Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
BAYKAL'IN GRUP KONUŞMASI (8.7.2003)
BAYKAL'IN GRUP KONUŞMASI (29.4.2003)
BAYKAL'IN GRUP KONUŞMASI (15.4.2003)
BAYKAL'IN GRUP KONUŞMASI (8.4.2003)
BAYKAL'IN GRUP KONUŞMASI (25.2.2003)
BAYKAL'IN GRUP KONUŞMASI (18.2.2003)
BAYKAL'IN GRUP KONUŞMASI (28.1.2003)
BAYKAL'IN GRUP KONUŞMASI (14.1.2003)
BAYKAL'IN GRUP KONUŞMASI (18.11.2002)

CHP GENEL BAŞKANI BAYKAL'IN GRUP KONUŞMASI...
 
15 Temmuz 2003
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Deniz Baykal, partisinin TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada, Irak'taki gelişmeler ile iç politika konularına değindi.
 
BAYKAL'IN KONUŞMASINDAN...

"Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu bu bunalımlı ortamda hepimize büyük görevler düşüyor. Başta gelen görev, ülkenin sosyal demokrat siyasal partisini güçlendirmektir."

"Partimizi, Türkiye’deki bütün sosyaldemokratların, hatta, sosyaldemokrat olma iddiasını bugüne kadar söylememiş olsa da, Türkiye’de dürüst bir yönetimi, laik, demokratik cumhuriyetin sahiplenilmesi gerektiğini, emeğe saygı gösterilmesi gerektiğini düşünen, içinde sosyal duyarlılığın kıpırtısını taşıyan, bugüne kadar sağ partilerin çeşitli görüntüleri içinde savrulmuş olan bütün vatandaşlarımızı da kucaklamanın bizim görevimiz olduğuna inanıyorum."

"Irak'taki olayla ilgili ortak komisyon açıklaması Türkiye'nin zedelenen onurunu telafi edememiştir. Bir tavır konmamıştır ve hüküm vermekten kaçınılmıştır."

"Kuzey Irak'tan Türkiye'ye terör ihraç edilmeye başlanmıştır. Bunu görmek ve irdelemek bizim görevimizdir."

"Kuzey Irak'ta kurulan ittifak Türkiye'de acı meyvelerini vermeye daha şimdiden başlamıştır."

"PKK-KADEK'e Kerkük'te resmi bir bina açması için izin verilmiştir."

"Ormanlarla ilgili anayasa değişikliği referanduma gitmek zorundadır. Referandum mekanizmasının haklı kullanıldığı bir yer varsa o da ormanlar konusudur."

"Cumhurbaşkanı'nın ormanlarla ilgili maddeyi 25 yaştan ayırarak referanduma götürme yetkisi vardır."

"TBMM'deki yolsuzluk araştırmasının sulandırılması ve siyaseten kullanma ihtimali çok yüksek. Bunu önlemenin yolu derhal milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasıdır."

Grup toplantısında, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina CHP'ye katıldı. CHP Genel Başkanı Baykal, konuşmasının ilk bölümünü Piriştina'nın partiye katılması konusuna ayırdı. Toplantıda Piriştina da bir konuşma yaptı.
 

CHP Genel Başkanı Baykal'ın partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşma şöyle:
(15 Temmuz 2003)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi içten sevgilerle, saygılarla selamlıyorum. Bu haftaki değerlendirmemize geçmeden önce, Cumhuriyet Halk Partisine katılma kararını alarak, bugün, partimize resmen katılacak olan İzmir Anakent Belediye Başkanı Sayın Ahmet Piriştina’yı buraya çağırıyorum. (Alkışlar)

Sayın Ahmet Piriştina, Parlamentoda, daha sonra İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığında Demokratik Sol Parti mensubu bir siyasetçi olarak görev yapmıştır. Gerek Parlamentodaki çalışmaları gerek Belediye Başkanlığındaki çalışmalarıyla, sosyaldemokrat değerleri, anlayışı, ahlakı yansıtan, koruyan, temsil eden saygın bir siyaset adamı olarak bütün Türkiye’de ilgiyi, dikkati üzerine çekmiştir. İzmir’de, son dönemde çok başarılı çalışmalar yapmıştır. İzmir Körfezinin, bugün, dünya çapındaki şöhretini aşarak, çevre duyarlılıklarına uygun bir noktaya gelmesi, başta Sayın Piriştina olmak üzere, İzmir Büyükşehir Belediyesinin çabalarıyla gerçekleştirilmiştir. İzmirimizi, doğru, çevreye duyarlı, insana duyarlı, topluma duyarlı bir anlayışla başarılı bir şekilde geride bıraktığımız dönemde yönetmiştir. Şimdi, siyaset sorumluluğunu, yeni bir geleceğe doğru yürürken, Cumhuriyet Halk Partisi içinde sürdürme kararını almıştır. Bundan biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak büyük bir mutluluk duyuyoruz ve kendisini içtenlikle Cumhuriyet Halk Partisine hoş geldiniz diyerek kucaklıyoruz, karşılıyoruz. (Alkışlar)

Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu bu bunalımlı ortamda hepimize büyük görevler düşüyor. Sosyaldemokrat anlayışı paylaşan, yansıtan, sosyaldemokrat değerleri önemseyen herkese çok büyük görevler, sorumluluklar düşüyor. Hepimizin başta gelen sorumluluğu, ülkemizi, bugün yönetmekte olan ve ülkemizin geleceğine, toplumumuzun geleceğine en büyük zararları vermeye başladığını gördüğümüz siyaset anlayışından ülkemizi kurtarmaktır. Türkiye’nin kendisini bugünkü iktidar uygulamalarında göremeyen milyonlarca insanı adına, hepimize çok büyük görevler, sorumluluklar düşüyor. Başka gelen görev, sorumluluk, Türkiye’nin sosyaldemokrat siyasal partisinin güçlendirilmesini gerçekleştirmektir. Bunun için hiç kimsenin, kişisel duygularını, kişisel hesaplarını, kaygılarını,Türkiye’nin bu temel sorununun önüne geçirmeye hakkı yoktur. (Alkışlar) Hepimizin önde gelen görevi, kimliklerimizi, kişiliklerimizi, hesaplarımızı, yararlarımızı, çıkarlarımızı aşmak ve bir büyük toplumsal sorumluluk duygusu içinde el ele vermemizi gerektiren neyse onu yapmaktır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu anlayışın partisiyiz. Partimizi, Türkiye’deki bütün sosyaldemokratların, hatta, sosyaldemokrat olma iddiasını bugüne kadar söylememiş olsa da, Türkiye’de dürüst bir yönetimi, laik, demokratik cumhuriyetin sahiplenilmesi gerektiğini, emeğe saygı gösterilmesi gerektiğini düşünen, içinde sosyal duyarlılığın kıpırtısını taşıyan, bugüne kadar sağ partilerin çeşitli görüntüleri içinde savrulmuş olan bütün vatandaşlarımızı da kucaklamanın bizim görevimiz olduğuna inanıyorum. (Alkışlar)

Türkiye’nin bu ortamında, geçmişte ANAP’a oy vermiş, DYP’ye oy vermiş, MHP’ye oy vermiş, DSP’ye oy vermiş, diğer başka partilere oy vermiş vatandaşlarımızın, artık birbirinden kopuk, birbirinden uzak durmaya hakları yoktur. Biz, bu sorumluluk duygusu içindeyiz, o nedenle bütün Türkiye’yi, Türkiye’nin dürüst, namuslu insanlarını kucaklamak istiyoruz. Bu çerçevede, Sayın Ahmet Piriştina, bize çok büyük güç katmıştır. Sayın Piriştina’nın bu davranışının herkese örnek olması gerektiğini düşünüyorum, artık ayrı baş çekmek yoktur, özel hesap yapmak yoktur, ben, falan partinin içindeydim, orada sonuna kadar devam ederim anlayışı yoktur; hepimizin görevi, Türkiye’ye sahip çıkmaktır, Türkiye’nin geleceğine sahip çıkmaktır, Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet Halk Partisine sahip çıkmaktır. (Alkışlar)

Bu duygularla Sayın Piriştina’yı selamlıyorum ve kendisine, yeni bir Cumhuriyet Halk Partili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi içindeki çalışmaları için şimdiden başarılar diliyorum; hoş geldiniz Sayın Piriştina. (Alkışlar)

İZMİR ANAKENT BELEDİYE BAŞKANI AHMET PİRİŞTİNA – Sayın Genel Başkanım, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun değerli milletvekilleri; ilk gençlik yıllarından itibaren siyasete duyarlı oldum, siyasetin hep yakınında, hep çevresinde oldum,  1990’lı yıllardan itibaren de aktif siyaset yapmaya başladım. Bu süreç içinde, Cumhuriyet Halk Partisinin değerli üyeleriyle, değerli yöneticileriyle, her zaman sevgiye dayanan saygın bir ilişkimiz oldu. Bu kez, Atatürk’ün partisinde, demokratik, laik cumhuriyet için, çağdaş bir sosyal demokrasi için aktif siyasette birlikte oluyoruz. Bana, bu güveni gösteren başta Sayın Genel Başkanım Sayın Deniz Baykal olmak üzere, Sayın Genel Sekretere, Cumhuriyet Halk Partisinin değerli yöneticilerine, siz değerli milletvekillerine ve tüm Cumhuriyet Halk Partisi ailesine şükranlarımı sunuyorum. Sizleri mahcup etmeyeceğim, yolumuz açık olsun; hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

CHP GENEL BAŞKANI DENİZ BAYKAL (Devamla) – Bu güzel, mutluluk verici gelişmeyi hep birlikte yaşadık. Şimdi, Türkiyemizin geride bıraktığımız hafta içinde maruz kaldığı gelişmelerle ilgili değerlendirmelerimi sizlere sunmak istiyorum.

