Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Ulusa Sesleniş" konuşmasının metni şöyle:
(6 Haziran 2003)
Sevgili Anneler, Babalar, Nineler, Dedeler, Değerli Gençler ve Sevgili
Yavrular;
Hepinizi saygıyla ve muhabbetle selâmlıyorum. Geçen ay olduğu gibi,
bu ayın ilk Cuma gecesinde de Hükûmetimiz’in icraatını, yaptıklarını, yapmayı
düşündüklerini, projelerini anlatmak üzere sizlere misafir geldik.
Hatırlarsanız, geçen ayki konuşmamda, aslında sizlerle paylaşmak istediğimiz
pek çok icraat ve projemiz olduğunu; ancak gerek zaman darlığı, gerekse
araya giren bazı aslı astarı olmayan söylentiler ve yapay konular yüzünden
bunların hepsini anlatmaya fırsat bulamadığımızı söylemiştim. Onun için,
bu ayki konuşmamda, ağırlığı son bir ay içinde gerçekleştirdiğimiz somut
işlere vermek istiyorum.
Ancak, yine hepinizin bildiği gibi, Hükûmetimiz var gücüyle halkımızın
iş ve aş sorununu çözmeye çalışırken; Türkiye'nin neredeyse kangren olmuş
hastalıklarını iyileştirmek için atılması gereken adımları tereddütsüz
atarken; alınması gereken cesur kararları gözünü kırpmadan alırken, rahatları
kaçan, hesapları şaşan, tezgahları bozulan, avantaları kesilen bazı çıkar
çevreleri, yine o bildiğiniz oyunları sahnelemeye ve Türkiye'de hızla tesis
edilmekte olan güven ve istikrar ortamını sabote etmeye yeltendiler. Ama
gördüğünüz gibi, artık bu oyunlar tutmuyor. Artık Türkiye'de herkes, neyin
ne olduğunu apaçık görüyor.
Çok yakında, iyi tarif edilmemiş bir ticarî sır kavramıyla veya bazı
eski bürokratların bilgi ve belge akışını önleme çabalarıyla önü kesilmek,
eli kolu bağlanmak istenmesine rağmen, Meclis Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu
çalışmalarını tamamladığı zaman, çevrilen dolaplar, üstü örtülen pislikler,
bu milleti ele güne böylesine muhtaç eden vurgun ve talanlar ayan beyan
gün ışığına çıkartılınca ve bunların hesabı tek tek sorulmaya başlanınca,
kimlerin ortalığı neden bulandırmak istedikleri daha iyi anlaşılacak...
Ve bakın şimdiden söylüyorum: Ne yaparlarsa yapsınlar; ortalığı karıştırıp,
suyu bulandırıp, paçalarını kurtarmak için ne yaparlarsa yapsınlar biz
bu hesabı mutlaka soracağız.
Sevgili Vatandaşlarım;
Hatırlarsanız, geçen ayki konuşmamda, üzerinde bir sürü spekülasyon
yapılan ve insafsızca çarpıtılan Orman vasfını kaybetmiş arazilerin satışı
konusuna kısaca değinmiştim. Kamuoyunda kısaca 2B olarak bilinen ve bazılarının
insafsızca "Orman arazilerini yağmaya ve talana açacak" dedikleri yasal
düzenlemenin aslında ne olduğunu; bundan 22 sene önce, yani 12 Eylül askerî
idaresi zamanında yapılan Anayasal bir düzenleme ile yaklaşık 500 bin hektar
arazinin bilim ve fen bakımından orman arazisi olma vasfını kaybettiğinin
belirlendiğini; bunların tekrar ağaçlandırılmasının, orman haline dönüştürülmesinin
mümkün olmadığını; bu arazilere, imarsız, plansız, izinsiz, kanunsuz tam
400 bin yapı kurulduğunu; hatta devlet binaları kurulduğunu; altyapı, su,
elektrik, doğalgaz hizmetleri götürüldüğünü; artık buraları yıkamayacağınızı,
boşaltamayacağınızı; bütün bu gördüğünüz yapılarda oturanların, işyeri
açanların, hatta bizzat bazı kamu kuruluşlarının, 22 yıldır doldurulmayan
yasal boşluk sebebiyle işgalci durumunda olduklarını; Anayasa'nın 170’inci
