Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Ulusa Sesleniş" konuşmasının metni şöyle:
(10 Temmuz 2003)
Sevgili Anneler, Babalar, Nineler, Dedeler;
Değerli Gençler ve Sevgili Yavrular;
Her zaman olduğu gibi bu akşam da beni evinizin bir köşesinde misafir
ettiğiniz için sizlere teşekkür ederek sözlerime başlamak istiyorum.
Ekonomide, sağlıkta, eğitimde sosyal güvenlikte, iç ve dış politikada,
kısacası toplum ve devlet hayatının her alanında çok yoğun, çok kapsamlı
çalışmalarla geçen bir ayın ardından; böyle evlerinizin, kahvelerinizin,
lokallerinizin köşesinde misafir olarak sizlerle buluşmak, sizlerle söyleşmek,
sizlere Hükûmet çalışmaları hakkında bilgi sunmak, benim için gerçekten
zevkli bir görev oluyor.
Daha önce de söylediğim gibi bu program çerçevesinde, bize ayrılan kısıtlı
süre içinde Hükûmetimiz’in bütün icraatlarını satırbaşları halinde özetlemek
bile mümkün değil. Ancak bu akşam konuşmamı, ağırlıklı olarak bir konuya,
tarım konusuna ayırmak istiyorum.
Toplumumuzun çok geniş bir kesimini; yani çiftçilerimizi, köylülerimizi,
üreticilerimizi doğrudan ilgilendiren tarım alanında yaptıklarımızı, yapacaklarımızı,
geliştirdiğimiz projelerimizi, başlattığımız uygulamaları biraz daha ayrıntılı
bir biçimde sizlerle paylaşacağım. Ancak tarım konusundaki uygulama ve
projelerimizi anlattıktan sonra, konuşmamın sonunda çok kısa olarak, satırbaşlarıyla
da olsa, son bir ay içinde özellikle makro ekonomik göstergelerdeki ve
dış politikadaki bazı gelişmelere, yaptığımız temaslara ve gerçekleştirdiğimiz
açılımlara da değinmek istiyorum.
Sevgili Vatandaşlarım;
Gerek Seçim Beyannamemizde, gerek Acil Eylem Planımız’da, gerekse Hükûmet
Programımızda özellikle vurguladığımız gibi, tarım konusu, yani çiftçilerimizin,
köylülerimizin, üreticilerimizin sorunları bizim için en öncelikli, en
önemli, en hayati konuların başında yer almaktadır.
Zira biliyoruz ki, ne kadar sanayileşirsek sanayileşelim, diğer sektörlerde
ne kadar ilerlersek ilerleyelim, tarım sektöründe atılması gereken adımları
atmazsak; çiftçimizi, köylümüzü, üreticimizi modern dünyanın standartlarına
kavuşturamazsak, gittikçe kızışan uluslararası yarışta hak ettiğimiz yere
gelmekte zorlanırız.
Nitekim bu gerçek, gelişmiş olsun, gelişmekte olsun bütün ülkeler tarafından
kabul edildiği içindir ki tarım sektörü bütün dünyada desteklenmekte ve
yönlendirilmektedir. Böyle bir destek ve yönlendirme ihtiyacı, ülkemiz
tarımı bakımından fazlasıyla geçerlidir.
Zira ülkemizde tarımsal üretim, hâlâ büyük oranda tabiat şartlarına
bağlı olarak yapılmaktadır. Üretim ve pazarlamada risk ve belirsizlik oranları
yüksektir. Tarım ürünlerinin arz ve talep esnekliği, diğer ürünlere göre
oldukça düşüktür. Bugün ülke istihdamının yüzde 35'ini bu sektör karşılamaktadır.
Bu sektör, sanayiye hammadde sağlamaktadır. En önemlisi, bu sektör bütün
ülke nüfusunun gıda ihtiyacını karşılamaktadır.
Ancak tarım sektörünün bu özellikleri yanında, çözüm bekleyen pek çok
da sorunu vardır. Bu sorunların neler olduğu ve nasıl çözüleceği, gerek
Acil Eylem Planımız’da, gerekse Hükûmet Programımız’da tek tek sıralanmıştır.
