CHP Genel Başkanı Baykal'ın partisinin
TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşma şöyle:
(15 Temmuz 2003)
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi içten sevgilerle, saygılarla
selamlıyorum. Bu haftaki değerlendirmemize geçmeden önce, Cumhuriyet Halk
Partisine katılma kararını alarak, bugün, partimize resmen katılacak olan
İzmir Anakent Belediye Başkanı Sayın Ahmet Piriştina’yı buraya çağırıyorum.
(Alkışlar)
Sayın Ahmet Piriştina, Parlamentoda, daha sonra İzmir Büyükşehir Belediye
Başkanlığında Demokratik Sol Parti mensubu bir siyasetçi olarak görev yapmıştır.
Gerek Parlamentodaki çalışmaları gerek Belediye Başkanlığındaki çalışmalarıyla,
sosyaldemokrat değerleri, anlayışı, ahlakı yansıtan, koruyan, temsil eden
saygın bir siyaset adamı olarak bütün Türkiye’de ilgiyi, dikkati üzerine
çekmiştir. İzmir’de, son dönemde çok başarılı çalışmalar yapmıştır. İzmir
Körfezinin, bugün, dünya çapındaki şöhretini aşarak, çevre duyarlılıklarına
uygun bir noktaya gelmesi, başta Sayın Piriştina olmak üzere, İzmir Büyükşehir
Belediyesinin çabalarıyla gerçekleştirilmiştir. İzmirimizi, doğru, çevreye
duyarlı, insana duyarlı, topluma duyarlı bir anlayışla başarılı bir şekilde
geride bıraktığımız dönemde yönetmiştir. Şimdi, siyaset sorumluluğunu,
yeni bir geleceğe doğru yürürken, Cumhuriyet Halk Partisi içinde sürdürme
kararını almıştır. Bundan biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak büyük bir
mutluluk duyuyoruz ve kendisini içtenlikle Cumhuriyet Halk Partisine hoş
geldiniz diyerek kucaklıyoruz, karşılıyoruz. (Alkışlar)
Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu bu bunalımlı ortamda hepimize büyük
görevler düşüyor. Sosyaldemokrat anlayışı paylaşan, yansıtan, sosyaldemokrat
değerleri önemseyen herkese çok büyük görevler, sorumluluklar düşüyor.
Hepimizin başta gelen sorumluluğu, ülkemizi, bugün yönetmekte olan ve ülkemizin
geleceğine, toplumumuzun geleceğine en büyük zararları vermeye başladığını
gördüğümüz siyaset anlayışından ülkemizi kurtarmaktır. Türkiye’nin kendisini
bugünkü iktidar uygulamalarında göremeyen milyonlarca insanı adına, hepimize
çok büyük görevler, sorumluluklar düşüyor. Başka gelen görev, sorumluluk,
Türkiye’nin sosyaldemokrat siyasal partisinin güçlendirilmesini gerçekleştirmektir.
Bunun için hiç kimsenin, kişisel duygularını, kişisel hesaplarını, kaygılarını,Türkiye’nin
bu temel sorununun önüne geçirmeye hakkı yoktur. (Alkışlar) Hepimizin önde
gelen görevi, kimliklerimizi, kişiliklerimizi, hesaplarımızı, yararlarımızı,
çıkarlarımızı aşmak ve bir büyük toplumsal sorumluluk duygusu içinde el
ele vermemizi gerektiren neyse onu yapmaktır. Biz Cumhuriyet Halk Partisi
olarak bu anlayışın partisiyiz. Partimizi, Türkiye’deki bütün sosyaldemokratların,
hatta, sosyaldemokrat olma iddiasını bugüne kadar söylememiş olsa da, Türkiye’de
dürüst bir yönetimi, laik, demokratik cumhuriyetin sahiplenilmesi gerektiğini,
emeğe saygı gösterilmesi gerektiğini düşünen, içinde sosyal duyarlılığın
kıpırtısını taşıyan, bugüne kadar sağ partilerin çeşitli görüntüleri içinde
savrulmuş olan bütün vatandaşlarımızı da kucaklamanın bizim görevimiz olduğuna
inanıyorum. (Alkışlar)
Türkiye’nin bu ortamında, geçmişte ANAP’a oy vermiş, DYP’ye oy vermiş,
MHP’ye oy vermiş, DSP’ye oy vermiş, diğer başka partilere oy vermiş vatandaşlarımızın,
artık birbirinden kopuk, birbirinden uzak durmaya hakları yoktur. Biz,
bu sorumluluk duygusu içindeyiz, o nedenle bütün Türkiye’yi, Türkiye’nin
dürüst, namuslu insanlarını kucaklamak istiyoruz. Bu çerçevede, Sayın Ahmet
Piriştina, bize çok büyük güç katmıştır. Sayın Piriştina’nın bu davranışının
herkese örnek olması gerektiğini düşünüyorum, artık ayrı baş çekmek yoktur,