Önce, kısa bir süre önce -daha bir saat olmadı- Kuzey Irak’ta Süleymaniye kentinde görev yapmakta olan 11 Türk subay ve astsubayının kaçırılması olayı dolayısıyla yürütülen çalışmaların sonucunu ortaya koyan bildiri yayınlanmıştır. Bu bildiriyi dikkatlerinize sunmak istiyorum. Hepimiz, uzun bir süreden beri bu olayın niçin gerçekleştiğini anlama ihtiyacı içindeydik; niçin böyle bir muamele gerçekleştirilmiştir? Orada meşru bir biçimde görev yapmakta olan, bütün yetkililerin bilgisi içinde orada bulunan Türk Silahlı Kuvvetlerine mensup bir grup subaya, bu işlem niçin yapılmıştır, bunun altında ne yatmaktadır, bunun anlaşılması gerektiğini düşünüyorduk ve bu olayın, yapılan işlemin haklı olup olmadığı konusunda iki müttefik ülkenin, Türkiye ile Amerika Birleşik Devletlerinin, sorumlu yetkililerinin bir araya gelip, ortak bir değerlendirme yapmalarını, bir hüküm vermelerini bekliyorduk. Maalesef, gelen bildiri, bu bekleyişimize cevap vermemiştir. Bu bildiri, yaşanan olay hakkında tavır takınamamıştır ve bu olayın, ancak bundan sonra iki ülkenin ilişkilerini bozmaması konusundaki bir ortak dileği ifade etmekle yetinmiştir. Biz, bir süredir öğrenmek istediklerimizi, maalesef, hâlâ öğrenebilmiş değiliz. O askerler niçin oradan kaçırılmıştır? Kaçırmanın haklı olup olmadığı konusunda Türk ve Amerikan yetkilileri birlikte bir şey söyleyebilmekte midirler? Eğer, kaçırılmayı haklı gösteren bir durum varsa, onu öğrenmek bizim hakkımızdır. Eğer bir yanlışlık yapıldıysa, o yanlışlığın yapıldığını ifade etmek onların görevidir. Maalesef, bu yapılmamıştır, olay sessizce geçiştirilmiştir. Tavır takınılmamıştır, ortada bur suç tespit edilmemiştir, suçlu ifade edilmemiştir, Türkiye’den özür dilenmemiştir; sadece, gelecekte böyle olayların bir daha olmaması için temenni ve iyi niyetli çalışmalar yapılması arzusu ifade edilmiştir; yani, değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin zedelenen onuru telafi edilememiştir, bir hüküm vermekten kaçınılmıştır. Haklı mıydı, değil miydi bir şey söylenmemiştir.

Değerli arkadaşlarım, bir büyük devletin özür dilemesinin çok güç olduğunu biliyorum; ama, bence, bir ülkenin onuru, yapılan yanlışlıklar karşısında özür dilemekten kaçınarak değil, o olaylar karşısında çok net bir şekilde gerekeni yerine getirerek daha iyi korunur. Amerika Birleşik Devletlerinin, kendi ülkesinin onurunu korumak için özür dilemekten kaçınmak istemesi şaşırtıcı olsa da bir gerçektir, karşımızda duruyor; ama, kaçırılmış olan ve başlarına çuval geçirilerek 60 saat tekme tokat sorgulanmış olan insanların, o insanların mensup olduğu Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve Türk Milletinin onuru, maalesef, gözetilmemiştir. Bundan büyük üzüntü duyuyorum. Bunu çok kaşımak istemiyorum; ama, bunu gördüğümüzü ve bunu kabul etmediğimizi ifade ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, aslında, sorun, sadece Süleymaniye’den alınan askerlerimizle ilgili bir sorun olmanın ötesindedir. Orada bir süredir garip işler oluyor. Bu işlerin ne olduğu konusunda Türkiye yeterince bilgilendirilmiyor. Hükümetin, Irak’ta yaşanan olayları yeterince izlediği ve doğru tavırlar takındığı kanısını, ne yazık ki, paylaşmak olanağı yoktur. Bakınız, günlerdir bu kürsüden soruyorum, arkadaşlarım çeşitli vesilelerle sordular, Meclise soru önergeleri verdiler, arkadaşlarım Meclis kürsüsünde ifade ettiler. Ben, Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı olarak soruyorum; Kuzey Irak’ta PKK/KADEK yetkilileriyle Amerikan yetkilileri bir araya gelip görüşüyorlar mı? Bu bir sorudur. Bizim hükümetin bu konudaki bilgisini öğrenmek bizim hakkımızdır. Çok sıkıntılı bir ortamdan geçmeye çalışıyoruz, çok şaşırtıcı olaylar yaşıyoruz. Bu ortamda ben, Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı olarak, Kuzey Irak’ta Amerika ile PKK’nın bir araya gelip, konuşup konuşmadıklarını öğrenmek istiyorum. Çok şey mi istiyorum?!