Acil Eylem Planın’da sorunların hangi sırayla ve hangi sürede çözüleceği
de ifade edilmiştir. Bu çerçevede; tarımsal nüfusun, toplam nüfus içindeki
payının yüksekliği, tarım işletmelerinin küçük ve çok parçalılığı, tarım
sektöründe sermaye birikimi sağlanamaması, tarıma yapılan yatırımların
yetersiz kalması, tarım sektörüne kaynak aktaracak, kredilendirecek ve
yönlendirecek kuruluşun bulunmaması, tarım ürünleri sigorta sisteminin
kurulamaması, pazarlama faaliyetlerinin yeterince geliştirilememesi, tarımsal
veri tabanı sisteminin kurulamamış olması, tarımsal kredi faiz oranlarının
makul bir düzeye indirilememesi, sağlıklı işleyen kooperatif veya birlik
örgütlenmelerinin kurulamaması, ürün planlaması ve yönlendirmesi yapılamaması,
yani bir tarafta üretim fazlası yaşanırken, diğer tarafta bazı ürünlerde
ithalata bağımlı kalınması, sulama alanlarının istenen seviyeye ulaştırılamaması,
tabiat şartlarına bağlı üretim yapmaktan kurtarılamaması, hayvancılık işletmelerinde
ekonomik büyüklüğün sağlanamamış olması gibi hususlar, Hükûmetimiz tarafından
öncelikle çözülmesi gereken sorunlar olarak belirlenmiştir. Konuyla ilgili
olarak Acil Eylem Planı’nda ortaya konan çözüm önerileri doğrultusunda
bir dizi tedbir uygulamaya aldık.
Şimdi sizlere bu çalışmalardan kısaca bahsetmek istiyorum. Hepinizin
bildiği gibi son yıllarda uygulanan tarım politikaları çiftçilerimizi çok
olumsuz bir biçimde etkilemiştir. Ekonomik güçlük içinde olan üreticilerimize
yapılan tarımsal destekler, uygulamaya konulan ''Tarımda Yeniden Yapılandırma
ve Reform Programı'' çerçevesinde değişikliğe uğramış, tarımsal kredi sübvansiyonu
ve girdi desteği kaldırılmış ürün fiyatına müdahale sisteminden vazgeçilmiştir.
Bunların yerine, 2001 yılından itibaren girdi kullanımından bağımsız, sadece
işlenmiş tarımsal arazi üzerinden, doğrudan gelir desteği verilmeye başlanmıştır.
Çiftçi kayıt sisteminin oluşturulması ve tarımsal üretimle iştigal eden
çiftçilerin ekonomik dalgalanmalardan fazla etkilenmemesi için doğrudan
destek sağlanmasını amaçlayan uygulamaya, 2003 yılında da devam edilmektedir.
2002 yılında yapılması gereken toplam 2 katrilyon 186 trilyon liralık
doğrudan gelir desteği ödemeleriyle ilgili çalışmalar tamamlanmıştır. Mayıs
2003'ten itibaren günümüze kadar yapılan ödemelerin toplamı 867.3 trilyon
lira olup, kalan 378 trilyon lira ise önümüzdeki on gün içinde ödenecektir.
2003 yılı doğrudan gelir desteğinin, bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde
20 oranında artırılarak dekar başına 16 milyon lira olarak ödenmesi öngörülmüştür.
2003 yılı doğrudan gelir desteği ödemesine hak kazanan üreticilerimize
ilk ödemenin, Kasım-Aralık 2003'te yapılması planlanmaktadır. Bu ödeme
için 2003 yılı bütçesinde toplam 500 trilyon liralık kaynak ayrılmış olup,
ödeme miktarının daha da artırılması ile ilgili çalışmalar sürdürülmektedir.
Sevgili Vatandaşlarım;
Prim ödemeleri, ülkemiz tarımsal üretiminin yönlendirilmesinde, öncelikle
ülkenin ihtiyaç duyduğu tarımsal ürünlerin karşılanmasında çok önemli bir
destek ve teşvik aracıdır.
Bu uygulama ile ülkemizde, 2002 yılı ürünü zeytinyağı, kütlü pamuk,
yağlık ayçiçeği ve soya fasulyesi üreticilerinin desteklenmesi öngörülmektedir.
Bu amaç için, 2003 bütçesinde toplam 264 trilyon lira kaynak ayrılmıştır.
Bu ise bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 40'lık bir artışa tekabül
etmektedir.