özel hesap yapmak yoktur, ben, falan partinin içindeydim, orada sonuna
kadar devam ederim anlayışı yoktur; hepimizin görevi, Türkiye’ye sahip
çıkmaktır, Türkiye’nin geleceğine sahip çıkmaktır, Mustafa Kemal Atatürk’ün
Cumhuriyet Halk Partisine sahip çıkmaktır. (Alkışlar)
Bu duygularla Sayın Piriştina’yı selamlıyorum ve kendisine, yeni bir
Cumhuriyet Halk Partili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi içindeki çalışmaları
için şimdiden başarılar diliyorum; hoş geldiniz Sayın Piriştina. (Alkışlar)
İZMİR ANAKENT BELEDİYE BAŞKANI AHMET PİRİŞTİNA – Sayın Genel
Başkanım, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun değerli milletvekilleri; ilk
gençlik yıllarından itibaren siyasete duyarlı oldum, siyasetin hep yakınında,
hep çevresinde oldum, 1990’lı yıllardan itibaren de aktif siyaset
yapmaya başladım. Bu süreç içinde, Cumhuriyet Halk Partisinin değerli üyeleriyle,
değerli yöneticileriyle, her zaman sevgiye dayanan saygın bir ilişkimiz
oldu. Bu kez, Atatürk’ün partisinde, demokratik, laik cumhuriyet için,
çağdaş bir sosyal demokrasi için aktif siyasette birlikte oluyoruz. Bana,
bu güveni gösteren başta Sayın Genel Başkanım Sayın Deniz Baykal olmak
üzere, Sayın Genel Sekretere, Cumhuriyet Halk Partisinin değerli yöneticilerine,
siz değerli milletvekillerine ve tüm Cumhuriyet Halk Partisi ailesine şükranlarımı
sunuyorum. Sizleri mahcup etmeyeceğim, yolumuz açık olsun; hepinizi saygıyla
selamlıyorum. (Alkışlar)
CHP GENEL BAŞKANI DENİZ BAYKAL (Devamla) – Bu güzel, mutluluk
verici gelişmeyi hep birlikte yaşadık. Şimdi, Türkiyemizin geride bıraktığımız
hafta içinde maruz kaldığı gelişmelerle ilgili değerlendirmelerimi sizlere
sunmak istiyorum.
Önce, kısa bir süre önce -daha bir saat olmadı- Kuzey Irak’ta Süleymaniye
kentinde görev yapmakta olan 11 Türk subay ve astsubayının kaçırılması
olayı dolayısıyla yürütülen çalışmaların sonucunu ortaya koyan bildiri
yayınlanmıştır. Bu bildiriyi dikkatlerinize sunmak istiyorum. Hepimiz,
uzun bir süreden beri bu olayın niçin gerçekleştiğini anlama ihtiyacı içindeydik;
niçin böyle bir muamele gerçekleştirilmiştir? Orada meşru bir biçimde görev
yapmakta olan, bütün yetkililerin bilgisi içinde orada bulunan Türk Silahlı
Kuvvetlerine mensup bir grup subaya, bu işlem niçin yapılmıştır, bunun
altında ne yatmaktadır, bunun anlaşılması gerektiğini düşünüyorduk ve bu
olayın, yapılan işlemin haklı olup olmadığı konusunda iki müttefik ülkenin,
Türkiye ile Amerika Birleşik Devletlerinin, sorumlu yetkililerinin bir
araya gelip, ortak bir değerlendirme yapmalarını, bir hüküm vermelerini
bekliyorduk. Maalesef, gelen bildiri, bu bekleyişimize cevap vermemiştir.
Bu bildiri, yaşanan olay hakkında tavır takınamamıştır ve bu olayın, ancak
bundan sonra iki ülkenin ilişkilerini bozmaması konusundaki bir ortak dileği
ifade etmekle yetinmiştir. Biz, bir süredir öğrenmek istediklerimizi, maalesef,
hâlâ öğrenebilmiş değiliz. O askerler niçin oradan kaçırılmıştır? Kaçırmanın
haklı olup olmadığı konusunda Türk ve Amerikan yetkilileri birlikte bir
şey söyleyebilmekte midirler? Eğer, kaçırılmayı haklı gösteren bir durum
varsa, onu öğrenmek bizim hakkımızdır. Eğer bir yanlışlık yapıldıysa, o
yanlışlığın yapıldığını ifade etmek onların görevidir. Maalesef, bu yapılmamıştır,
olay sessizce geçiştirilmiştir. Tavır takınılmamıştır, ortada bur suç tespit
edilmemiştir, suçlu ifade edilmemiştir, Türkiye’den özür dilenmemiştir;
sadece, gelecekte böyle olayların bir daha olmaması için temenni ve iyi
niyetli çalışmalar yapılması arzusu ifade edilmiştir; yani, değerli arkadaşlarım,
Türkiye’nin zedelenen onuru telafi edilememiştir, bir hüküm vermekten kaçınılmıştır.
