Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in yeni yıl mesajı şöyle:
(31 Aralık 2002)
Değerli Yurttaşlarım,
Üzüntü ve sevinçleriyle bir yılı daha geride bırakıyor, umut ve beklentilerle
yeni bir yıla giriyoruz.
Her yeni yıl, umudun egemen olduğu, iyimserliğin canlandığı, daha iyi
yaşam koşullarına ulaşma yolunda beklentilerin arttığı bir ortamı yaratmaktadır.
2003 yılının Ulusumuza, ülkemize, dünyamıza ve tüm insanlığa barış, kardeşlik,
huzur ve mutluluk getirmesini diliyor, hepinize saygılarımı, en iyi dileklerimi
sunuyorum.
Değerli Yurttaşlarım,
Geride bıraktığımız yıl ülkemiz ve dünya açısından önemli gelişmelerin
yaşandığı bir yıl olmuştur.
Dünya bir yandan insanlığın mutluluğu ve gönenci için yeni arayışlar
içine girerken, öte yandan başta yoksulluk ve gelir dağılımındaki dengesizlikler
olmak üzere birçok sorunun çözümü konusunda yeterli ilerleme sağlanamaması,
geleceğe ilişkin umutları gölgelemektedir.
Dünyanın, yaşanan olumsuzluklardan gerekli dersleri çıkarması, insanlığı
geçmişte düşülen hataların yinelenmesinden kurtaracaktır.
Terörle ve yoksullukla savaşım, şiddetin ve ayrımcılığın önlenmesi,
evrensel barışın sağlanması, demokrasi ve insan haklarının her düzeyde
geliştirilmesi, sürdürülebilir kalkınma anlayışının benimsenmesi ve uygulanması,
çevrenin korunması gibi konular, tüm ülkelere ortak sorumluluklar yüklemektedir.
Türkiye geçmişte olduğu gibi, bugün de dünyanın ortak sorunlarının çözümüne
katkı sağlamayı, üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeyi sürdürecektir.
Geçtiğimiz yıl ekonomik sorunlarını aşmak için yoğun çaba gösteren Türkiye,
yurttaşlarının temel hak ve özgürlüklerini geliştirmek doğrultusunda köklü
adımlar atarak, çağdaş dünyayla bütünleşme sürecinde de önemli ilerlemeler
sağlamıştır.
Bu adımlar, insan hak ve özgürlüklerinin evrensel ölçütlere ulaştırılması
konusunda Ulusumuzun istencini, ülkemizin kararlılığını ortaya koymaktadır.
Değerli Yurttaşlarım,
Teknolojinin insan yaşamını kolaylaştıran gelişimi ve yeni olanakların
yaratılması için oluşturduğu itici güç ile yaşadığımız yüzyılda büyük ilerleme,
gelişim ve değişim süreci yaşanmaktadır.
Yerel ve bölgeselden başlayarak, ekonomik, siyasal ve toplumsal alanlardaki
oluşum ve işbirlikleri her geçen gün genişlemekte, tüm dünyaya yayılmaktadır.
Ekonomik ve siyasal yönden uluslararası alanda yeterliliğe sahip ve
etkinliği olan dünya ülkeleri, bulundukları konumu sürdürmekten öte, geleceğe
dönük ve yeniliğe açık stratejiler geliştirmektedirler.
Ülkeler, kendi öz değerlerini gözardı etmeden ve kimliklerini yitirmeden,
dünyadaki değişimlere, yenilik ve olanaklara kapılarını açmalıdır. Çağdaş
yaşamın evrensel değerleri, yüzyıllardır akıl ve sağduyu ile geliştirilmiş
birikimler olarak karşımızda durmaktadır.
İnsanlığın ortak zenginliği olan bu birikimlerden yararlanmanın önemli
bir kazanım olduğunu unutmadan, her alanda ilerlemenin içinde yer almalı
ve gelişime katkıda bulunarak geleceğe güvenle bakmalıyız.
