Türkiye'de yaşanan olaylar...
 Ana Sayfalar
BELGENET 
ARŞİV
BELGELER
DOSYALAR
HUKUK
EKONOMİ
KİM KİMDİR
.İlgili Sayfalar
ERDOĞAN'IN GRUP KONUŞMASI (18.2.2003)
ERDOĞAN'IN GRUP KONUŞMASI (28.1.2003)
İLK GRUP KONUŞMASI (19.11.2002)

AKP GENEL BAŞKANI ERDOĞAN'IN GRUP KONUŞMASI...
15 Nisan 2003
Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grubu toplantısında yaptığı konuşmada, Irak Savaşı ve Türkiye'nin izlediği tutum ile ekonomik konulara değindi.
 
ERDOĞAN'IN KONUŞMASINDAN...
"Kötümserliğe teslim olmayacağız ve milletimizin dinamizmini hakkıyla temsil etmeye devam edeceğiz"
"Felaket beklentisi alışkanlığı ülkemizin dinamizmini, imkanlarını ve gücünü gölgeliyor. Bunlar, ülke çıkarlarını düşünmeyen zihinlerin ürettiği yanlış politikalardır"
"Türkiye'nin güvenliğine ve itibarına olan düşkünlüğümüze gölge düşürmemek için çok ama çok titiz bir politika yürüttük"
"Felaket senaryoları yazanların dedikleri değil, bizim öngörülerimiz ve ihtiyatlı politikamız doğrulanmıştır, doğrulanmaya devam etmektedir"
"Medya, savaşın cereyan ettiği dönemde adeta ulusal birliğimizi parçalamak için elinden gelen herşeyi yapmıştır"
"Hep uydurmaca haberlerle halkın yönetimine, hükümetine, güvenini sarsmanın gayreti içine girmişlerdir"
"Biz, savaş gibi tehlikeli bir konuda ağız dolusu konuşamazdık"
"Sırtında yumurta küfesi olmayan insanlar gibi ekran başında ya da kameraların önünde ayran kabartan nutuklar atamazdık"
"Ama aynı duyarlılığı benim ülkemde yazılı ve görsel medya göstermemiştir"
 
AKP Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan'ın partisinin grup toplantısında yaptığı konuşma şöyle:
(15 Nisan 2003)

Değerli Milletvekillerimiz,
Değerli Misafirler,
Basınımızın Değerli Mensupları,

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Bugün sözlerime bir tespitle başlamak istiyorum:

Türkiye uzun yıllar yanlış ellerde yönetilmiş olmanın etkisiyle belli yanlışları da kökleşmiş alışkanlık haline ne yazık ki getirmiş bulunuyor. Aslında bu tespitimi, bu gözlemimi ifade etmek istemezdim ama, söylemek zorunda kaldım.

Yaygın bir kötümserlik ve karamsarlık ile beraberinde gelen felaket beklentisi alışkanlığından aslında söz ediyorum.

Bize göre bu alışkanlıklar ülkemizin dinamizmini, imkanlarını ve gücünü gölgeliyor. Bunlar, ülke çıkarlarını düşünmeyen zihinlerin ürettiği yanlış politikalardır. Bunları süratle aşmamız gerekir.

Bu kürsüden, herkese seslenerek o bilge zâtın, Hacı Bektaş-ı Veli'nin çağrısını hatırlayalım: "Gelin canlar bir olalım. Bir olalım, diri olalım, iri olalım".

Bu dirliğe, bu birliğe ve bu ruh dinamizmine ülke olarak bugün her günden daha çok ihtiyacımız var.

Bu çağrıdan sonra gündeme dair mülahazalarımıza devam edebiliriz.

Değerli arkadaşlar,

Hükümet olarak, yaşadığımız şu süreçte ısrarla, ülkemizin bu dar koridordan çıkacağını söyleye geldik. Bu gün de aynı şeyi söylüyoruz.