Kararname ve tebliğler çerçevesinde, desteklenecek ürünlerde kilo başına
ödenecek prim miktarları şöyledir:
-
2002 yılı ürünü zeytinyağında 175 bin lira,
-
2002 yılı ürünü kütlü pamuğa 85 bin lira,
-
2002 yılı ürünü yağlık ayçiçeğine 85 bin lira,
-
2002 yılı ürünü soya fasulyesine 100 bin lira,
-
2002 yılı ürünü kanolaya 90 bin lira.
Değerli Vatandaşlarım;
Yine Hükûmetimiz’in büyük önem verdiği bir konu olan hayvancılık. Sadece
üretmiş olduğu ürünler itibarıyla değil, sağladığı katma değer ve istihdam
olanakları bakımından da, tarımın diğer alt sektörlerine göre çok önemli
bir konumdadır. Hayvancılık, özellikle gelişmiş ülkelerde, bugün artık
entegre bir tarımsal fabrika hüviyetine bürünmüştür. İşte bu gerçekten
hareketle Hükûmetimiz hayvancılığa özel bir önem vermiştir. Sektöre yapılacak
desteğin artırılması için tüm imkânları seferber etmiştir.
Hükûmetimiz destek miktarında bir önceki yıla göre yüzde 140’lık bir
artış sağlayarak toplam destek miktarını 176 trilyon liraya çıkartmıştır.
Uygulanmakta olan bu destekleme sistemi içerisinde şu hususlar yer almaktadır:
Suni tohumlama desteği, suni tohumlama ekipman desteği, damızlık gebe düve
desteği, yem bitkileri desteği ve süt teşvik primi.
Hükûmetimiz’in 2003 yılında uygulamaya koyduğu yeni destekler ise şunlardır:
Suni tohumlamadan doğan buzağıların desteklenmesi, arıcılık desteği, hastalıklardan
ari işletme desteği ve su ürünleri yetiştiriciliğinin desteklenmesi.
Uygulamaya konulan Tarımsal Reform Programı'nın bir ayağını da şekerpancarı
gibi ihtiyaç fazlası ürünlerin üretimden çekilerek, bunun yerine, ülke
ihtiyaçlarına cevap verecek ürünlerin yetiştirilmesi almaktadır. Bu çerçevede
2003 yılında, şekerpancarı üretim kotalarının daraltılmasıyla oluşacak
alanlarda; mısır, ayçiçeği, soya fasulyesi ve yem bitkileri gibi alternatif
ürün ekimi yapan üreticilere, telafi edici ödeme yapmayı öngören Bakanlar
Kurulu kararı uygulamaya konulmuştur.
Hükûmetimiz tarafından ortaya konulan uygulamayla şekerpancarı ekememekten
doğan gelir kayıpları, telafi edici ödeme olarak karşılanacak ve böylece
üretimden çekilen üreticilerin o alan için uğrayacağı gelir kaybı giderilecektir.
Bu çerçevede, alternatif ürün olarak mısır yetiştiren üreticilere dekar
başına 132 milyon lira, ayçiçeği yetiştiren üreticilere dekar başına 126
milyon lira, soya yetiştiren üreticilere dekar başına 116 milyon lira ve
çok yıllık yem bitkisi yetiştiren üreticilere dekar başına 94 milyon lira
ödenecektir.
Fındık üreticisinin 2002 yılındaki gelir kayıplarının telafi edilmesi
amacı ile de, doğrudan gelir desteği kapsamında çiftçi kayıt sistemine
dahil olan fındık üreticilerine, 500 dekara kadar olan arazileri için dekar
başına ilave 25 milyon lira ödeme yapılmıştır. Bu uygulama ile fındık üreticilerine
sağlanan ilave ödeme tutarı yaklaşık 95 trilyon liradır. Bu ödemeler geçtiğimiz
ay içinde tamamlanmıştır. Arz fazlası olan fındık ve tütün için; fındık
yetiştirilen iller ile tütün ekimi yapılan Güneydoğu Anadolu illerinde,
Alternatif Ürün Projesi uygulanmaktadır.
Bu proje çerçevesinde, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde, belirlenmiş
alanlarda tütün üretiminden vazgeçerek, alternatif ürün yetiştirmeyi tercih
eden tütün üreticilerine, ekecekleri yeni ürüne ait, bir yıllık girdi ödemesi
ile bakım ve hasat masraflarının karşılanması amacıyla, bir yıllık net
gelir farkı ödemesi yapılacaktır.
