasa Mahkemesi kararları
... yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve
tüzelkişileri bağlar" kuralına yer verilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin 4616
sayılı Yasa'nın anılan düzenlemesi için yaptığı "özel af" nitelemesinin
Yasa'nın 1. maddesiyle yeniden düzenlenen 4616 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin
2. bendi için de geçerli olduğunda kuşkuya yer yoktur. Bu nedenle Yasa'nın
Anayasa'nın 87. maddesi yönünden değerlendirilmesi zorunlu bulunmuştur.
3.10.2001 günlü, 4709 sayılı Yasa'nın 28. maddesiyle Anayasa'nın 87.
maddesinde yapılan değişiklikle, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin genel
ve özel af ilanına karar verebilmesi "üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun
kararı"na bağlı kılınmış; Anayasa'nın 96. maddesiyle de toplantı ve karar
yeter sayısı için Anayasa'da öngörülen ayrık durumlar saklı tutulmuştur.
87. maddenin nitelikli çoğunluk arayan bu "özel" düzenlemesi karşısında,
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin genel ve özel af ilanıyla ilgili kararlarında
96. maddenin uygulanamayacağı ve bu maddede öngörülen karar yeter sayısının
(toplantıya katılanların salt çoğunluğunun) yeterli olamayacağı açıktır.
Belirtilen hukuksal duruma karşın, inceleme konusu 4754 sayılı Yasa'nın
1. maddesiyle yeniden düzenlenen 4616 sayılı Yasa'nın 1. maddesinin toplu
özel af niteliğinde düzenleme içeren 2. bendinin, Türkiye Büyük Millet
Meclisi'nce Anayasa'nın 87. maddesinde öngörülen "üye tamsayısının beşte
üç çoğunluğunun kararı ile" kabul edilmediği anlaşılmaktadır. Nitekim tutanaklarda
da, maddenin üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile kabul edildiğine
ilişkin herhangi bir kayıt yer almamaktadır. Oysa, Anayasa'da, genel kuraldan
ayrılarak toplantı ve karar yeter sayısı için özel düzenlemeler öngörülen
durumlarda, herhangi bir itiraz olmasa bile, sonradan ortaya çıkabilecek
duraksama veya tartışmalara yer bırakmamak için toplantı ve karar yeter
sayılarının tutanaklara geçirilmesi gerekir.
Belirtilen duruma göre, Yasa'nın 1. maddesiyle yeniden düzenlenen 4616
sayılı Yasa'nın 1. maddesinin 2. bendi Anayasa'nın 87. maddesinde öngörülen
karar yeter sayısı olmaksızın kabul edilmiş olduğundan Yasa'da bu yönden
Anayasa'ya uyarlık bulunmamıştır.
Bu nedenle, Yasa'nın 1. maddesiyle yeniden düzenlenen 4616 sayılı Yasa'nın
1. maddesinin, Anayasa'da öngörülen yeterli oy sayısı ile kabul edilmeyen
2. bendinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce bir kez daha görüşülmesi için
4754 sayılı Yasa yayımlanmayarak, Anayasa'nın 89/2. ve 104/a. maddeleri
gereğince ekte geri gönderilmiştir.
Bilgilerinize sunarım.
|