Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
ULUSA SESLENİŞ (10.7.2003)
ULUSA SESLENİŞ (6.6.2003)
ULUSA SESLENİŞ (23.3.2003)
GÜL'ÜN ULUSA SESLENİŞ KONUŞMASI (8.2.2003)

BAŞBAKAN ERDOĞAN'IN "ULUSA SESLENİŞ" KONUŞMASI
 
9 Mayıs 2003
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 9 Mayıs 2003'de televizyonlardan "Ulusa Sesleniş" konuşması yaptı. Erdoğan konuşmasında, ekonomik durumdan, orman arazilerinin satışına, atamalar konusundan Irak Savaşı'na kadar pek çok konuda değerlendirmelerde bulundu.
 
"ULUSA SESLENİŞ" KONUŞMASINDAN...

"Kendi emeğimizle ele güne muhtaç olmayan, karnı tok, sırtı pek, başı dik insanların yaşadığı bir Türkiye kuramazsak ne kendimize ne de komşularımıza bir hayrımız dokunur."

"Yıllardır el kesesinden hovardalık etmişiz, (devletin malı deniz) diyen bir düzen kurmuşuz... Ve deniz bitmiş..."

"Bunca spekülasyona, çıkar çevrelerinin gizli ve açık bunca çelmelerine ve hatta savaşa rağmen Türkiye gemisi gelin gibi süzülmeye başladı. Bu gemi çok güzel yüzecek. Bu gemi muhteşem bir sefere çıkacak."

"Kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması reform projesini bu ayın sonunda başta anamuhalefet partimiz olmak üzere Parlamento'da temsil edilen veya edilmeyen tüm siyasi partilerimizin, sivil toplum kuruluşlarımızın ve üniversitelerimizin değerlendirmesine sunacağız."

"Bizim hazırlıklarımız içinde üniter devlet anlayışına ters düşen, hele hele eyalet sistemini çağrıştırabilecek hiçbir öğe yer almıyor."

"Biz bir karış orman arazisini satışa sunuyor değiliz. Bizim getirdiğimiz çözüm şu: bu arazileri, yani hukuken devlet malı olan bu arazileri, şu anda işgalci durumunda olan kişi ve kuruluşlara rayiç bedeller üzerinden satacağız ve bunu hazineye gelir kaydedeceğiz."

"Bizim yaptığımız değişiklik ve atamalar, bizden önceki dört hükümetin yaptığı değişiklik ve atamaların yanında devede kulak kalır."

"Sayın Gül başkanlığında kurulan 58. Hükümet ve benim başkanlığımda kurulan 59. Hükümet döneminde atanan toplam bürokrat sayısı 457'dir."

"55, 56 ve 57. Hükümetler, aslında birbirinin devamı olan hükümetler... Bunların peş peşe her hükümet kurduklarında yaptıkları atamaları üst üste koyarsanız ortaya çıkan rakam 1665'tir. Yani, bir yanda 1665 bürokrat ataması, bir yanda da 457 bürokrat ataması..."

"Bingöl'de 700 konutun temeli en geç 20 güne kadar atılacaktır. TOBB tarafından yapılması taahhüt edilen 500 konutun projeleri hazırlanmıştır."

"Ülke ekonomisini canlandıracak bir proje olarak acil konut ihtiyacı belirlenen 19 ilin büyük bir kısmında ön tespit ve hazırlık çalışmaları bitirilmiş 25 bin konutun inşaatına yıl sonuna kadar başlanacaktır."

"ABD, AB, bölge ve Irak halkı ile ilişkilerini gözeten çok yönlü bir bakış açısı ile sürdürdüğümüz bu politika neticesinde Türkiye'nin uluslararası saygınlığı ve etkinliği artmıştır."