Haklı mıydı, değil miydi bir şey söylenmemiştir.
Değerli arkadaşlarım, bir büyük devletin özür dilemesinin çok güç olduğunu
biliyorum; ama, bence, bir ülkenin onuru, yapılan yanlışlıklar karşısında
özür dilemekten kaçınarak değil, o olaylar karşısında çok net bir şekilde
gerekeni yerine getirerek daha iyi korunur. Amerika Birleşik Devletlerinin,
kendi ülkesinin onurunu korumak için özür dilemekten kaçınmak istemesi
şaşırtıcı olsa da bir gerçektir, karşımızda duruyor; ama, kaçırılmış olan
ve başlarına çuval geçirilerek 60 saat tekme tokat sorgulanmış olan insanların,
o insanların mensup olduğu Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve Türk Milletinin
onuru, maalesef, gözetilmemiştir. Bundan büyük üzüntü duyuyorum. Bunu çok
kaşımak istemiyorum; ama, bunu gördüğümüzü ve bunu kabul etmediğimizi ifade
ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, aslında, sorun, sadece Süleymaniye’den alınan
askerlerimizle ilgili bir sorun olmanın ötesindedir. Orada bir süredir
garip işler oluyor. Bu işlerin ne olduğu konusunda Türkiye yeterince bilgilendirilmiyor.
Hükümetin, Irak’ta yaşanan olayları yeterince izlediği ve doğru tavırlar
takındığı kanısını, ne yazık ki, paylaşmak olanağı yoktur. Bakınız, günlerdir
bu kürsüden soruyorum, arkadaşlarım çeşitli vesilelerle sordular, Meclise
soru önergeleri verdiler, arkadaşlarım Meclis kürsüsünde ifade ettiler.
Ben, Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı olarak soruyorum; Kuzey Irak’ta
PKK/KADEK yetkilileriyle Amerikan yetkilileri bir araya gelip görüşüyorlar
mı? Bu bir sorudur. Bizim hükümetin bu konudaki bilgisini öğrenmek bizim
hakkımızdır. Çok sıkıntılı bir ortamdan geçmeye çalışıyoruz, çok şaşırtıcı
olaylar yaşıyoruz. Bu ortamda ben, Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı
olarak, Kuzey Irak’ta Amerika ile PKK’nın bir araya gelip, konuşup konuşmadıklarını
öğrenmek istiyorum. Çok şey mi istiyorum?!
Değerli arkadaşlarım “ne olur, canım, görüşüyor olabilirler” demek olanağı
var mıdır? PKK/KADEK, Amerika’nın terörist listesi içindedir. Amerika Birleşik
Devletleri, bugüne kadar hiçbir terörist grubu muhatap alıp, temsilcilerini
onlarla bir araya getirmemiştir. Şimdi, PKK ve KADEK bakımından bir istisnai
durumla mı karşı karşıyayız? Amerika’nın yetkilileri bu görüşmeleri yapıyorlar
mı? Bu görüşmelerde ne konuşuluyor? PKK/KADEK’in bir terör örgütü olduğu
konusundaki Amerika Birleşik Devletlerinin kanaati değişmiş midir?
Değerli arkadaşlarım, bu görüşmelerin içeriğinin, amacının ne olduğunun
bir an önce ortaya çıkmasına ihtiyaç vardır. Bu, Türkiye’nin geleceği,
ülkemizin istikrarı açısından fevkalade önemlidir. Bakınız, birden bire
son zamanlarda Güneydoğu’da tekrar terör olayları ortaya çıkmaya başladı;
önce, Tunceli Valisine bir saldırı ve iki asker şehit edildi, arkasından
dört köylü yurttaşımız kaçırıldı ve katledildi. Bu, son bir haftanın ortaya
koyduğu bilançodur. Türkiye, 1984’te Eruh baskınıyla başlayan terör olaylarının,
17 yıllık bir mücadeleyle kontrol altına alabilmişti. Bir iki yıllık nispî
sükûnet dönemini yaşadıktan sonra, şimdi, tekrar bizi kaygılandıran bir
tabloyla karşı karşıyayız. Bunun altında ne yatıyor? Bunu anlamak bizim
sorumluluğumuzdur, bunu önlemek bizim görevimizdir.
