Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın
"Ulusa Sesleniş" konuşmasının metni şöyle:
(9 Mayıs 2003)
Sevgili Anneler, Babalar, Nineler, Dedeler, Değerli Gençler ve Sevgili
Yavrular;
Bu akşam beni evinizin bir köşesinde misafir ettiğiniz için hepinize
ayrı ayrı teşekkür ederek sözlerime başlamak istiyorum.
Yanıbaşımızdaki savaş bitti, ama hepimiz biliyoruz ki sorunlar bitmedi.
Bölgemize barışın, huzurun, güvenin, istikrarın ve refahın gelmesi için
yapılacak çok iş vardır. Hatta denilebilir ki, iş asıl şimdi başlıyor.
Irak’ın bütün aslî unsurlarını içine alan çağdaş bir demokrasiye kavuşması,
ulusal zenginliklerini halkının refah ve mutluluğu için kullanabilir hale
gelmesi için yapılacak çok iş var.
Bölgede sürüp giden kan davalarının, terör ve katliamların, yoksulluğun,
cehaletin, önyargıların ortadan kaldırılması için yapılacak çok iş var.
Bu çerçevede başta ABD olmak üzere herkese, uluslararası camiaya, bütün
bölge ülkelerine ve özellikle Türkiye'ye büyük sorumluluk düşüyor. Türkiye'nin
bu sorumluluklarını yerine getirebilmesi için de kendi evini düzene koyması
gerekiyor. Biz kendi emeğimizle, kendi alın terimizle, kendi aklımızla,
kendi gayretimizle, ele güne muhtaç olmayan, karnı tok, sırtı pek, başı
dik insanların yaşadığı bir Türkiye kuramazsak ne kendimize ne de komşularımıza
bir hayrımız dokunur. Lafı döndürüp dolaştırmanın hiç manası yok. Kimsede
kusur, kabahat aramayalım. Biz kendimize bakalım, kendi yaptıklarımıza
bakalım. Doğru oturup, doğru konuşalım. Yıllardır el kesesinden hovardalık
etmişiz. Üç üretip beş harcamışız. Kötü yönetilmişiz. “Altta kalanın canı
çıksın” diyen, “Gemisini kurtaran kaptan” diyen, “Devletin malı deniz”
diyen bir düzen kurmuşuz ve deniz bitmiş. Bütün yaşadığımız krizler, denizin
bittiğini, devlet gemisinin karaya oturmak üzere olduğunu gösteriyordu.
İşte, tam o kritik noktada, gemi tam karaya oturmak üzereyken bu aziz millet
engin ferasetiyle tarihî bir karar verdi: AK Parti'ye “Al bu gemiyi yüzdür,
yoksa karaya oturacak” dedi. Bakın, daha 6 ay bile dolmadı. Bunca spekülasyona
rağmen, çıkar çevrelerinin gizli ve açık bunca çelmelerine ve hatta savaşa
rağmen Türkiye gemisi gelin gibi süzülmeye başladı. Bu gemi çok güzel yüzecek.
Bu gemi muhteşem bir sefere çıkacak. Bu nasıl oldu, nasıl oluyor? Biz çok
akıllıyız, çok becerikliyiz, çok mahiriz de onun için mi oluyor? Başkalarının
akıl edemediği çareleri biz akıl ediyoruz da onun için mi oluyor? Haşa!
Bizden önce de doğru veya yanlış ama iyi niyetle bu gemiyi yüzdürmek isteyenler
olmadı mı, tabii oldu. Peki neden beceremediler? Çok basit: Milletin güvenini
yitirdiler. Daha doğrusu, ne onlar millete güvendiler, ne de millet onlara
güvendi. Karşılıklı güven olmayınca bu iş olmuyor.
