Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
ULUSA SESLENİŞ (10.7.2003)
ULUSA SESLENİŞ (9.5.2003)
ULUSA SESLENİŞ (23.3.2003)
GÜL'ÜN ULUSA SESLENİŞ KONUŞMASI (8.2.2003)

BAŞBAKAN ERDOĞAN'IN "ULUSA SESLENİŞ" KONUŞMASI
 
6 Haziran 2003
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 6 Haziran 2003'de televizyonlardan "Ulusa Sesleniş" konuşması yaptı.
 
"ULUSA SESLENİŞ" KONUŞMASINDAN...

"Meclis Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu çalışmalarını tamamladığı zaman, çevrilen dolaplar, üstü örtülen pislikler, vurgun ve talanlar gün ışığına çıkartılınca ve bunların hesabı tek tek sorulmaya başlanınca, kimlerin ortalığı neden bulandırmak istedikleri daha iyi anlaşılacak."

"Doğal sit alanını koruma kurulları gözetiminde, özel mülkiyete konu olan bu doğal sit alanlarında, dokuyu zedelemeden koruyacak bir yüzde üzerinden kullanım hakkı tanıyalım ve hazine üzerindeki bu baskıyı kaldıralım."

"AB'ye tam üyelik konusu, Atatürk'ün işaret ettiği çağdaşlaşma ve muasır medeniyet seviyesine ulaşma hedefimizin günümüzdeki reel politik ifadesidir."

"2003 yılı için belirlediğimiz yüzde 5'lik büyüme, yüzde 20'lik enflasyon hedefine ulaşmamız hayal değildir."

"Yeter ki bu huzur, güven ve istikrar ortamının kıymetini bilelim, kendimize güvenelim."

"Eğitim alanında yaptığımız düzenlemeyle okul ve yurt yaptıran müteşebbisler bundan böyle eğitime yapacağı yatırımın tamamını gider gösterebilecek."
 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Ulusa Sesleniş" konuşmasının metni şöyle:
(6 Haziran 2003)

Sevgili Anneler, Babalar, Nineler, Dedeler, Değerli Gençler ve Sevgili Yavrular;

Hepinizi saygıyla ve muhabbetle selâmlıyorum. Geçen ay olduğu gibi, bu ayın ilk Cuma gecesinde de Hükûmetimiz’in icraatını, yaptıklarını, yapmayı düşündüklerini, projelerini anlatmak üzere sizlere misafir geldik.

Hatırlarsanız, geçen ayki konuşmamda, aslında sizlerle paylaşmak istediğimiz pek çok icraat ve projemiz olduğunu; ancak gerek zaman darlığı, gerekse araya giren bazı aslı astarı olmayan söylentiler ve yapay konular yüzünden bunların hepsini anlatmaya fırsat bulamadığımızı söylemiştim. Onun için, bu ayki konuşmamda, ağırlığı son bir ay içinde gerçekleştirdiğimiz somut işlere vermek istiyorum.

Ancak, yine hepinizin bildiği gibi, Hükûmetimiz var gücüyle halkımızın iş ve aş sorununu çözmeye çalışırken; Türkiye'nin neredeyse kangren olmuş hastalıklarını iyileştirmek için atılması gereken adımları tereddütsüz atarken; alınması gereken cesur kararları gözünü kırpmadan alırken, rahatları kaçan, hesapları şaşan, tezgahları bozulan, avantaları kesilen bazı çıkar çevreleri, yine o bildiğiniz oyunları sahnelemeye ve Türkiye'de hızla tesis edilmekte olan güven ve istikrar ortamını sabote etmeye yeltendiler. Ama gördüğünüz gibi, artık bu oyunlar tutmuyor. Artık Türkiye'de herkes, neyin ne olduğunu apaçık görüyor.

Çok yakında, iyi tarif edilmemiş bir ticarî sır kavramıyla veya bazı eski bürokratların bilgi ve belge akışını önleme çabalarıyla önü kesilmek, eli kolu bağlanmak istenmesine rağmen, Meclis Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu çalışmalarını tamamladığı zaman, çevrilen dolaplar, üstü örtülen pislikler, bu milleti ele güne böylesine muhtaç eden vurgun ve talanlar ayan beyan gün ışığına çıkartılınca ve bunların hesabı tek tek sorulmaya başlanınca, kimlerin ortalığı neden bulandırmak istedikleri daha iyi anlaşılacak...