Fındık alanlarında ise; bu proje, ekolojisi olmayan ve sulanan tarım
arazilerinde uygulanacaktır. Bu alanlarda alternatif ürün yetiştiren üreticilerimize,
yeni ürünle ilgili girdi ödemesi ve yıllık bakım ve hasat masrafı gibi
ödemelere ilave olarak, fındık söküm masrafı da ödenecektir.
Sevgili Çiftçi Kardeşlerim;
Benim şahsen de çok önem verdiğim bir projemiz de tarımda kullanılan
mazotun desteklenmesi projesidir. Bunu hep meydanlarda söyledim.
Bu proje kapsamında, tarımsal üretimin en önemli girdisi olan ve diğer
ülkelerle mukayese edildiğinde, en pahalı bir girdi olarak kullanmak zorunda
kaldığınız mazotun, siz üreticilerimize daha ucuza sağlanması ile ilgili
çalışmalarımız sonuçlanmıştır. Bu uygulama ile siz üreticilerimizin, tarımsal
üretim faaliyetinde kullandığınız mazot için yapacağınız harcamaların dekar
başına belli bir miktarının, size 2003 yılı içerisinde iki taksitle ödenmesi
planlanmıştır. Bu kapsamda çiftçi kardeşlerime, tarımsal faaliyette bulundukları
alan itibariyle ve azami 500 dekara kadar olmak kaydıyla, dekar başına
3 milyon 900 bin lira mazot desteği ödemesi yapılacaktır. Bu değer; şu
andaki mazot fiyatı üzerinden yaklaşık olarak yüzde 35’lik bir indirime
tekabül etmektedir.
Bu destek kapsamında iki dilim halinde yaklaşık 670 trilyon lira civarında
bir desteğin çiftçilerimize aktarılması öngörülmektedir.
Sevgili Çiftçi Kardeşlerim;
Uzun yıllar önce aldığınız; ancak, ekonomik krizler nedeni ile ödeyemediğiniz
borçların, geçen zaman içerisinde, ödenemeyecek boyutlara ulaştığını çok
iyi biliyorum. İşte bu nedenle, bu borçlarınızın ödenerek, tekrar tarımsal
üretime kavuşturulması Hükûmetimiz tarafından öncelikli konu olarak belirlenmiştir.
Bu amaçla, tarım sektörünün iki temel kredi kuruluşu olan; Ziraat Bankası
ile Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından kullandırılan tarımsal krediler
için yasal bir düzenleme yaptık. Böylece tarımsal kredi borçlarınızı yeniden
yapılandırmak suretiyle borçlarınızın geri ödenmesini sağladık.
Öte yandan, 2003-2004 dönemi hububat alım kararnamesini de 30 Mayıs
2003 tarihinde yayımladık ve bu kararname çerçevesinde, 31 Mayıs 2003 tarihinde
de hububat alım fiyatlarını ilân ettik.
Buna göre, Çukurova buğdayı için 310 bin lira fiyat verilmiş olup, geçen
yıla göre yüzde 46,5’luk bir artış yapılmıştır. Anadolu kırmızı sert buğdayın
fiyatı ise 325 bin lira olarak ilân edilmiş, bu buğdaydaki artış ise yüzde
41.3 olmuştur. Makarnalık buğdaylardan Anadolu durum buğdayı 367 bin lira
diğer durum buğdayları ise 345 bin lira olarak açıklanmıştır.
Türkiye’de 2002 Nisan ayından 2003 Nisan ayına kadar olan enflasyon
oranı yüzde 35 seviyelerindedir. Buğdaya verilen fiyat ise görüldüğü gibi
yüzde 41.3 ile yüzde 46,5 arasında değişmektedir. Yani, buğdaya yaklaşık
olarak enflasyonun yüzde 10 üzerinde fiyat verilmiştir.
2003-2004 sezonu yaş çay alım kampanyasında ise bu sene önemli bir değişiklik
yapılmıştır. Kampanya için Çay-Kur’un alım fiyatı, bir önceki yılın fiyatına
göre yüzde 25.3’lük bir artışla, 400 bin lira olarak belirlenmiştir.
Ancak, bu sene ilk defa çay kalitesini yükseltmek için, ürün kalite
destek primi uygulamasına geçilmiştir. Bu çerçevede verilecek kalite primi
ise kilo başına 50 bin liradır. Böylece üreticilerimizin eline, çayda yüzde
40.6’lık bir artışla 450 bin lira geçmesi sağlanacaktır.