Değerli arkadaşlarım, Irak’ta bir şeyler olmaya başladı ve Irak’ta olanlar
Türkiye’yi sıkıntıya sokmaya başladı. Bu görüşmeler, Kuzey Irak’ta 5 bin
civarında silahlı teröristin bulunduğu bilgisiyle değerlendirilmelidir.
Öyle anlaşılıyor ki, Amerika Birleşik Devletleri, Kuzey Irak’tan bu teröristleri
çıkarma niyetindedir.
Değerli arkadaşlarım, terör karşısında nasıl tavır takınılması gerektiği,
Amerika Birleşik Devletlerinin, özellikle 11 Eylül sonrasındaki söylemleriyle
çok netlik kazanmıştır. Terör karşısında çok net tavır takınılması gerektiği,
ısrarla, defalarca ifade edilmiştir. Şimdi geldiğimiz noktada terörist
olduğunu bildiğimiz gruplarla müzakere yaparak ve onları bu coğrafyayı
terk edin, buranın dışına çıkarın deyip, dışarıya göndermeye çalışarak
terörle mücadele başarısını gerçekleştirmek olanağı var mıdır? Terör etkisiz
kılınır, ihraç edilmez. Kuzey Irak’tan Türkiye’ye terör ihraç ediliyorsa,
etkisiz kılınabileceği halde ihraç ediliyorsa, bunu irdelemek bizim görevimiz
olmalıdır.
Değerli arkadaşlarım, maalesef, Kuzey Irak’tan Türkiye’ye terör gelmeye
başlamıştır. Çeşitli bilgiler bunu doğruluyor. PKK/KADEK örgütünün çeşitli
alt grupları, kendi aralarında iş bölümü yapmaya başlamışlar, bir kısmı
Türkiye’ye intikal etmeye başlamıştır. Bununla birlikte Türkiye’de terör
olayları da ortaya çıkmaya başlamıştır. Şimdi, bu tablo içinde bizim önümüze
pişmanlık yasası olmayan bir pişmanlık yasa tasarısı getiriliyor, eve dönüş
yasası.
Değerli arkadaşlarım, bu yasa tasarısı nereden çıkmıştır, kim hazırlamıştır?
Bu yasa tasarısı, hangi siyasî teşhisin sonucunda ortaya çıkmaktadır; yani,
Türkiye’de geçmişte yaşanmış olan terörün, artık aşıldığı, yeni bir aşamaya
gelindiği ve bundan sonra terör olaylarının ortaya çıkmayacağı bir noktaya
ulaştık da, bunun şartlarından, gereklerinden, yollarından birisi olarak
böyle bir yasal düzenlemenin uygun düştüğü teşhisini, bizim güvenlik uzmanlarımız,
yetkililerimiz değerlendirmeler yaparak ortaya koydular da, bu yasayı mı
hazırladık, yoksa bize, Kuzey Irak’ın terörden temizlenmesi
arayışının bir parçası olarak böyle bir yasa siparişi verildi de, biz,
bunun mu gereğini yerine getiriyoruz?
Değerli arkadaşlarım, bunların aydınlığa kavuşturulması lazımdır. Bu
yasa tasarısı, bölgedeki tabloyu çok ciddî şekilde etkileyebilecek nitelikte
bir yasa tasarısı olarak gözüküyor. Öyle anlaşılıyor ki, Amerika Birleşik
Devletleri Kuzey Irak’ı boşaltabilmek için, teröriste terörist muamelesi
yapmamayı mazur görebilmek için, mazur gösterebilmek için, onlara, güya
barışçı bir çıkış yolu teklif edebilmek için, böyle bir yasa düzenlenmesinin
uygun düştüğünü değerlendirmiş olabilirler; ama, bu yasa tasarısının işleyeceğini,
dağdaki 5 bin teröristin bundan yararlanmak için gelip silahlarını bırakıp,
teslim olacağını var saymak ne ölçüde gerçekçi bir değerlendirmedir. Bu
ortamda böyle bir düzenleme, Türkiye’de barışın ve güvenliğin kökleştirilmesi
açısından ne ölçüde yararlı olacaktır? Bu, biz, size bir çare gösterdik,
işte, gidin oraya, kiminiz dağda kalırsınız, kiminiz oraya gidersiniz,
teslim olursunuz, dağda kalanlar da uygun gördükleri gibi davranırlar anlayışını,
terörle mücadele anlayışıyla bağdaştırmak olanağı var mıdır?!