Ve bakın şimdiden söylüyorum: Ne yaparlarsa yapsınlar; ortalığı karıştırıp, suyu bulandırıp, paçalarını kurtarmak için ne yaparlarsa yapsınlar biz bu hesabı mutlaka soracağız.

Sevgili Vatandaşlarım;

Hatırlarsanız, geçen ayki konuşmamda, üzerinde bir sürü spekülasyon yapılan ve insafsızca çarpıtılan Orman vasfını kaybetmiş arazilerin satışı konusuna kısaca değinmiştim. Kamuoyunda kısaca 2B olarak bilinen ve bazılarının insafsızca "Orman arazilerini yağmaya ve talana açacak" dedikleri yasal düzenlemenin aslında ne olduğunu; bundan 22 sene önce, yani 12 Eylül askerî idaresi zamanında yapılan Anayasal bir düzenleme ile yaklaşık 500 bin hektar arazinin bilim ve fen bakımından orman arazisi olma vasfını kaybettiğinin belirlendiğini; bunların tekrar ağaçlandırılmasının, orman haline dönüştürülmesinin mümkün olmadığını; bu arazilere, imarsız, plansız, izinsiz, kanunsuz tam 400 bin yapı kurulduğunu; hatta devlet binaları kurulduğunu; altyapı, su, elektrik, doğalgaz hizmetleri götürüldüğünü; artık buraları yıkamayacağınızı, boşaltamayacağınızı; bütün bu gördüğünüz yapılarda oturanların, işyeri açanların, hatta bizzat bazı kamu kuruluşlarının, 22 yıldır doldurulmayan yasal boşluk sebebiyle işgalci durumunda olduklarını; Anayasa'nın 170’inci Maddesi’nin de “Buraları, sadece orman köylülerine tahsis edebilirsin; üçüncü şahıslara satamazsın” dediğini. Halbuki, bugün bu bölgelerde bırakın orman köylüsünü, üçüncü şahısların bile kalmadığını; bizim de Hükûmet olarak getirdiğimiz düzenlemeyle, bu arazileri, yani hukuken devlet malı olan bu arazileri, şu anda işgalci durumunda olan kişi ve kuruluşlara rayiç bedeller üzerinden satarak, bunu hazineye gelir kaydedeceğimizi; bu düzenlemeyle, yıllardır bu araziler üzerinde fiili işgalci konumunda yaşayan insanların, alacakları tapu ve ruhsatlarla yasal çerçeve içinde mülk edinmiş olacaklarını; bu düzenlemeyle, bizim hesaplarımıza göre devletin kasasına 20-25 milyar dolarlık bir ek kaynak aktarılmış olacağını; bu kaynağın önemli bir bölümünün, gerçek orman köylülerinin refahı ve gerçek orman alanlarının geliştirilmesi ve muhafazası için kullanılacağını; idarî yargıdaki onbinlerce davanın böylece hukukî bir çözüme kavuşturulacağını uzun uzun anlatmış ve sormuştum: Şimdi bunun neresi orman talanı? Bunun neresi orman yağması? Ama işte hepiniz görüyorsunuz; sanki bunları bu kadar açık anlatmamışız gibi; hâlâ birileri kalkıp orman talanından; orman arazilerinin peşkeş çekilmesinden dem vurabiliyorlar.

Üstelik şimdi bu yalanlarına bir de kuyruk ekleyip sadece ormanları değil; doğal SİT alanlarını da talana açacağımızı yaymaya çalışıyorlar. Bunun aslını ve doğrusunu da kısaca özetleyip; asıl konumuza, yani son bir ay içinde yaptığımız işlere, icraatlarımıza gelmek istiyorum.

Bakınız, bu meselenin aslı esası şudur: Mevzuatımızda tarihî, arkeolojik, çevre koruma alanları için kriterler belirlenmiş olmasına rağmen "Doğal SİT alanları" için objektif kriterler belirlenmemiş ve bu belirsizliğe rağmen özel mülkiyete ait bazı alanlar da doğal sit alanı olarak ilân edilmiş, bunlar için Batı'da olduğu gibi "Koruma Amaçlı Kullanma Planları" da yapılmamış. Yalnız, bizden önceki Hükûmet döneminde bir düzenleme yapılmış ve denmiş ki ''Arazisi doğal sit alanı ilan edilen kişi veya kuruluşlar değer tespiti yaptırsın; bu değer üzerinden kendilerine Hazine arazisi verilsin; yani o doğal sit alanları aynı değerde hazine arazileriyle takas edilsin.” Bunun üzerine, pek çok kişi, kendi arazisine yüksek değer tespiti yaptırıp Hazine arazilerini ucuza kapatmak için sıraya girmiş.