Sevgili Vatandaşlarım;
Hükümetimiz’in tarımsal geliri artırmak amacıyla yürüttüğü çalışmalardan
biri de süne ile yapılan mücadeledir. Bu mücadele yapılmadığı takdirde
yüzde 70’lere varan oranda ürün kaybı meydana gelmektedir. Tarım ve Köyişleri
Bakanlığı tarafından 34 ilimizde yer aletleri ile 10.3 milyon dekar, uçakla
da 8,5 milyon dekar alanda süne mücadelesi başarı ile uygulanmış ve millî
ekonomiye yaklaşık 1.1 katrilyon lira kazandırılmıştır.
Tarımda verimliliğin artırılmasında en önemli girdilerden birisi de
kaliteli tohumluk kullanımıdır. Islah edilmiş, sertifikalı tohum kullanımı
tahıl veriminde yüzde 25 artış sağlamaktadır. Ayrıca, kaliteli mahsul üretimi
ile ürün fiyatının artması da, çiftçinin gelirini yüzde 20-25 oranında
artırmaktadır.
Bu tohumluğun dağıtılması için Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM)
ülke çapında tüm il ve ilçelerde Tohumluk Bayiliği verilmesini kararlaştırmış
ve bunun için ilâna çıkılmıştır. Tohumluk bayilikleri önümüzdeki bir-iki
ay içerisinde belirlenecektir.
2002 Yılında, 50 bin ton sertifikalı tohumluk dağıtılmıştır. Hükûmetimiz
bu yıl miktarın 200 bin tona çıkarılmasını hedeflemektedir.
Sevgili Köylü ve Çiftçi Kardeşlerim;
Şimdi sizlere, Hükûmet olarak çok önem verdiğimiz ve sizlerin sorunlarını
çözmek için geliştirdiğimiz bazı yeni projelerimizden de kısaca bahsetmek
istiyorum.
Bu projelerden biri, Tarımsal Kalkınma Kooperatiflerinin Sosyal Yardımlaşma
ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan Desteklenmesi Projesi’dir.
Ekonomik ve sosyal yoksunluk içinde bulunan çiftçi ailelerinin gelir
seviyesini yükseltmek amacıyla geliştirdiğimiz bu projeyle, Sosyal Yardımlaşma
ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’nun bağlı olduğu Devlet Bakanlığı ile Tarım
ve Köyişleri Bakanlığı arasında yoksullukla mücadele kapsamında, ortak
girişimler başlatılacaktır. Bu amaçla, iki Bakanlık yetkilileri arasında
görüşmeler yapılmış ve ortak protokol hazırlanmıştır.
Söz konusu protokol ile, ilk olarak, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma
Vakıfları tarafından, süt sığırcılığı ve koyunculuk amaçlı kooperatif projeleri
desteklenecektir.
Bir başka uygulamamız da Tarımsal İstihdam ve Üretim Projesi’dir. Bu
projeyle, işsiz ziraat mühendisi ve veteriner hekimlerimiz şarta bağlı
olarak, üç yıl süreyle bitkisel ve hayvansal üretim yapılan köylerde istihdam
edilecektir. Bu suretle küçük ölçekli tarımla uğraşan çiftçi kardeşlerimizin,
yeni üretim teknikleri, yeni tarım aletleri ve tarımsal üretimde yeni metodlar
konusunda bilgi ve becerilerini artırmaları sağlanacaktır.
Böylece bir yandan büyük masraflarla eğitim süreçlerini tamamladıkları
halde, işsiz durumda bulunan yetişmiş elemanlarımız istihdam olanağı elde
ederken, öte yandan tarımsal üretimin de daha bilimsel metodlarla gerçekleştirilmesi
sağlanacaktır.
Bu kapsamda, coğrafî özellikler dikkate alınarak, ortalama her 1 köye
bir eleman olmak üzere, ilk etapta 1000 köye, 1000 kişi hizmet götürecektir.
Projenin nihai hedefi 25 bin köye 5 bin elemandır.
Tarımımızı daha çağdaş ve daha bilimsel metodlara kavuşturmak için başlattığımız
bir başka projemiz de, Gezici Toprak Tahlil Laboratuarlarının Kurulması
ve Uygulanması Projesidir.
Bu proje kapsamında, ülkemiz topraklarının tahlilleri tamamlanacaktır.