Değerli arkadaşlarım, bunları hep birlikte değerlendirmeliyiz ve bunlara
karşı çok tutarlı bir tavrı hep birlikte geliştirmeliyiz. Bizim hükümetin,
bu konulara nasıl baktığını doğrusu anlayabilmiş değilim. Bu konudaki duyarlılıklarına
teşhis koyabilmiş değilim. Bu konuların sahipsiz bir biçimde şekillenmek
olduğunu üzüntüyle görüyorum. Kuzey Irak’taki gelişmelerin, Türkiye’yi
önümüzdeki dönemde çok daha büyük sıkıntılarla karşı karşıya bırakmasından
kaygı duyuyorum. Bu duyarlılığı değerlendirecek bir anlayışın, iktidarda
bir an önce kendisini göstermesinin zorunlu olduğuna inanıyorum.
Değerli arkadaşlarım, bu konu bizi çok meşgul edecek. Burada tarihe
not düşüyorum, Kuzey Irak’ta yaşanan olayların, Türkiye’ye olumsuz yansımalarının
ortaya çıkmaya başladığına hepinizin dikkatini çekmek istiyorum. PKK/KADEK’in,
Kerkük’te resmî büro açmasına izin verilmiştir. Kuzey Irak’ta kurulan ittifak,
acı meyvelerini Türkiye’de vermeye daha şimdiden başlamıştır. Değerli arkadaşlarım,
önümüzdeki günlerde bunu çok konuşma fırsatını bulacağız; ama, tehlikeli
bir gidişin ilk aşamalarında olduğumuzu tekrar dikkatinize sunmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de ekonomide izlenen politikaların, ülke
içinde sıkıntıları artırmaya devam ettiğini hepimiz çok iyi biliyoruz.
Maalesef, Türkiye’de ekonomik bunalımın yükünü geniş toplum kesimleri taşımaya
devam ediyorlar. Çiftçilerimiz, doğrudan gelir desteği haklarını dahi,
geçen yıla dönük olarak tam tahsil edebilmiş değillerdir; yani, 2002 yılı
ile ilgili çiftçilerin doğrudan gelir desteği hakları onlara verilmemiştir.
Öte yandan, işçilerimiz, sıfır zamla başlayan bir toplusözleşme süreci
içindedir. Memurlara yüzde 9’luk bir maaş artışının verileceği görülmüştür.
Bu yüzde 9’un, 2003 yılının ilk yarısında memurların maruz kaldığı gelir
kaybını bile doğru dürüst telafi etmeye yetmediğini hepimiz rakamlarıyla
biliyoruz. Böylesine bir sıkıntılı ortamın içinden geçiyoruz. Emeklilerin
acısı, sıkıntısı olağanüstü artmıştır. Türkiye, böyle bir güç dönemden
geçiyor; hepimiz, bu tablonun şikâyetlerini birbirimize aktarıyoruz; fakat,
son haftalarda ortaya çıkan gelişmeler, o kadar karamsar olmamızın zorunlu
olmadığını bize göstermeye başladı; yani, bir ara,kendi kendime sormaya
başladım, haksızlık mı yapıyoruz iktidara, gereksiz yere mi bu şikâyetleri
bu kadar çok fazla dile getiriyoruz diye kendi kendime sormaya başladım.
Yani, işsizlik artıyor, genç işsizliği artıyor, eğitimli işsizliği artıyor,
şikâyetlerini, her hafta burada dile getiriyoruz; ama, son hafta içinde
gördük ki, durum o kadar da karamsar değil. Mesela, 26 yaşında bir gencimiz,
pekâlâ, 1,5 trilyonluk bir gemi sahibi olabiliyor. Müteşebbis bir genç,
teşebbüsünün gereklerini yerine getirerek, kendisine çok önemli bir iş
alanı yaratabiliyor, büyük kazanç temin edebiliyor ve Türkiye’nin ekonomik
sıkıntısı, ekonomik bunalımıyla ilgili yapılan değerlendirmeler, belki
o kadar da doğru değil; yani, bu karamsar değerlendirmelerin dışında kalan
değerli insanlar da var. 24 yaşında bir genç, bir gemiyi, bir kısmı kendi
parası, bir kısmı kredi olmak üzere, yurt dışından alıyor, çok kârlı bir
hatta çalıştırmaya başlıyor ve Türk ekonomisine, Türk turizmine çok ciddî
katkılar verebiliyor. Bu örnekleri görünce, insan, geleceğe yönelik umutsuzluğunun,
biraz da belki haksız olduğunu, Türkiye’de işini yoluna koymasını bilen
insanların da var olabileceğini, başarılı iş adamlarının da gençlerimizin
arasından çıkmakta olduğunu görüyor. O nedenle haksızlık yapmayalım, bakın,
bir delikanlı, fevkalade başarılı bir girişim yapmıştır ve bugün, 1,5 trilyonluk
bir gemiyi, Akdeniz’de başarılı bir şekilde işletmektedir, çalışmaktadır.