Yaşadığımız yüzyılda başarıdan söz edebilmek için saydam yönetim anlayışını
etkin kılabilmeli, hukuk devleti, katılımcı demokrasi, etik değerler, serbest
piyasa ekonomisi temelleri çerçevesinde işleyen bir düzeni yaşama geçirebilmeliyiz.
Ekonomi alanında ülkemizi güçlü kılabilmek için, enflasyonla savaşım,
vergi yükünün adaletli ve dengeli dağıtılması, büyümenin sürekli kılınması,
üretimin artırılması konusundaki çabalarımızı ve bu çabaların gerektirdiği
reform çalışmalarını sürdürmemiz zorunludur.
Yaşanan sıkıntıların ardından, ülke ekonomisinin yeniden büyüme sürecine
girmiş olması, geleceğe ilişkin umutlarımızı artıran olumlu bir gelişmedir.
Büyümenin sürekli kılınması amacı doğrultusunda üretimi, verimliliği ve
yatırımları artırarak ekonomik kalkınmaya hız kazandırmalıyız.
Ulusal gelir artsa bile, gelir dağılımındaki adaletsizliğin ve bölgelerarası
gelişmişlik farklılıklarının ortadan kaldırılamaması durumunda, halkın
gönencinden ve gerçek kalkınmadan söz edemeyiz.
Gerçek bir kalkınmadan söz edebilmek için, eğitim düzeyinin yükseltilmesi,
eğitilmiş ve uzmanlaşmış işgücünün artırılması, tüm nüfusun sosyal güvenlik
korumasına alınması da önceliklerimiz arasındaki yerini almalıdır.
İşsizlik, toplumumuzun geniş kesimini etkileyen temel sorunlarımızdandır.
Giderek büyüyen yoksulluğun önlenebilmesi, yurttaşlarımızın yaşam koşullarının
iyileştirilmesi için, yeni istihdam alanları yaratmalı, doğru, gerçekçi
ve uygulanabilir çözümler üretmeliyiz.
Gelir dağılımı dengesini ciddi anlamda bozan yolsuzluklar, ülke kaynaklarının
savurganca tüketilmesine yol açmakta, toplumumuzun geniş kesimlerini yoksullaştırmaktadır.
Yolsuzlukla savaşımda, demokrasinin, saydam yönetim anlayışının ve toplumsal
tepkinin etkin kılınmasıyla başarılı olabiliriz. Ulusumuz, saydam yönetim
anlayışının tüm yönetim kademelerinde yaşama geçirilmesi beklentisi içindedir.
Değerli Yurttaşlarım,
2002, Türkiye'nin Avrupa'yla bütünleşmesi yolunda önemli adımların atıldığı
ve Avrupa Birliği'ne üyelik sürecimizin yeni bir aşamaya girdiği bir yıl
olmuştur.
Her fırsatta vurguladığım gibi, Türkiye'nin çağdaş anlamda Batıyla bütünleşmesi,
Cumhuriyetimizin kurulması ve Atatürk reformlarıyla başlamıştır. Cumhuriyetimizin
temelleri Büyük Atatürk'ün çağdaşlaşma tasarısı üzerine kurulmuştur. Türkiye'nin
Batı'yla bütünleşmesi, bireyin değerlerini öne çıkaran, bireyin kendini
geliştirmesinin önünü açan aydınlanma anlayışını içermektedir.
Türk toplumu, her zaman gelişmeye ve ilerlemeye açık olmuş, bu yöndeki
özlem ve istemlerini giderek yaygınlaşan bir sivil toplum örgütlenmesi
içinde dile getirmiştir. Türkiye'nin çağdaşlaşma ve Avrupa'yla bütünleşme
yönünde attığı adımlar, toplumumuzun bu yönelimiyle örtüşmektedir. Ereğimiz,
Türk toplumunu her yönden en gelişmiş Batılı toplumlar düzeyine çıkarmaktır.