Maddesi’nin de “Buraları, sadece orman köylülerine tahsis edebilirsin;
üçüncü şahıslara satamazsın” dediğini. Halbuki, bugün bu bölgelerde bırakın
orman köylüsünü, üçüncü şahısların bile kalmadığını; bizim de Hükûmet olarak
getirdiğimiz düzenlemeyle, bu arazileri, yani hukuken devlet malı olan
bu arazileri, şu anda işgalci durumunda olan kişi ve kuruluşlara rayiç
bedeller üzerinden satarak, bunu hazineye gelir kaydedeceğimizi; bu düzenlemeyle,
yıllardır bu araziler üzerinde fiili işgalci konumunda yaşayan insanların,
alacakları tapu ve ruhsatlarla yasal çerçeve içinde mülk edinmiş olacaklarını;
bu düzenlemeyle, bizim hesaplarımıza göre devletin kasasına 20-25 milyar
dolarlık bir ek kaynak aktarılmış olacağını; bu kaynağın önemli bir bölümünün,
gerçek orman köylülerinin refahı ve gerçek orman alanlarının geliştirilmesi
ve muhafazası için kullanılacağını; idarî yargıdaki onbinlerce davanın
böylece hukukî bir çözüme kavuşturulacağını uzun uzun anlatmış ve sormuştum:
Şimdi bunun neresi orman talanı? Bunun neresi orman yağması? Ama işte hepiniz
görüyorsunuz; sanki bunları bu kadar açık anlatmamışız gibi; hâlâ birileri
kalkıp orman talanından; orman arazilerinin peşkeş çekilmesinden dem vurabiliyorlar.
Üstelik şimdi bu yalanlarına bir de kuyruk ekleyip sadece ormanları
değil; doğal SİT alanlarını da talana açacağımızı yaymaya çalışıyorlar.
Bunun aslını ve doğrusunu da kısaca özetleyip; asıl konumuza, yani son
bir ay içinde yaptığımız işlere, icraatlarımıza gelmek istiyorum.
Bakınız, bu meselenin aslı esası şudur: Mevzuatımızda tarihî, arkeolojik,
çevre koruma alanları için kriterler belirlenmiş olmasına rağmen "Doğal
SİT alanları" için objektif kriterler belirlenmemiş ve bu belirsizliğe
rağmen özel mülkiyete ait bazı alanlar da doğal sit alanı olarak ilân edilmiş,
bunlar için Batı'da olduğu gibi "Koruma Amaçlı Kullanma Planları" da yapılmamış.
Yalnız, bizden önceki Hükûmet döneminde bir düzenleme yapılmış ve denmiş
ki ''Arazisi doğal sit alanı ilan edilen kişi veya kuruluşlar değer tespiti
yaptırsın; bu değer üzerinden kendilerine Hazine arazisi verilsin; yani
o doğal sit alanları aynı değerde hazine arazileriyle takas edilsin.” Bunun
üzerine, pek çok kişi, kendi arazisine yüksek değer tespiti yaptırıp Hazine
arazilerini ucuza kapatmak için sıraya girmiş.
Şimdi biz diyoruz ki; Doğal Sit Alanını Koruma Kurulları gözetiminde,
özel mülkiyete konu olan bu doğal sit alanlarında, dokuyu zedelemeden koruyacak
bir yüzde üzerinden kullanım hakkı tanıyalım ve Hazine üzerindeki bu baskıyı
kaldıralım. İşte doğal sit alanları yağmaya açılıyor yalanının ardındaki
gerçek de bu.
Sevgili Vatandaşlarım;
Biliyorsunuz ülkemizin, çocuklarımızın geleceği bakımından hayati önem
taşıyan ve bu nedenle Hükûmetimiz’in en öncelikli konularından biri olan
bir husus da Avrupa Birliği'ne tam üyelik çalışmalarımızdır. Yılların ihmali,
yanlış uygulamaları ve hatta söylemeye dilim varmıyor ama "Uyutma politikaları"
yüzünden, önce Yunanistan'ın, şimdi de eski demirperde ülkelerinin gerisine
düştüğümüz Avrupa Birliği sürecinde, 40 yıllık bir gecikmeyi telafi edebilmek
için nasıl yoğun bir gayret içinde olduğumuzu hem aziz milletimiz, hem
de Avrupa Birliği'ndeki muhataplarımız görüyor ve takdir ediyor.