Değerli arkadaşlarım “ne olur, canım, görüşüyor olabilirler” demek olanağı var mıdır? PKK/KADEK, Amerika’nın terörist listesi içindedir. Amerika Birleşik Devletleri, bugüne kadar hiçbir terörist grubu muhatap alıp, temsilcilerini onlarla bir araya getirmemiştir. Şimdi, PKK ve KADEK bakımından bir istisnai durumla mı karşı karşıyayız? Amerika’nın yetkilileri bu görüşmeleri yapıyorlar mı? Bu görüşmelerde ne konuşuluyor? PKK/KADEK’in bir terör örgütü olduğu konusundaki Amerika Birleşik Devletlerinin kanaati değişmiş midir?

Değerli arkadaşlarım, bu görüşmelerin içeriğinin, amacının ne olduğunun bir an önce ortaya çıkmasına ihtiyaç vardır. Bu, Türkiye’nin geleceği, ülkemizin istikrarı açısından fevkalade önemlidir. Bakınız, birden bire son zamanlarda Güneydoğu’da tekrar terör olayları ortaya çıkmaya başladı; önce, Tunceli Valisine bir saldırı ve iki asker şehit edildi, arkasından dört köylü yurttaşımız kaçırıldı ve katledildi. Bu, son bir haftanın ortaya koyduğu bilançodur. Türkiye, 1984’te Eruh baskınıyla başlayan terör olaylarının, 17 yıllık bir mücadeleyle kontrol altına alabilmişti. Bir iki yıllık nispî sükûnet dönemini yaşadıktan sonra, şimdi, tekrar bizi kaygılandıran bir tabloyla karşı karşıyayız. Bunun altında ne yatıyor? Bunu anlamak bizim sorumluluğumuzdur, bunu önlemek bizim görevimizdir.

Değerli arkadaşlarım, Irak’ta bir şeyler olmaya başladı ve Irak’ta olanlar Türkiye’yi sıkıntıya sokmaya başladı. Bu görüşmeler, Kuzey Irak’ta 5 bin civarında silahlı teröristin bulunduğu bilgisiyle değerlendirilmelidir. Öyle anlaşılıyor ki, Amerika Birleşik Devletleri, Kuzey Irak’tan bu teröristleri çıkarma niyetindedir.

Değerli arkadaşlarım, terör karşısında nasıl tavır takınılması gerektiği, Amerika Birleşik Devletlerinin, özellikle 11 Eylül sonrasındaki söylemleriyle çok netlik kazanmıştır. Terör karşısında çok net tavır takınılması gerektiği, ısrarla, defalarca ifade edilmiştir. Şimdi geldiğimiz noktada terörist olduğunu bildiğimiz gruplarla müzakere yaparak ve onları bu coğrafyayı terk edin, buranın dışına çıkarın deyip, dışarıya göndermeye çalışarak terörle mücadele başarısını gerçekleştirmek olanağı var mıdır? Terör etkisiz kılınır, ihraç edilmez. Kuzey Irak’tan Türkiye’ye terör ihraç ediliyorsa, etkisiz kılınabileceği halde ihraç ediliyorsa, bunu irdelemek bizim görevimiz olmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, maalesef, Kuzey Irak’tan Türkiye’ye terör gelmeye başlamıştır. Çeşitli bilgiler bunu doğruluyor. PKK/KADEK örgütünün çeşitli alt grupları, kendi aralarında iş bölümü yapmaya başlamışlar, bir kısmı Türkiye’ye intikal etmeye başlamıştır. Bununla birlikte Türkiye’de terör olayları da ortaya çıkmaya başlamıştır. Şimdi, bu tablo içinde bizim önümüze pişmanlık yasası olmayan bir pişmanlık yasa tasarısı getiriliyor, eve dönüş yasası.

Değerli arkadaşlarım, bu yasa tasarısı nereden çıkmıştır, kim hazırlamıştır? Bu yasa tasarısı, hangi siyasî teşhisin sonucunda ortaya çıkmaktadır; yani, Türkiye’de geçmişte yaşanmış olan terörün, artık aşıldığı, yeni bir aşamaya gelindiği ve bundan sonra terör olaylarının ortaya çıkmayacağı bir noktaya ulaştık da, bunun şartlarından, gereklerinden, yollarından birisi olarak böyle bir yasal düzenlemenin uygun düştüğü teşhisini, bizim güvenlik uzmanlarımız, yetkililerimiz değerlendirmeler yaparak ortaya koydular da, bu yasayı mı hazırladık,  yoksa  bize, Kuzey Irak’ın terörden temizlenmesi arayışının bir parçası olarak böyle bir yasa siparişi verildi de, biz, bunun mu gereğini yerine getiriyoruz?