"Hükümetimiz, çevremizde tam bir barış, istikrar, refah ve özgürlük havzası oluşturmak için çabalarını sürdürecek ve bu yolda dostlarımız ve müttefiklerimiz tarafından atılacak her adımı da içtenlikle desteklemeye devam edecektir."
 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Ulusa Sesleniş" konuşmasının metni şöyle:
(9 Mayıs 2003)

Sevgili Anneler, Babalar, Nineler, Dedeler, Değerli Gençler ve Sevgili Yavrular;

Bu akşam beni evinizin bir köşesinde misafir ettiğiniz için hepinize ayrı ayrı teşekkür ederek sözlerime başlamak istiyorum.

Yanıbaşımızdaki savaş bitti, ama hepimiz biliyoruz ki sorunlar bitmedi. Bölgemize barışın, huzurun, güvenin, istikrarın ve refahın gelmesi için yapılacak çok iş vardır. Hatta denilebilir ki, iş asıl şimdi başlıyor. Irak’ın bütün aslî unsurlarını içine alan çağdaş bir demokrasiye kavuşması, ulusal zenginliklerini halkının refah ve mutluluğu için kullanabilir hale gelmesi için yapılacak çok iş var.

Bölgede sürüp giden kan davalarının, terör ve katliamların, yoksulluğun, cehaletin, önyargıların ortadan kaldırılması için yapılacak çok iş var. Bu çerçevede başta ABD olmak üzere herkese, uluslararası camiaya, bütün bölge ülkelerine ve özellikle Türkiye'ye büyük sorumluluk düşüyor. Türkiye'nin bu sorumluluklarını yerine getirebilmesi için de kendi evini düzene koyması gerekiyor. Biz kendi emeğimizle, kendi alın terimizle, kendi aklımızla, kendi gayretimizle, ele güne muhtaç olmayan, karnı tok, sırtı pek, başı dik insanların yaşadığı bir Türkiye kuramazsak ne kendimize ne de komşularımıza bir hayrımız dokunur. Lafı döndürüp dolaştırmanın hiç manası yok. Kimsede kusur, kabahat aramayalım. Biz kendimize bakalım, kendi yaptıklarımıza bakalım. Doğru oturup, doğru konuşalım. Yıllardır el kesesinden hovardalık etmişiz. Üç üretip beş harcamışız. Kötü yönetilmişiz. “Altta kalanın canı çıksın” diyen, “Gemisini kurtaran kaptan” diyen, “Devletin malı deniz” diyen bir düzen kurmuşuz ve deniz bitmiş. Bütün yaşadığımız krizler, denizin bittiğini, devlet gemisinin karaya oturmak üzere olduğunu gösteriyordu. İşte, tam o kritik noktada, gemi tam karaya oturmak üzereyken bu aziz millet engin ferasetiyle tarihî bir karar verdi: AK Parti'ye “Al bu gemiyi yüzdür, yoksa karaya oturacak” dedi. Bakın, daha 6 ay bile dolmadı. Bunca spekülasyona rağmen, çıkar çevrelerinin gizli ve açık bunca çelmelerine ve hatta savaşa rağmen Türkiye gemisi gelin gibi süzülmeye başladı. Bu gemi çok güzel yüzecek. Bu gemi muhteşem bir sefere çıkacak. Bu nasıl oldu, nasıl oluyor? Biz çok akıllıyız, çok becerikliyiz, çok mahiriz de onun için mi oluyor? Başkalarının akıl edemediği çareleri biz akıl ediyoruz da onun için mi oluyor? Haşa! Bizden önce de doğru veya yanlış ama iyi niyetle bu gemiyi yüzdürmek isteyenler olmadı mı, tabii oldu. Peki neden beceremediler? Çok basit: Milletin güvenini yitirdiler. Daha doğrusu, ne onlar millete güvendiler, ne de millet onlara güvendi. Karşılıklı güven olmayınca bu iş olmuyor.

