KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın TBMM'deki konuşması şöyle:
(TBMM Tutanakları - 6 Mart 2003 - 42. Birleşim)
BAŞKAN (Başkanvekili Yılmaz ATEŞ)- Sayın milletvekilleri, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı
Sayın Rauf Denktaş ve beraberindeki heyet Türkiye Büyük Millet Meclisimizi
onurlandırmışlardır; kendilerine, Yüce Heyetimiz adına hoş geldiniz diyorum.
(Alkışlar)
Hoş geldiniz Sayın Cumhurbaşkanım. (Ayakta alkışlar)
Buyurun Sayın Cumhurbaşkanım, sizi, kürsüye davet ediyorum. (Ayakta
alkışlar)
KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ CUMHURBAŞKANI RAUF DENKTAŞ – Sayın Başkan,
sayın milletvekilleri;
Türk Ulusunun iradesine ışık tuttuğunuz, parlattığınız
bugünlerde, Kıbrıs meselesinin her zamanında mert sesinizi duyurduğunuz
bu binada sizlerle bir arada olmanın mutluluğunu yaşamaktayım. Bana bu
güzel fırsatı verdiğiniz için sizlere en içten duygularla teşekkür ediyorum.
Bu kez Ankara’ya gelişimizin nedeni, uzun süren görüşmeler sürecinden
sonra, Sayın Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Annan’ın önümüze koymuş
olduğu planıdır. Bu planı her yönüyle incelediğimizde, kabul edilebilmesi
için büyük ölçüde tadilat yapılması gerektiğini görüyoruz. Bu görüşümüzü
Ankara ile paylaşmak istedik.
Biraz önce Çankaya’da yapmış olduğumuz görüşmede, planın olduğu şekliyle
kabul edilebilirliği şüpheli göründü, değiştirilmesi gerektiği üzerinde
mutabık kalındı; bu, bizi sevindiren bir durumdur. Çünkü, plan olduğu şekliyle
kaldığı takdirde, Barış Harekâtıyla kendini zor kurtarmış olan Kıbrıs Türkü
yeniden daha zor koşullar içerisine itilmektedir. Sanki Barış Harekâtını
cezalandırıyorlarmış gibi, Barış Harekâtıyla elde etmiş olduğumuz huzur
kaynağı; yani iki kesimli coğrafyamız, bu kez, 60 000 Rum’un içeriye süzülmesiyle
bozulmaktadır.
İki kesimlilik 1977’den beri gündemde duran bir kriterdir, bir esastır.
Bunu, Genel Sekreterin hangi düşüncelerle bozmaya yeltendiğini bilemiyoruz;
fakat, plana baktığınızda, Rum tarafında yüzde 100 Rumlardan oluşan bir
küçük devlet, kuzeyde, adına “kurucu devlet” denilen; fakat, devlet olmayan
bir karma devlet görürsünüz. Bu, dengesizliktir; bu, haksızlıktır ve bu,
huzurun kaynağı olan iki kesimliliği ortadan kaldırmaktır, huzursuzluğu
artırmaktır ve -çok korkuyoruz, Rumları çok iyi bildiğimiz için- 1963,
1974 olaylarına gebe bir durum hâsıl olmaktadır ve olacaktır.
Yine, yapılan bir haksızlık: Rum tapu belgeleri geçerli; ama, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin vermiş olduğu tapu belgeleri geçersiz addedilmekte
ve Rumlara, kişisel müracaatla, tapu haklarını alma yolu açılmaktadır.
Klerides, bu plana baktığında, kendi halkına, geçenlerde, seçim esnasında
şöyle dedi: “Avrupa Birliğine giriyoruz, planı imzalasanız da, imzalamasanız
da Avrupa Birliğine girdik addedilir; ancak, bu plana niye karşı geliyorsunuz?