Değerli arkadaşlarım, bunların aydınlığa kavuşturulması lazımdır. Bu yasa tasarısı, bölgedeki tabloyu çok ciddî şekilde etkileyebilecek nitelikte bir yasa tasarısı olarak gözüküyor. Öyle anlaşılıyor ki, Amerika Birleşik Devletleri Kuzey Irak’ı boşaltabilmek için, teröriste terörist muamelesi yapmamayı mazur görebilmek için, mazur gösterebilmek için, onlara, güya barışçı bir çıkış yolu teklif edebilmek için, böyle bir yasa düzenlenmesinin uygun düştüğünü değerlendirmiş olabilirler; ama, bu yasa tasarısının işleyeceğini, dağdaki 5 bin teröristin bundan yararlanmak için gelip silahlarını bırakıp, teslim olacağını var saymak ne ölçüde gerçekçi bir değerlendirmedir. Bu ortamda böyle bir düzenleme, Türkiye’de barışın ve güvenliğin kökleştirilmesi açısından ne ölçüde yararlı olacaktır? Bu, biz, size bir çare gösterdik, işte, gidin oraya, kiminiz dağda kalırsınız, kiminiz oraya gidersiniz, teslim olursunuz, dağda kalanlar da uygun gördükleri gibi davranırlar anlayışını, terörle mücadele anlayışıyla bağdaştırmak olanağı var mıdır?!

Değerli arkadaşlarım, bunları hep birlikte değerlendirmeliyiz ve bunlara karşı çok tutarlı bir tavrı hep birlikte geliştirmeliyiz. Bizim hükümetin, bu konulara nasıl baktığını doğrusu anlayabilmiş değilim. Bu konudaki duyarlılıklarına teşhis koyabilmiş değilim. Bu konuların sahipsiz bir biçimde şekillenmek olduğunu üzüntüyle görüyorum. Kuzey Irak’taki gelişmelerin, Türkiye’yi önümüzdeki dönemde çok daha büyük sıkıntılarla karşı karşıya bırakmasından kaygı duyuyorum. Bu duyarlılığı değerlendirecek bir anlayışın, iktidarda bir an önce kendisini göstermesinin zorunlu olduğuna inanıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu konu bizi çok meşgul edecek. Burada tarihe not düşüyorum, Kuzey Irak’ta yaşanan olayların, Türkiye’ye olumsuz yansımalarının ortaya çıkmaya başladığına hepinizin dikkatini çekmek istiyorum. PKK/KADEK’in, Kerkük’te resmî büro açmasına izin verilmiştir. Kuzey Irak’ta kurulan ittifak, acı meyvelerini Türkiye’de vermeye daha şimdiden başlamıştır. Değerli arkadaşlarım, önümüzdeki günlerde bunu çok konuşma fırsatını bulacağız; ama, tehlikeli bir gidişin ilk aşamalarında olduğumuzu tekrar dikkatinize sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de ekonomide izlenen politikaların, ülke içinde sıkıntıları artırmaya devam ettiğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Maalesef, Türkiye’de ekonomik bunalımın yükünü geniş toplum kesimleri taşımaya devam ediyorlar. Çiftçilerimiz, doğrudan gelir desteği haklarını dahi, geçen yıla dönük olarak tam tahsil edebilmiş değillerdir; yani, 2002 yılı ile ilgili çiftçilerin doğrudan gelir desteği hakları onlara verilmemiştir. Öte yandan, işçilerimiz, sıfır zamla başlayan bir toplusözleşme süreci içindedir. Memurlara yüzde 9’luk bir maaş artışının verileceği görülmüştür. Bu yüzde 9’un, 2003 yılının ilk yarısında memurların maruz kaldığı gelir kaybını bile doğru dürüst telafi etmeye yetmediğini hepimiz rakamlarıyla biliyoruz. Böylesine bir sıkıntılı ortamın içinden geçiyoruz. Emeklilerin acısı, sıkıntısı olağanüstü artmıştır. Türkiye, böyle bir güç dönemden geçiyor; hepimiz, bu tablonun şikâyetlerini birbirimize aktarıyoruz; fakat, son haftalarda ortaya çıkan gelişmeler, o kadar karamsar olmamızın zorunlu olmadığını bize göstermeye başladı; yani, bir ara,kendi kendime sormaya başladım, haksızlık mı yapıyoruz iktidara, gereksiz yere mi bu şikâyetleri bu kadar çok fazla dile getiriyoruz diye kendi kendime sormaya başladım. Yani, işsizlik artıyor, genç işsizliği artıyor, eğitimli işsizliği artıyor, şikâyetlerini, her hafta burada dile getiriyoruz; ama, son hafta içinde gördük ki, durum o kadar da karamsar değil. Mesela, 26 yaşında bir gencimiz, pekâlâ, 1,5 trilyonluk bir gemi sahibi olabiliyor. Müteşebbis bir genç, teşebbüsünün gereklerini yerine getirerek, kendisine çok önemli bir iş alanı yaratabiliyor, büyük kazanç temin edebiliyor ve Türkiye’nin ekonomik sıkıntısı, ekonomik bunalımıyla ilgili yapılan değerlendirmeler, belki o kadar da doğru değil; yani, bu karamsar değerlendirmelerin dışında kalan değerli insanlar da var. 24 yaşında bir genç, bir gemiyi, bir kısmı kendi parası, bir kısmı kredi olmak üzere, yurt dışından alıyor, çok kârlı bir hatta çalıştırmaya başlıyor ve Türk ekonomisine, Türk turizmine çok ciddî katkılar verebiliyor. Bu örnekleri görünce, insan, geleceğe yönelik umutsuzluğunun, biraz da belki haksız olduğunu, Türkiye’de işini yoluna koymasını bilen insanların da var olabileceğini, başarılı iş adamlarının da gençlerimizin arasından çıkmakta olduğunu görüyor. O nedenle haksızlık yapmayalım, bakın, bir delikanlı, fevkalade başarılı bir girişim yapmıştır ve bugün, 1,5 trilyonluk bir gemiyi, Akdeniz’de başarılı bir şekilde işletmektedir, çalışmaktadır.

