Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
YENİ YIL MESAJI (2003)
YENİ YIL MESAJI (2001)
YENİ YIL MESAJI (2000)

SEZER'İN YENİ YIL MESAJI
31 Aralık 2002

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, yayınladığı yeni yıl mesajında, Türkiye'nin, AB'ye en kısa sürede katılmaya kararlı olduğunu, bu amaca yönelik olarak başlatılan yasal ve yönetsel çalışmaların 2003 yılında aynı yoğunlukta sürdürüleceğine inandığını belirtti.
 
SEZER'İN YENİ YIL MESAJINDAN...

"Türkiye, AB'ye en kısa sürede katılmaya kararlıdır."

"Bu amaca yönelik olarak başlatılan yasal ve yönetsel çalışmaların 2003 yılında aynı yoğunlukta sürdürüleceğine inanıyorum."

"Avrupa'nın, Türkiye'ye adaylık sürecinde görüşme tarihi verilmesi konusundaki olumsuz yaklaşımı, bizleri tarihsel ereğimizden ve yolumuzdan uzaklaştırmayacaktır; demokrasi, insan hakları ve özgürlükleri konusundaki eksiklikleri gidermemiz, AB'nin Türkiye'ye yönelik kararlarına bağlı tutulamaz."

"Kıbrıs sorunuyla ilgili, BM Genel Sekreteri Annan planının görüşülebilir olduğunu düşünüyor ve çözüm çabalarının planda öngörülen takvime uygun olarak yoğun biçimde sürdürülmesini destekliyoruz."

"Irak'taki soruna barışçı bir çözüm bulunabileceğine, diplomatik yolların henüz tüketilmediğine inanıyoruz. Taraflarca barışa fırsat tanınması gerekmektedir."

"Irak'a yönelik olası bir harekat çerçevesinde Türkiye'nin uluslararası yasallık ve oydaşma temelinde sağlayabileceği katkıları, coğrafya ve tarihin getirdiği özel koşullar ışığında değerlendirmek durumunda olduğunu vurgulamak isterim."

"Demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti alanlarındaki gelişmeyi tamamlamak için gerekli adımlar atılırken, diğer yandan da ekonomimizin istikrarlı, büyüyen, üreten, istihdam yaratan ve saydam bir yapıya kavuşturulmasına önem verilmelidir."
 

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in yeni yıl mesajı şöyle:
(31 Aralık 2002)

Değerli Yurttaşlarım,

Üzüntü ve sevinçleriyle bir yılı daha geride bırakıyor, umut ve beklentilerle yeni bir yıla giriyoruz.

Her yeni yıl, umudun egemen olduğu, iyimserliğin canlandığı, daha iyi yaşam koşullarına ulaşma yolunda beklentilerin arttığı bir ortamı yaratmaktadır. 2003 yılının Ulusumuza, ülkemize, dünyamıza ve tüm insanlığa barış, kardeşlik, huzur ve mutluluk getirmesini diliyor, hepinize saygılarımı, en iyi dileklerimi sunuyorum.

Değerli Yurttaşlarım,

Geride bıraktığımız yıl ülkemiz ve dünya açısından önemli gelişmelerin yaşandığı bir yıl olmuştur.

Dünya bir yandan insanlığın mutluluğu ve gönenci için yeni arayışlar içine girerken, öte yandan başta yoksulluk ve gelir dağılımındaki dengesizlikler olmak üzere birçok sorunun çözümü konusunda yeterli ilerleme sağlanamaması, geleceğe ilişkin umutları gölgelemektedir.

Dünyanın, yaşanan olumsuzluklardan gerekli dersleri çıkarması, insanlığı geçmişte düşülen hataların yinelenmesinden kurtaracaktır.

Terörle ve yoksullukla savaşım, şiddetin ve ayrımcılığın önlenmesi, evrensel barışın sağlanması, demokrasi ve insan haklarının her düzeyde geliştirilmesi, sürdürülebilir kalkınma anlayışının benimsenmesi ve uygulanması, çevrenin korunması gibi konular, tüm ülkelere ortak sorumluluklar yüklemektedir.

Türkiye geçmişte olduğu gibi, bugün de dünyanın ortak sorunlarının çözümüne katkı sağlamayı, üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeyi sürdürecektir.