Bakın, bir Vergi Barışı kampanyası yaşadık. IMF uzmanları geldiler siz
bu kampanyadan ''750 trilyon lirayı zor toplarsınız'' dediler. Kampanya
başladı, vergi dairelerinin önünde izdiham yaşandı. Kampanya sonunda tam
6.5 katrilyon liralık ek kaynak ortaya çıktı. Peki nasıl oldu da IMF uzmanları
tahminlerinde bu kadar yanıldılar? Çok basit. Millet ile AK Parti iktidarı
arasındaki güven ilişkisini göremediler. Onların ekonometrik modellerinde
hesaba katılmayan bir faktör devreye girdi ve IMF uzmanlarının en iyimser
tahminlerini bile on kere katlayan muhteşem bir sonuç ortaya çıktı. Onun
için biz, bu güven meselesini çok önemsiyoruz. Milletin AK Parti'ye gösterdiği
güven, aslında kendine duyduğu güvendir. Çünkü AK Parti iktidarı, özünde,
esasında milletin iktidarıdır. Millet, kendi iktidarı ortaya çıktığı zaman
ona işte böyle güveniyor.
Yani, aslında ortaya çıkan, derinden harekete geçen, milletin özgüvenidir.
Bize düşen, milletin bu özgüvenini boşa çıkarmamaktır. Bizim işimiz bu
özgüvenin yolunu açmak, milletin önünü tıkayan engelleri ortadan kaldırmak,
milletin elini, kolunu bağlayan bütün bürokratik zincirleri, ayağına takılan
bütün çağdışı prangaları teker teker söküp atmaktır. Çok yakında kamuoyunun
bilgisine, tartışmasına, eleştirmesine sunacağımız kamu yönetiminin yeniden
yapılandırılması tasarısı işte bu amaçla hazırladığımız çok kapsamlı bir
reform projesidir. Bu ayın sonuna kadar bunu bir taslak haline getirip
başta anamuhalefet partimiz olmak üzere Parlamento'da temsil edilen veya
edilmeyen bütün siyasî partilerimizin, sivil toplum kuruluşlarımızın ve
üniversitelerimizin değerlendirmesine sunacağız. Onların değerlendirmelerini
ve eleştirilerini de aldıktan sonra konuyla doğrudan ilgili kurum ve kuruluş
temsilcileri ile uzmanlarımızın katılacağı bir kamu yönetimi şûrası toplayacağız.
İşte bu buradan çıkacak nihaî metni Kanun Tasarısı haline getirip Meclis’e
sunacağız.
Şimdi bütün bu süreci neden anlatıyorum: Şunun için; daha ortada tartışmaya
açılmış bir taslak veya ön taslak bile yokken bazı çevreler eyalet sistemi
getiriliyor, üniter devlet ortadan kalkıyor türünden tepkiler sergilemeye
başladı. Eğer bu tepkiler bilgisizlikten kaynaklanan ama iyi niyetli endişelerse
hiçkimse telaş etmesin. Bizim hazırlıklarımız içinde üniter devlet anlayışına
ters düşen hele hele eyalet sistemini çağrıştırabilecek hiçbir öğe yer
almıyor. Yok, eğer bu tepkiler şu anda kullandıkları yetkiler ellerinden
alınacağı için öfkelenen bazı çevrelerin bilinçli çarpıtmaları ise bunlar
da nihaî tasarı ortaya çıkınca devlet millet ilişkilerinde artık hiçbir
şeyin eskisi gibi olmayacağını görecekler. Yine bunun gibi bazı çevreler
tarafından kamuoyuna eksik ve yanlış tanıtılan bazı medya organlarının
da işin aslını araştırmak zahmetine katlanmadan slogan düzeyine indirip,
çarpıttıkları iki önemli konumuz daha var. Bu iki konuyu da Başbakan olarak
halkımızın bilgisine ve takdirine sunmak istiyorum. Bunlardan birincisi
orman vasfını kaybetmiş arazilerin satışıyla ilgili yasal düzenlemedir.
Buna çok önem veriyoruz. Bunu âdeta bir millî mesele olarak görüyorum.
Kamuoyunda kısaca '2B' olarak bilinen ve bazılarının insafsızca “Orman
arazilerini yağmaya ve talana açacak” dedikleri yasal düzenleme nedir?