Şimdi biz diyoruz ki; Doğal Sit Alanını Koruma Kurulları gözetiminde, özel mülkiyete konu olan bu doğal sit alanlarında, dokuyu zedelemeden koruyacak bir yüzde üzerinden kullanım hakkı tanıyalım ve Hazine üzerindeki bu baskıyı kaldıralım. İşte doğal sit alanları yağmaya açılıyor yalanının ardındaki gerçek de bu.

Sevgili Vatandaşlarım;

Biliyorsunuz ülkemizin, çocuklarımızın geleceği bakımından hayati önem taşıyan ve bu nedenle Hükûmetimiz’in en öncelikli konularından biri olan bir husus da Avrupa Birliği'ne tam üyelik çalışmalarımızdır. Yılların ihmali, yanlış uygulamaları ve hatta söylemeye dilim varmıyor ama "Uyutma politikaları" yüzünden, önce Yunanistan'ın, şimdi de eski demirperde ülkelerinin gerisine düştüğümüz Avrupa Birliği sürecinde, 40 yıllık bir gecikmeyi telafi edebilmek için nasıl yoğun bir gayret içinde olduğumuzu hem aziz milletimiz, hem de Avrupa Birliği'ndeki muhataplarımız görüyor ve takdir ediyor.

Bu konunun hem kamuoyumuzda daha iyi bilinmesi ve anlaşılması için; hem de Avrupa Birliği'ne üyelik hedefinin bir bütün olarak, yani iktidarıyla muhalefetiyle bütün Meclisimiz’in ortak iradesini yansıttığını vurgulamak için, 29 Mayıs 2003 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Avrupa Birliği konulu bir genel görüşme gerçekleştirdik. Sadece orada yaptığım konuşmada değil, Avrupa Birliği temsilcileriyle yaptığımız görüşmelerde de hep söylediğim gibi, Avrupa Birliği'ne tam üyelik konusu, Atatürk'ün işaret ettiği çağdaşlaşma ve muasır medeniyet seviyesine ulaşma hedefimizin günümüzdeki reel politik ifadesidir.

Sevgili Vatandaşlarım;

Bildiğiniz gibi, Ak Parti olarak iktidarı devraldığımız gün, bir ilke imza atmış ve Hükûmetimiz’in ilk bir ayda, ilk üç ayda, ilk altı ayda, ilk bir yılda yapmayı planladıklarını Acil Eylem Planı başlığıyla programlayıp kamuoyuna deklare etmiştik. Kamu Yönetimi Reformu, Ekonomik Dönüşüm Programı, Demokratikleşme ve Hukuk Reformu, Sosyal Dönüşüm Reformu olmak üzere dört temel üzerine oturan Acil Eylem Planı'nda toplam 205 faaliyet yer almakta ve bunların tümü belirli bir takvime bağlanmış durumdadır.

Acil Eylem Planı’nda yer alan 205 faaliyetin, 14'ü 1 aylık, yüzde 25'i 3 aylık, yüzde 38'i 6 aylık, yüzde 73'ü 12 aylık, yüzde 20'si 1 yıldan daha uzun sürelerde gerçekleştirilmesi öngörülmüş olup, 35 faaliyet ise süre sınırı olmayan, yani sürekli olarak yürütülecek faaliyet olarak belirlenmiştir. Kamu Yönetimi Reformu kapsamında: merkezi idare reformu, yerel yönetimler reformu, devlet personel rejimi reformu ve yolsuzlukla mücadele konularında toplam 45 faaliyet tespit edilmiştir.

Ekonomik Dönüşüm Programı kapsamında ise vergi politikaları, harcama politikaları, malî piyasalar, özelleştirme, reel sektör, doğrudan yabancı yatırımlar, ihracat enerji, madencilik, ulaştırma, turizm, tarım ve hayvancılık sektörlerinde olmak üzere toplam 91 faaliyet; sosyal politikalar kapsamında, gelir dağılımında adaletin sağlanması, işsizliğin önlenmesi, nitelikli eğitim, sağlıklı toplum, herkese sosyal güvenlik, kentleşme ve yerleşme konularında 45 faaliyet; demokratikleşme ve hukuk reformu kapsamında ise toplam 24 faaliyet yer almaktadır.