Bakın, bir Vergi Barışı kampanyası yaşadık. IMF uzmanları geldiler siz bu kampanyadan ''750 trilyon lirayı zor toplarsınız'' dediler. Kampanya başladı, vergi dairelerinin önünde izdiham yaşandı. Kampanya sonunda tam 6.5 katrilyon liralık ek kaynak ortaya çıktı. Peki nasıl oldu da IMF uzmanları tahminlerinde bu kadar yanıldılar? Çok basit. Millet ile AK Parti iktidarı arasındaki güven ilişkisini göremediler. Onların ekonometrik modellerinde hesaba katılmayan bir faktör devreye girdi ve IMF uzmanlarının en iyimser tahminlerini bile on kere katlayan muhteşem bir sonuç ortaya çıktı. Onun için biz, bu güven meselesini çok önemsiyoruz. Milletin AK Parti'ye gösterdiği güven, aslında kendine duyduğu güvendir. Çünkü AK Parti iktidarı, özünde, esasında milletin iktidarıdır. Millet, kendi iktidarı ortaya çıktığı zaman ona işte böyle güveniyor.

Yani, aslında ortaya çıkan, derinden harekete geçen, milletin özgüvenidir. Bize düşen, milletin bu özgüvenini boşa çıkarmamaktır. Bizim işimiz bu özgüvenin yolunu açmak, milletin önünü tıkayan engelleri ortadan kaldırmak, milletin elini, kolunu bağlayan bütün bürokratik zincirleri, ayağına takılan bütün çağdışı prangaları teker teker söküp atmaktır. Çok yakında kamuoyunun bilgisine, tartışmasına, eleştirmesine sunacağımız kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması tasarısı işte bu amaçla hazırladığımız çok kapsamlı bir reform projesidir. Bu ayın sonuna kadar bunu bir taslak haline getirip başta anamuhalefet partimiz olmak üzere Parlamento'da temsil edilen veya edilmeyen bütün siyasî partilerimizin, sivil toplum kuruluşlarımızın ve üniversitelerimizin değerlendirmesine sunacağız. Onların değerlendirmelerini ve eleştirilerini de aldıktan sonra konuyla doğrudan ilgili kurum ve kuruluş temsilcileri ile uzmanlarımızın katılacağı bir kamu yönetimi şûrası toplayacağız. İşte bu buradan çıkacak nihaî metni Kanun Tasarısı haline getirip Meclis’e sunacağız.

Şimdi bütün bu süreci neden anlatıyorum: Şunun için; daha ortada tartışmaya açılmış bir taslak veya ön taslak bile yokken bazı çevreler eyalet sistemi getiriliyor, üniter devlet ortadan kalkıyor türünden tepkiler sergilemeye başladı. Eğer bu tepkiler bilgisizlikten kaynaklanan ama iyi niyetli endişelerse hiçkimse telaş etmesin. Bizim hazırlıklarımız içinde üniter devlet anlayışına ters düşen hele hele eyalet sistemini çağrıştırabilecek hiçbir öğe yer almıyor. Yok, eğer bu tepkiler şu anda kullandıkları yetkiler ellerinden alınacağı için öfkelenen bazı çevrelerin bilinçli çarpıtmaları ise bunlar da nihaî tasarı ortaya çıkınca devlet millet ilişkilerinde artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını görecekler. Yine bunun gibi bazı çevreler tarafından kamuoyuna eksik ve yanlış tanıtılan bazı medya organlarının da işin aslını araştırmak zahmetine katlanmadan slogan düzeyine indirip, çarpıttıkları iki önemli konumuz daha var. Bu iki konuyu da Başbakan olarak halkımızın bilgisine ve takdirine sunmak istiyorum. Bunlardan birincisi orman vasfını kaybetmiş arazilerin satışıyla ilgili yasal düzenlemedir. Buna çok önem veriyoruz. Bunu âdeta bir millî mesele olarak görüyorum. Kamuoyunda kısaca '2B' olarak bilinen ve bazılarının insafsızca “Orman arazilerini yağmaya ve talana açacak” dedikleri yasal düzenleme nedir? Şunu en baştan açıkça söyleyeyim: Biz bu yasal düzenlemeyle bir karış orman arazisini satışa sunuyor değiliz. Peki ne yapıyoruz? Bundan 22 sene önce, yani 12 Eylül askerî idaresi zamanında Anayasal bir düzenleme yapılmış. Bu düzenleme, halen yürürlükte olan Anayasa'nın 169. ve 170. Maddeleri. Burada deniliyor ki, “31.12.1981 tarihi itibarıyla şu hudutlar dahilindeki araziler bilim ve fen bakımından orman arazisi olma vasfını kaybetmiştir. Bunların tekrar ağaçlandırılması, orman haline dönüştürülmesi mümkün değildir.” Şimdi Anayasa böyle diyor. Bunu 22 sene önce demiş. Peki bugüne kadar ne yapılmış? Şimdi arkadaşlarımız ekrana bu sözü edilen “Orman arazileri”nin görüntülerini getirecekler. işte bu gördüğünüz görüntüler 22 sene önce orman vasfını yitirdiği tesbit edilmiş, kadastro marifetiyle orman alanları dışına çıkartılmış devlete ait arazilerdir.