Bizim bunca yıllık hedefimiz, Türk askerini Ada’dan çıkarmak değil miydi;
bu plan bunu başarıyor; Türk askeri, zaman içerisinde, tümüyle Ada’dan
çıkmış olacaktır. Yine, göçmenlerimizin yerlerine dönmesini istemiyor muyduk;
dönüş haklarını, mülkiyet haklarını istemiyor muyduk; bu plana bakınız,
bu plan bunu da başarıyor, bunu da veriyor. O halde tedirginliğiniz niye?”
Hakikaten, biz de bu plana baktığımızda, Klerides’in, gerçekleri söylediğini
görüyoruz. Plan, Kıbrıs Rumlarına, Barış Harekâtında kaybettikleri toprağın
büyük bir kısmını vermekle kalmıyor, Rumlara, kişisel tapu hakkı tanımak
suretiyle, onların, içimize -eskiden olduğu gibi- yayılmasına da yolu açıyor.
Dolayısıyla, bu plan, Kıbrıs meselesini halletmiyor, Kıbrıs meselesini,
yeni bir satıhta, yeni maceralara sürükleyecek bir zemin hazırlıyor; böyle
düşünüyoruz.
Maalesef, Sayın Genel Sekreter “Bu plan, çok güzel dengeler, hassas
dengeler üzerine kurulmuştur, onun için bunu artık değiştiremezsiniz” demek
suretiyle bir dayatma yönüne gitmiştir. O kadar ki, mesela, planda öngörülen
üç yabancı yargıç –hâkim var- var “bu yargıçların falan gün, falan
saate kadar üçünün ismini bana veriniz, aksi takdirde, ben tayinleri yaparım”
diyebilecek bir duruma gelmiş oluyor.
Bizim görüşümüz, bu davranış, bu yaklaşım, iyiniyet göreviyle bağdaşmamaktadır
ve Kıbrıs’ı yeniden Rum hegemonyası altına vermektedir. Bize, idarede verdiği
çok kısıtlı haklarla, zaman içerisinde, bizi, korunmaya alınmış bir azınlık
durumuna düşürecek bir plan olarak değerlendirmekteyiz. Bunun için, tadilatını
istiyoruz ve tadilatında ısrarlıyız.
Rum tarafı, yeni Başkan Papadopulos demiştir ki: “Lahey’e ben gelirim;
ancak, evet mi hayır mı diyeceğim, planı referanduma göndermek konusunda
henüz karar vermedim. Temaslarımı yapacağım, ona göre Lahey’de size cevabımı
veririm” Halbuki, davet “Lahey’e geliniz ve bu planı referanduma göndereceğiniz
konusunda taahhüdünüzü veriniz. Türkiye ve Yunanistan da (İngiltere ile
birlikte) bunun altını garantör devletler olarak imzalasın” şeklindeydi.
Sayın milletvekilleri, bildiğiniz gibi, Kıbrıs Cumhuriyeti 1960’ta kendi
kendine kurulmuş bir cumhuriyet değildir. Uluslararası anlaşmalarla kurulmuştur
ve bu anlaşmalar -1960 anlaşmaları- Türkiye'ye gayet somut haklar vermiştir.
Şimdi, bu haklar ortadan kaldırılmaktadır. Eğer, biz bu planı kabul edersek,
bu haklar ortadan kaldırılmış olur. Dolayısıyla biz diyoruz ki: Bunu yapmak
hakkımız yoktur; yani, bizim -134 000 kişilik bir seçmen gücümüz var- 134
000 kişinin yarıdan çok, fazla oyuyla, Türkiye’nin, güvenlik açısından,
kendi güvenliği açısından, güvenliğimiz açısından elde etmiş olduğu, uluslararası
anlaşmalarla teyit edilmiş olan hakkını, referandumla ortadan kaldırma
hakkımız yoktur. Bu konuda, Türkiye, tabiatıyla, kendi yasaları çerçevesinde
durumu değerlendirecek ve ona göre cevabını verecektir.
Biz, temas ettiğimizde, Papadopulos “evet veya hayırımı Lahey’de size
söyleyeceğim” dediğinde, benim bu plana iyi bakmadığımı, değiştirilmesini
istediğimi bilen Genel Sekreter bana döndü ve “sen ne yapacaksın” diye
sordu; dedim ki:”Hayır demek için Lahey’e seyahat boşuna; burada De Soto’ya
söyleriz, size yazar, nedenlerini bildiririz; yani, bu seyahati yapmayalım.”