Bu, gayet güzel. Olayı biraz inceledim, aldığı geminin adı “Derindeniz”
Yani, hepsi iyi de, buna itirazım var. Bence, bu geminin adı “derindeniz”
olmamalı, bu geminin adı “derin Tayyip” olmalı. (Alkışlar) Çünkü, yani,
o, ekmeği denizden yiyoruz diye, belki “derindeniz” demiştir; ama, bence,
Derin Tayyip demelidir; çünkü, Tayyip Bey olmasaydı, Peder Bey bakan olabilir
miydi? Peder Bey bakan olmasaydı, Mahdum Bey, o geminin sahibi olabilir
miydi?! Hakbilir olmak lazım, kadirşinas olmak lazım, hayrın nereden geldiğini
bilmek lazım, kime teşekkür edileceğini bilmek lazım; “derindeniz” değil
“derin Tayyip” diye o geminin adını koymak lazım. (Alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, bir de Kıbrıs Türk Hava Yolları Yönetim Kurulunda
bir olay yaşandı, onu da hayretle karşıladım; yani, içinde bulunduğumuz
ortaya uygun fevkalade uygun bir atama, bir yanlışlık neresinde bunun,
doğrusu görmek mümkün değil. Kuzey Kıbrıs Türk Hava Yollarının Yönetim
Kurulu Başkanlığına birisini atamışlar, adamın 65 dosyası varmış. Olabilir,
olabilir; yani, görmedik mi?! Yani, Başbakanın, bakanların, milletvekillerinin
dosyası yok mu?! 42 dosya, Mecliste, işte şurada duruyor. 42 dosya burada
duruyor da; yani, Türk Hava Yollarının Yönetim Kurulu Başkanlığına gelecek
bir insanın dosyası varmış, yokmuş bunun lafı olur mu?! Yani, dosyası olan
Başbakan olabiliyor, dosyası olan bakan olabiliyor, dosyası olan milletvekili
olabiliyor, dosyası olan Kuzey Kıbrıs Türk Hava Yollarına Yönetim Kuruluna
üye olamıyor, haksızlıktır bence, yanlışlıktır; yani, onun da olması lazımdır.
Bunu, oralardan tutmanın falan hiçbir meseleyi halledecek tarafı yoktur.
Bu dönem böyle bir dönemdir. Gemisini yürüten kaptandır ve basın, çıkıp
bunu söylemese, bu arkadaşımız da oradadır. Basın söylediği halde, biz
söylediğimiz halde, pek çok kişi, bugün, devlet yönetiminin kilit noktalarında
görev yapmaktadırlar. Bunda şaşılacak bir şey yok. Bunu da, o, arkadaşımız
adına bir haksızlık olarak görüyorum. Eğer, dosyanın olması bir nakise
ise, dosyanın olması kamu yönetimiyle bağdaşmıyorsa, bunu, niye sadece
Kuzey Kıbrıs Türk Hava Yolları için düşünülüyor? Kuzey Kıbrıs Türk Hava
Yolları için düşünülüyorsa, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti için de düşünülsün,
Türkiye Büyük Millet Meclisi için de düşünülsün.
Değerli arkadaşlarım, bu “yolsuzluk” sözünün çok konuşulduğu bir ortamdayız.
Yolsuzlukla ilgili Mecliste çalışmalar yapılıyor. Bu çalışmalara yönelik
iki tehlike görüyorum. Bunlardan birisi sulandırma tehlikesidir. Bu çalışmaların
sulandırılması ihtimali çok yüksek gözüküyor; bundan kaygı duyuyorum. Bu,
fevkalade ciddî konunun, çok önemli konunun dejenere edilmesi, çığırından
çıkarılması ve Türkiye için yaşamsal önemi olan bu konunun gereğinin yapılamaması
gibi bir sonuçla bizi karşı karşıya bırakabilir. Bu sulandırma tehlikesi
çok önemlidir.
İkincisi, siyaseten kullanma çabası. Yolsuzlukları siyaseten kullanma
çabasını görüyorum. Buna karşı da çok dikkatli olmak lazımdır. Bunları
önlemenin yolu çok açıktır, yapılması gereken şey çok nettir; derhal dokunulmazlıkları
kaldıracaksınız, derhal dokunulmazlıkları kaldırınız, bakanların yargılanması
için gereken düzenlemeyi derhal getiriniz. Hepsi boştur, ondan söylenen
sözlerin hiçbir anlamı, hiçbir değeri yoktur; yapılması gereken iş, derhal,
bir an önce milletvekili dokunulmazlıklarını kaldırmaktır. Bunları kaldırmadan,
bu konuların soruşturulması için gerekli yolları, yöntemleri açmadan, bu
konuları sürekli tartışma konusu yapmak, bir yolsuzluk istismarı yapmak
anlamına gelir ki, fevkalade tehlikelidir. Yolsuzluklar, Türkiye için çok
önemlidir, onun gereğinin mutlaka hızla, bir an önce yapılmasına ihtiyaç
vardır.