Geçtiğimiz yıl ekonomik sorunlarını aşmak için yoğun çaba gösteren Türkiye, yurttaşlarının temel hak ve özgürlüklerini geliştirmek doğrultusunda köklü adımlar atarak, çağdaş dünyayla bütünleşme sürecinde de önemli ilerlemeler sağlamıştır.

Bu adımlar, insan hak ve özgürlüklerinin evrensel ölçütlere ulaştırılması konusunda Ulusumuzun istencini, ülkemizin kararlılığını ortaya koymaktadır.

Değerli Yurttaşlarım,

Teknolojinin insan yaşamını kolaylaştıran gelişimi ve yeni olanakların yaratılması için oluşturduğu itici güç ile yaşadığımız yüzyılda büyük ilerleme, gelişim ve değişim süreci yaşanmaktadır.

Yerel ve bölgeselden başlayarak, ekonomik, siyasal ve toplumsal alanlardaki oluşum ve işbirlikleri her geçen gün genişlemekte, tüm dünyaya yayılmaktadır.

Ekonomik ve siyasal yönden uluslararası alanda yeterliliğe sahip ve etkinliği olan dünya ülkeleri, bulundukları konumu sürdürmekten öte, geleceğe dönük ve yeniliğe açık stratejiler geliştirmektedirler.

Ülkeler, kendi öz değerlerini gözardı etmeden ve kimliklerini yitirmeden, dünyadaki değişimlere, yenilik ve olanaklara kapılarını açmalıdır. Çağdaş yaşamın evrensel değerleri, yüzyıllardır akıl ve sağduyu ile geliştirilmiş birikimler olarak karşımızda durmaktadır.

İnsanlığın ortak zenginliği olan bu birikimlerden yararlanmanın önemli bir kazanım olduğunu unutmadan, her alanda ilerlemenin içinde yer almalı ve gelişime katkıda bulunarak geleceğe güvenle bakmalıyız.

Yaşadığımız yüzyılda başarıdan söz edebilmek için saydam yönetim anlayışını etkin kılabilmeli, hukuk devleti, katılımcı demokrasi, etik değerler, serbest piyasa ekonomisi temelleri çerçevesinde işleyen bir düzeni yaşama geçirebilmeliyiz.

Ekonomi alanında ülkemizi güçlü kılabilmek için, enflasyonla savaşım, vergi yükünün adaletli ve dengeli dağıtılması, büyümenin sürekli kılınması, üretimin artırılması konusundaki çabalarımızı ve bu çabaların gerektirdiği reform çalışmalarını sürdürmemiz zorunludur.

Yaşanan sıkıntıların ardından, ülke ekonomisinin yeniden büyüme sürecine girmiş olması, geleceğe ilişkin umutlarımızı artıran olumlu bir gelişmedir. Büyümenin sürekli kılınması amacı doğrultusunda üretimi, verimliliği ve yatırımları artırarak ekonomik kalkınmaya hız kazandırmalıyız.

Ulusal gelir artsa bile, gelir dağılımındaki adaletsizliğin ve bölgelerarası gelişmişlik farklılıklarının ortadan kaldırılamaması durumunda, halkın gönencinden ve gerçek kalkınmadan söz edemeyiz.

Gerçek bir kalkınmadan söz edebilmek için, eğitim düzeyinin yükseltilmesi, eğitilmiş ve uzmanlaşmış işgücünün artırılması, tüm nüfusun sosyal güvenlik korumasına alınması da önceliklerimiz arasındaki yerini almalıdır.

İşsizlik, toplumumuzun geniş kesimini etkileyen temel sorunlarımızdandır. Giderek büyüyen yoksulluğun önlenebilmesi, yurttaşlarımızın yaşam koşullarının iyileştirilmesi için, yeni istihdam alanları yaratmalı, doğru, gerçekçi ve uygulanabilir çözümler üretmeliyiz.

Gelir dağılımı dengesini ciddi anlamda bozan yolsuzluklar, ülke kaynaklarının savurganca tüketilmesine yol açmakta, toplumumuzun geniş kesimlerini yoksullaştırmaktadır. Yolsuzlukla savaşımda, demokrasinin, saydam yönetim anlayışının ve toplumsal tepkinin etkin kılınmasıyla başarılı olabiliriz. Ulusumuz, saydam yönetim anlayışının tüm yönetim kademelerinde yaşama geçirilmesi beklentisi içindedir.