Bu arazilere gördüğünüz gibi, imarsız, plansız, izinsiz, kanunsuz tam 400 bin yapı kurulmuş. Fazlası var azı yok. Hatta devlet binaları kurulmuş. Altyapı, su, elektrik, doğalgaz hizmetleri götürülmüş ve gelin şimdi bunları yıkın. Artık bunları yıkamazsınız, boşaltamazsınız. Ben Belediye Başkanlığı yaptım. Neler çektiğimi biliyorum. Belediye Başkanlığı’nın dışında Jandarmaların da neler çektiğini Jandarma Bölgelerinde görmüştüm. Bütün bu gördüğünüz yapılarda oturanlar, işyeri açanlar, hatta bizzat kamu kuruluşları 22 yıldır doldurulamayan yasal boşluk sebebiyle işgalci durumundalar.

Anayasa'nın 170. Maddesi de diyor ki, “Buraları sadece orman köylülerine tahsis edebilirsin, üçüncü şahıslara satamazsın.” Halbuki, bugün bu bölgelerde bırakın orman köylüsünü, üçüncü şahıslar bile kalmamış. Bizim getirdiğimiz çözüm, yani bazılarının ormanlar talan edilecek dediği çözüm ne? Bizim getirdiğimiz çözüm şu; biz bu arazileri, yani hukuken devlet malı olan bu arazileri, şu anda işgalci durumunda olan kişi ve kuruluşlara rayiç bedeller üzerinden satacağız ve bunu Hazine'ye gelir kaydedeceğiz. Elde edilecek gelirin yüzde belki 20'sini de gerçek orman köylülerinin durumlarını iyileştirmeye yönelik projelere ayıracağız. Ağaçlandırmaya ayıracağız ve bu düzenlemeyle yıllardır bu araziler üzerinde fiilî işgalci konumunda yaşayan insanlar alacakları tapu ve ruhsatlarla yasal çerçeve içinde mülk edinmiş olacaklar.

Bu düzenlemeyle bizim hesaplarımıza göre devletin kasasına 20-25 milyarlık bir ek kaynak aktarılmış olacak bir, bu kaynağın önemli bir bölümü gerçek orman köylülerinin refahı ve gerçek orman alanlarının geliştirilmesi ve muhafazası için kullanılacak iki, idarî yargıdaki onbinlerce dava hukukî bir çözüme kavuşturulacak üç. Şimdi bunun neresi orman talanı? Bunun neresi orman yağması?