Bu, gayet güzel. Olayı biraz inceledim, aldığı geminin adı “Derindeniz” Yani, hepsi iyi de, buna itirazım var. Bence, bu geminin adı “derindeniz” olmamalı, bu geminin adı “derin Tayyip” olmalı. (Alkışlar) Çünkü, yani, o, ekmeği denizden yiyoruz diye, belki “derindeniz” demiştir; ama, bence, Derin Tayyip demelidir; çünkü, Tayyip Bey olmasaydı, Peder Bey bakan olabilir miydi? Peder Bey bakan olmasaydı, Mahdum Bey, o geminin sahibi olabilir miydi?! Hakbilir olmak lazım, kadirşinas olmak lazım, hayrın nereden geldiğini bilmek lazım, kime teşekkür edileceğini bilmek lazım; “derindeniz” değil “derin Tayyip” diye o geminin adını koymak lazım. (Alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bir de Kıbrıs Türk Hava Yolları Yönetim Kurulunda bir olay yaşandı, onu da hayretle karşıladım; yani, içinde bulunduğumuz ortaya uygun fevkalade uygun bir atama, bir yanlışlık neresinde bunun, doğrusu görmek mümkün değil. Kuzey Kıbrıs Türk Hava Yollarının Yönetim Kurulu Başkanlığına birisini atamışlar, adamın 65 dosyası varmış. Olabilir, olabilir; yani, görmedik mi?! Yani, Başbakanın, bakanların, milletvekillerinin dosyası yok mu?! 42 dosya, Mecliste, işte şurada duruyor. 42 dosya burada duruyor da; yani, Türk Hava Yollarının Yönetim Kurulu Başkanlığına gelecek bir insanın dosyası varmış, yokmuş bunun lafı olur mu?! Yani, dosyası olan Başbakan olabiliyor, dosyası olan bakan olabiliyor, dosyası olan milletvekili olabiliyor, dosyası olan Kuzey Kıbrıs Türk Hava Yollarına Yönetim Kuruluna üye olamıyor, haksızlıktır bence, yanlışlıktır; yani, onun da olması lazımdır. Bunu, oralardan tutmanın falan hiçbir meseleyi halledecek tarafı yoktur. Bu dönem böyle bir dönemdir. Gemisini yürüten kaptandır ve basın, çıkıp bunu söylemese, bu arkadaşımız da oradadır. Basın söylediği halde, biz söylediğimiz halde, pek çok kişi, bugün, devlet yönetiminin kilit noktalarında görev yapmaktadırlar. Bunda şaşılacak bir şey yok. Bunu da, o, arkadaşımız adına bir haksızlık olarak görüyorum. Eğer, dosyanın olması bir nakise ise, dosyanın olması kamu yönetimiyle bağdaşmıyorsa, bunu, niye sadece Kuzey Kıbrıs Türk Hava Yolları için düşünülüyor? Kuzey Kıbrıs Türk Hava Yolları için düşünülüyorsa, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti için de düşünülsün, Türkiye Büyük Millet Meclisi için de düşünülsün.

Değerli arkadaşlarım, bu “yolsuzluk” sözünün çok konuşulduğu bir ortamdayız. Yolsuzlukla ilgili Mecliste çalışmalar yapılıyor. Bu çalışmalara yönelik iki tehlike görüyorum. Bunlardan birisi sulandırma tehlikesidir. Bu çalışmaların sulandırılması ihtimali çok yüksek gözüküyor; bundan kaygı duyuyorum. Bu, fevkalade ciddî konunun, çok önemli konunun dejenere edilmesi, çığırından çıkarılması ve Türkiye için yaşamsal önemi olan bu konunun gereğinin yapılamaması gibi bir sonuçla bizi karşı karşıya bırakabilir. Bu sulandırma tehlikesi çok önemlidir.