Yeter ki, ülkemizin tarihin derinliklerinden gelen gücünün farkında olalım, yeter ki, dirilişçi ruhumuzu hadiselerin karşısında pörsütmeyelim.

Evet, kötümserliğe teslim olmayacağız ve milletimizin dinamizmini hakkıyla temsil etmeye devam edeceğiz. Ak Parti, bu ruh ve akıl dinamizminin adı ve adresi olmak zorundadır.

Hava kurşun gibi ağırlaştı denildiğinde ya da herkes ülke olarak elimizin çok zayıfladığını söylediğinde bile Türkiye'nin hem aklı hem vicdanı olma iddiamızdan geri adım atmadık.

Türkiye'nin güvenliğine ve itibarına olan düşkünlüğümüze gölge düşürmemek için çok ama çok titiz bir politika yürüttük. Bundan sonra da bu kararlılığımız devam edeceğinden kimsenin şüphesi olmamalıdır.

Allah'a şükürler olsun felaket senaryoları yazanların dedikleri değil, bizim öngörülerimiz ve ihtiyatlı politikamız doğrulanmıştır, doğrulanmaya devam etmektedir.

Ekonomik göstergelerden devletler arası ilişkilere kadar her şeye bakabilirsiniz.

Sağlam bir duruş ve irade bu arada tecelli etmiştir. Eğer biz bunu sergilemeseydik, telaşa kapılsaydık bu özgüveni gösteremezdik. Bu süreçte eleştiriler pahasına bütün vatandaşlarımıza ve herkese güven telkin ettik.

Bunu çok önemsedik; çünkü, savaş gerekçesiyle bu olumsuz atmosferde her türlü dezenformasyona, haber ve yorum kirliliğine karşı direnç göstermemiz gerekiyordu.

Krizi nasıl yönetmekte olduğumuzun cevabı da açık ve net ortaya çıkmıştır. Bunu sesi az çıkan ve sesine çok az kulak verilen halkımızın çok iyi gördüğünü ve çok iyi değerlendirdiğine inanıyorum.

Biz, savaş gibi tehlikeli bir konuda ağız dolusu konuşamazdık.

Altını çizerek bir şey söylüyorum. Sırtında yumurta küfesi olmayan insanlar gibi ekran başında ya da kameraların önünde ayran kabartan nutuklar atamazdık. Ve atmadık.

Ne yaptığımızı iç politika malzemesi yapmadık ve belki kendimizi bu süreçte tam olarak anlatmamış veya anlatamamış da olabiliriz.

Evet, "barış" için çabalarımız istediğimiz sonucu vermedi ve yanı başımızda bir savaş patladı ama; işte, yanımızda patlayan bu savaştan, bu çıkan yangından şuana kadar ülkemizi korumanın da , bu yangının ülkemize de sirayet etmemesinin de gerçek neticelerini görüyoruz.

İşte, kötümserlik üretenlerin, gelişmeleri doğru analiz edemeyen gözlemcilere ait beklentilerin beyhude olduğu da ortaya çıktı.

Ekonomik olarak tehlikeli bir sarsıntı geçirmedik ve ülkemizin vakarını incitmedik.

Geçen yılın birinci, ikinci, üçüncü ayın tablolarına bakın.Ve bu yılın birinci, ikinci, üçüncü ayın tablolarına bakın. Ve şu son ayın yani savaş sürecindeki tablolara bakın göreceğiniz şey şudur: Bu son ayda dahil olmak üzere bu son üç aylık süreç de dahil olmak üzere bu dönem çok daha başarılı rakamlarla ortadır.

Bunu ben söylemiyorum. Rakamlar söylüyor. Borsa rakamlarına bakın. Milli gelire bakın. Faize bakın. Tüm bunları gördüğünüzde bütün bu olumsuzluklara rağmen AK iktidarın başarılı bir neticesini göreceksiniz. Bu sıkıntılara rağmen, bu olumsuzluklara rağmen, kucağımızda bulduğumuz ateş yumağına rağmen bunları göreceksiniz. Ve gelecek daha güzel olacak. Çünkü bu günler bunun müjdesini vermektedir.