Şunu en baştan açıkça söyleyeyim: Biz bu yasal düzenlemeyle bir karış orman
arazisini satışa sunuyor değiliz. Peki ne yapıyoruz? Bundan 22 sene önce,
yani 12 Eylül askerî idaresi zamanında Anayasal bir düzenleme yapılmış.
Bu düzenleme, halen yürürlükte olan Anayasa'nın 169. ve 170. Maddeleri.
Burada deniliyor ki, “31.12.1981 tarihi itibarıyla şu hudutlar dahilindeki
araziler bilim ve fen bakımından orman arazisi olma vasfını kaybetmiştir.
Bunların tekrar ağaçlandırılması, orman haline dönüştürülmesi mümkün değildir.”
Şimdi Anayasa böyle diyor. Bunu 22 sene önce demiş. Peki bugüne kadar ne
yapılmış? Şimdi arkadaşlarımız ekrana bu sözü edilen “Orman arazileri”nin
görüntülerini getirecekler. işte bu gördüğünüz görüntüler 22 sene önce
orman vasfını yitirdiği tesbit edilmiş, kadastro marifetiyle orman alanları
dışına çıkartılmış devlete ait arazilerdir.
Bu arazilere gördüğünüz gibi, imarsız, plansız, izinsiz, kanunsuz tam
400 bin yapı kurulmuş. Fazlası var azı yok. Hatta devlet binaları kurulmuş.
Altyapı, su, elektrik, doğalgaz hizmetleri götürülmüş ve gelin şimdi bunları
yıkın. Artık bunları yıkamazsınız, boşaltamazsınız. Ben Belediye Başkanlığı
yaptım. Neler çektiğimi biliyorum. Belediye Başkanlığı’nın dışında Jandarmaların
da neler çektiğini Jandarma Bölgelerinde görmüştüm. Bütün bu gördüğünüz
yapılarda oturanlar, işyeri açanlar, hatta bizzat kamu kuruluşları 22 yıldır
doldurulamayan yasal boşluk sebebiyle işgalci durumundalar.
Anayasa'nın 170. Maddesi de diyor ki, “Buraları sadece orman köylülerine
tahsis edebilirsin, üçüncü şahıslara satamazsın.” Halbuki, bugün bu bölgelerde
bırakın orman köylüsünü, üçüncü şahıslar bile kalmamış. Bizim getirdiğimiz
çözüm, yani bazılarının ormanlar talan edilecek dediği çözüm ne? Bizim
getirdiğimiz çözüm şu; biz bu arazileri, yani hukuken devlet malı olan
bu arazileri, şu anda işgalci durumunda olan kişi ve kuruluşlara rayiç
bedeller üzerinden satacağız ve bunu Hazine'ye gelir kaydedeceğiz. Elde
edilecek gelirin yüzde belki 20'sini de gerçek orman köylülerinin durumlarını
iyileştirmeye yönelik projelere ayıracağız. Ağaçlandırmaya ayıracağız ve
bu düzenlemeyle yıllardır bu araziler üzerinde fiilî işgalci konumunda
yaşayan insanlar alacakları tapu ve ruhsatlarla yasal çerçeve içinde mülk
edinmiş olacaklar.
Bu düzenlemeyle bizim hesaplarımıza göre devletin kasasına 20-25 milyarlık
bir ek kaynak aktarılmış olacak bir, bu kaynağın önemli bir bölümü gerçek
orman köylülerinin refahı ve gerçek orman alanlarının geliştirilmesi ve
muhafazası için kullanılacak iki, idarî yargıdaki onbinlerce dava hukukî
bir çözüme kavuşturulacak üç. Şimdi bunun neresi orman talanı? Bunun neresi
orman yağması?