Değerli Yurttaşlarım,

2002, Türkiye'nin Avrupa'yla bütünleşmesi yolunda önemli adımların atıldığı ve Avrupa Birliği'ne üyelik sürecimizin yeni bir aşamaya girdiği bir yıl olmuştur.

Her fırsatta vurguladığım gibi, Türkiye'nin çağdaş anlamda Batıyla bütünleşmesi, Cumhuriyetimizin kurulması ve Atatürk reformlarıyla başlamıştır. Cumhuriyetimizin temelleri Büyük Atatürk'ün çağdaşlaşma tasarısı üzerine kurulmuştur. Türkiye'nin Batı'yla bütünleşmesi, bireyin değerlerini öne çıkaran, bireyin kendini geliştirmesinin önünü açan aydınlanma anlayışını içermektedir.

Türk toplumu, her zaman gelişmeye ve ilerlemeye açık olmuş, bu yöndeki özlem ve istemlerini giderek yaygınlaşan bir sivil toplum örgütlenmesi içinde dile getirmiştir. Türkiye'nin çağdaşlaşma ve Avrupa'yla bütünleşme yönünde attığı adımlar, toplumumuzun bu yönelimiyle örtüşmektedir. Ereğimiz, Türk toplumunu her yönden en gelişmiş Batılı toplumlar düzeyine çıkarmaktır.

Bu bağlamda, Türkiye, Avrupa Birliği üyeliğinin gereklerini yerine getirerek, olabilecek en kısa sürede Birliğe katılmaya kararlıdır. Bu amaca yönelik olarak başlatılan yasal ve yönetsel çalışmaların 2003 yılında aynı yoğunlukta sürdürüleceğine inanıyorum. Avrupa'nın Türkiye'ye adaylık sürecinde görüşme tarihi verilmesi konusundaki olumsuz yaklaşımı, bizleri tarihsel ereğimizden ve yolumuzdan uzaklaştırmayacaktır; demokrasi, insan hakları ve özgürlükleri konusundaki eksiklikleri gidermemiz, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye yönelik kararlarına bağlı tutulamaz. Çünkü Türkiye, bir kültür ve uygarlık yönelimi olarak Batının çağdaş değerlerini Avrupa Birliği ortada yokken benimsemiştir.

Ekonomik istikrar yönündeki çabalarımız da Avrupa Birliği'ne üyelik sürecimizde Maastricht ölçütlerinin yerine getirilmesi ereğiyle çakışmaktadır. Maastricht ölçütleri, ekonomimize belirli bir takvim ve disiplin içinde daha sağlıklı bir işleyiş kazandırılmasına yardımcı olacak somut bir gündem oluşturmaktadır.

2002 yılında Kıbrıs'ta çözüm süreci Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş'ın girişimiyle başlayan doğrudan görüşmelerle ivme kazanmıştır.

Kıbrıs sorununun ancak adanın gerçekleri temelinde çözüme kavuşturulabileceğini, dışarıdan zorla kabul ettirilmeye çalışılan çözüm formüllerinin başarı şansı bulunmadığını her zaman dile getirdik.

Kıbrıs sorununun çözüme kavuşturulması yönündeki çabalara yapıcı bir yaklaşımla yardımcı olmaya çalışmaktayız. Bu bağlamda, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanmış olan planın görüşülebilir olduğunu düşünüyor ve çözüm çabalarının planda öngörülen takvime uygun olarak yoğun biçimde sürdürülmesini destekliyoruz. 2003 yılının Kıbrıs sorununun kalıcı ve hakça bir çözüme kavuşturulacağı, Kıbrıs Türklerinin güvenliğinin ve gönencinin egemen eşitliğe dayanan yeni bir ortaklık temelinde güvence altına alınacağı bir yıl olmasını diliyoruz.

Türkiye, bugüne değin olduğu gibi bundan sonra da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni ve Kıbrıs Türk halkını desteklemeyi sürdürecektir. Kıbrıslı Türk kardeşlerimizin, yıllardır göğüs gerdikleri haksız ambargolardan kurtularak uluslararası toplumla ve Avrupa'yla bütünleşmesini istiyoruz. Bu konuda Avrupa Birliği'ne de görev ve sorumluluk düştüğüne inanıyoruz.