Bu konunun hem kamuoyumuzda daha iyi bilinmesi ve anlaşılması için;
hem de Avrupa Birliği'ne üyelik hedefinin bir bütün olarak, yani iktidarıyla
muhalefetiyle bütün Meclisimiz’in ortak iradesini yansıttığını vurgulamak
için, 29 Mayıs 2003 günü Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Avrupa Birliği
konulu bir genel görüşme gerçekleştirdik. Sadece orada yaptığım konuşmada
değil, Avrupa Birliği temsilcileriyle yaptığımız görüşmelerde de hep söylediğim
gibi, Avrupa Birliği'ne tam üyelik konusu, Atatürk'ün işaret ettiği çağdaşlaşma
ve muasır medeniyet seviyesine ulaşma hedefimizin günümüzdeki reel politik
ifadesidir.
Sevgili Vatandaşlarım;
Bildiğiniz gibi, Ak Parti olarak iktidarı devraldığımız gün, bir ilke
imza atmış ve Hükûmetimiz’in ilk bir ayda, ilk üç ayda, ilk altı ayda,
ilk bir yılda yapmayı planladıklarını Acil Eylem Planı başlığıyla programlayıp
kamuoyuna deklare etmiştik. Kamu Yönetimi Reformu, Ekonomik Dönüşüm Programı,
Demokratikleşme ve Hukuk Reformu, Sosyal Dönüşüm Reformu olmak üzere dört
temel üzerine oturan Acil Eylem Planı'nda toplam 205 faaliyet yer almakta
ve bunların tümü belirli bir takvime bağlanmış durumdadır.
Acil Eylem Planı’nda yer alan 205 faaliyetin, 14'ü 1 aylık, yüzde 25'i
3 aylık, yüzde 38'i 6 aylık, yüzde 73'ü 12 aylık, yüzde 20'si 1 yıldan
daha uzun sürelerde gerçekleştirilmesi öngörülmüş olup, 35 faaliyet ise
süre sınırı olmayan, yani sürekli olarak yürütülecek faaliyet olarak belirlenmiştir.
Kamu Yönetimi Reformu kapsamında: merkezi idare reformu, yerel yönetimler
reformu, devlet personel rejimi reformu ve yolsuzlukla mücadele konularında
toplam 45 faaliyet tespit edilmiştir.
Ekonomik Dönüşüm Programı kapsamında ise vergi politikaları, harcama
politikaları, malî piyasalar, özelleştirme, reel sektör, doğrudan yabancı
yatırımlar, ihracat enerji, madencilik, ulaştırma, turizm, tarım ve hayvancılık
sektörlerinde olmak üzere toplam 91 faaliyet; sosyal politikalar kapsamında,
gelir dağılımında adaletin sağlanması, işsizliğin önlenmesi, nitelikli
eğitim, sağlıklı toplum, herkese sosyal güvenlik, kentleşme ve yerleşme
konularında 45 faaliyet; demokratikleşme ve hukuk reformu kapsamında ise
toplam 24 faaliyet yer almaktadır.
Bugüne kadar, Başbakanlığa bağlı ve Başbakanlık’la ilgili kuruluşların
icracı Bakanlıklara bağlanması, Bakanlık sayısının azaltılması, lojmanların
kira bedellerinin rayiç düzeye çekilmesi, malî milat uygulamasının kaldırılması,
kamu yatırım programının etkinleştirilmesi gibi 14 faaliyetin yer aldığı
1 aylık faaliyetlerden 13'ü tamamen, makam aracı kullanımına sınırlama
getirilmesi faaliyeti ise amacı yönünden büyük ölçüde gerçekleştirilmiş
bulunmaktadır.