Sevgili Vatandaşlarım;
Yine bir sürü asılsız spekülasyona konu edilen bir başka husus da AK
Parti iktidarının eşi ve benzeri görülmemiş bir kadrolaşma hareketine giriştiği
iddialarıdır. Önce hemen belirteyim: Buna kadrolaşma demek bizlere çok
ciddî bir hakarettir. Bakın, biz sistemin içine dışarıdan insanlar enjekte
etmiyoruz. Sistemin içinde olan insanları olsa olsa bir rotasyona tâbi
tutuyoruz. Neden? Çünkü biz seçimlerden önce de, seçimlerden sonra da her
siyasî iktidarın kendi vizyonunu ve dinamizmini paylaşan kadrolarla çalışmak
istemesinin en tabiî hakkı olduğunu; ülkemizin bundan önce içine sürüklendiği
kriz ve sıkıntılardan o dönemin siyasî iktidarları kadar bazı bürokratların
da sorumlu olduğunu; bunun da bir müeyyidesi, bir yaptırımı olması gerektiğini
açıkça ifade ettik.
Buna rağmen, şimdi size rakamları okuduğum zaman göreceksiniz, yaptığımız
değişiklik ve atamalar, bizden önceki dört hükûmetin yaptığı değişiklik
ve atamaların yanında devede kulak kalır.
Bakınız, devletin resmî kayıtlarından tek tek aktarıyorum: Sayın Necmettin
Erbakan’ın Başkanlığı’nda kurulan 54. Hükûmet döneminde, ilk 5 ay içinde,
müşterek kararlarla yani Cumhurbaşkanı, Başbakan ve ilgili Bakan imzasıyla
atanan bürokratların toplamı 405 kişi.
Sayın Mesut Yılmaz Başkanlığı’nda kurulan 55. Hükûmet döneminde ilk
5 ay içinde atanan bürokratların toplamı 1033 kişi.
Sayın Bülent Ecevit Başkanlığı’nda kurulan 56. Hükûmet yani dört aylık
geçici Azınlık Hükûmeti döneminde, müşterek kararlarla atanan bürokratların
toplamı 110 kişi.
Sayın Bülent Ecevit Başkanlığı’nda kurulan 57. Hükûmet döneminde, ilk
5 ay içinde atanan bürokratların toplamı 522 kişi.
Buna karşılık Sayın Abdullah Gül Başkanlığı’nda kurulan 58. Hükûmet
ve benim Başkanlığımda kurulan 59. Hükûmet döneminde, müşterek kararlarla
atanan toplam bürokrat sayısı 457. Üstelik, hepinizin bildiği gibi, 55.,
56., 57. Hükûmetler aslında birbirinin devamı olan hükûmetlerdir. Dolayısıyla
bunları peşpeşe her hükûmet kurduklarında yaptıkları atamaları koyarsanız
ortaya çıkan rakam 1665’tir. Yani bir yanda 1665 bürokrat ataması, bir
yandan da 457 bürokrat ataması. Şimdi bunlardan hangisinin “Eşi benzeri
görülmemiş kadrolaşma” olduğuna lütfen siz karar veriniz.
Üstelik, bu rakamlar sadece o hükûmetlerin ilk 5 ay içinde yaptıkları
atamaları gösteriyor. Yoksa Meselâ bizden önceki 57. Hükümet'in işbaşında
kaldığı 2.5 sene içinde yaptığı üst düzey atamaların toplamı 1698’dir.
Eşi, benzeri görülmemiş kadrolaşma işte budur.
Bazı basın organlarında bir de şöyle bir iddia dile getiriliyor: “Evet,
sayı olarak yaptığınız atamalar makul, ama siz belirli bir zihniyetteki
kişileri işbaşına getiriyorsunuz.” Evet, öyle yapıyoruz. Hep bizim hizmet
heyecanımızı paylaşan, ehliyetli ve liyakatli olduğunu düşündüğümüz insanları
göreve getirmeye çalışıyoruz. Bunların içinden de heyecanını yitiren, ehliyetsiz
çıkan, liyakatsiz çıkan olursa onları da değiştirmekte bir an bile tereddüt
etmeyiz. Çünkü biz, seçimlerden hemen sonra Meclis Grubumuz’un ilk toplantısında
söylediğim gibi hiç kimseyi makam, mevki sahibi yapmak için iktidara gelmedik.
Biz, millete hizmet etmek için iktidara geldik.