Bugüne kadar, Başbakanlığa bağlı ve Başbakanlık’la ilgili kuruluşların icracı Bakanlıklara bağlanması, Bakanlık sayısının azaltılması, lojmanların kira bedellerinin rayiç düzeye çekilmesi, malî milat uygulamasının kaldırılması, kamu yatırım programının etkinleştirilmesi gibi 14 faaliyetin yer aldığı 1 aylık faaliyetlerden 13'ü tamamen, makam aracı kullanımına sınırlama getirilmesi faaliyeti ise amacı yönünden büyük ölçüde gerçekleştirilmiş bulunmaktadır.

Kamu hizmet binası yapımı ve makam-hizmet aracı alımının durdurulması vergi barışının hayata geçirilmesi, elektrik fiyatlarındaki TRT payının azaltılması gibi 25 faaliyetten oluşan 3 aylık faaliyetlerden 19'u tamamen, 5'i büyük ölçüde gerçekleştirilmiş olup, üniversite yerleştirme sisteminin fırsat eşitliğini sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmesini öngören faaliyetin ÖSYM'nin yeniden yapılandırılması kapsamında gerçekleştirilmesi planlanmıştır.

İlk 1 ay ve 3 aylık faaliyetler daha çok idarî işlemle gerçekleştirilebilecek faaliyetler olmasına rağmen, 6 ay ve daha uzun süreli faaliyetler yapısal değişim öngören, siyasal uzlaşma ve kararlılıkla Anayasal ve yasal değişiklikler gerektiren, belirli bir silsile içinde yapılması gereken faaliyetlerdir.

6 aylık 38 faaliyetten; vergilerin tahsilat süresinin kısaltılması, çalışanların tasarruflarını teşvik fonu tasfiyesi ile İlgili esasların belirlenmesi, esnek çalışına biçimlerini düzenleyen mevzuat değişikliği yapılmasını da kapsayan 6'sı tamamen gerçekleştirilmiş olup, 7 adedinin süresinde gerçekleştirilmesi açısından herhangi bir sorun görünmemektedir.

Ancak, diğer faaliyetlerin gerçekleştirilmesi İçin önemli mesafeler alınmış olmasına rağmen, örneğin gerekli yasanın zamanında yasalaşmasının gecikmesi gibi, faaliyetlerin süresinde gerçekleştirilmesinde bazı gecikmeler olabileceği görülmektedir.

12 aylık 73 faaliyetten, yeni bir Türk Ceza Kanunu Tasarısı hazırlanmasını ve Adlî Tıp Kurumu’nun çağın ihtiyaçlarına göre yeniden yapılanmasını öngören 2'si süresinden önce gerçekleştirilmiş, birçok faaliyet için yasal altyapı tamamlanma aşamasına gelmiştir.

Acil Eylem Planı’nda yer alan faaliyetlerin bazıları birbirleriyle ilişkili olup, birinin gerçekleştirilmesi bir diğerinin gerçekleşmesine bağlı olabilmektedir. Örneğin; çalışmaları hızla devam eden, kurumsal gözden geçirme çalışması, Mahalli İdareler Reformu, Devlet Personel Reformu, Kamu Malî Yönetim ve Kontrol Reformu, Kamu Denetim Reformu konusundaki düzenlemeler birbirleriyle ilişkili olup, temel bazı reformlar, ancak Kamu Yönetimi Temel Kanunu’nda benimsenmiş olan yönetim felsefesinin netleşmesinden ve yasanın genel çerçevesinin net olarak ortaya konulmasından sonra gerçekleştirilecektir.

Sevgili Vatandaşlarım;

Bir yandan başta işsizlik olmak üzere Türkiye'nin temel sorunlarını çözmek için Acil Eylem Planımız’da yer alan temel ve acil konularla ilgili çalışmalarımız sürerken, bir yandan da Hükûmet olarak, gerek komşularımızla, gerek müttefiklerimizle, gerekse ülkemizi ziyaret eden yabancı ülke ve kuruluşların temsilcileriyle çok yoğun bir diplomasi trafiği yürüttüğümüzü görüyor ve izliyorsunuz.