İkincisi, siyaseten kullanma çabası. Yolsuzlukları siyaseten kullanma çabasını görüyorum. Buna karşı da çok dikkatli olmak lazımdır. Bunları önlemenin yolu çok açıktır, yapılması gereken şey çok nettir; derhal dokunulmazlıkları kaldıracaksınız, derhal dokunulmazlıkları kaldırınız, bakanların yargılanması için gereken düzenlemeyi derhal getiriniz. Hepsi boştur, ondan söylenen sözlerin hiçbir anlamı, hiçbir değeri yoktur; yapılması gereken iş, derhal, bir an önce milletvekili dokunulmazlıklarını kaldırmaktır. Bunları kaldırmadan, bu konuların soruşturulması için gerekli yolları, yöntemleri açmadan, bu konuları sürekli tartışma konusu yapmak, bir yolsuzluk istismarı yapmak anlamına gelir ki, fevkalade tehlikelidir. Yolsuzluklar, Türkiye için çok önemlidir, onun gereğinin mutlaka hızla, bir an önce yapılmasına ihtiyaç vardır.

Değerli arkadaşlarım, öyle anlaşılıyor ki, bu hükümet, önümüzdeki günlerde ormanlarla ilgili anayasal düzenlemeyi Parlamentoya getirecektir. Bir deneme daha yapacaktır ve Başbakan, gittiği her yerde, bu konuda destek talebinde bulunmaktadır ve konunun referanduma gidebileceğini görmekte ve referandumdan destek istemeye başlamış durumdadır. Önce bir defa, şunun altını hep birlikte çizmemiz gerekiyor: Bu Anayasa değişikliği, bir ayağıyla ormanlarla ilgilidir, öte yanıyla milletvekili seçilme yaşının düşürülmesiyle ilgilidir, milletvekili seçilme yaşını 25 yaşa düşüren bir düzenlemeyle birlikte getirilmiştir. Bu ikisinin birlikte ele alınmış olması, bu iktidarın ne seçilme yaşını düşürme konusunda ne ormanlar konusunda samimi olmadığının bir ifadesidir. Eğer, milletvekili yaşının düşürülmesi konusunu önemsiyorlarsa, yapmaları gereken şey bunu ayrıca getirmektir ve bunu tek başına Parlamentoda, bir anayasa değişikliğiyle gerçekleştirmeye çalışmaktır. Hayır, bunu öbürüne bağlayarak yapmaya çalışıyorlar; ama, bunun başarılı olamayacağı da ortadadır. Eğer, bu konu, referanduma giderse ki, gitmek zorundadır, ormanlarla ilgili bir yasal değişikliği sadece Parlamento düzeyinde noktalamak mümkün değildir. Eğer, anayasal sistemimizde referandum mekanizmasının haklı bir tek kullanılacağı yer varsa, o yer, mutlaka ormanlarla ilgili bir Anayasa değişikliği tasarısının referanduma götürülmesi şeklinde kullanılmalıdır ve umuyorum öyle kullanılacaktır ve tek başına, sadece ormanlarla ilgili Anayasa değişikliği referanduma götürülecektir, götürülmelidir, 18 yaş ile ilgili konunun Parlamentodan geçmesi halinde, tek başına yayımlanmasının önünde hiçbir engel olmaz, Sayın Cumhurbaşkanının uygun gördüğü takdirde, Meclisten geçecek Anayasa değişikliklerinden uygun gördüğünü doğrudan yürürlüğe sokma hakkı vardır. Sayın Cumhurbaşkanı, bu hakkını, herhalde, 18 yaşla ilgili olarak kullanacaktır. Referandum gerekiyorsa, 21 yaşla ilgili olarak, referandumu da, mutlaka ormanla ilgili olarak değerlendirmek zorundayız.

Değerli arkadaşlarım, AKP yöneticilerinin pek farkında olmadığı anlaşılan bir noktaya daha, bu çerçevede dikkati çekmek istiyorum. Bir Anayasa değişikliği ikinci kez Mecliste ele alınınca, o Anayasa değişikliğinin Cumhurbaşkanının önüne gelebilmesi için, mutlaka, en az üçte iki oy alması zorunluluğu vardır; yani, üçte iki ile beşte üç arasında oy alacak bir Anayasa değişikliği, ikinci bir Anayasa değişikliği ise, o anda düşer ve Cumhurbaşkanının önüne gitme şansını kaybeder. Ormanlarla ve seçilme yaşının düşürülmesiyle ilgili Anayasa değişikliğinin Cumhurbaşkanının önüne gelebilmesi için mutlaka üçte ikilik bir oyu almasına ihtiyaç vardır. Yani, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin, bu Anayasa değişikliğinin referanduma gitmesini önleyecek bir katkı vermelerine Anayasal olanak yoktur. Bu konuda karar, münhasıran Sayın Cumhurbaşkanının elindedir. Sayın Cumhurbaşkanı, eğer üçte iki, Anayasamıza göre Mecliste bulunursa, önüne gelecek olan Anayasa değişiklikleri konusunda özgürce değerlendirmesini yapacaktır, uygun gördüğünü onaylayacaktır, uygun görmediğini doğrudan kendisi referanduma sunacaktır ve referanduma, her ikisinin gitme zorunluluğu da yoktur, sadece biri referanduma gidebilir, Cumhurbaşkanının önüne bu kanunun gelebilmesi için de, mutlaka üçte iki oyu almasına ihtiyaç vardır.