Devletler arası ilişkilerimizde de güvenilirliğimizi hiçbir zaman yitirmedik. Ben inanıyorum ki Cumhuriyet tarihinde en yoğun dış temasın, diplomasinin olduğu dönem bu dönemdir. Ve şuana kadar bakınız tüm bu diplomatik münasebetlerde abartılı abartılı birçok şey söylendi. Kuzey Irak da şu oldu, bu oldu dendi. Ama bütün biz bunlara olgunlukla, en geniş manada müzakerelerimizi yapmak suretiyle, hangi ilgili kurum gerekiyorsa birlikte el ele vermek suretiyle bu adımları attık.

Ne yazık ki burada bir gerçeği de söyleyeceğim, ama aynı duyarlılığı benim ülkemde ne yazılı ne de görsel medya göstermemiştir. Bunun da altını çiziyorum.

Göstermediği gibi adeta kendi hükümetini karalayan, kendi hükümetini tenzif eden, bütün bu duruşları yok farz eden ve kendi hükümetine böyle bir uluslar arası münasebetin cereyan ettiği, bir savaşın cereyan ettiği dönemde adeta ulusal birliğimizi parçalamak için elinden gelen her şeyi yapmışlardır.

Bunu söylemek istemezdim ama söylemek zorunda kaldım.

Ve bu süreç içinde de ne yazık ki ellerinden gelen her türlü asparagas, doğru olmayan haberleri de girmişlerdir.

Hep böyle uydurmaca haberlerle halkının yönetenine, hükümetine olan güvenini sarsmanın gayreti içine girmişlerdir.

Medya bu noktada bir sorumluluğu da üzerinde taşımalıdır. Çünkü özgürlük aynı zamanda bir sorumluluktur. Bunu da böyle bilmeliyiz. Özgür olmak hovardaca sorumluluğu harcamak da değildir.

Ben inanıyorum ki bu sorumluluk bilinci ulusal birliğimizi çok da anlamlı kılacaktır.

Bu arada ülkemize bir tek mülteci gelmedi. Olayların seyri bundan sonra da gelmeyeceğini gösteriyor.

Keza, ekonomi konusunda da felaket senaryoları çizenler de, yazanlar da bütün bu yazdıklarının, çizdiklerinin ellerinde kaldığını görmüşlerdir.

Tabi krizin yönetilme şeklini eleştirenler her an değişen gelişmeler karşısında sadece belli konulara takılıp kaldılar.

Oysa değişkeni sayısız olan bu tür gelişmeler karşısında dinamik bir irade göstermek gerekir.

Savaşın tarafı olmadığımız halde, gelişmelerin tek belirleyicisi ve yegane aktörü Türkiye imiş gibi ileri yorumlar da yapıldı.
Bu yorumların yapılmasını, hatta eleştirilerin yapılmasını son derece tabii karşılıyoruz.

Daha ileri giderek diyorum ki, eleştiriye ve eleştirel akla her zaman ihtiyaç duyacağız ve hiçbir zaman kulaklarımızı kapatmayacağız.

Ve basının bu tür eleştiriler yaklaşımlarını ben eleştirmiyorum. Onlara açık olduğumuzu saygılı olduğumuzu söylüyorum ama diyorum ki burada objektif, kolektif bir akılla bu yaklaşımlar yapılırsa başımız gözümüz üstünde yeri var. Çünkü bu ülke bizim bu ülkeyi hep beraber ayağa kaldıracağız ama yanlışlıklar olursa bunun zararını, bunun bedelini de hep beraber ödeyeceğiz.