Ancak, Genel Sekreter, herhalde, eli boş dönmemek için “canım, hayır diyecekseniz
dahi, Lahey’e geliniz, orada anlatınız derdinizi” demiştir. Böylelikle,
Lahey’e gideceğiz. Ancak, Ankara’da yapmış olduğumuz temaslar neticesinde
güçlü olarak gideceğiz, iyi niyetli gideceğiz ve bu planı değiştirme yollarını
arayacağız. İnşallah, buluruz.
Rum lideri Papadopulos, eğer, hakikaten değiştirilmesini istediği birçok
kısım varsa, bana açıkça söylemelidir; ben, ona söyleyeceğim. Sayın Papadopulos,
iki tarafın mutabık kalmadığı, içerisinde beğenmediğimiz, değiştirilmesini
istediğimiz birçok husus olan bir planı sanki mutabık kalmışız gibi, bütün
Kıbrıs’ın anayasası, bütün Kıbrıs’ın teşkilatı olarak nasıl referanduma
göndeririz ve halk, bu yarı buçuk, tamamlanmamış plana “evet” derse, bunu
tamamlama yöntemi ne olur; yeniden kavga “ben, burasını değiştirecektim,
beğenmiyorum”, “ben, bunu kabul etmiyorum”, “ben de bunu beğenmiyorum”
diye yeni kavgaların başlamasına yol açacak değil miyiz? Bunu kendisine
soracağım.
Şimdi, dünyanın hiçbir yerinde, bir ülke için, dıştan böyle bir plan
yapılıp, zorla dayatılmış ve empoze edilmiş değildir diye düşünüyorum.
Belki Filistin’i örnek olarak göstereceksiniz. Filistin ve İsrail liderleri,
bu anlaşmayı yaptıkları için, bildiğiniz gibi Nobel ödülünü de almışlardır;
ama, bu yapay anlaşma tutmamış ve hâlâ, Filistin’de kan gövdeyi götürmektedir.
Bizim korkumuz da odur. Türk askerî, ikide bir gelip, bizi kurtarmamalıdır,
buna ihtiyaç olmamalıdır.
Biz, sağlam, kalıcı bir anlaşma istiyoruz; 1960 Anlaşması gibi, sadece
kâğıt üzerinde bir anlaşma değil. Yırtılıp atılacak ve “ben beğenmedim,
artık hükümet benim, siz azınlıksınız” denilebilecek bir anlaşma istemedik,
istemiyoruz.
Anlaşmanın, egemenliğimize dayalı olmasını istiyoruz. Egemenliğimiz
var mı yok mu tartışmasını kabul etmiyoruz; çünkü, biz, egemenliğimizi
Rum’dan kurtardık, devletimizi kurduk -yirmi sene bekledikten sonra- ve
Türk Cumhuriyeti, bu devleti tanımıştır. Bu Mecliste tanıdınız. Evlatlarınızı
feda ederek bizi kurtardıktan sonra, barış görüşmelerinin her safhasında
fedakârlıklar yaparak ve yaptırarak, barışı temin edebilmemiz için bize
destek oldunuz, yardımcı oldunuz. Barış yapamadık, uzlaşma olmadı. Sebebini
sorunuz diyoruz. Tek bir sebebi var; Makarios, eli kanlı Makarios. Kıbrıs’ın
Miloseviç’i dediğimiz Makarios bizi toplu mezarlara gömerken, Güvenlik
Konseyinde kendisini meşru Kıbrıs hükümeti olarak tanıdılar. Uluslararası
bir anlaşmanın yerle bir edildiğine bakmadılar, Türk halkına yapılan zulme
bakmadılar “meşru Kıbrıs hükümeti ve sen de, onun Cumhurbaşkanısın” dediler.