Kamu hizmet binası yapımı ve makam-hizmet aracı alımının durdurulması
vergi barışının hayata geçirilmesi, elektrik fiyatlarındaki TRT payının
azaltılması gibi 25 faaliyetten oluşan 3 aylık faaliyetlerden 19'u tamamen,
5'i büyük ölçüde gerçekleştirilmiş olup, üniversite yerleştirme sisteminin
fırsat eşitliğini sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmesini öngören faaliyetin
ÖSYM'nin yeniden yapılandırılması kapsamında gerçekleştirilmesi planlanmıştır.
İlk 1 ay ve 3 aylık faaliyetler daha çok idarî işlemle gerçekleştirilebilecek
faaliyetler olmasına rağmen, 6 ay ve daha uzun süreli faaliyetler yapısal
değişim öngören, siyasal uzlaşma ve kararlılıkla Anayasal ve yasal değişiklikler
gerektiren, belirli bir silsile içinde yapılması gereken faaliyetlerdir.
6 aylık 38 faaliyetten; vergilerin tahsilat süresinin kısaltılması,
çalışanların tasarruflarını teşvik fonu tasfiyesi ile İlgili esasların
belirlenmesi, esnek çalışına biçimlerini düzenleyen mevzuat değişikliği
yapılmasını da kapsayan 6'sı tamamen gerçekleştirilmiş olup, 7 adedinin
süresinde gerçekleştirilmesi açısından herhangi bir sorun görünmemektedir.
Ancak, diğer faaliyetlerin gerçekleştirilmesi İçin önemli mesafeler
alınmış olmasına rağmen, örneğin gerekli yasanın zamanında yasalaşmasının
gecikmesi gibi, faaliyetlerin süresinde gerçekleştirilmesinde bazı gecikmeler
olabileceği görülmektedir.
12 aylık 73 faaliyetten, yeni bir Türk Ceza Kanunu Tasarısı hazırlanmasını
ve Adlî Tıp Kurumu’nun çağın ihtiyaçlarına göre yeniden yapılanmasını öngören
2'si süresinden önce gerçekleştirilmiş, birçok faaliyet için yasal altyapı
tamamlanma aşamasına gelmiştir.
Acil Eylem Planı’nda yer alan faaliyetlerin bazıları birbirleriyle ilişkili
olup, birinin gerçekleştirilmesi bir diğerinin gerçekleşmesine bağlı olabilmektedir.
Örneğin; çalışmaları hızla devam eden, kurumsal gözden geçirme çalışması,
Mahalli İdareler Reformu, Devlet Personel Reformu, Kamu Malî Yönetim ve
Kontrol Reformu, Kamu Denetim Reformu konusundaki düzenlemeler birbirleriyle
ilişkili olup, temel bazı reformlar, ancak Kamu Yönetimi Temel Kanunu’nda
benimsenmiş olan yönetim felsefesinin netleşmesinden ve yasanın genel çerçevesinin
net olarak ortaya konulmasından sonra gerçekleştirilecektir.
Sevgili Vatandaşlarım;
Bir yandan başta işsizlik olmak üzere Türkiye'nin temel sorunlarını
çözmek için Acil Eylem Planımız’da yer alan temel ve acil konularla ilgili
çalışmalarımız sürerken, bir yandan da Hükûmet olarak, gerek komşularımızla,
gerek müttefiklerimizle, gerekse ülkemizi ziyaret eden yabancı ülke ve
kuruluşların temsilcileriyle çok yoğun bir diplomasi trafiği yürüttüğümüzü
görüyor ve izliyorsunuz.
Şu son bir ay içinde ülkemizi ziyaret eden Romanya Başbakanı Adrian
Nastase, Moldova Gökoğuz Başkanı Tabunsciç, İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi,
Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Milli Savunma Bakanı Roa Sıkandar, Kazakistan
Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbeyev, Arnavutluk Cumhurbaşkanı Alfred Moisiu,
Bosna-Hersek Bakanlar Kurulu Başkanı Adnan Terziç, Malezya Kültür Sanat
ve Turizm Bakanı Dato Paduko Fadzi, Kanada Dışişleri Bakanı Billy Graham,
Moldova Başbakanı Tarlev, ayrıca başta Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanımız Sayın Abdullah Gül olmak üzere, Bakan arkadaşlarım da gerek Ankara'da,
gerekse yurtdışında yabancı meslektaşlarıyla sık sık bir araya gelerek
ülkemizin dünyaya açılmasına çok olumlu katkılarda bulunmaya devam ediyorlar.