Şu son bir ay içinde ülkemizi ziyaret eden Romanya Başbakanı Adrian Nastase, Moldova Gökoğuz Başkanı Tabunsciç, İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Milli Savunma Bakanı Roa Sıkandar, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbeyev, Arnavutluk Cumhurbaşkanı Alfred Moisiu, Bosna-Hersek Bakanlar Kurulu Başkanı Adnan Terziç, Malezya Kültür Sanat ve Turizm Bakanı Dato Paduko Fadzi, Kanada Dışişleri Bakanı Billy Graham, Moldova Başbakanı Tarlev, ayrıca başta Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanımız Sayın Abdullah Gül olmak üzere, Bakan arkadaşlarım da gerek Ankara'da, gerekse yurtdışında yabancı meslektaşlarıyla sık sık bir araya gelerek ülkemizin dünyaya açılmasına çok olumlu katkılarda bulunmaya devam ediyorlar.

Sevgili anneler, babalar, nineler, dedeler, değerli gençler ve sevgili yavrular;

Bugün sizlerle paylaşmaktan büyük mutluluk duyduğum iki projemiz de, özellikle öğrencilerimizi ve velilerimizi ilgilendiriyor.

Bunlardan birincisi; 10 bin yoksul öğrencinin özel okullarda okutulması projemiz. Bu proje kapsamında, gelir düzeyi düşük olan ailelerin başarılı çocukları devlet tarafından özel okullarda okutulacak. 23 Ağustos'ta il merkezlerinde yapılacak sınavla ilköğretim 8’inci sınıfta okuyup da Devlet Parasız Yatılılık ve Bursluluk Sınavı’na başvuru şartlarını taşıyanlardan sınav sonucunda seçilecek olan öğrenciler, 2003-2004 öğretim yılında özel orta öğretim kurumlarının hazırlık veya 9’uncu sınıflarında öğrenim görecekler.

Millî Eğitim'le ilgili ikinci projemiz de; ilköğretim öğrencilerine ücretsiz kitap dağıtılması projesidir . Bu proje kapsamında Milli Eğitim Bakanlığımız, 2003-2004 eğitim öğretim döneminden itibaren ilköğretimde okuyan 10 milyon 107 bin 684 öğrenciye bedava ders kitabı verecek. Ücretsiz kitap dağıtımı ile ilgili olarak Bakanlık’ta şu anda 250 trilyon liralık para bloke edilmiş durumda.

Eğitim alanında yaptığımız bir başka düzenlemeyle de okul ve yurt yaptıran müteşebbisler bundan böyle eğitime yapacağı yatırımın tamamını gider gösterebilecek. Okullara ve yurtlara yapılacak her tür aynî ve nakdi yardımlar da bu kapsamda değerlendirilecek. Deprem nedeniyle başta okullar olmak üzere hastane gibi kamu hizmet binalarını tahkim etmek isteyen vatandaşların katkıları da bu kapsamda ele alınacak. Öğretmen açığı bulunan illerdeki eksik kadroları önümüzdeki günlerde açılacak kamu personel sınavı ile telafi etmeyi planlıyoruz ve Ağustos ayında da öğretmen atamalarını gerçekleştireceğiz.

Yine ciddî bir kaynak sıkıntısı çeken eğitim sistemimizi bir nebze rahatlatabilmek için, sanayi tesisleri arasında kalmış, meskun mahâl olmaktan çıkmış, binası itibariyle değerli ama tescilli tarihi eser olmayan okulları ekonomik bir şekilde değerlendirerek eğitime yeni katkı sağlamayı planlıyoruz.

Sevgili Vatandaşlarım;

Bütün bu hizmetlerin yerine getirilebilmesi, ülkemizde kalkınma ve refah hamlesinin başarıya ulaşabilmesine ve dolayısıyla sağladığımız güven ve istikrar ortamının muhafazasına sıkı sıkıya bağlıdır. Bakınız, bu güven ve istikrar ortamının hemen daha başında olmamıza rağmen, bütün ekonomik göstergelerde çok olumlu bir hareketlenme başlamıştır.

Vaktimiz sınırlı olduğu için, size bu olumlu göstergelerden bazılarını kısa kısa mukayeseli rakamlarla özetlemek istiyorum: Bakınız, 2002'de, ilk üç ayda 56 bin 188 otomobil üretilmişti. 2003'ün ilk üç ayında 69 bin 277 otomobil üretildi. 2002'de, ilk üç ayda 1 milyon 342 bin 582 beyaz eşya üretilmişti. 2003'ün ilk üç ayında 1 milyon 726 bin 665 beyaz eşya üretildi. 2002'nin ilk üç ayında imalat sanayiinde üretim, yüzde 4,4 artmıştı. 2003'ün ilk üç ayında imalat sanayiinde üretim yüzde 8,7 arttı.