Sevgili Vatandaşlarım;
Şimdi kısaca da olsa gerçekleştirdiğimiz çalışmalardan bir kısmını sizlere
aktarmak istiyorum: Biliyorsunuz daha seçim kampanyamız sırasında ekonomiye
canlılık getirmek için devletin elinde atıl durumda bekleyen makine ve
ekipmanları değerlendirmek suretiyle 15 bin kilometrelik bölünmüş yol projesini
başlatacağımızı vaad etmiştik. Hükûmetimizin Acil Eylem Plânında bulunan
15 bin kilometre bölünmüş yol yapımının plânlama çalışmalarına hızlı bir
şekilde başlanmış ve trafik hacimlerine göre yapılması zorunlu olan bölünmüş
yollar belirlenerek proje bazında listelenmiştir. Bu çerçevede ana arter
konumundaki yaklaşık 1250 kilometre yolda alt ve üst yapı çalışmalarına
başlanmıştır. Önümüzdeki günlerde de Siirt, Bitlis ve Samsun illerinde
bölünmüş yol çalışmaları için temel atma programları yapılacaktır.
Sevgili Vatandaşlarım;
Biliyorsunuz 1 Mayıs sabahı Bingöl’de bir deprem felâketi yaşandık.
Bu vesileyle, Bingöl depreminde hayatını kaybeden yavrularımıza bir kere
daha Allah’tan rahmet, ailelerine ve bütün milletimize sabırlar diliyorum.
Yaralı olan yavrularımıza şifalar diliyorum. Bingöl’de 700 konutun temeli
en geç 20 güne kadar atılacak. TOBB tarafından yapılması taahhüt edilen
500 konutun projeleri hazırlanmıştır.
Adapazarı’nda 812, Urfa’da 740 âdet konutun ihale süreci devam etmektedir.
Bunlar da Temmuz’un ilk haftasında temeli atılacak şekilde programlanmıştır.
İzmir’de Urla ve Seferihisar’da yapılacak konut inşaatlarına bir ay içinde
başlanacaktır. Yine ülke ekonomisini canlandıracak bir proje olarak acil
ihtiyacı belirlenen 19 ilin büyük bir kısmında ön tesbit ve hazırlık çalışmaları
bitirilmiş 25 bin konutun inşaatına yıl sonuna kadar başlanacaktır.
Sevgili Vatandaşlarım;
Çok büyük önem verdiğimiz bir başka konu da ülkemizin sağlık politikasını
rasyonel ve verimli bir çerçeveye kavuşturmaktır. Bu amaçla başlattığımız
“Sağlıkta Dönüşüm Programı” insan merkezli, etkili, katılımcı ve gelişime
açık bir perspektif getirecektir. Bu çalışmalarla sağlık kurumlarının tek
çatı altında toplanması plânlanmaktadır. “Aile Hekimliği” uygulanmasının
hayata geçirilmesi için pratisyen hekimlere hizmet içi eğitim verilecektir.
Hastaneleri özerk yapıya kavuşturmak için çalışmalar hızlandırılmıştır.
Kırsal alanlara sağlık ocaklarının altyapısı oluşturulmuş, mobil sağlık
hizmetine geçiş çalışmaları sürdürülmektedir.
Bildiğiniz gibi, bir ülkenin kalkınma ve refah seviyesini gösteren en
objektif kriterlerden biri de o ülkenin enerji tüketim düzeyidir. Ne yazık
ki Türkiye son yıllarda enerji üretimi konusunda yapılan çok vahim tercih
hataları nedeniyle ciddî zararlara maruz kalmıştır.
Sevgili Vatandaşlarım;
Bizi ne tür sıkıntılarla başbaşa bıraktıklarını zaman zaman sizlere
açıklayacağız. Hükûmetimiz göreve başlar başlamaz geçmişte yapılan bu hataların
telafisi ve enerji politikasının kendi içinde tutarlı, sağlam bir zemine
oturtulması için bir dizi karar almış ve bunları hiç vakit kaybetmeksizin
uygulamaya koymuştur.