Sevgili Vatandaşlarım;

Yine bir sürü asılsız spekülasyona konu edilen bir başka husus da AK Parti iktidarının eşi ve benzeri görülmemiş bir kadrolaşma hareketine giriştiği iddialarıdır. Önce hemen belirteyim: Buna kadrolaşma demek bizlere çok ciddî bir hakarettir. Bakın, biz sistemin içine dışarıdan insanlar enjekte etmiyoruz. Sistemin içinde olan insanları olsa olsa bir rotasyona tâbi tutuyoruz. Neden? Çünkü biz seçimlerden önce de, seçimlerden sonra da her siyasî iktidarın kendi vizyonunu ve dinamizmini paylaşan kadrolarla çalışmak istemesinin en tabiî hakkı olduğunu; ülkemizin bundan önce içine sürüklendiği kriz ve sıkıntılardan o dönemin  siyasî iktidarları kadar bazı bürokratların da sorumlu olduğunu; bunun da bir müeyyidesi, bir yaptırımı olması gerektiğini açıkça ifade ettik.

Buna rağmen, şimdi size rakamları okuduğum zaman göreceksiniz, yaptığımız değişiklik ve atamalar, bizden önceki dört hükûmetin yaptığı değişiklik ve atamaların yanında devede kulak kalır.

Bakınız, devletin resmî kayıtlarından tek tek aktarıyorum: Sayın Necmettin Erbakan’ın Başkanlığı’nda kurulan 54. Hükûmet döneminde, ilk 5 ay içinde, müşterek kararlarla yani Cumhurbaşkanı, Başbakan ve ilgili Bakan imzasıyla atanan bürokratların toplamı 405 kişi.

Sayın Mesut Yılmaz Başkanlığı’nda kurulan 55. Hükûmet döneminde ilk 5 ay içinde atanan bürokratların toplamı 1033 kişi.

Sayın Bülent Ecevit Başkanlığı’nda kurulan 56. Hükûmet yani dört aylık geçici Azınlık Hükûmeti döneminde, müşterek kararlarla atanan bürokratların toplamı 110 kişi.

Sayın Bülent Ecevit Başkanlığı’nda kurulan 57. Hükûmet döneminde, ilk 5 ay içinde atanan bürokratların toplamı 522 kişi.

Buna karşılık Sayın Abdullah Gül Başkanlığı’nda kurulan 58. Hükûmet ve benim Başkanlığımda kurulan 59. Hükûmet döneminde, müşterek kararlarla atanan toplam bürokrat sayısı 457. Üstelik, hepinizin bildiği gibi, 55., 56., 57. Hükûmetler aslında birbirinin devamı olan hükûmetlerdir. Dolayısıyla bunları peşpeşe her hükûmet kurduklarında yaptıkları atamaları koyarsanız ortaya çıkan rakam 1665’tir. Yani bir yanda 1665 bürokrat ataması, bir yandan da 457 bürokrat ataması. Şimdi bunlardan hangisinin “Eşi benzeri görülmemiş kadrolaşma” olduğuna lütfen siz karar veriniz.

Üstelik, bu rakamlar sadece o hükûmetlerin ilk 5 ay içinde yaptıkları atamaları gösteriyor. Yoksa Meselâ bizden önceki 57. Hükümet'in işbaşında kaldığı 2.5 sene içinde yaptığı üst düzey atamaların toplamı 1698’dir. Eşi, benzeri görülmemiş kadrolaşma işte budur.

Bazı basın organlarında bir de şöyle bir iddia dile getiriliyor: “Evet, sayı olarak yaptığınız atamalar makul, ama siz belirli bir zihniyetteki kişileri işbaşına getiriyorsunuz.” Evet, öyle yapıyoruz. Hep bizim hizmet heyecanımızı paylaşan, ehliyetli ve liyakatli olduğunu düşündüğümüz insanları göreve getirmeye çalışıyoruz. Bunların içinden de heyecanını yitiren, ehliyetsiz çıkan, liyakatsiz çıkan olursa onları da değiştirmekte bir an bile tereddüt etmeyiz. Çünkü biz, seçimlerden hemen sonra Meclis Grubumuz’un ilk toplantısında söylediğim gibi hiç kimseyi makam, mevki sahibi yapmak için iktidara gelmedik. Biz, millete hizmet etmek için iktidara geldik.