Değerli arkadaşlarım, öyle anlaşılıyor ki, bu hükümet, önümüzdeki günlerde
ormanlarla ilgili anayasal düzenlemeyi Parlamentoya getirecektir. Bir deneme
daha yapacaktır ve Başbakan, gittiği her yerde, bu konuda destek talebinde
bulunmaktadır ve konunun referanduma gidebileceğini görmekte ve referandumdan
destek istemeye başlamış durumdadır. Önce bir defa, şunun altını hep birlikte
çizmemiz gerekiyor: Bu Anayasa değişikliği, bir ayağıyla ormanlarla ilgilidir,
öte yanıyla milletvekili seçilme yaşının düşürülmesiyle ilgilidir, milletvekili
seçilme yaşını 25 yaşa düşüren bir düzenlemeyle birlikte getirilmiştir.
Bu ikisinin birlikte ele alınmış olması, bu iktidarın ne seçilme yaşını
düşürme konusunda ne ormanlar konusunda samimi olmadığının bir ifadesidir.
Eğer, milletvekili yaşının düşürülmesi konusunu önemsiyorlarsa, yapmaları
gereken şey bunu ayrıca getirmektir ve bunu tek başına Parlamentoda, bir
anayasa değişikliğiyle gerçekleştirmeye çalışmaktır. Hayır, bunu öbürüne
bağlayarak yapmaya çalışıyorlar; ama, bunun başarılı olamayacağı da ortadadır.
Eğer, bu konu, referanduma giderse ki, gitmek zorundadır, ormanlarla ilgili
bir yasal değişikliği sadece Parlamento düzeyinde noktalamak mümkün değildir.
Eğer, anayasal sistemimizde referandum mekanizmasının haklı bir tek kullanılacağı
yer varsa, o yer, mutlaka ormanlarla ilgili bir Anayasa değişikliği tasarısının
referanduma götürülmesi şeklinde kullanılmalıdır ve umuyorum öyle kullanılacaktır
ve tek başına, sadece ormanlarla ilgili Anayasa değişikliği referanduma
götürülecektir, götürülmelidir, 18 yaş ile ilgili konunun Parlamentodan
geçmesi halinde, tek başına yayımlanmasının önünde hiçbir engel olmaz,
Sayın Cumhurbaşkanının uygun gördüğü takdirde, Meclisten geçecek Anayasa
değişikliklerinden uygun gördüğünü doğrudan yürürlüğe sokma hakkı vardır.
Sayın Cumhurbaşkanı, bu hakkını, herhalde, 18 yaşla ilgili olarak kullanacaktır.
Referandum gerekiyorsa, 21 yaşla ilgili olarak, referandumu da, mutlaka
ormanla ilgili olarak değerlendirmek zorundayız.
Değerli arkadaşlarım, AKP yöneticilerinin pek farkında olmadığı anlaşılan
bir noktaya daha, bu çerçevede dikkati çekmek istiyorum. Bir Anayasa değişikliği
ikinci kez Mecliste ele alınınca, o Anayasa değişikliğinin Cumhurbaşkanının
önüne gelebilmesi için, mutlaka, en az üçte iki oy alması zorunluluğu vardır;
yani, üçte iki ile beşte üç arasında oy alacak bir Anayasa değişikliği,
ikinci bir Anayasa değişikliği ise, o anda düşer ve Cumhurbaşkanının önüne
gitme şansını kaybeder. Ormanlarla ve seçilme yaşının düşürülmesiyle ilgili
Anayasa değişikliğinin Cumhurbaşkanının önüne gelebilmesi için mutlaka
üçte ikilik bir oyu almasına ihtiyaç vardır. Yani, Cumhuriyet Halk Partisi
milletvekillerinin, bu Anayasa değişikliğinin referanduma gitmesini önleyecek
bir katkı vermelerine Anayasal olanak yoktur. Bu konuda karar, münhasıran
Sayın Cumhurbaşkanının elindedir. Sayın Cumhurbaşkanı, eğer üçte iki, Anayasamıza
göre Mecliste bulunursa, önüne gelecek olan Anayasa değişiklikleri konusunda
özgürce değerlendirmesini yapacaktır, uygun gördüğünü onaylayacaktır, uygun
görmediğini doğrudan kendisi referanduma sunacaktır ve referanduma, her
ikisinin gitme zorunluluğu da yoktur, sadece biri referanduma gidebilir,
Cumhurbaşkanının önüne bu kanunun gelebilmesi için de, mutlaka üçte iki
oyu almasına ihtiyaç vardır.