Irak'taki olası gelişmeler karşısında dikkatli ve duyarlıyız. Egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve siyasal birliğinin korunmasına her zaman önem verdiğimiz bu komşumuzun, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin ilgili tüm kararlarına eksiksiz uyarak bölgemizdeki savaş tehdidinin ortadan kaldırılmasına yardımcı olmasını ve kardeş Irak halkının yıllardır çektiği sıkıntıların sona ermesini istiyoruz.

Türkiye, devletler arasındaki ilişkilerde uluslararası hukukun üstünlüğüne inanmakta ve dış politikasını bu temel yaklaşıma dayandırmaktadır. Irak'taki durumla ilgili olarak atılacak tüm adımların uluslararası yasallık ve oydaşma zemininde olması, bu konudaki politikamızın özünü oluşturmaktadır. İzlemekte olduğumuz politika, Anayasamızın, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesini ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasını düzenleyen 92. maddesinde ifadesini bulan anlayışın da bir gereğidir.

Türkiye, her zaman barıştan yana olmuş, dış politikasını Büyük Atatürk'ün "yurtta barış, dünyada barış" ilkesi temelinde biçimlendirmiştir. Bölgemizde barışın korunması ve güçlendirilmesi de dış politika önceliklerimizin başında gelmektedir. Türkiye, gelişmeleri devlet geleneklerinden kaynaklanan serinkanlı bir yaklaşımla izlemekte ve sağduyulu bir biçimde değerlendirmektedir. Irak'taki soruna barışçı bir çözüm bulunabileceğine ve bu konuda diplomatik yolların henüz tüketilmediğine inanıyoruz. Tüm taraflarca barışa fırsat tanınması gerekmektedir. Irak'la ilgili temel yaklaşımımız budur.

Türkiye, Irak konusunda müttefiki ve stratejik ortağı Amerika Birleşik Devletleri'yle yakın işbirliği içinde siyasal ve askeri diyalogunu sürdürmektedir. Bu bağlamda, Amerika Birleşik Devletleri'nin, Irak yönetimini Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplumla işbirliğine zorlamak amacıyla yürüttüğü, hiç gerçekleşmemesini dilediğimiz askeri operasyona hazırlık niteliğindeki kimi planlama çalışmalarına da kolaylık sağlamaktayız. Ancak, Türkiye'nin Irak'la uzun bir sınırı paylaştığı, bölge ülkeleriyle ve halklarıyla köklü tarihi bağlara sahip olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri'nin, bölgesel istikrar yönünden kaygı duyduğumuz Irak'a yönelik olası bir harekat çerçevesinde Türkiye'nin uluslararası yasallık ve oydaşma temelinde sağlayabileceği katkıları coğrafya ve tarihin getirdiği bu özel koşullar ışığında değerlendirmek durumunda olduğunu vurgulamak isterim. Bu konudaki kaygılarımızı, Amerika Birleşik Devletleri makamlarıyla içtenliğe dayanan ortaklık ilişkimiz içinde paylaşmaktayız. Her durumda, Türkiye'nin kendi ulusal çıkarlarını öncelikle gözeterek, bölgesel barış ve istikrara katkı oluşturmak yönünde gerekli kararları alacağına kuşku yoktur.

Değerli Yurttaşlarım,

Ülkemizin yürüttüğü çağdaşlaşma çabaları, yurttaşlarımızın gönenç düzeyi yüksek bir toplumda, uygarlığın tüm olanaklarından yararlanmalarını sağlamaya yöneliktir.

Türkiye, Atatürk'ün başlattığı çağdaşlaşma, aydınlanma ve demokratikleşme sürecini her koşulda sürdürme kararlılığındadır.

Türkiye Cumhuriyeti'nin ülkesi ve Ulusuyla bölünmez bütünlüğünün, Atatürk ilke ve devrimlerinin korunması, hepimizin ortak görevi ve sorumluluğudur.

Çağdaşlaşmanın en önemli temellerinden biri eğitimdir. Çağdaşlığı ve demokrasiyi benimsemiş diğer ülkeler gibi, Türkiye Cumhuriyeti de kuruluşundan bu yana eğitime büyük önem vermiştir.

Aklın ve bilimin üstünlüğüne dayalı bir yaşam biçimi olan Cumhuriyet, çağdaş eğitim politikalarını da birlikte getirmiştir.