Özellikle bütün dünyanın gözlerinin üzerimizde olduğu bir dönemde her birimiz ülkemize yapacağımız katkıyla ve bu katkı neticesinde alacağımız başarıya şüphesiz ki birlikte ortak olacaktır.

Zira biz, Türkiye'nin yıllardır beklediği idari, mali ve hukuki reformları ertelemeden bu süreci aşmaya çalışıyoruz.

Derin ekonomik krizin yaşattığı daralmayı, üst üste yaşanan finansal krizleri, iç ve dış borç realitemizi, yüksek kamu açıklarımızı, sadece yolsuzlukların konuşulduğu skandallarla çalkalanan günleri halkımızın unutmadığına inanıyorum.

Bütün bunları, geçmişin eleştirisi olarak değil, hangi zemin üzerinde olduğumuzu tespit etmek için ifade ediyorum.

Dolayısıyla sayısız değişkeni olan savaş gibi bir hadisenin muhtemel sonuçlarını tahmin ederken topluma karşı sorumlu olan herkes hakkaniyet ölçüsünü elden bırakmamladır diyorum. Bir kez daha dikkatlerinize sunuyorum.

Türkiye, değerleri ile imkanlarını birleştirdiğinde dünyanın en güçlü ülkelerinden biridir.

Bundan herkesin emin olmasını isterim.

Zira, tarihin bize bahşettiği imkanlar bugün belki de bizi dünyanın en dikkate değer ülkesi kılıyor.

Bu gücümüzün farkında olalım ve lütfen ülkemizin gelecek ufuklara yürüyüşünde toplumun birlikteliğini beslemeye katkı sağlayalım diyorum.

Bütün kararlarımızın sosyal boyutunu, topluma yansımasını hesap ediyoruz.

Nitekim, Hükümetimiz " Ekonomik ve Sosyal Konsey"'in çalışmalarına büyük önem veriyor. Bildiğiniz gibi Ekonomik ve Sosyal Konsey daha önce kurulmuş olmasına rağmen doğru dürüst çalışamamış, yıllar boyu sınırlı sayıda toplanabilmiştir. Devletin toplumla birlikte düşünme geleneği bizde zayıf olduğu için Konseyin kurumsallaşmasına imkan sağlanmamıştır.
İhtiyaç duyulduğunda dosyalar elden ele dolaştırılarak imzaları tamamlanan kararlar alınabilmiş.

Ancak biz; programımızda ve Seçim Beyannamemizde söz verdiğimiz üzere; ülkemizi ilgilendiren her kararı mümkün olduğunca konunun taraflarınca görüşerek, Sivil Toplum ve meslek örgütleriyle istişare ederek bir sonuca varma konusundaki kararlılığımızı sürdürüyoruz. Bu çerçevede daha önce iki kez topladığımız "Ekonomik ve Sosyal Konsey"i yarın üçüncü kez topluyoruz.

Yarın toplanacak Ekonomik ve Sosyal Konsey'in gündemi üç önemli maddeden oluşmaktadır!

Birinci Maddede; Konsey çalışmalarının etkinliğinin artırılması bağlamında, Konseyin oluşumunda bir eleştiri konusu olan kamunun ağırlığının azaltılması, buna karşılık sosyal tarafların ağırlığının artırılması tartışılacaktır. Ayrıca Türkiye - Avrupa Birliği Karma İstişare Komitesi (KİK ) gibi gerekli görülen çalışma kurullarının oluşturulması ve etkinleştirilmesi de gündeme gelecektir.