Bu bağlamda, Türkiye, Avrupa Birliği üyeliğinin gereklerini yerine getirerek,
olabilecek en kısa sürede Birliğe katılmaya kararlıdır. Bu amaca yönelik
olarak başlatılan yasal ve yönetsel çalışmaların 2003 yılında aynı yoğunlukta
sürdürüleceğine inanıyorum. Avrupa'nın Türkiye'ye adaylık sürecinde görüşme
tarihi verilmesi konusundaki olumsuz yaklaşımı, bizleri tarihsel ereğimizden
ve yolumuzdan uzaklaştırmayacaktır; demokrasi, insan hakları ve özgürlükleri
konusundaki eksiklikleri gidermemiz, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye yönelik
kararlarına bağlı tutulamaz. Çünkü Türkiye, bir kültür ve uygarlık yönelimi
olarak Batının çağdaş değerlerini Avrupa Birliği ortada yokken benimsemiştir.
Ekonomik istikrar yönündeki çabalarımız da Avrupa Birliği'ne üyelik
sürecimizde Maastricht ölçütlerinin yerine getirilmesi ereğiyle çakışmaktadır.
Maastricht ölçütleri, ekonomimize belirli bir takvim ve disiplin içinde
daha sağlıklı bir işleyiş kazandırılmasına yardımcı olacak somut bir gündem
oluşturmaktadır.
2002 yılında Kıbrıs'ta çözüm süreci Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
Sayın Rauf Denktaş'ın girişimiyle başlayan doğrudan görüşmelerle ivme kazanmıştır.
Kıbrıs sorununun ancak adanın gerçekleri temelinde çözüme kavuşturulabileceğini,
dışarıdan zorla kabul ettirilmeye çalışılan çözüm formüllerinin başarı
şansı bulunmadığını her zaman dile getirdik.
Kıbrıs sorununun çözüme kavuşturulması yönündeki çabalara yapıcı bir
yaklaşımla yardımcı olmaya çalışmaktayız. Bu bağlamda, Birleşmiş Milletler
Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanmış olan planın görüşülebilir
olduğunu düşünüyor ve çözüm çabalarının planda öngörülen takvime uygun
olarak yoğun biçimde sürdürülmesini destekliyoruz. 2003 yılının Kıbrıs
sorununun kalıcı ve hakça bir çözüme kavuşturulacağı, Kıbrıs Türklerinin
güvenliğinin ve gönencinin egemen eşitliğe dayanan yeni bir ortaklık temelinde
güvence altına alınacağı bir yıl olmasını diliyoruz.
Türkiye, bugüne değin olduğu gibi bundan sonra da Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti'ni ve Kıbrıs Türk halkını desteklemeyi sürdürecektir. Kıbrıslı
Türk kardeşlerimizin, yıllardır göğüs gerdikleri haksız ambargolardan kurtularak
uluslararası toplumla ve Avrupa'yla bütünleşmesini istiyoruz. Bu konuda
Avrupa Birliği'ne de görev ve sorumluluk düştüğüne inanıyoruz.
Irak'taki olası gelişmeler karşısında dikkatli ve duyarlıyız. Egemenliğinin,
toprak bütünlüğünün ve siyasal birliğinin korunmasına her zaman önem verdiğimiz
bu komşumuzun, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin ilgili tüm kararlarına
eksiksiz uyarak bölgemizdeki savaş tehdidinin ortadan kaldırılmasına yardımcı
olmasını ve kardeş Irak halkının yıllardır çektiği sıkıntıların sona ermesini
istiyoruz.
Türkiye, devletler arasındaki ilişkilerde uluslararası hukukun üstünlüğüne
inanmakta ve dış politikasını bu temel yaklaşıma dayandırmaktadır. Irak'taki
durumla ilgili olarak atılacak tüm adımların uluslararası yasallık ve oydaşma
zemininde olması, bu konudaki politikamızın özünü oluşturmaktadır. İzlemekte
olduğumuz politika, Anayasamızın, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere
gönderilmesini ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasını düzenleyen
92. maddesinde ifadesini bulan anlayışın da bir gereğidir.