Sevgili anneler, babalar, nineler, dedeler, değerli gençler ve sevgili
yavrular;
Bugün sizlerle paylaşmaktan büyük mutluluk duyduğum iki projemiz de,
özellikle öğrencilerimizi ve velilerimizi ilgilendiriyor.
Bunlardan birincisi; 10 bin yoksul öğrencinin özel okullarda okutulması
projemiz. Bu proje kapsamında, gelir düzeyi düşük olan ailelerin başarılı
çocukları devlet tarafından özel okullarda okutulacak. 23 Ağustos'ta il
merkezlerinde yapılacak sınavla ilköğretim 8’inci sınıfta okuyup da Devlet
Parasız Yatılılık ve Bursluluk Sınavı’na başvuru şartlarını taşıyanlardan
sınav sonucunda seçilecek olan öğrenciler, 2003-2004 öğretim yılında özel
orta öğretim kurumlarının hazırlık veya 9’uncu sınıflarında öğrenim görecekler.
Millî Eğitim'le ilgili ikinci projemiz de; ilköğretim öğrencilerine
ücretsiz kitap dağıtılması projesidir . Bu proje kapsamında Milli Eğitim
Bakanlığımız, 2003-2004 eğitim öğretim döneminden itibaren ilköğretimde
okuyan 10 milyon 107 bin 684 öğrenciye bedava ders kitabı verecek. Ücretsiz
kitap dağıtımı ile ilgili olarak Bakanlık’ta şu anda 250 trilyon liralık
para bloke edilmiş durumda.
Eğitim alanında yaptığımız bir başka düzenlemeyle de okul ve yurt yaptıran
müteşebbisler bundan böyle eğitime yapacağı yatırımın tamamını gider gösterebilecek.
Okullara ve yurtlara yapılacak her tür aynî ve nakdi yardımlar da bu kapsamda
değerlendirilecek. Deprem nedeniyle başta okullar olmak üzere hastane gibi
kamu hizmet binalarını tahkim etmek isteyen vatandaşların katkıları da
bu kapsamda ele alınacak. Öğretmen açığı bulunan illerdeki eksik kadroları
önümüzdeki günlerde açılacak kamu personel sınavı ile telafi etmeyi planlıyoruz
ve Ağustos ayında da öğretmen atamalarını gerçekleştireceğiz.
Yine ciddî bir kaynak sıkıntısı çeken eğitim sistemimizi bir nebze rahatlatabilmek
için, sanayi tesisleri arasında kalmış, meskun mahâl olmaktan çıkmış, binası
itibariyle değerli ama tescilli tarihi eser olmayan okulları ekonomik bir
şekilde değerlendirerek eğitime yeni katkı sağlamayı planlıyoruz.
Sevgili Vatandaşlarım;
Bütün bu hizmetlerin yerine getirilebilmesi, ülkemizde kalkınma ve refah
hamlesinin başarıya ulaşabilmesine ve dolayısıyla sağladığımız güven ve
istikrar ortamının muhafazasına sıkı sıkıya bağlıdır. Bakınız, bu güven
ve istikrar ortamının hemen daha başında olmamıza rağmen, bütün ekonomik
göstergelerde çok olumlu bir hareketlenme başlamıştır.
Vaktimiz sınırlı olduğu için, size bu olumlu göstergelerden bazılarını
kısa kısa mukayeseli rakamlarla özetlemek istiyorum: Bakınız, 2002'de,
ilk üç ayda 56 bin 188 otomobil üretilmişti. 2003'ün ilk üç ayında 69 bin
277 otomobil üretildi. 2002'de, ilk üç ayda 1 milyon 342 bin 582 beyaz
eşya üretilmişti. 2003'ün ilk üç ayında 1 milyon 726 bin 665 beyaz eşya
üretildi. 2002'nin ilk üç ayında imalat sanayiinde üretim, yüzde 4,4 artmıştı.