Gündemin İkinci Maddesinde ise; Yatırım Ortamının İyileştirilmesine Yönelik Çalışmaların değerlendirilmesi yapılacaktır. Yatırım ve yatırımcıların önündeki bürokrasi engeliyle mücadelede reform niteliğinde dev bir adım olacaktır. Bunu özellikle müjdelemek istiyorum. Sanayi ve Ticaret Bakanlığımızın hazırlamış olduğu, "Ülkemizde ticaretin, girişimciliğinin, yerli ve yabancı yatırımcıların ülkemize yönelik yatırım ve bu yatırımlarda teşvik edilmesi için şirket kuruluşunda 19 aşamada beliren gereksiz ve mükerrer işlemler sonucu oluşan kırtasiyeciliğin giderilerek sadece üç aşamaya indirilmesini sağlayan kanun tasarısı tartışılacak, tasarıya son şekli verilerek Meclis'e sevk edilmeye hazır hale getirilecektir. Yeni tasarıyla; daha önce mükellef tarafından bu konuda yapılmış olan engellemeler kaldırılacak ve ben inanıyorum ki ülkemizde bu alanda da bir bahar havası esecektir.

Değerli Arkadaşlar,

Burada bazı farklı ayrıntılarda yine yatırımcılar tarafından kazanılacak. Daha önce mükellef tarafından yerine getirilen vergi dairesine müracaat, ticaret ve sanayi odalarından izin alma; Bağ-Kur, İş-Kur ve Sosyal Sigortalar Kurumuna yapılan başvurular kaldırılacak, bütün bu işlemler tek tip olarak hazırlanmış olan "Şirket Kuruluşu Bildirim Formu"'nun Ticaret Sicil memurluklarınca ilgili kurumlara gönderilmesiyle yerine getirilmiş olacaktır. Kuruluş aşamasında şirket defterlerinin noter tarafından tasdik edilme mecburiyeti de kaldırılmaktadır. Yine bu tasarıyla; Yabancı Sermayeli Şirketlerin " Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü"'nden İzin Belgesi Alma Zorunluluğu ve 50.000 $ yatırma zorunluluğu da kaldırılmaktadır. Böylece, yatırımcıların değişik kamu kurumlarına çoğu benzer belgelerle müracaat ederken kaybettiği zaman önlenmiş olacak, bürokrasi en aza indirilerek yerli ve yabancı yatırımcıların önündeki caydırıcı engeller kaldırılacaktır.

Gündemin üçüncü maddesini ise; İşsizliğin önlenmesi ve istihdamın artırılmasına yönelik tedbirler oluşturmaktadır. Hükümetimizin sivil toplum kuruluşları ve meslek örgütleriyle dayanışması ve istişaresi sadece Ekonomik ve Sosyal Konsey kapsamında değil, ilgili ve gerekli her konuda devam edecektir.

Tasarrufu Teşvik Fonu, Vergi Barışı ve İş Güvencesinde olduğu gibi Sivil Toplum kuruluşlarıyla birlikte düşünmeye ve çözüm üretmeye devam edeceğiz.

Bu bağlamda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızın hazırladığı Petrol Yasa Taslağı 10 Nisan tarihinde web sayfasına aktarılarak, tartışmaya açılmış ve bunun neticesinde, katkıda bulunmak isteyenler için demokratik bir platform hazırlanmıştır.

Konu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızdan açılmışken; tabi burada bir gerçeği daha söylemek istiyorum. O da petrol fiyatları –bu uzun zamandır gözden kaçmış olabileceği için söylüyorum- 16 kez fiyatlar indirilmiştir. Ne demiştik artarken bu otomatik sisteme bağlı olduğu için artıyor ama şunu unutmayın bizim dönemimizde dünya petrol fiyatları düştüğü zaman fiyatlar bizde de düşecek.

Bakanlığımıza bağlı Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. (TEDAŞ)'ın bazı çalışmalarını da sizlere, dolayısıyla kamuoyuna açıklamak istiyorum.