Türkiye, her zaman barıştan yana olmuş, dış politikasını Büyük Atatürk'ün
"yurtta barış, dünyada barış" ilkesi temelinde biçimlendirmiştir. Bölgemizde
barışın korunması ve güçlendirilmesi de dış politika önceliklerimizin başında
gelmektedir. Türkiye, gelişmeleri devlet geleneklerinden kaynaklanan serinkanlı
bir yaklaşımla izlemekte ve sağduyulu bir biçimde değerlendirmektedir.
Irak'taki soruna barışçı bir çözüm bulunabileceğine ve bu konuda diplomatik
yolların henüz tüketilmediğine inanıyoruz. Tüm taraflarca barışa fırsat
tanınması gerekmektedir. Irak'la ilgili temel yaklaşımımız budur.
Türkiye, Irak konusunda müttefiki ve stratejik ortağı Amerika Birleşik
Devletleri'yle yakın işbirliği içinde siyasal ve askeri diyalogunu sürdürmektedir.
Bu bağlamda, Amerika Birleşik Devletleri'nin, Irak yönetimini Birleşmiş
Milletler ve uluslararası toplumla işbirliğine zorlamak amacıyla yürüttüğü,
hiç gerçekleşmemesini dilediğimiz askeri operasyona hazırlık niteliğindeki
kimi planlama çalışmalarına da kolaylık sağlamaktayız. Ancak, Türkiye'nin
Irak'la uzun bir sınırı paylaştığı, bölge ülkeleriyle ve halklarıyla köklü
tarihi bağlara sahip olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle, Amerika Birleşik
Devletleri'nin, bölgesel istikrar yönünden kaygı duyduğumuz Irak'a yönelik
olası bir harekat çerçevesinde Türkiye'nin uluslararası yasallık ve oydaşma
temelinde sağlayabileceği katkıları coğrafya ve tarihin getirdiği bu özel
koşullar ışığında değerlendirmek durumunda olduğunu vurgulamak isterim.
Bu konudaki kaygılarımızı, Amerika Birleşik Devletleri makamlarıyla içtenliğe
dayanan ortaklık ilişkimiz içinde paylaşmaktayız. Her durumda, Türkiye'nin
kendi ulusal çıkarlarını öncelikle gözeterek, bölgesel barış ve istikrara
katkı oluşturmak yönünde gerekli kararları alacağına kuşku yoktur.
Değerli Yurttaşlarım,
Ülkemizin yürüttüğü çağdaşlaşma çabaları, yurttaşlarımızın gönenç düzeyi
yüksek bir toplumda, uygarlığın tüm olanaklarından yararlanmalarını sağlamaya
yöneliktir.
Türkiye, Atatürk'ün başlattığı çağdaşlaşma, aydınlanma ve demokratikleşme
sürecini her koşulda sürdürme kararlılığındadır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin ülkesi ve Ulusuyla bölünmez bütünlüğünün, Atatürk
ilke ve devrimlerinin korunması, hepimizin ortak görevi ve sorumluluğudur.
Çağdaşlaşmanın en önemli temellerinden biri eğitimdir. Çağdaşlığı ve
demokrasiyi benimsemiş diğer ülkeler gibi, Türkiye Cumhuriyeti de kuruluşundan
bu yana eğitime büyük önem vermiştir.
Aklın ve bilimin üstünlüğüne dayalı bir yaşam biçimi olan Cumhuriyet,
çağdaş eğitim politikalarını da birlikte getirmiştir.
Türkiye 1997 yılında zorunlu temel eğitimi 8 yıla çıkararak, eğitim
hizmetlerinin kalitesini yükseltme ve çağdaş dünyayla bütünleşme yolunda
önemli bir adım atmıştır. Geçen 5 yıl içinde başarıyla uygulanan 8 yıllık
eğitimin yerleştiği ve yurttaşlarımızca da benimsendiği görülmektedir.
