| İPTALİ İSTENEN HÜKÜMLER...
Cumhurbaşkanı Sezer'in, Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptalini
istediği yasa hükümleri şöyle:
2. maddesinin, (k) bendindeki
".....veya korku salacak....", (v) bendindeki ".....karamsarlık, umutsuzluk....."
ibareleri,
"Üst Kurulun seçimi ve görev
süresi"ne ilişkin 3. maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile RTÜK üyelerinin
bu yasanın yürürlüğünden sonraki ilk seçimini düzenleyen Geçici 4. madde
hükümleri,
RTÜK Yasasının "Düzeltme ve cevap
hakkı"na ilişkin hükümlerini düzenleyen ve 12. madde ile değiştirilen,
8. fıkra hükümleri,
RTÜK Yasası'nın "Özel Radyo ve
Televizyon Kuruluşları Kuruluş ve Hisse Oranları"na ilişkin 29. maddesini
düzenleyen, 4576 sayılı yasanın 13. maddesinin (d) ve (e) bentleri,
RTÜK Yasası'nın, "Uyarı, para
cezası, durdurma ve iptal"e ilişkin 33. maddesini düzenleyen 4576 sayılı
yasanın 16. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarının,
4756 sayılı Yasa'nın 20. maddesiyle
değiştirilen 5680 sayılı Basın Yasası'nın 17. maddesinin birinci
fıkrasında geçen "Tazminat talebinin haklı görülmesi halinde tazminat miktarı
on milyar liradan az olmamak üzere fiilin ağırlık derecesine göre belirlenir."
ve "Bu maddeye göre açılacak manevi tazminat davalarında hakim tensip kararı
ile birlikte bilirkişiyi de tayin eder ve davayı en geç altı ay içinde
karara bağlar." ibareleri,
Basın Yasası'nın para cezalarını
düzenleyen 20 ve 21. maddelerini yeniden düzenleyen 4576 sayılı yasanın
22. ve 25. maddelerinin tümü,
GEREKÇEDEN...
"Bir yayının korku salacak ya
da karamsarlık ve umutsuzluk eğilimlerini körükleyici nitelikte olması,
kişilere göre değiştiğinden bu ilkeler, belirgin ve açık olmayan, nesnel
içerikten yoksun ve soyut ilkelerdir."
"Anayasal kurallar, basın ve
yayın kuruluşlarının, yukarıdaki sınırlamalar dışında, halkın haber alma
özgürlüğüne uygun çalışma koşullarında hizmet vermelerini gerektirmektedir.
Oysa, yukarıda da belirtildiği gibi açık, belirgin ve nesnel olmayan ilkelere
uyulması zorunluluğu, yayın kuruluşlarında tedirginlik yaratacağından,
radyo ve televizyonların doğru ve yansız yayın yapmalarına, yurt ve dünya
gerçeklerinin halka duyurulmasına engel oluşturacaktır. Böylece, toplumun
doğru ve yansız haber alma hakkı zedelenmiş olacaktır."
"Anayasa'da TBMM'nin görev ve
yetkileri arasında sayılmayan kamu görevlisini seçme ya da atama konusunun
yasa ile verilmesinin uygun olup olmadığının tartışılması gerekmektedir."
''Düzenlemeler, tekelleşme ve
kartelleşmeyi önlemek bir yana, dolaylı olarak olanaklı
kılacak niteliktedir. Tekelleşen ya da kartelleşen görsel ve işitsel
medya, bir yandan ekonomik alanda haksızlık yaratabilecek bir güce ulaşırken,
öte yandan da haber alma özgürlüğünü kısıtlayabilecektir''
"Basın özgürlüğü, kamu güçleri
karşısında olduğu kadar özel güçlere karşı da korunmalıdır. Bu bağlamda,
medya tekelinin oluşmasına karşı gerçek sınırlamalar koymak, medyanın çoğulculuğunu
koruyucu önlemler almak devlete düşen bir ödevdir. Bağımsız ve yansız yayıncılığın
sürdürülebilmesi için alınacak önlemler de bu ödev kapsamındadır."
"Sosyal görevini yerine getirebilmesi
için basın özgürlüğü ile donatılan medyanın sorumluluk bilinciyle hareket
etmesi gereklidir. Tekelleşerek, sorumluluk bilincinden uzaklaşacak bir
medya, her sorumsuz güç gibi er geç amacından sapabilecek ve toplum yaşamını,
ulusal güvenliği tehlikeye sokan bir güç durumuna gelebilecektir. Bunu
önlemek de devletin görevidir.''
''Ülkemizde olduğu gibi henüz
demokrasisi yeterince gelişmemiş, sağlam temellere oturmamış, özelleştirmesini
tamamlayamamış ülkelerde medya sahiplerinin devlete karşı yüklenmeye girememesi
yaşamsal önem taşıyan bir ilke olarak görülmektedir."
"Serbest piyasa ekonomisinin
en büyük özelliği rekabet ortamının yaratılmasıdır. Birçok radyo ve televizyon
kuruluşuna sahip olan kişi ya da sermaye grubuna, kamu ihalelerine girebilme
hakkının tanınması bu özellikle de bağdaşmamaktadır.
"Görsel ve işitsel medyanın
kamuoyunu etkileme gücü, dolayısıyla bu gücün kötüye kullanılması olasılığının
yüksekliği, Batılı ülkelerde medya sahipliğinin diğer iş alanlarından ayrılmasına,
bu ayrımı sağlayacak önlemler alınmasına neden olmuştur."
"Medya gücünü kötüye kullanma
olasılığı kamu yararı ve kamu düzeni ile doğrudan ilgilidir. Devletin bu
gücü dengeleyecek önlemleri alması, kamu yararı ve düzenini sağlamanın
gereğidir."
"Hukukumuzda, hiçbir dönemde
bu tür suçlar için böylesine ağır para cezaları öngörülmemiştir. Demokratik
bir toplumda, basına ilişkin kimi biçimsel yükümlülüklerin yerine getirilmemesi
ya da yerine getirilmekte gecikilmesi, basın kuruluşunun yayından çekilmesi
sonucunu doğuracak yaptırımlarla karşılanmamalıdır."
"Basın Yasası'nda yapılan bu
değişiklikler, öngörülen para cezaları nedeniyle haber, düşünce ve kanaatlerin
özgürce yayımlanmasını ve basın işletmelerinin yaşamını sürdürmesini engelleyecektir.
Bu cezalarla, basın sektörünün krize sürüklenmesi ve sermaye birikimleri
sınırlı gazetelerin yayın yaşamından çekilmesi, böylece basında
tekelleşmenin gerçekleşmesi kaçınılmaz olacaktır.''
|