Sevgili Vatandaşlarım;

Şimdi kısaca da olsa gerçekleştirdiğimiz çalışmalardan bir kısmını sizlere aktarmak istiyorum: Biliyorsunuz daha seçim kampanyamız sırasında ekonomiye canlılık getirmek için devletin elinde atıl durumda bekleyen makine ve ekipmanları değerlendirmek suretiyle 15 bin kilometrelik bölünmüş yol projesini başlatacağımızı vaad etmiştik. Hükûmetimizin Acil Eylem Plânında bulunan 15 bin kilometre bölünmüş yol yapımının plânlama çalışmalarına hızlı bir şekilde başlanmış ve trafik hacimlerine göre yapılması zorunlu olan bölünmüş yollar belirlenerek proje bazında listelenmiştir. Bu çerçevede ana arter konumundaki yaklaşık 1250 kilometre yolda alt ve üst yapı çalışmalarına başlanmıştır. Önümüzdeki günlerde de Siirt, Bitlis ve Samsun illerinde bölünmüş yol çalışmaları için temel atma programları yapılacaktır.

Sevgili Vatandaşlarım;

Biliyorsunuz 1 Mayıs sabahı Bingöl’de bir deprem felâketi yaşandık. Bu vesileyle, Bingöl depreminde hayatını kaybeden yavrularımıza bir kere daha Allah’tan rahmet, ailelerine ve bütün milletimize sabırlar diliyorum. Yaralı olan yavrularımıza şifalar diliyorum. Bingöl’de 700 konutun temeli en geç 20 güne kadar atılacak. TOBB tarafından yapılması taahhüt edilen 500 konutun projeleri hazırlanmıştır.

Adapazarı’nda 812, Urfa’da 740 âdet konutun ihale süreci devam etmektedir. Bunlar da Temmuz’un ilk haftasında temeli atılacak şekilde programlanmıştır. İzmir’de Urla ve Seferihisar’da yapılacak konut inşaatlarına bir ay içinde başlanacaktır. Yine ülke ekonomisini canlandıracak bir proje olarak acil ihtiyacı belirlenen 19 ilin büyük bir kısmında ön tesbit ve hazırlık çalışmaları bitirilmiş 25 bin konutun inşaatına yıl sonuna kadar başlanacaktır.

Sevgili Vatandaşlarım;

Çok büyük önem verdiğimiz bir başka konu da ülkemizin sağlık politikasını rasyonel ve verimli bir çerçeveye kavuşturmaktır. Bu amaçla başlattığımız “Sağlıkta Dönüşüm Programı” insan merkezli, etkili, katılımcı ve gelişime açık bir perspektif getirecektir. Bu çalışmalarla sağlık kurumlarının tek çatı altında toplanması plânlanmaktadır. “Aile Hekimliği” uygulanmasının hayata geçirilmesi için pratisyen hekimlere hizmet içi eğitim verilecektir. Hastaneleri özerk yapıya kavuşturmak için çalışmalar hızlandırılmıştır. Kırsal alanlara sağlık ocaklarının altyapısı oluşturulmuş, mobil sağlık hizmetine geçiş çalışmaları sürdürülmektedir.

Bildiğiniz gibi, bir ülkenin kalkınma ve refah seviyesini gösteren en objektif kriterlerden biri de o ülkenin enerji tüketim düzeyidir. Ne yazık ki Türkiye son yıllarda enerji üretimi konusunda yapılan çok vahim tercih hataları nedeniyle ciddî zararlara maruz kalmıştır.

Sevgili Vatandaşlarım;

Bizi ne tür sıkıntılarla başbaşa bıraktıklarını zaman zaman sizlere açıklayacağız. Hükûmetimiz göreve başlar başlamaz geçmişte yapılan bu hataların telafisi ve enerji politikasının kendi içinde tutarlı, sağlam bir zemine oturtulması için bir dizi karar almış ve bunları hiç vakit kaybetmeksizin uygulamaya koymuştur.