Bugün öncelikli konularımızdan biri de, zorunlu temel eğitimin Avrupa
ülkeleri ölçütleri doğrultusunda 12 yıla çıkarılması olmalıdır. Böyle bir
adımın, dünyadaki ilerleme yarışında ülkemizi daha güçlü kılacağı kuşkusuzdur.
Ayrıca, eğitimin tüm kademelerinin, her türlü tartışmadan uzak tutulmasına
özen gösterilmesi gerektiğini vurgulamak istiyorum. Ülkemizin, eğitim sisteminin
dayandığı ilkelerden ödün vermesi beklenemez ve düşünülemez.
Değerli Yurttaşlarım,
Türkiye, 79 yıl gibi ulusların tarihinde uzun sayılmayacak bir zaman
diliminde ve sorunlarla dolu coğrafyada büyük başarılara ulaşmış bir ülkedir.
Ülkemizin güçlü ve üreten ekonomiye kavuşması, demokratikleşmesini tamamlaması,
hukuk devleti ilkesini üstün ve egemen kılması, siyaseti toplumun isteklerine
yanıt oluşturacak bir yapıya kavuşturması ve dünyanın gelişmiş ülkeleri
arasına girmesi Ulusumuzun en büyük ereğidir.
Yaşamın her alanında çağdaş toplum anlayışına işlerlik kazandırmayı
amaçlayan ülkemizde uygar ve demokratik bir devlet olmanın gereklerini
yerine getirecek köklü, kapsamlı ve hızlı yapısal değişiklikler ve düzenlemeler
kararlılıkla sürdürülmelidir.
Bir yandan demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti alanlarındaki gelişmeyi
tamamlamak için gerekli adımlar atılırken, diğer yandan da ekonomimizin
istikrarlı, büyüyen, üreten, istihdam yaratan ve saydam bir yapıya kavuşturulmasına
önem verilmelidir.
Halkımızın istek ve beklentileri doğrultusunda reform çabalarının sürdürülmesi
durumunda, ülkemiz yakın bir gelecekte gelişmiş dünya devletleri arasına
girecektir. Türkiye, dinamik ve genç nüfusu, kaynak ve olanakları, tüm
kurum ve sivil toplum örgütleriyle bu büyük amaca erişecek güçtedir.
Değerli Yurttaşlarım,
Yeni umutlarla karşıladığımız 2003 yılının, Ulusumuz için istikrarlı,
başarılı ve beklentilerin karşılandığı bir yıl olması hepimizin dileğidir.
Türk Ulusu, birlik ve dayanışma içinde büyük güçlükleri aşmış, çağdaşlaşma
yolunda yılmadan çaba göstermiş, Türkiye Cumhuriyeti'ni bugünkü düzeyine
ulaştırmıştır.
Yurttaşlarımızın toplumsal ve ekonomik yaşamda karşılaşılan güçlüklerin
aşılabilmesi için devletimize verdiği destek, gelişme, büyüme ve kalkınma
yolunda en büyük güvencemiz olmuştur.
Çocuklarımız ve gençlerimizin geleceğe ilişkin kaygılarını en aza indirebilmek,
onlara daha güzel yarınlar bırakabilmek, yeniliklere açık, gurur duyacağımız
aydınlık bir ülke durumuna gelebilmek için hepimize büyük sorumluluklar
düşmektedir.
Tüm yurttaşlarımızın bu bilinçle, güçlü ve gelişmeye açık Türkiye ereğine
ulaşma yolunda yılmadan çalışması, ülkemize sahip çıkması gerekmektedir.
Daha aydınlık yarınlara ulaşmak için, Ulus olarak elbirliği ile çalışmamız,
kendimize inanmamız, sahip olduğumuz olanaklar ve öz kaynaklarımızı en
verimli biçimde kullanmamız yeterli olacaktır.
Bu duygu ve düşüncelerle, yurt içindeki ve dışındaki yurttaşlarımızın,
Kıbrıs'taki soydaşlarımızın ve tüm insanlığın yeni yılını kutluyorum. Yeni
yılın herkese, başarı, sağlık, mutluluk getirmesini diliyorum.
|