Değerli arkadaşlarım, muhtemelen, eğer bu anlayış böyle devam ederse, bu yılın sonuna doğru Türkiye, bir referandum çalışması içine girecektir. Ormanların, rant peşinde elden çıkarılmasını öngören bir yasal düzenlemenin, yurttaşlarımız, vatandaşlarımız tarafından benimsenip benimsenmediğini hep birlikte görme fırsatını elde edeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, böyle bir görevin önümüze gelmesi halinde, üzerimize düşeni en iyi şekilde yapacağız. Referandum için geçmesi gereken 120 günlük süreyi, bütün Anadolu’yu tarayarak, gerçekleri anlatarak hep birlikte değerlendireceğiz. O nedenle önümüzdeki siyasal çalışmaları planlarken, bunu da dikkate almamız gerektiğini düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin önünde duran pek çok konu var. Bu konuların bir kısmı bizi ülke olarak büyük sıkıntılarla karşı karşıya bırakabilir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu gelişmeleri dikkatle izlemeye çalışıyoruz. Toplumumuzda bir büyük genel seçimden kısa bir süre sonra çok büyük bir umutsuzluğun ortaya çıkmaya başladığını görüyorum. Geniş halk kesimleri, bu iktidardan beklediklerini bulamamışlardır. Kendilerini dışlanmış hissetmektedirler. Bu iktidarın kapsamı alanı dışında olduğunu, milyonlarca insan düşünmeye başlamıştır. Çiftçiler bu kesimin içindedir, esnaf bu kesimin içindedir, emekliler bu kesimin içindedir, memurlar, işçiler hepsi huzursuz, hepsi bekleyişlerine cevap bulamamış olmanın tedirginliği ve rahatsızlığı içindedirler. Bu ortamda, Türkiye’nin toplumsal dokusunun, Anayasal sisteminin, temel kurumlarıyla, kuruluşlarıyla uyum ve işbirliği içinde bulunmaya özen göstermesi, bir büyük öncelik taşımaktadır. İktidarın, bu konuda gereken dikkati göstermekten uzak olduğunu üzüntüyle görüyorum. Teker teker toplumumuzun ve Anayasal düzenimizin temel kuruluşlarıyla gergin ilişkiler içine girme konusunda çok fütursuz davranmakta olduklarını üzüntüyle görüyorum. Türkiye’nin huzura ihtiyacı var, uyuma ihtiyacı var, Türkiye’nin sorunlarının çözülmesi için uygun bir ortamın ayakta tutulmasına ihtiyaç var. İktidar, bu konuda büyük sorumluluk içindedir. Dış sorunların Türkiye’yi tehlikeli biçimde kuşattığı bir ortamda, bu eksikliğin öneminin her geçen gün daha çok artmakta olduğunu, artacağına inanıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de, artık temel mutabakatı tartışmanın, zorlamanın ve değiştirmeye çalışmanın anlamı kalmamıştır. Türkiye laik, demokratik bir cumhuriyettir; anayasal düzeni içinde daha demokratik bir toplum olma doğrultusunda sürekli gelişmesini sürdürecektir. Geriye doğru dönüş arayışlarının hiçbir bir biçimde Türkiye’nin gündeminde yer alması kabul edilemez. İktidarların, Türkiye’nin bu temel dengesini sarsmaya değil, onları pekiştirmeye ve geliştirmeye çalışmaları görevleridir; ama, iktidarda bu anlayışı göremediğimizi ifade etmeliyim.

Değerli arkadaşlarım, kritik bir sonbahara doğru gidiyoruz. Bu sonbahar, ekonomi için, Türkiye’de barış ve istikrar için, Anayasal düzenimiz için ne gibi gelişmeler ortaya koyacak hepimiz, dikkatle bunları izliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, bir büyük görev duygusu içinde çalışmalarımızı bundan sonra da sürdüreceğiz. Önümüzdeki yerel seçimlere en başarılı şekilde hazırlanmak öncelikli görevimizdir. Bu doğrultuda çalışmalarımızı hızla sürdürüyoruz. Önümüzdeki dönemde, muhtemel bir referandum karşısında, bir yerel seçim karşısında, Cumhuriyet Halk Partisi başarılı görev yapmanın hazırlığını tamamlamış durumdadır. Bunları umutla ve iddia ile sonuçlandırmaya gayret edeceğiz. Milletvekili arkadaşlarımı da, Parlamentodaki bu yaz çalışmalarında, bu anlayışı yansıtan doğrultuda gayret göstermeye bir kez daha çağırıyorum ve hepinize başarılar diliyorum; sevgiler, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
 


(1 AĞUSTOS 2003)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2003 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.