Alınan bir kararla meskenlerde aylık 150 kwh aşan her 1 kwh elektrik için %50 zamlı tarife uygulamasına son verilmiştir. Ayrıca, geçmişte yaşadığımız ekonomik krizler nedeniyle ödenemez hale gelmiş elektrik borçları için de yeniden yapılandırmaya gidilerek borçların ödenebilmesine imkan sağlanmıştır. Buna göre TEFE'ye göre hesaplanan gecikme zammının meskenlerde %20'si, tarımsal sulama abonelerinde %50'si, sanayi ve diğer tesislerde %30'u alınmayacak olup 6, 10 ve 12 ay gibi taksitler uygulanacaktır.

Bu çerçevede asıl üzerinde durmak istediğim husus ise akaryakıt ürünlerindeki fiyat ayarlamaları bundan sonra da aynı hassasiyetle devam edecektir.

Burada bir gerçeği söylemek zorundayım. Bildiğimiz gibi, Irak Krizi ve savaşın meydana getirdiği belirsizlik tamamen ortadan kalkmasına rağmen dünya borsalarında petrol fiyatları ilk seviyesine inmese de belli bir düşüşü bu arada kaydetmiştir.

Değerli Milletvekilleri,
Değerli Misafirler,

Daha önce de söylediğim gibi, Türkiye son birkaç ayda yıllara zor sığabilecek yoğunlukta dış gelişmelerle dolu bir gündem yaşamış olmasına rağmen, AK Parti iktidarı, elinde mazeret beyanında bulunabileceği böylesine karmaşık ve sıcak meseleler olmasına rağmen bunu yapmadı. Zira hükümetimiz sadece dış meselelere boğulup kalmadı.

Zaten kırılgan ve hassas olan ekonomik dengelerin savaş şartlarında daha da bozulması akla daha yakın gelirken, iktidarımız ekonomiyi savaş şartlarının olumsuz rüzgarından koruduğu gibi kimi kalemlerde daha da iyi sonuçların alınmasına ortam hazırladı, fırsat oluşturdu.

Biraz sonra sizlerle paylaşacağımız kimi göstergelerde de görebileceğimiz gibi, ideal olmasa da, ekonomide göreceli iyileşmelerin oluşmasına imkan sağladı.

Konuşmamım başında da söylediğim gibi şimdi hafıza kayıtlarına iyi kaydedilsin diye bazı rakamlarla vermek istiyorum. Örneğin, geçen yıl Ocak- Mart döneminde 7 milyar 631 milyon $ ihracat gerçekleştirilmiş iken, bu yıl aynı dönemde 10 milyar 219 milyon dolara ulaşmıştır ihracatımız... Dayanıklı tüketim malları ve trafiğe kaydedilen yeni araç sayısı artmıştır. Geçen yıl Ocak- Mart döneminde, dayanıklı tüketim mallarında bir önceki yıla göre %8.4'luk bir artış meydana gelmişken, bu yılın aynı döneminde bir önceki yıla aynı döneme göre %25'lik bir artış oluşmuştur. Geçen yılın ilk üç ayında 6.197 yeni araç trafiğe kaydedilmişken, bu yılın ilk üç ayında 14.709 araç trafiğe kaydedilmiştir.

Bu görece iyilik vergi gelirlerinin, dolayısıyla bütçe gelirlerinin artışında ve bütçe harcamalarının kısılmasında da net olarak gözükmektedir. Geçen yılın ilk üç aylık vergi geliri 7.699 trilyon TL, bütçe geliri 9.920 trilyon TL iken; bu yılın aynı döneminde vergi geliri 11.574 trilyon TL, bütçe geliri ise 14.208 trilyon TL olmuştur. Buna karşılık geçen yılın ilk üç ayındaki bütçe harcamaları 20.554 trilyon iken, bu yılın aynı dönemdeki harcamaları 20.922 trilyon TL'de kalmıştır.

Özellikle bu sonuç hükümetimizin kamu harcamalarındaki tasarrufa ilişkin kararlılığının bir göstergesi olurken; Vergi gelirlerindeki artışlar düşünüldüğünde daha da bir anlam kazanmaktadır.