O andan itibaren, Makarios’un, Kıbrıs meselesini halletmek için herhangi
bir nedeni kalmadı; çünkü, bu olsun, bizi azınlık yapsın, ondan sonra –1960
anlaşmalarını ortadan kaldırmak suretiyle- Enosis’in yolunu açsın diye
yapmıştı bütün saldırıyı ve ölmeden evvel, arkada kalanlara bir vasiyette
bulundu; dedi ki: “Ben, yaptıklarımla, Kıbrıs meselesini, en yakın Enosis’e,
en yakın noktaya getirdim. Bundan gerilemek yoktur; sadece Enosis için
gerileyebilirsiniz.”
Dolayısıyla, bizimle yapılacak herhangi bir anlaşmada, biz, Türkiye’nin
garantisinin daha güçlü bir şekilde devamını ve Kıbrıs Türklerinin statüsünün,
Makarios’un istediği gibi “azınlık” değil; yine, 1960 cumhuriyetinde olduğu
gibi “kurucu ortak” olmasını istedik, bunda direndik. Ne kadar taviz verdiysek,
boşa gitti. Makarios ve ondan sonra gelenler “Kıbrıs cumhuriyeti hükümeti
vardır ve garanti anlaşması değişmelidir, hatta ortadan kalkmalıdır. Kıbrıs
Türkleri de ‘azınlık statüsü’ veya ‘korunmaya alınmış azınlık statüsü’ne
gitmelidir...”
Geçen gün, Rum liderlerle –Rum liderler ile Türk liderler aylık bir
araya gelirler, yıllardır gelirler; ama, hiçbir yumurta yumurtlayamazlar,
hiçbir netice alınmadı- yapılan toplantıda, Komünist Partisinin ve Papadopulos’u
destekleyen partinin Başkanı Hristofyas şöyle bir söz söyledi nihayet:
“Bakınız, egemen halk biziz. Size, anayasal haklar veriyoruz bu teşkilatın
içerisinde; daha ne istiyorsunuz?” Anayasal haklar; yani, 1960’ta verilmiş
olan güçlü haklar yerine, şimdi, daha zayıf, ama, güya “kurucu devlet”
seviyesinde!.. Bu devletin fizikî hududu yok; belediye hududu gibi hudutları
tanınacak. Bu devletin içine, Rumlar, istedikleri gibi, istedikleri kadar
girecekler; bu devletin içinde Rum’un yüzde 10 toprak hakkı tanınacak,
geriye kalanların da tapu hakları, insan hakları mahkemelerinde bizi perişan
edecek. Rum gelecek, evimden çık diyecek; Türk diyecek ki, ben, Limasol’da,
Baf’ta, bundan daha kıymetli emlak bıraktım, çıkmıyorum; işte kavga...
Rum liderler de açıkça bunu söylüyorlar; tehlike var. Bu anlaşmanın uygulanması,
bu yarı buçuk anlaşmanın uygulanmaya konulması tehlikelidir diyor. Kim
diyor; bunların, Avrupa Mahkemesinde hâkimleri diyor. Bu, insan hakları
konusuyla ilgili olarak, Rumların talepleri, Türklerin retleri, muhakkak
bir kavgaya götürecek Kıbrıs’ı; tehlike var diyor. Biz, tehlike istemiyoruz.
Biz, gerçek barış istiyoruz; iki eşit ve egemen taraf arasında bir ortaklık
kurulabilecekse, kurulması için de hazırız diyoruz.
Bu konuda, kararlarınız, ilginiz, söylevleriniz, Kıbrıs konusundaki
hararetli münakaşalarınız, bize daima destek olmaktadır. Unutulmadığımızı
görüyoruz; kimsesiz olmadığımızı, yetmiş milyonluk yüce bir ulusun ayrılmaz
ve kopmaz bir parçası olduğumuzu görüyor, hissediyor ve gurur içerisinde,
direnişimizi yürütüyoruz.
Sizlere, bu düşüncelerle, en içten duygularla teşekkür ediyorum. Desteğinize
muhtacız, devam ediniz. Sağ olunuz. (Ayakta alkışlar)
BAŞKAN – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş’a
teşekkür ederim.
|