Aldığımız bu kararlar doğrultusunda ulusal enerji güvenliğimizi sağlamak ve enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesini sağlamak üzere, enerji bilançosu yerel kaynaklara dönecek şekilde revize edilmiş ve bu kapsamda 700 milyon metreküp doğalgaz, hidrolik ile ikame edilmiş; Bulgaristan’dan alınan 2.4 milyar kilowatsaat ithal elektrik yerli linyit ile; 2.3 milyar kilowatsaatlik mobil santraller üretimi, yine linyit ve hidrolikle ikame edilmiştir. Bu şu demektir: Bir; 9 milyar kilowatsaatlik enerji yerli kaynaklardan sağlanmış olacaktır. İki; Türkiye Kömür İşletmeleri 62 milyon zarardan 43 milyon dolar kara geçecektir. Üç; Elektrik havuz maliyeti ortalama yüzde 10 aşağıya çekilerek net 190 milyon dolar kamu kazancı sağlanacaktır. Dört; İthalatın durdurulması sonucu 270 milyon dolar döviz tasarrufu sağlanacaktır.

Ayrıca Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığımız elektrik üretim maliyetlerini düşürecek üç önemli senaryo üzerinde daha çalışmaktadır. Elektrik dağıtım ve tahsilat politikasında da köklü değişiklikler gündemimizdedir. Bu çerçevede elektrik tüketiminden alınan yüzde 1,5’luk TRT payı indirilmiştir. İmar izni olmayan yapılarda kaçak elektrik kullanımının önüne geçecek kanunî düzenlemeler yapılmıştır. Bu yolla 120 milyon dolarlık net kamu kazancı sağlanacaktır.

Hazır söz buraya gelmişken, hâlâ kaçak elektrik kullananları uyarmak istiyorum: Kaçak elektrik kullanımına karşı 24 saat görev yapan “Yıldırım Ekipler” kurduk. Bu kapsamda, ilk üç haftada 46 trilyonluk kaçak tahakkuk ettirdik. Bunun da 14 trilyonunu tahsil ettik.

Sevgili Vatandaşlarım;

Çok kısaca da olsa, tarım sektörüyle ilgili çalışmalarımız hakkında da bilgi vermek istiyorum.

En başta Ziraat Bankası’nın çiftçi kredilerinin yeniden yapılandırılması çalışmalarını tamamladığını biliyorsunuz. Yine çiftçi kardeşlerimin çok iyi bildiği üzere, dekar başına ortalama 8 litre mazot bedelinin yaklaşık yüzde 35’i devlet tarafından desteklenecektir. Altıyüz yetmiş trilyon Türk lirası civarında bir destek nakit para olarak çiftçimize aktarılacaktır. Doğrudan gelir desteği ödemelerine ilişkin olarak 2002 yılından kalan ödemelerle ilgili kısmın Haziran ayında ödenmesi kararlaştırılmıştır.

Sevgili Vatandaşlarım;

Başta da belirttiğim üzere kendi evimizi düzene koymak ve Türkiye’yi karnı tok, sırtı pek, başı dik insanların ülkesi yapmak için eğitimde, sanayide, bilimsel ve teknolojik araştırmalar alanında telekomünikasyonda, dış ticaretin geliştirilmesi, yabancı sermaye yatırımlarının artırılması, esnaf ve sanatkarımızın sorunlarının çözülmesi, savunma sanayimizin güçlendirilmesi, istihdamın artırılması konularında dörtbir koldan yüzlerce proje üzerinde gece gündüz çalışıyoruz.

Ancak, vaktimizin sınırlı oluşu nedeniyle bunlarla ilgili çalışmalarımızı aktarmayı bir sonraki buluşmamıza erteleyerek son günlerde değişik vesilelerle gündeme gelen dış politika konularına bakışımızı çok kısa ve net cümlelerle özetlemek istiyoruz.

Türkiye sahip olduğu coğrafi konum ve derin tarihi sorumluluk alanı içinde tek boyutlu ve tek eksenli bir dış politika yürütemez. Hükûmetimiz’in temel dış politika ilkesi, Türkiye’nin bu konumunun gerektirdiği aktif ve kapsamlı bir açılım yürütmektir.