İmalat sanayii kapasite kullanım oranlarında da olumlu gelişmeler var: 2002'nin ilk üç ayında yüzde 73,5 olan kapasite kullanım oranı, 2003'ün ilk üç ayında yüzde 75,3 olarak gerçekleşmiştir. Daha da önemlisi, iç talepte bir canlanma görülüyor: Meselâ, 2002'nin ilk dört ayında 11 bin 726 otomobil satılmıştı, 2003'ün ilk dört ayında ise 31 bin 757 otomobil satıldı. 2002'nin ilk üç ayında 496 bin 466 adet beyaz eşya satılmıştı. 2003'ün ilk üç ayında 594 bin 510 adet beyaz eşya satıldı.

Peki yatırımlar ne durumda? İşte rakamlar: Ocak-Mart 2003 döneminde yatırım malı ithalatı, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 28.2 oranında arttı. Aynı dönemde, verilen teşvikler ise tam 3,7 kat arttı.

İhracattaki rakamlara baktığımızda da aynı şekilde olumlu bir trendi yakaladığımız görülüyor: 2002'nin ilk beş ayında gerçekleşen ihracat 13,4 milyar dolardı. 2003'ün ilk beş ayında gerçekleşen ihracat 17,9 milyar dolar.

Gelelim kronik sorunumuz olan enflasyona; -Irak Savaşı’nın yol açtığı belirsizlik ortamına, petrol fiyatlarındaki yüksek artışa rağmen- Tüketici fiyatları endeksi Ocak-Nisan döneminde, geçen yılın aynı döneminin altında; yüzde 10,4 olarak gerçekleşmiştir. Yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 20'dir.

Bakınız, ekonomide güvenin tesis edildiğinin en somut kanıtlarından biri de, borçlanma maliyetimizdir. 2002 Ocak-Mayıs döneminde iç borçlanma yıllık bileşik faiz oranı yüzde 66,1 idi. 2003'ün Ocak-Mayıs döneminde bu oran yüzde 55,5'e, 2003 Mayıs'ında yüzde 51'e düşmüştür.

Dalgalı kur sistemi içinde dolar fiyatı piyasada oluşmaktadır ve burada da güven algılaması çok önemlidir. İkibinbirin sonunda 1 milyon 439 bin 567 Türk Lirası olan dolar; 2002 yıl sonunda 1 milyon 634 bin 501 Türk Lirası'na çıkmışken 28 Mayıs 2003'te, 1 milyon 442 bin 483 Türk Lirası üzerinden işlem görmüştür. Buna paralel olarak mevduatlarda yabancı paranın payı azalmakta, Türk Lirası’nın payı ise artmaktadır. Krediler içinde dönüşsüz olanların payı da hızla azalmaktadır: Kasım 2002'de kredilerin yüzde 33,3'ü dönüşsüzdü. Mayıs 2003 itibariyle bu oran yüzde 26,1'e düşürüldü. Bütün bu rakamlar da gösteriyor ki, yanıbaşımızdaki savaşın olumsuz etkilerine ve istikrar ortamını zedelemeye çalışanların gayretlerine rağmen, 2003 yılı için belirlediğimiz yüzde 5'ilk büyüme, yüzde 20'lik enflasyon hedefine ulaşmamız hayal değildir. Yeter ki, bu huzur, güven ve istikrar ortamının kıymetini bilelim, kendimize güvenelim. Sözlerimi bitirirken, bir kere daha vurgulamak istiyorum: Türkiye'ye güveniniz. Devletinize güveniniz. Hükûmetiniz’e güveniniz. Kendinize güveniniz.

Şunu hiç unutmayınız: Bu devlet sizin devletinizdir. Bu Hükûmet sizin Hükûmetiniz’dir. Kendinize güveniniz. Türkiye bugün daha iyi yoldadır. Türkiye yarın çok daha iyiye gidecektir.

Hepinizi en içten duygularla, saygıyla ve muhabbetle selâmlıyorum.
 


(3 AĞUSTOS 2003)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2003 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.