Değerli arkadaşlarım, muhtemelen, eğer bu anlayış böyle devam ederse,
bu yılın sonuna doğru Türkiye, bir referandum çalışması içine girecektir.
Ormanların, rant peşinde elden çıkarılmasını öngören bir yasal düzenlemenin,
yurttaşlarımız, vatandaşlarımız tarafından benimsenip benimsenmediğini
hep birlikte görme fırsatını elde edeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak,
böyle bir görevin önümüze gelmesi halinde, üzerimize düşeni en iyi şekilde
yapacağız. Referandum için geçmesi gereken 120 günlük süreyi, bütün Anadolu’yu
tarayarak, gerçekleri anlatarak hep birlikte değerlendireceğiz. O nedenle
önümüzdeki siyasal çalışmaları planlarken, bunu da dikkate almamız gerektiğini
düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin önünde duran pek çok konu var. Bu
konuların bir kısmı bizi ülke olarak büyük sıkıntılarla karşı karşıya bırakabilir.
Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu gelişmeleri dikkatle izlemeye çalışıyoruz.
Toplumumuzda bir büyük genel seçimden kısa bir süre sonra çok büyük bir
umutsuzluğun ortaya çıkmaya başladığını görüyorum. Geniş halk kesimleri,
bu iktidardan beklediklerini bulamamışlardır. Kendilerini dışlanmış hissetmektedirler.
Bu iktidarın kapsamı alanı dışında olduğunu, milyonlarca insan düşünmeye
başlamıştır. Çiftçiler bu kesimin içindedir, esnaf bu kesimin içindedir,
emekliler bu kesimin içindedir, memurlar, işçiler hepsi huzursuz, hepsi
bekleyişlerine cevap bulamamış olmanın tedirginliği ve rahatsızlığı içindedirler.
Bu ortamda, Türkiye’nin toplumsal dokusunun, Anayasal sisteminin, temel
kurumlarıyla, kuruluşlarıyla uyum ve işbirliği içinde bulunmaya özen göstermesi,
bir büyük öncelik taşımaktadır. İktidarın, bu konuda gereken dikkati göstermekten
uzak olduğunu üzüntüyle görüyorum. Teker teker toplumumuzun ve Anayasal
düzenimizin temel kuruluşlarıyla gergin ilişkiler içine girme konusunda
çok fütursuz davranmakta olduklarını üzüntüyle görüyorum. Türkiye’nin huzura
ihtiyacı var, uyuma ihtiyacı var, Türkiye’nin sorunlarının çözülmesi için
uygun bir ortamın ayakta tutulmasına ihtiyaç var. İktidar, bu konuda büyük
sorumluluk içindedir. Dış sorunların Türkiye’yi tehlikeli biçimde kuşattığı
bir ortamda, bu eksikliğin öneminin her geçen gün daha çok artmakta olduğunu,
artacağına inanıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de, artık temel mutabakatı tartışmanın,
zorlamanın ve değiştirmeye çalışmanın anlamı kalmamıştır. Türkiye laik,
demokratik bir cumhuriyettir; anayasal düzeni içinde daha demokratik bir
toplum olma doğrultusunda sürekli gelişmesini sürdürecektir. Geriye doğru
dönüş arayışlarının hiçbir bir biçimde Türkiye’nin gündeminde yer alması
kabul edilemez. İktidarların, Türkiye’nin bu temel dengesini sarsmaya değil,
onları pekiştirmeye ve geliştirmeye çalışmaları görevleridir; ama, iktidarda
bu anlayışı göremediğimizi ifade etmeliyim.
Değerli arkadaşlarım, kritik bir sonbahara doğru gidiyoruz. Bu sonbahar,
ekonomi için, Türkiye’de barış ve istikrar için, Anayasal düzenimiz için
ne gibi gelişmeler ortaya koyacak hepimiz, dikkatle bunları izliyoruz.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, bir büyük görev duygusu içinde çalışmalarımızı
bundan sonra da sürdüreceğiz. Önümüzdeki yerel seçimlere en başarılı şekilde
hazırlanmak öncelikli görevimizdir. Bu doğrultuda çalışmalarımızı hızla
sürdürüyoruz. Önümüzdeki dönemde, muhtemel bir referandum karşısında, bir
yerel seçim karşısında, Cumhuriyet Halk Partisi başarılı görev yapmanın
hazırlığını tamamlamış durumdadır. Bunları umutla ve iddia ile sonuçlandırmaya
gayret edeceğiz. Milletvekili arkadaşlarımı da, Parlamentodaki bu yaz çalışmalarında,
bu anlayışı yansıtan doğrultuda gayret göstermeye bir kez daha çağırıyorum
ve hepinize başarılar diliyorum; sevgiler, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
|