Aldığımız bu kararlar doğrultusunda ulusal enerji güvenliğimizi sağlamak
ve enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesini sağlamak üzere, enerji bilançosu
yerel kaynaklara dönecek şekilde revize edilmiş ve bu kapsamda 700 milyon
metreküp doğalgaz, hidrolik ile ikame edilmiş; Bulgaristan’dan alınan 2.4
milyar kilowatsaat ithal elektrik yerli linyit ile; 2.3 milyar kilowatsaatlik
mobil santraller üretimi, yine linyit ve hidrolikle ikame edilmiştir. Bu
şu demektir: Bir; 9 milyar kilowatsaatlik enerji yerli kaynaklardan sağlanmış
olacaktır. İki; Türkiye Kömür İşletmeleri 62 milyon zarardan 43 milyon
dolar kara geçecektir. Üç; Elektrik havuz maliyeti ortalama yüzde 10 aşağıya
çekilerek net 190 milyon dolar kamu kazancı sağlanacaktır. Dört; İthalatın
durdurulması sonucu 270 milyon dolar döviz tasarrufu sağlanacaktır.
Ayrıca Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığımız elektrik üretim maliyetlerini
düşürecek üç önemli senaryo üzerinde daha çalışmaktadır. Elektrik dağıtım
ve tahsilat politikasında da köklü değişiklikler gündemimizdedir. Bu çerçevede
elektrik tüketiminden alınan yüzde 1,5’luk TRT payı indirilmiştir. İmar
izni olmayan yapılarda kaçak elektrik kullanımının önüne geçecek kanunî
düzenlemeler yapılmıştır. Bu yolla 120 milyon dolarlık net kamu kazancı
sağlanacaktır.
Hazır söz buraya gelmişken, hâlâ kaçak elektrik kullananları uyarmak
istiyorum: Kaçak elektrik kullanımına karşı 24 saat görev yapan “Yıldırım
Ekipler” kurduk. Bu kapsamda, ilk üç haftada 46 trilyonluk kaçak tahakkuk
ettirdik. Bunun da 14 trilyonunu tahsil ettik.
Sevgili Vatandaşlarım;
Çok kısaca da olsa, tarım sektörüyle ilgili çalışmalarımız hakkında
da bilgi vermek istiyorum.
En başta Ziraat Bankası’nın çiftçi kredilerinin yeniden yapılandırılması
çalışmalarını tamamladığını biliyorsunuz. Yine çiftçi kardeşlerimin çok
iyi bildiği üzere, dekar başına ortalama 8 litre mazot bedelinin yaklaşık
yüzde 35’i devlet tarafından desteklenecektir. Altıyüz yetmiş trilyon Türk
lirası civarında bir destek nakit para olarak çiftçimize aktarılacaktır.
Doğrudan gelir desteği ödemelerine ilişkin olarak 2002 yılından kalan ödemelerle
ilgili kısmın Haziran ayında ödenmesi kararlaştırılmıştır.
Sevgili Vatandaşlarım;
Başta da belirttiğim üzere kendi evimizi düzene koymak ve Türkiye’yi
karnı tok, sırtı pek, başı dik insanların ülkesi yapmak için eğitimde,
sanayide, bilimsel ve teknolojik araştırmalar alanında telekomünikasyonda,
dış ticaretin geliştirilmesi, yabancı sermaye yatırımlarının artırılması,
esnaf ve sanatkarımızın sorunlarının çözülmesi, savunma sanayimizin güçlendirilmesi,
istihdamın artırılması konularında dörtbir koldan yüzlerce proje üzerinde
gece gündüz çalışıyoruz.
Ancak, vaktimizin sınırlı oluşu nedeniyle bunlarla ilgili çalışmalarımızı
aktarmayı bir sonraki buluşmamıza erteleyerek son günlerde değişik vesilelerle
gündeme gelen dış politika konularına bakışımızı çok kısa ve net cümlelerle
özetlemek istiyoruz.
Türkiye sahip olduğu coğrafi konum ve derin tarihi sorumluluk alanı
içinde tek boyutlu ve tek eksenli bir dış politika yürütemez. Hükûmetimiz’in
temel dış politika ilkesi, Türkiye’nin bu konumunun gerektirdiği aktif
ve kapsamlı bir açılım yürütmektir.