Vergi Barışı Projesinden sağlanacak olan vergi gelirleri takdir edersiniz ki, henüz onlar bunların dışındadır. Daha o başlamış değil. Onda da hedef şuandaki gelişmeler baktığımızda 4 katrilyonu aştı. 5 katrilyona doğru gidiyor.

Değerli Milletvekilleri,
Değerli Misafirler,

Aynı dönemlere ilişkin karşılaştırma yapıldığında faiz oranlarında da ciddi bir düşüş söz konusudur. Geçen yılın Mart ayında; ağırlıklı, Stopajsız, Yıllık Birleşik Faiz %71 seviyesinde iken, bu yılın Mart ayında ortalama %59.7 olarak gerçekleşmiştir. Aralık'ta bu oran, 3 Kasım seçimlerinden sonra, AK Parti iktidarının işbaşına gelmesiyle ortaya çıkan %50'lerin altına inen faiz oranlarına göre yüksektir.

Faizlerin bir türlü makul seviyeye düşmemesinin altında;

• Borcumuzun çok yüksek olması ve borcu borçla ödememiz
• kaynak bulmakta zorlanılması
• ve beklentilerin yeterince iyi yönetilmemesi gibi sebepler yatmaktadır.
Hükümetimiz bütün bunların farkında olarak önümüzdeki dönemde söz konusu eksiklikleri gidererek, faizleri makul seviyeye çekmek için azami gayreti göstermektedir.

Aynı şekilde enflasyon oranının öngörülerden yüksek seyretmesinde, 2002 yılının son döneminde, seçim nedeniyle kamuda yapılması gereken ayarlama zamların yapılmamış olmasının ve savaş nedeniyle meydana gelen olumsuz beklentilerin büyük etkisi olmuştur.

Ayrıca bir hususu özellikle belirtmek istiyorum. Enflasyon, büyüme, döviz kuru ve faiz oranları gibi bazı temel ekonomik göstergeler bakımından 2002 yılının sonlarına doğru nisbi iyileşmelerden söz edilebilir. Ancak aynı dönemde bütçe rakamları, kurgulananların dışında ciddi oranda sapmalar göstermiştir. Örneğin, faiz dışı fazla, planlananın altında kalmış, sosyal güvenlik kurumlarına büyük oranlarda fonlar aktarılmış, bütçe açığı ve faiz ödemeleri beklenenin üstünde gerçekleşmiştir.

Oysa bizim Hükümetimiz bütçe hedeflerini öngörüldüğü biçimde gerçekleştirmeye öncelik vermiş olup, ekonomik göstergelerin buna paralel olarak gelişmesini gözetmektedir.

Bundan dolayı doğal olarak ekonomik göstergelerle ilgili iyileşmeler daha geriden gelecektir.Bundan hiç endişeniz olmasın.
Dolayısıyla 2003 yılının başından itibaren yaşanan gelişmeleri yukarıda anlatılan farklı alanları birlikte düşünerek değerlendirmek gerekir.

Evet, hepimiz ülkemizin gerçekleriyle yüz yüzeyiz.

Ülkemize daha iyi hizmet üretme konusunda azmimizi, irademizi kesinlikle ortaya koyduk ve bu kararlılıkla da koymaya devam edeceğiz.

Zor şartları geride bırakacak ve aydınlık ufuklara milletimizle birlikte yürüyeceğiz.

Ne bahane üreteceğiz, ne de mazeretlere sığınacağız. Sadece, ama sadece bu ülkeye, kendi insanımıza hizmet edeceğiz.

Bu yolda, hepinize başarılı ve gayretli çalışmalar diliyor, sevgiler sunuyor hepinizi Allah'a emanet ediyorum.
 


(15 NİSAN 2003)
Geri
sayfa başı
Geldiğiniz sayfaya dönüş

© 2003 BELGEnet
belgenet.com sitesindeki metin, resim ve diğer içeriğin hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.