Üreticilerimiz de bu tahlil sonuçlarına göre, uygun gübreyi, uygun miktarda
kullanabileceklerdir. Hizmeti, üreticilerimizin ayağına götürecek bu proje,
en kısa sürede pilot illerde uygulamaya konulacaktır.
Değerli Vatandaşlarım, Sevgili Anneler, Babalar, Nineler, Dedeler;
Değerli Gençler ve Sevgili Yavrular;
Yılların ihmali ve yanlış politikaları nedeniyle şüphesiz bütün toplum
kesimlerinin acil çözüm bekleyen sorunları, şikayetleri, beklentileri
ve talepleri var.
Ancak, takdir edersiniz ki, çiftçi kardeşlerimiz, köylü kardeşlerimiz,
tarımla, hayvancılıkla uğraşan üretici kardeşlerimiz geçmişte yapılan yanlışların
bedelini en ağır biçimde ödeyen toplum kesimi oldu.
Yediğimiz ekmeği, eti, hububatı, sebzeyi, meyveyi, içtiğimiz sütü,
velhasıl tükettiğimiz gıdayı binbir emek ve zahmetle üreten bu kardeşlerimiz
için gerçekleştirdiğimiz hizmetler, geliştirdiğimiz projeler, başlattığımız
uygulamalar tabiî ki bu saydıklarımdan ibaret değil. Ancak süremiz bitmeden
önce, konuşmamın başında değindiğim gibi makroekonomik göstergelerdeki
ve dış politikadaki bazı gelişmelere de kısaca değinmek istiyorum.
Sevgili Vatandaşlarım;
Bildiğiniz gibi, geçtiğimiz ay içinde Malezya’ya, Pakistan’a, Selanik’e
ve Portekiz’e gittik. Bu ziyaretlerimizin her biri her ne kadar birbirinden
farklı gündem ve öncelikler doğrultusunda planlanmış olsa da, temelde,
Türk dış politikasının tarihimizden, coğrafyamızdan da güç alan
çok boyutluluğunun bir sonucudur.
Sözgelişi Malezya, Pakistan ve Portekiz’e kalabalık bir iş adamları
heyetiyle birlikte gitmemiz, bizim dünyayla kurduğumuz ilişkileri somut
ekonomik temellere oturtma niyet ve kararlılığımızın bir göstergesidir.
Zira, gerek komşularımızla, gerekse diğer ülke ve topluluklarla kurduğumuz
ilişkileri, karşılıklı ekonomik çıkarlarımızı gözeten bir ekonomik derinliğe
kavuşturamazsak, sadece hamasi ve nostaljik söylemlerle havanda su
döğmüş oluruz. Biz bu ziyaretlerimizde, sadece söylemlerimizle değil, heyet
kompozisyonlarımızla da, bu ilkeyi hayata geçirdik. Doğrusu muhataplarımızın
da bu gerçekçiliğimizi çok iyi değerlendirdiklerini açıkça gördük.
Geçtiğimiz ay katıldığımız Avrupa Birliği Selanik Zirvesi’nde de Avrupa
Birliği üyelik sürecimizi somut adımlar ve kararlarla pekiştirdik.
Bütün bu olumlu gelişmelerden sonra, Irak’ta meydana gelen yakışıksız
ve çirkin olaya da kısaca değinmek istiyorum. Bu olayda da, Hükûmetimiz’in
tutumu tavizsiz gerçekçilik ve kararlılık olur. Olayı haber aldığımız dakikadan
itibaren, gerek ben, gerek Başbakan Yardımcımız ve Dışişleri Bakanımız,
gerekse Genel Kurmayımız, tam bir koordinasyon içinde Amerikalı muhataplarımız
nezdinde, Türkiye’nin ve Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin vekar ve haysiyetine
yakışacak bütün adımları attık. Bu süreçte, yapılması gereken neyse yapılmış,
söylenmesi gereken neyse muhatabına söylenmiştir.
Ancak, devlet yönetimi, anlık duygusal tepkilerle değil; objektif bilgilere
dayalı objektif değerlendirmelerle ve bu değerlendirmelere dayalı rasyonel
ve kararlı adımlarla yürüyen bir süreçtir.