Türkiye 1997 yılında zorunlu temel eğitimi 8 yıla çıkararak, eğitim hizmetlerinin kalitesini yükseltme ve çağdaş dünyayla bütünleşme yolunda önemli bir adım atmıştır. Geçen 5 yıl içinde başarıyla uygulanan 8 yıllık eğitimin yerleştiği ve yurttaşlarımızca da benimsendiği görülmektedir.

Bugün öncelikli konularımızdan biri de, zorunlu temel eğitimin Avrupa ülkeleri ölçütleri doğrultusunda 12 yıla çıkarılması olmalıdır. Böyle bir adımın, dünyadaki ilerleme yarışında ülkemizi daha güçlü kılacağı kuşkusuzdur.

Ayrıca, eğitimin tüm kademelerinin, her türlü tartışmadan uzak tutulmasına özen gösterilmesi gerektiğini vurgulamak istiyorum. Ülkemizin, eğitim sisteminin dayandığı ilkelerden ödün vermesi beklenemez ve düşünülemez.

Değerli Yurttaşlarım,

Türkiye, 79 yıl gibi ulusların tarihinde uzun sayılmayacak bir zaman diliminde ve sorunlarla dolu coğrafyada büyük başarılara ulaşmış bir ülkedir.

Ülkemizin güçlü ve üreten ekonomiye kavuşması, demokratikleşmesini tamamlaması, hukuk devleti ilkesini üstün ve egemen kılması, siyaseti toplumun isteklerine yanıt oluşturacak bir yapıya kavuşturması ve dünyanın gelişmiş ülkeleri arasına girmesi Ulusumuzun en büyük ereğidir.

Yaşamın her alanında çağdaş toplum anlayışına işlerlik kazandırmayı amaçlayan ülkemizde uygar ve demokratik bir devlet olmanın gereklerini yerine getirecek köklü, kapsamlı ve hızlı yapısal değişiklikler ve düzenlemeler kararlılıkla sürdürülmelidir.

Bir yandan demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti alanlarındaki gelişmeyi tamamlamak için gerekli adımlar atılırken, diğer yandan da ekonomimizin istikrarlı, büyüyen, üreten, istihdam yaratan ve saydam bir yapıya kavuşturulmasına önem verilmelidir.

Halkımızın istek ve beklentileri doğrultusunda reform çabalarının sürdürülmesi durumunda, ülkemiz yakın bir gelecekte gelişmiş dünya devletleri arasına girecektir. Türkiye, dinamik ve genç nüfusu, kaynak ve olanakları, tüm kurum ve sivil toplum örgütleriyle bu büyük amaca erişecek güçtedir.

Değerli Yurttaşlarım,

Yeni umutlarla karşıladığımız 2003 yılının, Ulusumuz için istikrarlı, başarılı ve beklentilerin karşılandığı bir yıl olması hepimizin dileğidir.

Türk Ulusu, birlik ve dayanışma içinde büyük güçlükleri aşmış, çağdaşlaşma yolunda yılmadan çaba göstermiş, Türkiye Cumhuriyeti'ni bugünkü düzeyine ulaştırmıştır.

Yurttaşlarımızın toplumsal ve ekonomik yaşamda karşılaşılan güçlüklerin aşılabilmesi için devletimize verdiği destek, gelişme, büyüme ve kalkınma yolunda en büyük güvencemiz olmuştur.

Çocuklarımız ve gençlerimizin geleceğe ilişkin kaygılarını en aza indirebilmek, onlara daha güzel yarınlar bırakabilmek, yeniliklere açık, gurur duyacağımız aydınlık bir ülke durumuna gelebilmek için hepimize büyük sorumluluklar düşmektedir.

Tüm yurttaşlarımızın bu bilinçle, güçlü ve gelişmeye açık Türkiye ereğine ulaşma yolunda yılmadan çalışması, ülkemize sahip çıkması gerekmektedir.

Daha aydınlık yarınlara ulaşmak için, Ulus olarak elbirliği ile çalışmamız, kendimize inanmamız, sahip olduğumuz olanaklar ve öz kaynaklarımızı en verimli biçimde kullanmamız yeterli olacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle, yurt içindeki ve dışındaki yurttaşlarımızın, Kıbrıs'taki soydaşlarımızın ve tüm insanlığın yeni yılını kutluyorum. Yeni yılın herkese, başarı, sağlık, mutluluk getirmesini diliyorum.
 



(31 ARALIK 2002)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2002 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.