Irak, Kıbrıs ve Avrupa Birliği gibi yılların birikimi ile ciddî karar aşamasına gelmiş öncelikli dış politika sorunlarını önünde bulan hükûmetimiz bu temel dış politika ilkesi çerçevesinde aktif ve yoğun bir çaba içinde olmuştur.

AK Parti Hükûmeti’nin takip ettiği ilkeli ve ısrarlı politikalar sonucunda Avrupa Birliği sürecinde köklü bir anlayış devrimi yaşanmıştır. Bu anlayış devrimi ve bununla birlikte 40 yıllık önyargılar, birikmiş problemler aşılmış ve karşılıklı ilişkilerde tam bir güven ortamı oluşmuştur. Bugün Türkiye, Avrupa Birliği’ne her zamankinden çok daha yakın bir konumdadır. Küresel ve bölgesel alanda ciddî kırılmalara yol açan Irak bunalımında da yine ilkeli ve aktif bir tavır sergiledik. Türkiye’nin ABD’nin, Avrupa Birliği, bölge ve Irak halkı ile ilişkilerini gözeten çok yönlü bir bakış açısı ile sürdürdüğümüz bu politika neticesinde Türkiye’nin uluslararası saygınlığı ve etkinliği artmıştır.

Son haftalarda hızlanan yoğun diplomatik ziyaret ve temaslar bunun açık bir işaretidir. Bakınız, daha evvelki gün, Romanya Başbakanı ve Ukrayna Dışişleri Bakanı bizi ziyarete geldiler. Her ikisinin de ayrı ayrı vurguladıkları bir konu şuydu: Karşılıklı ticaret hacmimizi artıralım; özellikle Irak’ın yeniden yapılanmasında Türkiye ile birlikte hareket edelim. Bu yoğun ilgi Türkiye’nin özelde Irak, genelde Ortadoğu Bölgesi’nde sahip olduğu kilit konumunun ve oluşturduğu çekim alanının bir yansımasıdır.

Kıbrıs’ta da bütün zorluklara rağmen inisiyatifi elimizde tutan ve sürekli açılımlarla çözümü zorlayan taraf olduğumuzu uluslararası kamuoyuna gösterdik. Bu anlamda yerleşik imaj ve kanaatleri değiştirmeye başladık.

Şunu bir kere daha vurgulamak istiyorum: Hükümetimiz çevremizde tam bir barış, istikrar, refah ve özgürlük havzası oluşturmak için çabalarını sürdürecek. Bu yolda dostlarımız ve müttefiklerimiz tarafından atılacak her adımı da içtenlikle desteklemeye devam edeceğiz.

Sevgili Anneler, Babalar, Nineler, Dedeler, Değerli Gençler ve Sevgili Yavrular;

Bir dahaki buluşmamızda sizlere Hükûmetimiz’in bugün değinemediğim faaliyetlerinden de örnekler vermeye çalışacağım. Ama eminim ki, bir dahaki sefere de pek çok faaliyetimizi anlatmaya yine vakit kalmayacak. Önümüzde yoğun açılış programları var. Temel atmalar var. Yıllardır, 15 yıl önce temeli atılmış bir çok barajların önümüzdeki aylarda açılışlarını duymaya başlayacaksınız. Ama sizler yaptıklarımızı kendi hayatınızda, bizzat kendi gözlerinizle de gördüğünüz ve göreceğiniz için, bizim anlatamadıklarımızı sizlerin doğrudan gözlemlerinizle tamamlayacağınızı ümit ediyorum.

Türkiye'ye güveniniz. Devletinize güveniniz. Hükûmetinize güveniniz. Kendinize güveniniz. Şunu hiç unutmayınız; bu devlet sizin devletinizdir. Bu hükûmet sizin hükûmetinizdir. Kendinize güveniniz.

Hepinizi en içten duygularla saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum.
 


(3 AĞUSTOS 2003)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2003 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.