Irak, Kıbrıs ve Avrupa Birliği gibi yılların birikimi ile ciddî karar
aşamasına gelmiş öncelikli dış politika sorunlarını önünde bulan hükûmetimiz
bu temel dış politika ilkesi çerçevesinde aktif ve yoğun bir çaba içinde
olmuştur.
AK Parti Hükûmeti’nin takip ettiği ilkeli ve ısrarlı politikalar sonucunda
Avrupa Birliği sürecinde köklü bir anlayış devrimi yaşanmıştır. Bu anlayış
devrimi ve bununla birlikte 40 yıllık önyargılar, birikmiş problemler aşılmış
ve karşılıklı ilişkilerde tam bir güven ortamı oluşmuştur. Bugün Türkiye,
Avrupa Birliği’ne her zamankinden çok daha yakın bir konumdadır. Küresel
ve bölgesel alanda ciddî kırılmalara yol açan Irak bunalımında da yine
ilkeli ve aktif bir tavır sergiledik. Türkiye’nin ABD’nin, Avrupa Birliği,
bölge ve Irak halkı ile ilişkilerini gözeten çok yönlü bir bakış açısı
ile sürdürdüğümüz bu politika neticesinde Türkiye’nin uluslararası saygınlığı
ve etkinliği artmıştır.
Son haftalarda hızlanan yoğun diplomatik ziyaret ve temaslar bunun açık
bir işaretidir. Bakınız, daha evvelki gün, Romanya Başbakanı ve Ukrayna
Dışişleri Bakanı bizi ziyarete geldiler. Her ikisinin de ayrı ayrı vurguladıkları
bir konu şuydu: Karşılıklı ticaret hacmimizi artıralım; özellikle Irak’ın
yeniden yapılanmasında Türkiye ile birlikte hareket edelim. Bu yoğun ilgi
Türkiye’nin özelde Irak, genelde Ortadoğu Bölgesi’nde sahip olduğu kilit
konumunun ve oluşturduğu çekim alanının bir yansımasıdır.
Kıbrıs’ta da bütün zorluklara rağmen inisiyatifi elimizde tutan ve sürekli
açılımlarla çözümü zorlayan taraf olduğumuzu uluslararası kamuoyuna gösterdik.
Bu anlamda yerleşik imaj ve kanaatleri değiştirmeye başladık.
Şunu bir kere daha vurgulamak istiyorum: Hükümetimiz çevremizde tam
bir barış, istikrar, refah ve özgürlük havzası oluşturmak için çabalarını
sürdürecek. Bu yolda dostlarımız ve müttefiklerimiz tarafından atılacak
her adımı da içtenlikle desteklemeye devam edeceğiz.
Sevgili Anneler, Babalar, Nineler, Dedeler, Değerli Gençler ve Sevgili
Yavrular;
Bir dahaki buluşmamızda sizlere Hükûmetimiz’in bugün değinemediğim
faaliyetlerinden de örnekler vermeye çalışacağım. Ama eminim ki, bir dahaki
sefere de pek çok faaliyetimizi anlatmaya yine vakit kalmayacak. Önümüzde
yoğun açılış programları var. Temel atmalar var. Yıllardır, 15 yıl önce
temeli atılmış bir çok barajların önümüzdeki aylarda açılışlarını duymaya
başlayacaksınız. Ama sizler yaptıklarımızı kendi hayatınızda, bizzat kendi
gözlerinizle de gördüğünüz ve göreceğiniz için, bizim anlatamadıklarımızı
sizlerin doğrudan gözlemlerinizle tamamlayacağınızı ümit ediyorum.
Türkiye'ye güveniniz. Devletinize güveniniz. Hükûmetinize güveniniz.
Kendinize güveniniz. Şunu hiç unutmayınız; bu devlet sizin devletinizdir.
Bu hükûmet sizin hükûmetinizdir. Kendinize güveniniz.
Hepinizi en içten duygularla saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum.
|