2003'ün ilk üç ayında imalat sanayiinde üretim yüzde 8,7 arttı.
İmalat sanayii kapasite kullanım oranlarında da olumlu gelişmeler var:
2002'nin ilk üç ayında yüzde 73,5 olan kapasite kullanım oranı, 2003'ün
ilk üç ayında yüzde 75,3 olarak gerçekleşmiştir. Daha da önemlisi, iç talepte
bir canlanma görülüyor: Meselâ, 2002'nin ilk dört ayında 11 bin 726 otomobil
satılmıştı, 2003'ün ilk dört ayında ise 31 bin 757 otomobil satıldı. 2002'nin
ilk üç ayında 496 bin 466 adet beyaz eşya satılmıştı. 2003'ün ilk üç ayında
594 bin 510 adet beyaz eşya satıldı.
Peki yatırımlar ne durumda? İşte rakamlar: Ocak-Mart 2003 döneminde
yatırım malı ithalatı, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 28.2 oranında
arttı. Aynı dönemde, verilen teşvikler ise tam 3,7 kat arttı.
İhracattaki rakamlara baktığımızda da aynı şekilde olumlu bir trendi
yakaladığımız görülüyor: 2002'nin ilk beş ayında gerçekleşen ihracat 13,4
milyar dolardı. 2003'ün ilk beş ayında gerçekleşen ihracat 17,9 milyar
dolar.
Gelelim kronik sorunumuz olan enflasyona; -Irak Savaşı’nın yol açtığı
belirsizlik ortamına, petrol fiyatlarındaki yüksek artışa rağmen- Tüketici
fiyatları endeksi Ocak-Nisan döneminde, geçen yılın aynı döneminin altında;
yüzde 10,4 olarak gerçekleşmiştir. Yıl sonu enflasyon hedefi yüzde 20'dir.
Bakınız, ekonomide güvenin tesis edildiğinin en somut kanıtlarından
biri de, borçlanma maliyetimizdir. 2002 Ocak-Mayıs döneminde iç borçlanma
yıllık bileşik faiz oranı yüzde 66,1 idi. 2003'ün Ocak-Mayıs döneminde
bu oran yüzde 55,5'e, 2003 Mayıs'ında yüzde 51'e düşmüştür.
Dalgalı kur sistemi içinde dolar fiyatı piyasada oluşmaktadır ve burada
da güven algılaması çok önemlidir. İkibinbirin sonunda 1 milyon 439 bin
567 Türk Lirası olan dolar; 2002 yıl sonunda 1 milyon 634 bin 501 Türk
Lirası'na çıkmışken 28 Mayıs 2003'te, 1 milyon 442 bin 483 Türk Lirası
üzerinden işlem görmüştür. Buna paralel olarak mevduatlarda yabancı paranın
payı azalmakta, Türk Lirası’nın payı ise artmaktadır. Krediler içinde dönüşsüz
olanların payı da hızla azalmaktadır: Kasım 2002'de kredilerin yüzde 33,3'ü
dönüşsüzdü. Mayıs 2003 itibariyle bu oran yüzde 26,1'e düşürüldü. Bütün
bu rakamlar da gösteriyor ki, yanıbaşımızdaki savaşın olumsuz etkilerine
ve istikrar ortamını zedelemeye çalışanların gayretlerine rağmen, 2003
yılı için belirlediğimiz yüzde 5'ilk büyüme, yüzde 20'lik enflasyon hedefine
ulaşmamız hayal değildir. Yeter ki, bu huzur, güven ve istikrar ortamının
kıymetini bilelim, kendimize güvenelim. Sözlerimi bitirirken, bir kere
daha vurgulamak istiyorum: Türkiye'ye güveniniz. Devletinize güveniniz.
Hükûmetiniz’e güveniniz. Kendinize güveniniz.
Şunu hiç unutmayınız: Bu devlet sizin devletinizdir. Bu Hükûmet sizin
Hükûmetiniz’dir. Kendinize güveniniz. Türkiye bugün daha iyi yoldadır.
Türkiye yarın çok daha iyiye gidecektir.
Hepinizi en içten duygularla, saygıyla ve muhabbetle selâmlıyorum.
|