Devlet sorumluluğunu üstlenmiş kişi ve kurumlar, kendi psikolojik ve
duygusal tepkilerini, ne kadar haklı olurlarsa olsunlar, akl-ı selimin
ve rasyonel stratejik değerlendirmelerinin üstüne çıkartamazlar. Bu olayda
da, Türk Devleti, kendi derin tarihî tecrübelerinin ve devlet geleneğinin
gerektirdiği adımları atmakta tereddüt etmemiştir. Bundan sonraki aşamalarda
da bu tutumunu sürdürmekte kararlıdır.
Son olarak, makroekonomik göstergelerdeki bazı çok olumlu gelişmeleri
de sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bildiğiniz gibi, neredeyse 20 yıldır ilk defa Türk ekonomisi, geçtiğimiz
ay içinde eksi enflasyon olgusuyla tanıştı. Bu olgu, sadece ekonominin
ölçülebilir parametreleri bakımından çok olumlu bir gelişme olarak değerlendirilemez.
Bu eksi enflasyonu yakalamış olmamız, ekonomik hayatta asla ihmal etmememiz
gereken psikolojik bariyerleri yıkmaya başladığımızın göstergesi olarak
da çok önemli bir başarıya işaret etmektedir.
Nitekim, yine geçtiğimiz ay itibariyle Türkiye olarak yakaladığımız
yüzde 7.4’lük büyüme hızı da bu bakımdan çok sevindirici bir gelişmedir.
Türkiye, bu büyüme hızıyla Çin’den sonra dünyanın, ekonomisi en hızlı büyüyen
ikinci ülkesi konumuna gelmiştir. Bu da, tıpkı eksi enflasyon gibi, ifade
ettiği rakamsal başarının çok ötesinde bir psikolojik etki gücüne sahiptir.
Bu etki sadece içerde değil, global ölçekte de hissedilecektir.
Bu başarı, doğrudan yabancı yatırımın önünü açan yeni yasal düzenlemelerimizle
birlikte Türkiye’ye yönelik değerlendirmeleri de çok olumlu yönde etkileyecektir.
Şunu da hemen ilave edeyim:
Kişi başına millî gelirimiz de bu olumlu gelişmelerle paralel bir seyir
izlemektedir. Bu yıl fert başına millî gelirimiz 3000 doların üzerine çıkmaktadır.
Bunu satınalma gücü paritesine göre hesapladığımız zaman fert başına millî
gelirimiz 2003 yılı sonu itibariyle sizler için çok çok büyük sürprizler
oluşturabilecek rakamlara ulaşılabilir. Ama daha da önemlisi, ülkede yatırım
ve büyüme heyecanı yeniden hissedilmeye başlanmıştır.
Bakınız son altı ay içinde verdiğimiz teşvik belgeleri, önümüzdeki birkaç
yıl içinde 18 katrilyonu aşan bir yatırım perspektifini önümüze koymaktadır.
Bu ülkemizdeki işsizlik sorununu aşmamız için çok önemli bir gelişmeye
işaret etmektedir. Zira bu yatırım perspektifi gerçekleştiğinde 116 bin
639 kişiye iş imkânı sağlanacak demektir.
Şüphesiz bu saydıklarımın hiçbirini yeterli göremeyiz; bunlara bakarak
rehavete kapılamayız; ayaklarımız yerden hiçbir zaman kesilmemelidir. Özellikle
ekonomik disiplini bozacak davranışlar içine giremeyiz.
Zira Türkiye olarak, yılların biriktirdiği yanlış ve sıkıntıları bertaraf
edebilmek için daha almamız gereken çok mesafe var; daha yapılacak çok
iş var; aşılacak çok engel var...
Allah’ın izniyle, elele vererek biz bu işlerin üstesinden geliriz.
Onun için, bir kere daha şundan emin olmanızı istiyorum: Hükûmetimiz,
gecesini gündüzüne katarak, sadece çiftçimizin köylümüzün değil; işçimizin,
esnafımızın, memurumuzun, emeklimizin, işsizimizin, yani hepimizin, yani
Türkiye’nin sorunlarını bir bir çözmek için azimle, kararlılıkla çalışmaktadır.
Onun için, Hükûmetinize güveniniz...
Her zaman söylediğim gibi, şunu hiç unutmayınız: Bu devlet sizin devletinizdir...
Bu Hükûmet sizin Hükûmetiniz’dir...
Kendinize güveniniz...
Türkiye her bakımdan iyi yoldadır...
Türkiye çok daha iyiye gidecektir.
Hepinizi en içten duygularla, saygıyla ve muhabbetle selâmlıyorum.
|